Duyurular

Tarih Nedir?

Yazan: Uğur PAMUKEL

Tarih Nedir?

‘Tarih nedir?’ sorusunu cevaplamayı denediğimizde, cevabımızı bilerek ya da bilmeyerek, zaman içindeki öz tutumumuzu yansıtır ve daha geniş bir soruya, içinde yaşadığımız toplum hakkında ne düşündüğümüz sorusuna vereceğimiz karşılığın bir parçasını oluşturur. Tarih nedir sorusundan önce isterseniz ‘tarihi olgu nedir?’ sorusuna bakalım. Tarihi olgu, geçmişte insanların yapmaya başladığı, bir durum, bir olayın oluşum süreci olarak gösterilebilir. Hatta başka bir şeyin belirtisi olarak da gözlemlenmiş olaylardır. Collingwood’cu[1] tarih görüşünün tarihi olguya bakışı, olgunun biricikliğini ve kendi başına anlam taşıdığını savunmuş, tarihçinin yasalar ve genellemeler ile değil tekil ve özel olgularla ilgilenme kararlılığında olması gerektiğini söylemiştir. Collingwood, tarihin ancak tarihçinin zihninde geçmişin cereyan edip, tarihçi tarafından bugüne aktarıldığını vurgulamıştır. Collingwood 19. Yüzyılın önemli filozoflarından birisidir. Önce gelin isterseniz 19. yüzyıl tarih görüşüne bakalım.

19.Yüzyıl Tarih Algısı

19.yüzyıl olguların altın çağıydı. Tarihin bir bilim olduğu tezlerini doğrulamayı pek isteyen 19. yüzyıl pozitivistleri: “Önce olguları ortaya koyun, onlardan sonuç çıkarın.”, derler. Bu tarih görüşü İngiliz felsefesinin başat özellikleri ile fazlasıyla uyuşmaktadır. Bu da tarihi olgu konusunda farklı görüşleri doğurmaktadır. Sağduyucu tarih görüşü tarihin doğrulanmış bir olgular kümesi olduğunu söyler. Olgular hazırdır, tarihçi onları alıp işler canı nasıl istiyorsa öyle sunar. Sağduyucu görüşten devam edecek olursak, tarihi olgular adeta tarihin omurgasıdır ve bütün tarihçiler için değişmez olan, belirli birtakım temel olgular vardır, örneğin; 1066 Hastings[2] Savaşı. Savaşın 1066’da Hastings’de yapıldığını bilmekle ilgilenmemizin tek nedeni, tarihçilerin bunu önemli bir tarihi olgu saymalarıdır. Geçmişe ilişkin sıradan bir olgunun tarihi bir olguya dönüşme sürecine bir göz atalım. Sıradan günlük bir olay örneğin, 19. yüzyılda sokakta çıkan bir kavgada kalabalık ve öfkeli grubun bir adamı döverek öldürmesi. Bu bir tarihi olgu değildir, bir görgü tanığının bunu anı defterine yazması ve tarihçilerin bu olayı zikretmesi de bunu bir tarihi olgu yapmaz. Ancak bu olay belki 19. yüzyılın sosyokültürel yapısı üzerine çalışma yapan birisinin makalesinde, kitabında geçebilir ki bu da olayın bir tarihi olgu olmasına aday olduğunu gösterir. 19. yüzyılın olgular fetişizmi, bir belgeler fetişizmiyle tamamlanmıştır. Bir olguyu belgelerde bulursanız o öyledir. Bu belgeler resmi emirler, antlaşmalar, vergi kayıtları, fermanlar, özel mektuplar, diplomatik yazışmalar ve anılardan ibaretti. Hiçbir belge bize o belgeyi yazanın kendisinin ne düşündüğünden, neyin olmuş olması gerektiğinden fazla bir şey söylemez. Elbette, olgular ve belgeler tarihçi için zorunludur. Fakat onları bir fetiş haline getirmek… Olgular ve belgeler tek başına tarihi oluşturmazlar. Bir bakıma bütün tarih düşüncenin tarihidir ve tarih, tarihçinin çalıştığı düşüncenin onun zihninde yeniden oluşmasıdır.

Tarihte önemli olanın bireylerin kişilik ve davranışları olduğu görüşünün uzun bir geçmişi vardır. Bu görüş Eski Yunanlıların geçmişteki başarılarını, onlara ad-bırakıcı kahramanlarla anmak, destanlarını Homeros’a yakıştırmak eğilimindeydi, bu görüş kendini Rönesans’ta ve 19. yüzyılda belirgin olarak öne çıkarmıştır. Özellikle 19. yüzyılın karmaşık ve yoğun toplumsal, ekonomik ve diplomatik gelişmeleri sonucu ve artan bu karmaşada 19. yüzyılda yeni sosyoloji biliminin doğması da bu görüşün yok olmasını geciktirmiştir. Nitekim 19. yüzyılın başlarında ‘’Tarih büyük adamların biyografisidir.’’[3] sözü hala geçerliydi. ‘Tarih nedir?’ sorusuna, tıpkı ideolojiler gibi farklı görüşlerden farklı yanıtlar verilmiştir. Buna örnek olarak Hegelci, Marxist, Collingwoodcu tarih görüşleri diyebiliriz. Hegelci ve Marxist görüşler daha çok, tarihi olayların tarihte gelişimi sürecinde belli yasaların olduğunu ve bu yasaların bulunabileceğini söyleyerek, bunları ortaya çıkarmaya yönelik tarih görüşleridir. Marx bu yasalara karşı tarihi olayların verdiği cevaplara örnek olarak kendi devrinde yaşanan bir olgu olan, Sanayi Devrimi ile açıklar. Sanayi Devrimi’yle üretim araçları toptan değişmiştir. Marx’a göre tarih üretim araçlarının değişmesiyle ilerleyen bir süreçtir, önce üretim araçları değişir sonra her şey.Collingwoodcu tarih görüşünün temeli, tarihçinin araştırması istenilen bir hareketin arkasındaki düşüncenin o hareketi yapan bireyin düşüncesine atfetmesidir. Bu yanlış bir varsayımdır. Tarihçinin araştırması istenilen, hareketin arkasında yatan şeydir ve bu, hareketi yapan bireyin bilinçli düşüncesinden ya da dürtüsünden tamamıyla ilgisiz olabilir.

Büyük adam her zaman ya varolan güçleri ya da varolan otoriteye karşı çıkarak yaratılmasına yardım ettiği güçleri temsil eder. Fakat Lenin gibi kendilerini büyüklüğe götüren güçlerin şekillenmesine yardım edenlere, Napolyon ya da Bismarck gibi zaten varolan güçlerin sırtında büyükleşmişlerden daha yüksek bir yaratıcılık derecesi yakıştırılabilir. Kendi zamanlarının çok ilerisinde oldukları için, büyüklükleri ancak daha sonraki kuşaklarca değerlendirilmiş olan büyük adamları da unutmamak lazım. Dünyanın gidişatını, insanların düşüncelerini değiştiren toplumsal güçlerin yaratıcısı, temsilcisi olan büyük adamı, tarihi sürecin aynı zamanda hem bir ürünü hem de bir etmeni olarak öne çıkmış bir birey olarak görmektedir. Böylece tarih kelimesi bireylerin toplumsal varlıklar olarak içine girdikleri toplumsal bir süreçtir. Burckhardt’ın[4] deyimiyle tarih ‘’ bir dönemin öbüründe kayda değer bulduklarının yazımı’’ dır. Geçmiş, bizim için bugünün ışığında anlaşılabilir ve bugünü ancak geçmişin ışığında anlayabiliriz. İnsanın geçmiş toplumu anlamasını ve bugünün toplumuna hakim olması tarihin çifte işlemidir.

Tarihin bilim olup olmaması, uzun zamandan beri süregelen bir tartışma konusudur. Kimilerine göre bilim sadece doğa bilimlerinden ibarettir, bu yüzden tarihi bir bilim olarak kabul etmezler. Bazıları ise tarihi, sosyal bilimlerin merkezine oturtup tarihi tam teşekkülü bir bilim olarak ele alırlar. Şayet tarih bugün önümüze sunduğu olayları, bir dizi belge ile desteklemektedir, yani tarih somut kanıtlara dayanarak ilerleyen önemli bir disiplindir. Her ne kadar tarihin bilim olmak için yetersiz bir disiplin olduğunu savunanlar olsa da, tarih bizim ilgilendiğimiz her alanın geçmişteki birikimini önümüze koyan vazgeçilmez bir alandır.

Kaynakça

Carr, Edward Hallet Tarih Nedir?, İletişim Yayınları

Hobsbawn, Eric, Tarih Üzerine, Agor Kitaplığı

http://www.academia.edu/7015268/Collingwoodun_Tarih_Felsefesi

http://sbd.dergi.anadolu.edu.tr/yonetim/icerik/makaleler/137-published.pdf

Dipnotlar

[1]Robin George Collingwood İngiliz filozof ve tarihçi

[2]14 Ekim 1066’da İngiltere’nin Hastings kasabası yakınlarında, Fransız Normlar ve Anglo-Sakson İngilizler arasında yapılmış bir savaştır. Normların zaferi ve İngiltere’yi fethetmesiyle sonuçlanmıştır.

[3]Edward Hallet Carr  Tarih Nedir Agora Yayınları

[4]Johann Ludwig Burckhardt İsviçre asıllı gezgin ve şarkiyatçı.

Yazar Hakkında 

Uğur Pamukel / TESA Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir