Stefan Zweig ve 3 Kadın

Yazan: Atilla Arda BEŞEN

Stefan Zweig ve 3 Kadın

Edebi roman analizi yapmak yazılması en güç yazı türleri arasında olmasına rağmen beni bu tutkuya iten bir yazarın heyecanını kelimelerimde anlatmak istiyorum. Stefan Zweig günümüzde çok popüler olmuş ve değeri ne yazık ki daha yeni anlaşılan yazarlardan biri. Bir romanın yazarını ya da romanın kendisini sonradan anlamak bizim için gelenek oldu ve şimdi herkes Satranç, Olağanüstü Gece ve Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitaplarını inanılmaz bir çılgınlıkta okuyor. Okunması gerekiyor ama Zweig okurken karışık okumak Zweig’ın tadını tam alamamamıza yol açıyor.

Stefan’ı okurken kendime bir üçleme yaptım. İlk başta Zweig’ın kadın tiplemelerini ardı ardına okuyacaktım. Çünkü ben Zweig okumaya Bilinmeyen Bir Kadının mektubu ile başlamıştım ve bunu kadın tiplemesinin devamı olmalıydı hepsini okumalıydım. Ardı ardına 3 kadın tiplemesinin ele aldığı kitaplarını bitirdiğimde Zweig’ın kadınların dilini, hislerini nasıl anladığını ve onları nasıl bir kadın dilinden bu kadar iyi yazdığını daha iyi anlayacaktım. Bir kadını hissetmek isterseniz kağıt parçalarında ilk durağınız Stefan’ın sayfaları ve betimlediği kadınlar olmalı.

Bu yazıyı yazarken 3 kitabı da farklı ele almam gerektiği inancındayım. Beni büyük bir heyecanla kadının anlamını bulmaya iten Zweig’ı anarak Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu ile başlamak istiyorum.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Bir gün tesadüfen İş Bankası’nın Kitabevi’nde gezerken rastladığım bir kadın yüzü elimi o kitabın bulunduğu rafa doğru yöneltti kitaba dokunduğumda mutluluk parmak uçlarımdan tüm vücuduma yayılıyordu ve kitabı biraz okumaya incelemeye başladım. Çok geçmeden kitapla aramdaki bağı hissediyordum.

”Sabret Sevgilim, sana her şeyi, hepsini en baştan anlattığım için, anlatacağım için, senden rica ediyorum, beni dinleyeceğin bu çeyrek saat yüzünden yorulma, çünkü ben seni bütün bir hayat boyunca sevmekten yorulmadım.” Bilinmeyen Bir Kadın..

Kitabı okumaya başladığımda bir kadının çocuk zamanlarından ölene kadar karşı komşusuna duyduğu aşkı ben de yaşıyordum, kadının çocukken duyduğu hisleri anlatışı sanki benim hislerimmiş gibi geliyordu. Bir kadın gibi hiç hissetmemiştim daha önce ama şimdi ben sanki o adama aşıktım ve o kadının yerindeydim. Her kelimesi her cümlesi öyle bir inandırıcılıkla beynime saplanıyordu ki bir erkek yazarın bir kadın dilinden bu kadar iyi yazabilmesini kıskanmış aynı zamanda şaşkınlık içerisinde okumaya devam etmiştim.

Bilinmeyen o kadın aslında bendim, bizdik. O kadın hiç tanımadığı o aşık olduğu adama bağlanmıştı ve o adamla bir bütün de olacaktı lakin adam onu sıradan beraber olduğu kadınlar gibi görüp bir daha hatırlamayacaktı. Bir gün adamın her doğum gününde gördüğü beyaz güller gelmeyecekti ve o güllerin bitmesi bir şeylerin ölümüydü. Ölenler geri gelmeyecekti ve adamın elinde sadece bir mektup vardı ben seni sevmekle bir ömür geçirdim ne olur şu yarım saat sabret diyen tek bir mektup. Mektupta ölen sadece kadın değildi biri daha vardı. Umut ölmüştü.

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat

Stefan Zweig’ın kadınlarına ben de aşıktım artık, bu böyle de devam edecekti ama ne ile devam etmeliydim. Kararımı 24 saatten yana kıldım. Bir kadının 24 saati bana çok şey gösterebilir ve o kadının hislerini keşfetmek hazzından kendimi alamadım. Romanın ilk başı sanki birinin bir anısını anlatır gibi başladıysa da devamında bir kadının hayatında büyük bir iz bırakaran 24 saate hep beraber tanık oluyorduk. Sanki o adama anlatıyordu, ama biz okuyucular da bunu izliyorduk ama kadın bizi görmüyordu, gizliydik, gizlice izliyorduk. Kocasına bağlılığı tartışılmayacak bir kadın, kocası öldükten sonra kendini çok garip bir yerde buluyordu. Bir kumar salonunda bir adamın heyecan verici ellerini tahlil ediyordu. Ellerinden bir insanı tanıyabilir miydiniz ? Evet bu mümkün tanıyabilirsiniz hatta onunla ilgili her şeye sahip olabilirsiniz. Her el hareketinden şehvet duyuyordu ama sadece o çaresiz adama karşı duyduğu çaresizliği anlatıyordu. Adamın yüzünü görmemiş olmasına rağmen o ellere duyduğu heyecanı öyle bir hissediyorsunuz ki, sanki o kadın yine sizsiniz. O kadın yine siz olmak isteyeceksiniz.

Çaresiz adamı izleyiş, yardımın ardından gelen beraber aynı odada bir gece geçiriş ve devamında ertesi gün 24. saat bir adamın ölümden döndüren kadının kadın kimliği ile çöküşü. Kadının yaşadığı hayata tutunmanın ve hayattan soğumanın hatta derin hayal kırıklığının 24 saatlik öyküsü.

Bir Çöküşün Öyküsü

Bir çöküşün öyküsü derken aklınıza doğal olarak belli düşünceler geliyor fakat asıl çöküş nedir ? Asıl çöküş hissiyatı nedir peki ? Bulunduğunuz en yüksekten aşağı inmek değil. Sahte hissiyatların arasından sıyrılıp o gerçek dünyanın keskin ve bir o kadar acı rüzgarını boynunda hissetmesidir çöküş.

Fransa Kralı Louis döneminden bir kısa film izliyorsunuz romanı okurken ve Prie’nin duygularının, içindeki delirişe tanık oluyorsunuz. Tabi ki bu romanda da kendizi Prie sanıyorsunuz yeri geliyor onun yaptığı şehvet dolu şeyleri yapmak istiyorsunuz yeri geliyor o dönemin Fransası’nda Prie’nin uşağı olmak istiyorsunuz. Size romanın içeriğini verme niyetinde değilim. Prie’nin hırsına merak duymanızı Prie’nin çöküşünü hissetmenizi istiyorum. O çökerken Fransa onun düşündüğünün aksine çökmeyecekti. Yokluğu pek ilgi dahi çekmeyecekti.

Hissettiği sahte şehvetleri özlüyordu Prie ve özleyecekti de. Özlemek zorundaydı. Hayatın yaşatacağı gerçeklik hissi onun için fazlaca sahteydi. Bunu kaybettiğinde tüm hayatını kaybetse de onu pek ilgilendirmeyecekti.

3 Kadın’ın Ortak Özelliği ve Stefan Zweig’e Son Bakış

Kadınları anlamanın zor olduğu her yerde bir kulaktan çıkar diğer kulağa doğru yol alır; fakat Zweig kadınları anlayan insanlardan biri olarak bir kadının hissini bir erkeğin düşüncesi ile anlatabilmeyi başarmıştır. Onun bu yeteneğinin büyük bir kısmının gözlem gücünden geldiği inancındayım.

Kadın tasvirlerinde Stefan Zweig Hırs – Tutku – Aşk – Umudun Bitişi 4’lüsünü sürekli kullanmıştır. Bir kadının bir erkeğe bir umuda bir hayata ya da bir anlık heyecana duyduğu tutkuların hepsini bu 3 ayrı kitapta görebiliyoruz. Hırs ise sadece o heyecanı yaşamak ya da tekrar sahteliklerin arasında kaybolmak isteyen Prie’nin yaşamı gibi. Peki ya hırs aşkından hiç vazgeçmeyen bilinmeyen o kadının mektubunun satırları olabilir mi ?

Aşk ise her kadının içindeki o engellenemeyen şehvet. Her kadının bir erkeğe teslimiyeti belki sadece beden olarak belki hem bedenen hem ruhen ama bir teslim oluş Zweig için aşk. İşte bu 3 kadını değerli yapan şeylerden biri de bu.

Umudun bitişi biraz daha enteresan, hiçbir romanın sonunda sevinmeyi beklemeyin, sevinecekseniz Bir Kadının hayatının en zor 24 Saatini anlatabilmesine sevinin. 3 romandaki her bir kadının ayrı ayrı hissettiği umut onların umutsuzluğu aslında ve o umut her şey gibi kadınları belli bir dönemde tüketiyor. Yaşayanlar o umutsuzluk ve hüzünle yaşarken, umudu bekleyerek ruhlarını teslim eden kadınların sonu aslında aynı. Umuda ulaşamadan terkedilen bir hayat.

Zweig okurken roman sıranızın çok önemli olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Hiçbir roman bir önceki romandan tamamen kopuk olmaz. Belki aynı duygular farklı şekilde bambaşka bir resimde karşınıza çıkar, düşünme yetinizi kullanarak birleştirin resimleri, arka arkaya bakın o resimlere. O kadın sensin. O kadın benim.

Stefan Zweig’ın Anısına..                       

Yazar Hakkında

Atilla Arda Beşen / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı / Çevirmeni

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Mezunu

                                                              

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial