Suriye Krizi Hakkında Genel Analiz

Yazan: Lale CEVHEROĞLU

1) Giriş

2010 yılının son aylarında Tunus’ta başlayan Arap Baharı olarak isimlendirilen süreç, diktatör rejimlere, eşitsizliğe, işsizliğe, yolsuzluğa, ifade özgürlüğü kısıtlamalarına, geçim sıkıntılarına karşı halkların birer tepkisidir. Bu tepki sadece halk ayaklanması olarak kalmayıp devasa eylemlere dönüşmüş, ayrıca Tunus’ta kalmayıp saydığım ve benzeri sıkıntıların olduğu Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerine sıçramıştır.

Dünya çapında büyük etki yaratan bu devrim, isyanların yaşandığı diğer tüm Ortadoğu ülkelerinden farklı olarak, Suriye’de çok sayıda farklı grubun katıldığı bir iç savaşa ve yüz binlerce insanın ölmesine, milyonlarcasının da göç etmesine neden olmuştur. Bu kadarıyla kalmayıp birçok felaketi beraberinde getiren krizi, yakın bakış açısıyla ve dış politika analizleriyle sizlere aktarmaya çalışacağım.

2) Suriye Krizi’ne Yakın Bakış

Yaklaşık 180.000 km2’lik yüzölçümüyle Arap Yarımadası’nın kuzeyinde yer alan, Ortadoğu ülkesi olan Suriye, diğer Ortadoğu ülkelerine kıyasla yeraltı kaynakları bakımından fakir bir ülkedir. Suriye’yi küresel anlamda önemli yapan faktör kendi kaynakları değil, konumudur. Daha çok geçiş yolları üzerinde bulunması yerkürenin Suriye topraklarına sağladığı büyük kazançtır. Bunun Suriye krizine etkisi ne olabilir diye düşünecek olursak Irak gibi petrol gelirli bir ülkenin ya da ABD ve Rusya bloklarını karşı karşıya getiren ülkelerin komşusu olması, ülke içinde bir kıvılcım dahi çıkması dünya üzerinde bir alevlenmeye sebep olabilir. İkinci Dünya Savaşı sonrası iki süper güç haline gelen ABD ve Rusya güçlerini özellikle Ortadoğu üzerinde sergilemeye başlamışladır. Örneğin bir Ortadoğu ülkesi üzerinde her iki gücün de etkisi vardır ve sürekli rekabet halindedirler. Bu iki süper güç,  son zamanların en yıkıcı gövde gösterilerini de Suriye üzerinde göstermişlerdir. Patrick Abram Seale isimli İngiliz yazarın söylediği: “Suriye üzerinde doğrudan bir hâkimiyete sahip olunmadıkça hiç kimse Ortadoğu’yu hâkimiyeti altında tutamaz.” sözü söylediğimi destekler niteliktedir.

2.1.) Büyük Savaş Sonrası Suriye

Dünya savaşı sonrası Suriye topraklarında hâkimiyeti ele alan Fransa, ülkeyi din, mezhep ve etnik bakımından ayrıştırdı. Suriye, 1944 yılında bağımsızlığını ilan etti ve Fransa’dan koptu. Ancak Fransa’nın bu “ayrıcalıklı sınıf” politikası bugün bile Suriye üzerinde etkili olmaya devam etmektedir. Fransa’nın kendi emperyalizm mantığıyla ve kültürüyle yoğurduğu elit tabaka, bağımsızlıktan sonra ülkenin başına geçmiş ve adeta Fransa’nın bir eyaleti mantığında kalmıştır. Krize sebep olan bir faktör de tarihte bağımsızlıklarının zedelenip, dış devletler tarafından kontrol edilmelerinden ve kutuplaştırılmalarından kaynaklanmaktadır.

Suriye, bağımsızlığını kazandıktan sonra cumhurbaşkanlığı koltuğuna Şükrü el Kuvvetli(Shukri al-Quwatli) geçmiştir. Fransız mandasına karşı mücadele etmiş, 1943 yılında cumhurbaşkanı seçilmiş ve 1946’da Birleşmiş Milletlere katılarak Suriye Arap Cumhuriyeti adını almıştır. II. Dünya Savaşı sürecinde birlik özgürlük ve sosyalizm adı altında örgütlenen Baas rejimi, Arap Birliği Cumhuriyeti kurmayı hedeflemiş ve bundan sonraki yıllarda Suriye siyasetine etki edecek en önemli güç haline gelmiştir. Pan-Arabizm politikası doğrultusunda Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında Mısır ile birleşen Suriye’de, Mısır’ın hegemonik tutumu bahane edilerek bir darbe yapıldı ve ülke 1961 yılında tekrar bağımsızlığını ilan etti. 1963 yılındaki darbeden sonra yönetimi tamamen ele geçiren Baas Partisi’nin, ülkenin hemen her politik ve askeri kurumundan Sünni grupları tasfiye etmeye başlaması, Suriye politik dönüşümünde mezhep faktörünü en önemli etken haline getirdi. Artık yönetimde başta Nusayriler olmak üzere; Hıristiyanlar, Dürziler ve İsmaililer yer almaya başladı. Bu süreçte, 1966’da Suriye Savunma Bakanı olan Hafız Esad, özellikle 1969-1970 yılları arasında Baas Partisi’nin sivil ve askeri kanatları arasında baş gösteren iktidar mücadelesinde etkin biçimde yer aldı. Suriye’de Baas Partisi’nin oligarşik saltanat rejimi, partideki en önemli görevlere Nusayrileri getirmiş, diğer dini gruplara sahip kişileri tasfiye etmiş, 1970 yılından bugüne dek ülkenin ancak %10’una denk gelen bir kesimin ülkeyi parmağında oynatmasına zemin hazırlamıştır.(BUÇUKCU, 2012)

Farklı mezhep ve dinleri bir arada bulunduran tipik Ortadoğu ülkelerinden biri olan Suriye, bu çeşitliliği ile ülkenin en hassas yapı taşını oluşturmuştur. İç savaş nedeniyle ülke nüfusu %21 oranında azalmıştır. Ancak iç savaştan önce Suriye nüfusunun 20 ile 23 milyon arasında olduğu birçok kaynakta belirtilmiştir. Suriye için kesin verilere dayalı bir demografik analiz yapmak zordur. Fakat farklı kaynaklardan alınan verilerin ortalamasına göre ülke nüfusunun, %74-83’ü Arap, %7-8’i Kürt, %5-6’sı Türk ve %4’ü Ermeni ve diğer etnik gruplardan oluşmaktadır.

Dini dağılıma bakıldığında ise ülke nüfusunun yaklaşık %74-81’i Sünni Müslümanlardan,%10-12’si Nusayrilerden, %6-10 Hıristiyanlardan ve %3’ü Dürzi ve diğer dini gruplardan oluşmaktadır.

Suriye’de Sünniler, Lazkiye ve el-Süveyda hariç, Suriye’nin tamamında çoğunluğu oluştururlar. Cebel-i Duruz diye bilinen el-Süveyda’da nüfusun % 87,6’sını Dürziler oluşturmaktadır. Suriye’de Nusayriler, Dürziler ve İsmaililer toplu halde yaşayan ancak azınlık olan dini gruplardır. (Bağlıoğlu, 2013)

Tüm bu verileri ele alarak konuşacak olursak Suriye’yi “Arap Baharı” sürecinde bu kadar kaosa sürükleyen etmenler;

  • Başlığın ilk paragrafında da belirttiğim gibi Suriye kendi coğrafyasının elverişliliğinden değil, konumundaki komşu ülkelerin öneminden dolayı küresel aktörler tarafından önem kazanmıştır. Bu sebeple sürekli dış devletlerin takibindedir.
  • Osmanlı Devleti’nden ayrıldıktan sonra “Suriye” olamamaları ve bu zayıflıklarından faydalanan Fransa ve İngiltere’nin üzerlerinde manda himayesi uygulayıp mezhep ve din bakımından bölüştürmeleridir. Bu ayrışmalar bugünkü felaketlerine sebebiyet vermiştir. Daha sonra bağımsızlıklarını kazanmaları onları bu kaostan alıkoymamıştır. Aldıkları darbeler, istikrarsızlıkları, ardından uyguladıkları diktatör rejim onları bu çıkmazdan kurtaramamıştır.
  • Baas rejimi meşruiyetini bu ulusa dayandırmak yerine, kendi güç odaklarını yaratmaya yönelmiştir. Ancak bu durum doğal olarak nüfusun diğer kesimlerinin siyasal sistemden dışlanmaları sonucunu doğurmuştur. Bu da Suriye kimliğinin oluşmasında büyük engellerden birisidir.
  • Bu ayrışmalar, üzerine Esad’ın reform vaat edip sözünde durmamasıyla ülkede hali hazırdaki kutupluluğu örgütlenme haline getirmiştir ve bugünkü Esad’ı devirme arzusuyla yanıp tutuşan muhalifler gruplara sebebiyet vermiştir.
  • Bu kaosun diğer önemli sebebi ise ekonomik sıkıntıya dayanmaktadır. Ekonomik refahın yüksek olduğu ülkede protesto veya başkaldırı oranının düşük olduğunu varsayarsak,refahın azaldıkça da isyanların arttığını söylemek pek tabi mümkündür. Bu durumda Suriye’ye baktığımızda kişi başına düşen milli gelir 5.000 Amerikan dolarının altında olup, gelir dağılımı da oldukça adaletsizdir. 23 milyonluk ülkede her geçen gün artan işsizlik oranı ile giderek kötüleşen yaşam şartları ve altyapı sorunları da bir başka ciddi sıkıntı kaynağıdır. Halk yaygın yoksulluktan ötürü Esad yönetimini suçlamakta ve yönetimin değişmesi halinde, adeta sihirli bir değnek değercesine refah düzeyinin yükseleceğine inanmaktadır. Bu inanç oldukça sübjektif ve aslında kısa vadede gerçekçi de değildir. Ancak Esad yönetimi yaygın yoksulluk ve adaletsiz gelir dağılımı ile o denli özdeşleşmiştir ki, bir kısım insanlar için artık bu yönetimle yola devam etmek geleceğe dönük hiçbir umut vaat etmemektedir.(Yılmaz, 2014)

Sonuç olarak Suriye’nin Arap Baharı boyunca en yıkıcı devlet olması bağımsızlığının tam Osmanlı devletinden ayrılışından beri benimseyememesi, Skyes Picot Antlaşması ile bir gecede dış devletler tarafından belirlenen uydu devlet olmasına dayanır. Ardından gelen darbeler, siyasi istikrarsızlıklar, ekonomik dengesizlikler Suriye’yi krizin had safhasına getirtmiştir. Bu sebepler doğrultusunda Esad’ın sıkıyönetiminden bunalan Dera kentindeki iki kadın doktorun Hüsnü Mübarek’in düşüşünü kendi liderleri için de dilemeleri ve bu konuşmanın istihbarat tarafından dinlenmesiyle kadınların saçlarının kazıtarak cezalandırılması tepkilere yol açmıştır. Kadınların yakınları olan 15 öğrencinin Dera kentinin duvarlarına “Halk düzenin yıkılmasını istiyor.” yazıları Suriye’nin kaderini değiştirmiştir. Bu 15 öğrenciye de işkence edilmesi Dera’daki aşiretlerin tepkisine yol açmıştır. 2011’den bu yana bitmeyen bu savaş bu şekilde başlamıştır.

Bu krizde dış güçlerin de bir etkisi olduğunu varsayarsak yazının devamında dış güçlerin ne gibi politikalar izlediğini ele alabiliriz.

  • Suriye Krizi’nde Dış Aktörler

Bir önceki başlıkta Suriye krizine sebebiyet veren iç aktörlerden bahsettim. Suriye’nin jeopolitik önemini göz önünde bulundurursak krizde dış aktörlerin etkisi azımsanamayacak kadar çoktur. Suriye’ye yönelik politikalarının hem sorunun çözümünde hem de, sürecin işleyişinde etkili olan Rusya, ABD, Avrupa Birliği, Türkiye ve İran’ın politikalarına değinilecektir.

3.1.) ABD’nin Bölgeye Yönelik Somut Eylemleri

Arap- İsrail savaşlarında ABD’nin İsrail’i desteklemesi öte yandan soğuk savaş döneminde dünya ABD (batı) Rusya (doğu) şeklinde kutuplaşıp Suriye’nin doğu bloğunda yer almasıyla ikilinin bozuk olan ilişkisini daha da çıkmaza sürüklemiştir. Suriye’nin, İran devrimi sonrası İran’ın müttefiki olması, Lübnan’ın da kendi denetimine alması ABD’yi huzursuz etmiştir.

Nitekim 2003 yılındaki Irak işgaline karşı çıkan Suriye’yi zamanın ABD Başkanı Bush “şer ekseni” ülkelerinden biri olarak tanımlamış ve açıktan askeri müdahale ile tehdit etmiştir. 2005 yılında Lübnan başbakanı Hariri’nin öldürülmesinden Şam yönetimi sorumlu tutulmuş ve ABD-Suriye diplomatik ilişkileri tamamen kesilmiştir. Bölgede yeni bir Irak görmek istemeyen Türkiye’nin karşı çıkması ve Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yapması gibi diplomatik girişimler sayesinde Suriye ile ABD arasındaki gerginlik yavaş yavaş azalmıştır.(akgün, 2012)

ABD, Arap Baharı karşısında ön plana çıkmamış, çekimser tavır sergilemiştir. Bunu sebebi Suriye’nin ABD için herhangi bir öneminin olmaması ve krizi ülkenin kendi içindeki bir iç savaş olarak düşünmesidir. Afganistan, Irak işgali sonrası kendini epeyce yorgun hissetmiş olması Suriye için geri planda olmasına sebebiyet vermiştir. Ayrıca kaynaklara göre ABD’nin Suriye için herhangi bir planının olmaması da arka planda olmasını sağlamıştır.

ABD yönetiminin Suriye politikasını iç çatışmalar çıktıktan sonra tarihi süreç içerisinde değerlendirecek olursak;

Öncelikle 2012 yılında ABD’de gerçekleştirilen başkanlık seçiminden kaynaklı, ABD’nin Suriye’ye bir müdahaleye sıcak bakmadığını ifade edebilirdik. Ancak başkanlık seçimlerinin ardından ABD’nin bölgede daha aktif bir pozisyona bürüneceği beklentileri, devam eden süreçte boşa çıkmıştır.

2013 yılında Esad yönetiminin vatandaşlarına kimyasal silah kullanması, ABD yönetiminde Suriye’ye sınırlı bir askeri müdahalede bulunma seçeneğini gündeme getirmiştir. Ancak burada Rusya’nın arabulucu konumunda Esad yönetimini ikna etmesiyle birlikte, ABD bu düşüncesinden vazgeçmiştir.

Zamanla DAEŞ terör örgütünün bölgede güçlenmesiyle birlikte ABD açısından DAEŞ tehlikesi, Şam yönetiminin tehlikesinden daha da öteye geçmiştir.  (akgün, 2012)

ABD,  Suriye’de sadece diplomatik hamleler yaparak hareket etmiştir. Daha sonra kendisine yönelik tehdit olarak gördüğü İslami grupların güçlenmesiyle “demokrasi yanlısı” muhaliflere silah yardımı yapmaya başlamıştır. Ancak IŞİD ile birlikte bölgedeki dengeler değişmiş ve PYD/PKK, ABD’nin Suriye’de en önemli stratejik ortağı haline gelmiştir. ABD, rejim ile muhalifler arasındaki savaşta geri kalıp kendisi için tehlikeli olmaya başlayan IŞİD’e karşı PYD’yi desteklemeye başlamıştır. Ancak PYD’nin de Rusya’ya da yanaşması süper güçlerin ülke içinde kendi çıkarlarına göre hareket etmesini olağanlaştırmıştır. Sonuç olarak ABD, Suriye’de sürecin dönemsel şartlarına göre çıkarlarına uygun politika belirlemektedir. Öte yandan ABD’nin, PYD/PKK ile olan yakınlığının Türkiye ilişkilerinin zaman zaman gerilmesine neden olmaktadır.(akgün, 2012)Hatırlanacağı gibi Arap Baharı’nın ilk başladığı dönemde, Türkiye’nin bu yeni ‘değişim’ sürecinde olumlu bir rol üstlenmesine ek olarak ABD’nin Türkiye’yi dolaylı olarak endişelendirmesiyle Türkiye’nin de kendine yönelik bir politika izlemesine yol açmıştır.

3.2.) Kilit Konumda Bir Aktör Türkiye

Türkiye’nin İsrail Devleti’ni tanımasına ve kutuplaşan dünyada Türkiye’nin ABD’nin yanında yer alması aralarındaki soğukluğun tarihsel sebebidir. Ardından Hafız Esad’ın kendi ülkesindeki Kürtler için PKK’yı desteklemesi ikilinin arasını iyice bozmasına yol açmıştır. 1980’li yılların sonlarından bu yana Türkiye ile Suriye arasında su sorunu hep gündemde olmuştur.

Türkiye, GAP projesi kapsamında, Dicle-Fırat nehirleri üzerinde barajlar kurmaya başlamış, Suriye ise bu sebeple kendilerine yeterince su gitmediğini öne sürmüştür. 20 Ekim 1998 yılında imzalanan Arap Protokolü’nden sonra ilişkiler iyileşme sürecine girmiştir.

2000 yılında, Ahmet Necdet Sezer’in Suriye’ye gitmesi ile PKK sebebiyle gerilim yaşayan iki ülkeyi yakınlaştırmış, özellikle 2003’ten sonra bölgede yeni müttefik arayışına giren Beşşar Esad, Türkiye ile ilişkileri geliştirmiştir.(Sağlam, 2006)

Suriye’de Arap Bahar’ının etkisiyle düzenlenen gösteriler, Türkiye’yi kaygılandırmış ve Ahmet Davutoğlu birçok kez Suriye’ye giderek Beşşar Esad’ı reformlar gerçekleştirmesi için uyarmıştı. Ancak Esad, zamana ihtiyacı olduğunu,  zira yıllardan beri demokrasiyle yönetilen Türkiye’de dahi henüz demokrasinin tam olarak yerleşmediğini ifade etmişti. Ülke içinde tansiyonun yükselmesiyle Türkiye’nin Esad’a olan söylemleri, oldukça sertleşti.

 

Suriye’de sorun devam ederken, mülteci sorunu ve Suriye’nin Türk uçağını düşürmesinin Türkiye-Suriye ilişkilerinde uzun dönemde ciddi etkileri olmuştur. Mülteci sorununa değinecek olursak; iç savaşın başlamasıyla Suriyeli vatandaşlara sınırlarını açık tutan Türkiye’nin, bir yandan Suriyeli muhaliflerine ve göç edenlere destek vermesi bir yandan da Esad yönetimi ile ilişkisini devam ettirmesi, Şam yönetimi tarafından farklı algılanmıştır. Suriye’deki krizin yan etki olan mülteci sorunu iki devlet arasındaki harı iyice alevlendirmiştir. Aynı şekilde Suriye’nin Türk jetini düşürmesiyle aralarındaki ilişki daha da kızışmıştır. Suriye’nin bu eylemi Rusya destekli yapması hem Suriye muhaliflerinin gözünü korkutmak hem desteklilerinin özgüvenini attırmak hem de Türkiye ve NATO’ya mesaj verme niyetli olduğu öngörülmüştür.

Türkiye’nin Suriye’ye yönelik bir ABD müdahalesine karşı, bu durumdan en az zararla kurtulabileceği çok yönlü bir siyasî yaklaşım tarzını benimsemesi gerekmektedir. Türkiye’nin Esad’a reform çağrısı da bunun içindir. Ayrıca Türkiye’nin Suriye’deki olayları dış müdahaleye gerek kalmadan çözebilecek girişimlere öncelik vermesi gerekir.

3.3.) Orta Doğu’da Gövde Gösterisi Yapmak ve Rusya

Rusya, II. Dünya Savaşı sonrasında bu bölgeye ilgisini yoğunlaştırmış, savaş sonrası İsrail’in kurulmasını ve Suriye’nin bağımsızlığını tanımıştı. Ancak İsrail’in ABD’nin müttefiki olması Rusya’ya başka müttefikler aratmıştır. Baas rejiminin sosyalizm ve Pan-Arabizm politikasını kendine yakın gören Rusya Suriye ile ilişkilerini geliştirmiştir.

Suriye iç savaşının başlamasıyla birlikte Rusya, Esad rejimine; askeri, teknik ve lojistik alanda destek vermeye başlamış, hatta iç savaşa doğrudan müdahil olmuştur. ABD’nin aksine, bölgede yalnızca Suriye’de üssü bulunan Rusya’nın, rejimin devrilmesinin ardından kendisi için oldukça stratejik bir öneme sahip Tarsus Limanı’nı kaybedeceği açıktır. Suriye rejimi ile önemli oranda, başta silah ticareti olmak üzere ticari ilişkisinin bulunmasının yanı sıra, ABD’nin Ortadoğu’yu dizayn ederken bunda Rusya’nın da rol oynamak istemesi, rejimi bu denli desteklemesinin başlıca nedenleridir. Rusya’nın Esad’a verdiği desteğin altında yatan sebep, Ortadoğu’daki enerji kaynakları değildir. Zira Rusya’nın yeterli miktarda enerji kaynağı bulunmaktadır. Bölgede ABD’nin giderek güçlenmesi ve Rusya’yı çevreleme politikası, Rusya’nın Suriye politikasını belirlemede başat faktördür. Bu doğrultuda Moskova’nın en büyük korkusu, Esad’dan sonra iktidara Batı yanlısı bir iktidarın gelmesi ihtimalidir. Aynı şekilde Suriye’nin bölünmesi ihtimali de Rusya’yı tedirgin eden diğer bir faktördür. Suriye’nin bölünmesi veya Batılı bir iktidarın başa gelmesi durumunda, Rusya’nın Akdeniz’deki stratejik çıkarları da tehlikeye girmektedir.

Rusya’nın Suriye’deki planı Kürtlere özerklik, Kürtçeye resmi statü tanınırken, Esad’ın 7 yıl daha görevde kalması yönünde düzenlemeler yer alıyor. Ama işin aslı Ruslar, Esat’ın kalması için çok ısrarcı olmayacak. Suriye ve Libya’da yeni askeri üsler kuran Ruslar, Esat’ın yerine kendi çıkarlarını koruyacak birini getirerek, Esat’ın gitmesini koz olarak Sünni ülkelere karşı kullanılması söz konusu. Türkiye, plana bir şekilde ikna edilecek ya da kabul etmek zorunda kalacak. YPG/PKK özerk bölgesi için, Türkiye’ye: “Bakın Rusya’da da özerk bölgeler var ama biz bütünlüğümüzü koruyoruz.” diyecekler. Sonuçta, Türkiye’de yeni plan kamuoyuna: “Esat gitti, başardık.” diye açıklanacak.(Yılmaz S. )

Rusya 5 yıl boyunca kendi halkını katleden Esad rejimini, askeri ve politik açıdan destekleyerek yüz binlerce insanın ölmesine sebep olmuştur (Şen, 2016, 532).

 

3.4.) Rusya ve Türkiye’nin Yanı Sıra 3. Ortak İran

Suriye, İran İslam Devrimi’nden sonra İran’ın Arap Dünyası içerisinde ilişkilerinin en iyi olduğu ülke olarak ön plana çıkmıştır. Dünya, olayları demokrasi arayışı sisteme karşı çıkma gibi algılasa da İran Suriye’deki olaylara farklı açıdan yaklaşmıştır. İran Suriye’de yaşananları dış mihrakların kuvveti olarak görmüştür. İran dinî lideri Ayetullah Ali Hamanei’nin Bi’set Bayramı dolayısıyla yaptığı konuşmada Suriye olaylarını: “…Amerikalılar bölgede Mısır, Tunus, Yemen ve Libya’daki olayların benzerini çıkartmayı amaçlamış olup, direniş cephesindeki Suriye’yi karıştırmak peşindeler. Ancak Suriye’deki olayların mahiyeti, bölge ülkelerindeki gelişmelerden tamamen farklıdır. Bölge ülkelerindeki İslami uyanışın özü, anti-Siyonist ve anti-Amerikancı bir harekete dayanmaktadır. Ancak Suriye’deki olaylarda Amerika ve İsrail’in parmağı açıkça görülmekte olup, biz İran halkının bu bağlamdaki mantığı ve kriteri şudur ki, her nerede Amerika ve Siyonizm lehine slogan atılırsa, bu hareket sapmaya uğramıştır. Elbette İran halkı ve İslam nizamının bu mantık ve kritere dayalı direnişi düşmanı öfkelendirmekte ve onların komplolarının artmasına yol açmaktadır. Ancak, dirençli İran halkı mevcut duruşunu gevşeklik göstermeksizin sürdürecektir…” şeklinde değerlendirmesi İran’ın Suriye politikasını anlamayı kolaylaştırmaktadır. İran’ın Suriye olaylarına bakışının, özellikle resmi makamlar bağlamında ortak bir söyleme yaslandığını söylemek mümkündür. Bu durum İran’ı Esad’ı sınırsız bir destek vermeye itmiştir. İran’ın tavrı siyasidir.

 

3.5.) Pasif Bir AB

Ortadoğu tarihine bakacak olursak AB ülkeleri varlığını manda himaye politikası ile sürekli göstermiştir. Sonradan bağımsızlığı ilan eden ülkeler yine AB ülkelerinin kendilerini önceden ayrıştırmaları ile aynı şekilde varlıklarını devam ettirmiştir. Daha sonraları Ortadoğu’nun sürekli düzelemeyen siyasi ve ekonomik sıkıntılarına destek vermeye çalışan AB’nin çabaları oldukça yetersiz kalmıştır.

Bölgenin karışmasıyla fazlaca şaşıran AB, ağız birliği içinde doğrudan Esad rejimini ve özellikle de Beşşar Esad’ı eleştirdiler ve hatta suçlu ilan ettiler. Aynı zamanda Rusya ve Çin’i de eleştirdiler.

Suriye konusunda da AB’nin etkin ve çözüm üretecek bir politika izlemesini beklemek çok gerçekçi olmayacaktır. Ancak AB’nin demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, sivil toplum vb. konularda ortaya koyduğu söylemin uzun vadede bölgede toplum nezdinde katkısı olacağı söylenebilir. (Bal, 2014)

3.6.) Suriye’de Çözüm Arayışı: Astana Görüşmeleri

Ülke içinde karmakarışık yapıya sahip olan Suriye, dış ülkelerin etkisiyle de buhranın hat safhasına ulaşmıştır. Harekete geçilmesi gerekliliği göz önüne alınmış olmalı ki Cenevre Konferansı düzenlenmiştir. Ancak yetersiz kalması bir yana ateşi daha da körüklemiştir. Son olarak Suriye rejiminin Aralık 2016 ortalarında Halep’i tamamen ele geçirmesiyle Suriye’de daha da kapsamlı bir ateşkesin yapılması kararını aldırtmıştır.

Astana Görüşmeleri, barış amaçlı bir adım olup yaklaşık 6 yıldan beri çatışma halinde olan Suriye ve muhaliflerini bir araya getirtmiştir. Türkiye, İran ve Rusya’nın da garantörlüğünde 23 Ocak tarihinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da ateşkes için buluşmuşladır.

Astana Görüşmeleri’nin temel hedefi ise Suriye yöneticileri ile Suriye muhalefetinin bir araya getirerek anlaşmaya varmalarını sağlamak. Her ne kadar tarafların öncelikleri farklı olsa da, bazı konularda anlaşılması, sorunun çözümü açısından önemli bir gelişme olur. Bu aşamada yapılması gereken; Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, Suriye’nin terör örgütlerinden tamamen temizlenmesi ve Rusya’nın Suriye rejiminin garantörü, Türkiye’nin ise muhaliflerin garantörü olarak Suriye’de gerçek anlamda demokratik bir yönetime geçilmesi olmalıdır.

Görüşmelerde muhaliflerin ve Suriye temsilcilerinin aynı masada oturmayı reddedip farklı odalarda olmaları garantör ülkelerin bu iki odada mekik dokumasına ve gerilmelerine sebep oldu. Yine de umutlu olan Rusya, Türkiye ve İran’ın temsilcileri bildiri yayınlamaktan yana olmuşlardır ancak muhalifler reddedince ortak bir açıklama ile yetindiler. Ortak açıklamada şunlar yer aldı;

– Suriye’de ateşkesin izlenmesi için bir komite oluşturulması,

– Ateşkesin devamı için üç ülkenin garantör olması ve

– İnsani yardımın önünün açılması yer aldı. (Yılmaz S. )

Her ne kadar barış amaçlı bir toplantı olsa da sürecin bile bu kadar gergin başlayıp ve devam etmesi Astana Görüşmeleri’nin,Suriye üzerinde ateşkesi pek de kolay sağlamadığı göz önündedir. Zaten görüşmelerin yapıldığı tarihten bugüne kadar sürece bakacak olursak Astana’nın yetersizliği fazlaca hissediliyor.

  • Krizin Çözümü

Diğer Ortadoğu ülkelerinden farklı olarak Suriye’nin bu kadar sarsılması, Baas rejiminin hala içerden ve dışarıdan desteklenmesinden kaynaklanmaktadır. Ancak muhalif grupların da desteklenmesi ve çokluğu rejim desteğini yetersiz kılıyor. Bunun için Suriye kendi tarihinden ders alarak dış mihraklardan uzak durarak ülkesini acilen reforma götürmelidir. Bu sancılı süreci iyi bir politikayla dizayn edilebilirse, Suriye demokratik dönüşümünü en az zararla atlatabilir.

Suriye öncelikle barışçı politika izlemeli ve ateşkes sağlamalıdır. Bunu yaparken tüm muhaliflerin sesine kulak verilmeli ancak tek ses olunmalıdır. Aksi takdirde bir grubu dinleyip diğerine kulak vermemek karşı tarafı olduğundan daha tehlikeli hale getirebilir. Ateşkes sağlanmasıyla muhalifler ile rejimi bir araya getirip koalisyonun olacağı geçici yönetime geçilmelidir. Yönetimin demokrasi olacağı yöneticiler tarafından iyice aşılanmalıdır ki ülke hukukun, anayasanın olduğu sürekli yönetime daha az sancılı bir şekilde geçilebilsin. (Yılmaz, 2014)

Suriye gibi karma bir yapıya sahip olan ülkenin bu anayasallaşma ve demokrasi sürecinde kısa vadede çok sıkıntı yaşayacağı mutlaktır ancak uzun vadede ülkelerinin bir daha bu konuma gelmesini engelleyebileceği de mutlaktır.

Bu barış ve yönetimi sağlamlaştırma çabalarından sonra Suriye, ekonomik ve toplumsal alanda da kendini geliştirmeyen bakmalıdır. Zira tepeden inme reformların sürekliliği de yoktur.

Zaten ekonomik refahı olmayan Suriye yaşadığı iç savaşla birlikte fazlaca tahrip olmuştur. Ekonomik seviyenin düşük olduğu ülkelerde insanların gelirlerinin düzensiz olması halinde ülkede sorun ve isyanlar sürekli olacaktır. Bu durumda refahın olduğu yerlerde de isyan veya başkaldırı daha da az görülmektedir.

Dolayısıyla Suriye’nin çatışma sonrası ekonomik yönden desteklenmesi, gelecek çatışmaların önlenmesi ülkenin istikrara kavuşması açısından son derece önemlidir. Suriye bu süreçte tek ses olmayı, toplumun her kesimine kulak vermelidir ki barışın temeli sağlam bir şekilde atılmış olsun. Ayrıca dış devletlerin müdahalelerine izin vermemeli ve terör örgütlerinin önünü kesebilecek niteliklere sahip olmalıdır. Çünkü zararı birlik olamamalarından ve dış devletlerin müdahalelerinden alan Suriye, artık önüne bakabilmelidir. Uyguladıkları politikaların rasyonalist ve ileri görüşlü olmasına dikkat etmelidir.

  • Sonuç

Ortadoğu’nun ateşi Suriye’yi diğer ülkelere kıyasla daha da kasıp kavurmakta ve birçok acı kayba sebebiyet vermektedir. Suriye artık bu akan kana son vermelidir. Bunu nasıl yapacağı ya da bu kaosun daha ne kadar devam edeceği aşikârdır fakat geri dönüşü olmayan bu yolda özellikle bu kadar can kaybını, deniz kıyılarında çocuk cesetlerini de gözler önüne alırsak, Suriye artık buna dur demelidir. Bu krizin diğer Ortadoğu ülkelerine kıyasla bu kadar çıkmaza girmesindeki faktörler dış mihraklar ülke içi istikrarsızlıklar ise eğer, Suriye tarihinden ders alıp buna daha fazla izin vermeden kendi yollarını kendileri belirleyip ateşkese doğru gitmelidir. Zira bu felaketlerin ardı arkası kesilmeyecektir.

Kaynakça

akgün, b. (2012). ABD’nin Suriye Politikası. Statejik Düşünce Enstitüsü.

Arslan, R. (2017). Astana Suriye görüşmeleri: Ne oldu; bundan sonra ne olacak? BBC Turkce: http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-38741741 adresinden alındı

Bağlıoğlu, A. (2013). SURİYE’DE MEZHEP HAREKETLERİNİN GÜNCEL SİYASET. e-makâlât Mezhep Araştırmaları, 495-523.

Bal, P. (2014). Avrupa Brirliği’nin Arap Baharı’na Bakışı ve Dış Politika Üzerine Bir Değerlendirme. P. P. Armağan Gözakman içinde, Arap Baharı Üzerine Değerlendirmeler (s. 64). Delta Yayıncılık.

BUÇUKCU, Ö. (2012). genel bilgiler. stratejik düşünce enstitüsü.

Sağlam, Z. (2006). TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİNDE SURİYE BOYUTU . dergipark, 121-133.

Yılmaz, M. E. (2014). Suriyede Barış Nasıl İnşa Edilebilir? sosyal bilimler dergisi, 177-200.

Yılmaz, S. (tarih yok). Astana Süreci’nin Gerçek Yüzü. academia.edu: https://www.academia.edu/31086500/Astana_S%C3%BCrecinin_ger%C3%A7ek_y%C3%BCz%C3%BC. adresinden alındı

Çevirenler: www.tesadernegi.org (Atilla Arda Beşen / Elif Beygirci)

Blinken, ABD İçin Suriye mi Yoksa Ukrayna mı Önemli Açıkladı

Rus BM Elçisi: Moskova, Suudi Arabistan’ın Rusya-Türkiye-İran’ın Suriye’de Barış İçin Olan Girişimine Katılmasını İstiyor

ERDOĞAN’IN MOSKOVA ZİYARETİ SONRASI AÇIKLAMALARI SURİYE POLİTİKASINDA DEĞİŞİKLİĞE Mİ İŞARET EDİYOR?

Yazar Hakkında

Lale Cevheroğlu

Yeditepe Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

 

 

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial