Sylvia Plath’ın 50. Yıldönümü: “Yemek Reklamındaki Genç Bir Kadın Gibi”

1950s-1963 — Original caption: Photo shows author Sylvia Plath seated in front of a bookshelf. — Image by © Bettmann/CORBIS Die Schriftstellerin Sylvia Plath sitzt vor einem Bücherregal.

Almanca aslından çeviren: Atilla Arda Beşen

Sonunda, artık kendisinin gölgesiydi: Şubat 1963’te yazar Sylvia Plath intihar etti. ”The Bell Jar” isimli romanı onun ölümünden sonra bir klasik oldu ve ailesi tarafından on yıllarca birçok çalışması sansürlendi. Büyük bir yazarın ve ev hanımının çifte hayatı hakkında bir gün.

Sylvia Plath’ın 50. Yıldönümü: “Yemek Reklamındaki Genç Bir Kadın Gibi”

Sylvia Plath Şubat ayının soğuk bir pazartesi günü intihar etti. Londra 150 yıldır böyle bir soğuk görmemişti . Fitzroy Road 23 numaraları küçük dairenin su boruları bile donmuş durumdaydı.

Sylvia Plath 30 yaşında ve bundan 4 hafta önce romanı ”The Bell Jar” yayınlanmıştı ve kendi talebi üzerine ailesini dışarda bırakarak kullandığı takma isim Victoria Lucas olacaktı. 4 yıl sonra gerçek ismi ortaya çıkacak ve roman edebi klasiklerin arasında yer alacaktı.

Kitap 1971’de ABD’de yayınlandığında en çok satanlar listesine girmişti. ”Güzel bir roman, acılı ve acımasız.” diye yazacaktı kitap eleştiri köşesinde New York Times’ın Robert Scholes. ”The Bell Jar” psikiyatride intihar girişiminden sonra tedavi gören yetenekli genç bir yazar 20 yaşındaki Esther Greenwood’un deneyimleri üzerineydi. Scholes halkın ”iki intihar arasında yazılmış” acımasız gerçekçi bir çalışmayı sevdiğine ikna olmuştu. Çünkü bu romanda gerçeklik ve kurgu kaynaşmış haldeydi.

Çünkü aynı zamanda, son güne kadar iki dünya arasında esir kalmış bir kadın olan Sylvia Plath’ın gerçek öyküsüydü: çalışkan eş, şefkatli anne ve acımasız şair.

Umut Vaad Eden Mucizevi Hanım Kız

Plath 17 Ekim 1932’de Boston Massachusetts yakınlarında bir yerde doğmuştu. Alman kökenli bir profesörün kızı olan Plath babasını erken yaşta kaybetmiş olup annesi ve kız kardeşiyle beraber büyümüştü. Syliva ayrıca özel biriydi. Üç yaşında bir kız olarak yüzlerce Latin böcek ismini ezbere bilirdi ve genç kız dergilerinde şiir yazdı henüz küçük bir çocukken. ”Dil dehası” burs alarak onun şiirlerine özel bir ayrım yapan bir kolejden mezun olmuştu.

Parlak sarı saçları, güzel, yumuşak yüzlü ve sportif figürüyle Sylvia o zamanki Amerikan rüyası olan kadın profilini net bir biçimde canlandırıyordu. “Bir yemek pişirme reklamındaki genç kadın gibi, son derece parlak, temiz ve becerikli” diyor yazarın arkadaşı olan lirik yayıncı Al Alvarez. Ama Sylvia’nın görünüşü aldatıcıydı.

Tekrar tekrar şiddetli depresyonlara giriyordu. New York’un Matmazel isimli magazin dergisinde yaptığı kısa süreli bir stajın ardından 19 yaşındaki genç kız kendini ilk defa öldürmeyi denemişti. Fakat hayatta kaldı.

Sylvia bir psikiyatri hastanesine gönderildi ve elektro şok ile tedavi edilmeye çalışıldı. Hayatının her döneminde neden tedavinden uzak durduğunu ise 1953 yazısının kasvetli havasının anısını bundan 10 yıl sonra çıkacak ”The Bell Jar” romanında işledi.

Ayrıca Plath kendinden şüphe etmeye devam ediyordu. Şiirlerinde ve sayısız günlük kağıtlarında mutluluk anları vardı. Cambridge Elite Koleji’ne burslu kabul aldıktan sonra İngiltere’ye gidecekti. Orada, Şubat 1956’da üniversitede edebi bir çevrede tanıştığı ve üç ay sonra evlendiği ünlü İngiliz şair Ted Hughes’a aşık oldu. Ama tutkulu sevgisi Sylvia’nın melankolisini değiştirmedi. Ekim 1959’da günlüğünde şöyle yazıyordu: “Dün tamamen bunalımlı. Ağır gökyüzü, parlama olmadan gri.” Bunun gibi cümleler, sayısız varyasyonda tekrarlanmaktaydı.

“Özel, Totaliter Devlet”

Çift iki çocuğunu da alıp, İngiltere’nin güneybatısındaki Devon County’de bir villaya taşındılar. Evlilik döneminde Sylvia, ünlü kocasının gölgesinde giderek daha fazla şey alır. Bir zamanlar özgürlüğüne kavuşan şair şu anda, kırmızı şarapla kızarmış bonfile ve tatlıya çilek ve çırpılmış krema ile hizmet eden mükemmel bir ev kadını olmuştu. Plath’ın bu varoluştan ne kadar nefret ettiği, onun ikinci kişiliğini, “The Bell Jar’ın” kahramanı olan Esther Greenwood’u ortaya çıkarır: Esther, “evlenmek ve çocuk sahibi olmak gerçekten beyin yıkaması gibi ve o zaman siz sadece özel, totaliter bir devlette köle gibi bir yaşam sürüyorsunuz.”

Sylvia gün geçtikçe daha az yazıyor. 1962’nin bütün bir yaz mevsimi boyunca sadece 2 şiir yazmıştı. Bunlardan biri ”Temmuz ayında haşhaş” kendi hissettiği ve sahip olduğu anlamsız duygular ile ilgiliydi. ”Elimi ateş altında tutuyorum, hiçbir şey yanmıyor.” 1962 sonbaharında evliliği bitmek üzere olan kocası olan Ted onu aldatmıştı. Sylvia öfkelendiğinde kıskançlığın bir etkisi olarak Hughes’un üzerinde çalıştığı her şeyi yok etmişti. El yazmaları ve notları, Shakespeare koleksiyonu gibi şeyleri küçük parçalara ayırmıştı. Ekim ayında onu kapıdan dışarı edecekti.

Artık, Sylvia büyük arazi evinde çocuklarla yalnız yaşıyordu. Hantal ev ve bahçe işi onun ciddi efor sarfetmesine neden oluyordu: çamaşır yıkamak, bebek bezlerini değiştirmek, elma toplamak. Bir grip virüsü ise sağlığını kemirecekti Plath’in. Sylvia gittikçe inceliyordu, bir düşüşte dokuz kilo birden kaybediyordu.

Ama yine yazar: Bir ayda otuz şiir ve bir ateş çılgınlığında, daha sonra onu meşhur edecek acı ayetleri yazacaktı. Onun korkunç kararını bekleyen “Lady Lazarus” dahil diyecekti ki: “Ölüm her şey gibi bir sanattır, bunu çok iyi yapabilirim.” Bu anlayışa rağmen, yazar yardım almayı başaramadı.

Bunun yerine, Sylvia annesini güçlü, aktif ve bağımsız kadın olarak oynatmaya devam ediyor. 21 Kasım tarihli mektubunda şöyle yazıyor: “50 yaşında ve ünlüydüm dostum, sevgili eşime ithaf edilmiş başkasının yardımı olmadan yapabileceğim bir şey yoktu.”

Londra İçine İsteksiz Taşınma

Aralık başında, Sylvia ülkeye dayanamaz ve çocuklarıyla birlikte Londra’nın Fitzroy Yolu’na (23) gidecekti. Tamamen mobilyalı dairede her şeyin değişmesi beklenecekti. Yeni kıyafetler ve mücevherler satın aldı, misafirleri çay için davet etti, güzel çocuk şiirleri yazardı. Ancak büyük şehirde bile arkadaşlıkları çok yüzeysel ve izole Devon’da olduğu kadar az ziyaret ediyordu arkadaşlarını. Sylvia ve çocuklar hastaydı ve kış mevsimi bastırmıştı, ısıtma durmuş, telefonlar kapanmıştı. Sylvia antidepresan ve uyku hapları alıyordu.

Sylvia annesine yine bir mektup yazdı: “Dürüstçe hayatımda hiç bu kadar mutlu olmadığımı söyleyebilirim, sadece oturup ve kendi kendime düşünüyorum. Ah, ben yaptım!”

Bu öforist yayıncı Alvarez’den, Sylvia’ya Noel’de kısa bir ziyarette bulunduğu zaman çok az şey fark etti. “Saçları (…) Gevşek bir şekilde, beline kadar bir çadır gibi,” diye yazıyor anılarında, “onun dinlerinin ayinleri tarafından tüketilmiş bir rahibeye benziyordu.”

Sylvia’nın o anda nasıl hissettiği bilinmemektedir. Ölümünden sonra, mülklerle ilgilenen kocası Ted, Sylvia’nın son üç aydaki günlüğünü yok eder. ”Sadece hüzün doluydu.” Ted Hughes bir röportajında ”Çocuklarımın okumasını istemedim.” diyecekti.

Ek olarak, Hughes onun günlüklerine girişleri sansürledi, onun için hoş olmayan pasajları ve bazı seks pasajlarını kaldırdı. Şiirlerini yeniden yazıyor, derlemeyi değiştiriyor ve Sylvia’nın gerçek adı altında “The Bell Jar’ı” yayınlıyor özellikle de finansal bir başarı umut ediyor. Anne Aurelia Plath, yarı-otobiyografik romanı yüzünden kızının mektuplarını çıkarıp öylesine üzülüyordu. Dünyaya her zaman çok olumlu ve mutlu olan kızının “gerçek” kişiliğini göstermek aslında, sadece anne ve çocuk arasındaki bozuk ilişkiyi gösteriyordu.

Son Akşam

Annesinin önünde görünümünü korumaya çalışsa bile son günlerde yazarın umutsuzluğu belli oluyordu. Halbuki o da bir kurtuluş bulmaya çalışıyordu. Ocak ayının sonunda Pazarın erken saatlerinde sanat tarihçisi Trevor Thomas’ın çaldığı kapı zili apartmanın altındaki daireyi işaret ediyordu. Kırmızı, şişmiş gözlerle, Sylvia kapıda duruyor, yüzünde gözyaşları dökülüyor ve titrek bir sesle diyordu ki: ”Öleceğim ve çocuklarımla kim ilgilenecek?” Komşu aşırı şaşkın bir şekilde: ”Ne yapacağımı tam olarak bilmiyordum.” diyor. Sylvia’nın çaresizliği onu davet ederken öfkeye dönüşüyor. Aniden, yumruklarını sertçe sıkıyor ve odalarındaki sadakatsiz kocasını karşı bir suçlama duygusuna kapılıyor.

Ölümünden bir kaç saat önce, Sylvia Plath komşunun kapısının önünde ikinci kez görünüyor. Gece yarısından hemen önce, Amerika’ya mektup göndermesi gerektiğinden, ondan birkaç pul almak istiyor. Thomas, koridorda birkaç dakika boyunca transa geçmiş sanki bir doktor çağırmak isteyen kadın hakkında endişeleniyor. Ama diyor ki, “Hayır, lütfen yapma, sadece harika bir hayalim var, harika bir vizyonum.” Trevor Thomas yatağa gidiyordu, her zaman sabah erken kalkmak zorunda olduğu için.

Ertesi gün Sylvia Plath ölmüştü. Trevor Thomas buna pek fazla önem vermemişti. Her halükarda, üst kattaki kadın onun için önemsiz kalıyordu, bunu yıllar sonra verdiği bir röportajda söyleyecekti bu sanat tarihi profesörü. Plath onunla ilgili ya da onun ilginç işi hakkında hiç sormamıştı. Komşusunun yaşamak için ne yaptığını bilip bilmediği sorulduğunda, Thomas şöyle yanıtlıyor: “Eh, onun sadece bir ev kadını olduğunu farz ettim.”

Von Fabienne Hurst

Sylvia Plath’in ölüm yıldönümü anısına…

Kaynak: http://www.spiegel.de/einestages/selbstmord-der-schriftstellerin-sylvia-plath-a-951032-amp.html

Çevirmen Hakkında

Atilla Arda Beşen / TESA Siyaset Masası Direktörü / Çevirmeni 

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Mezunu

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial