Standing Rock: Yerli Amerikalıların Hakları İçin Yeni Bir Dönem

Yerli Amerikalılar son kez 1973 yılında toplanıp dikkat çekmişti. O şubat ayında, Oglala Sioux kabilesinin üyeleri başkanlarını yolsuzlukla itham etmekte başarısız olduktan sonra, Amerikalı Yerlileri Hareketi’nin liderleri ile beraber, Güney Dakota’daki Wounded Knee şehrini işgal etmişlerdi. Bu hareketin, hükümeti kabile anlaşması haklarına saygı göstermesi için zorlayan bir yıllık hareketin final hareketiydi. O güne kadar Yerli Amerikalılar zaten Alcatraz adasını geri almak için büyük ölçüde sembolik bir girişimdi ve Kongre sınırlarını yeniden çizene kadar Büyük Sioux Bölgesinin bir parçası olan Rushmore dağını ele geçirmişlerdi. Fakat, Wounded Knee’de hareket sembolik bir zirve noktasındaydı: Birleşik Devletler kolluk kuvvetleri (U.S. Marshals) 1890 yılında 150 Lakota insanının ölümüyle sonuçlanan katliamın başlangıcını andırır bir şekilde göstericileri kuşatmıştı. İki güç arasındaki çıkmaz, aylar boyunca yükseldi. Görevliler zırhlı personel taşıyıcılara bariyerler yerleştirdi ve çevre eyaletler kendi Ulusal Muhafızlarını gönderdi. İki tarafta silah ticaretinde bulundu. Vurulan ilk kişi bir kolluk kuvveti idi, sağ kurtuldu; ama belden aşağısı felç kaldı. İkincisi hayatını kaybeden bir Cherokee idi. Üçüncüsü ise Lawrence Lamont idi, bir Oglala Lakota, ölümü işgalin sonunun başlangıcı oldu.

Standing Rock Sioux Bölgesi, Kuzey Dakota yakınlarında yeşeren çatışmada Wounded Knee’nin yankıları vardı. Yaz ortasından beri pek çok Yerli Amerikalı Missouri ve Cannonball nehirlerinin kavşak noktasında Dakota Access petrol boru hattının yapımını -ki bu hat bölgenin kuzey sınırını direk kesiyordu, kutsal bölgelerden geçiyordu ve herhangi bir çatlak durumunda Standing Rock’ın su kaynağını tehlikeye atıyordu- protesto etmek için toplanıyorlardı. Haziran ayında kabile projeyi onaylayan ajansı dava etti, iddialarına göre proje kabilenin görüşlerini almıyordu ve bu federal yasalara aykırıydı. Dava mahkemede görülürken, protestocular boru hattı durana kadar mücadeleye devam edeceklerini söyledi. Ve zorunda kalırlarsa kışa doğru da sürecekti.

Federal görevliler duruma dikkatli yaklaştı, ama devletin şevkle sağladığı fiziksel güce de ödünç vermediler. Ağustos ayında, Vali Jack Dalrymple Kuzey Dakota’da acil durum ilan etti ve boru hattı şirketindeki (Energy Transfer Partners) yöneticileri uyardı; kendisinin yönetimi artık şirketin işçilerini yeteri kadar korumak için yeterli değildi. Protestocuların kampının kuzeyinde bariyerler kuruldu ve şerifin yardımcıları okul otobüslerine refakat etmeye başladı. 3 Eylül’de çatışma en yüksek aşamaya ulaşmıştı. Protestocular E.T.P.’nin buldozerlerini durdurmaya çalıştı buna karşılık enerji şirketi özel güvenlik görevlileri tuttu, bu görevliler protestoculara biber gazı ve köpeklerle karşılık verdi. Beş gün sonra Dalrymple, Kuzey Dakota Ulusal Muhafızlarını görevlendirdi. Bir yerel televizyon programındaki röportajda, sunucu Chris Berg, ‘’Burada tehlikeli bir durum söz konusu efendim.’’ dedi.  

Akşamında ben Standing Rock kampına Kuzey Dakota’daki Mandan, Hidatsa ve Arikara Uluslarının bir üyesi olan Lissa Yellowbird-Chase ile beraber katıldım, kendisi Ağustos’un ortasından beri neredeyse her hafta sonu protestolara katılıyordu. Çadırlar ve Kızılderili çadırları Cannonball Nehri boyunca yayılmıştı; Yellowbird-Chase’in bize katılan amcası bize takıldı: ona ‘’eski günlerdeki Kızılderili buluşmalarını, kızakla geldikleri günleri’’ hatırlatmışlardı. O günün erken zamanlarında, protestocular ilk büyük zaferlerini kazandı. Bir yargıç Standing Rock aleyhine karar verdikten sonra, Obama yönetimi duruma el atmış ve Missouri nehrinin altında kabile tamamen ikna edilmeden bir boru hattına izin verilmeyeceğini söyledi. Sonraki aylarda, şirket boru hattının etkilerini tekrar değerlendirdi ve kabile liderleri ile bu konuyu ve altyapı projelerini görüştüler. Yönetim ayrıca E.T.P’nin özel alanda çalışmayı durdurmasını istemişti, sınır nehrinde 20 mil doğusu ile batısıydı; ama bu karar sadece geçici olarak uygulandı: 9 Ekimde, federal temyiz mahkemesi tekrar Standing Rock aleyhine karar verdi, özel alanda yapım çalışmalarının devam etmesine izin verdi. (Sonraki gün, yönetim iş durdurma kararını yeniledi.)

Yellowbird-Chase geç yaz sıcağına çare olsun diye pamuk ağacından bir konak yeri kurmuştu, altında bir muşamba, yeri dumanla temizlemek için bir teneke asılmıştı, içinde sedir yaprakları ve komşuların ateşinden alınmış kömürler vardı. Diğer sabah kaldığımız yeri güzelleştirdik. Yapımdaki duraklamanın insanları kampı terk etmek için harekete geçirip geçirmeyeceğini merak ediyordum; ama sonra anladım, bir yığın çadır kubbesine yaklaştıkça protestolar büyüyordu. Kadınlar ve erkekler kamyonlardan bağışları boşaltıyorlardı – balkabakları, kıyafetler- ve kutuları bir gönüllüden diğerine neşeli bir şekilde iletiyorlardı. Diğerleri ateş odunu topluyordu, çöpleri taşıyordu, sebzeleri soyuyorlar ve atları besliyorlardı. Bazı bağışların indirilmesine yardım ettim, sonra da Yellowbird-Chase’e katıldım öğle yemeği için. Bu önemliydi, o, ‘’biz insanlarla beraber yemek yeriz.’’ demişti. Sırada dururken, arkadaşlar ve yabancılar konuşmak için duruyordu. Pek çoğu gün boyu bizi selamladı, aralarında yaşlıca bir beyaz adam da vardı, kırmızı kuş tüyleri dağıtıyordu, tedirgince açıkladı; gelmeden önce rüyasında protestocuları görmüştü ve rüyasında kırmızı kuş tüyleri dağıtıyordu. ‘’Bu çok güzel’’, dedi Yellowbird-Chase ve bir tanesini saçına koydu.

Hafta sonu, kamplar yeni ziyaretçilerle birlikte sayıca artmaya devam etti. Minneapolis’ten Aztek dansçıları geldi ve daha sonra Kaliforniya’daki Round Valley Indian Kabileleri, New Mexico’daki Jemez Pueblo ve Montana’daki Blackfeet Nation’dan temsilciler bu kamp alanına geldi. Destek teklifinde bulunan yüzlerce kabilenin bayraklarıyla kaplı bir koridordan girdi bütün temsilciler ve her gün yaşanan bu gelişler, eski dostların olduğu gibi eski düşmanların da bir araya geldiği anlamına geliyordu. Daha önce, Amerikan Süvari Birliği’ne Sioux’a karşı on dokuzuncu yüzyılda yapmış olduğu savaşlarda yardım eden Crow, battaniyeler, et soğutucuları ve istiflenmiş odun dolu bir atlı römorkla gelmişti.

Bu kabileleri bir araya getiren ortak tarih, elbette, Wounded Knee katliamından daha yeni.

Sioux tarihçisi Vine Deloria, Jr, 1969’daki yerli Amerikan hakları hareketinin “Custer Sizin Günahlarınız İçin Öldü” başlıklı bildirisinde şunu inceliyor; “insanlar genellikle kendilerini atalarının, bütün Kızılderilileri yıllar önce öldürmelerinden ötürü suçlu hissetmekle birlikte” aslında yirminci yüzyıl ” Kızılderili topluluklarına karşı daha sapkın ama neredeyse daha az başarılı savaşlar görmüştü.” demişti. Deloria ise bir dizi haksızlıktan söz ediyordu: kabile eğitimi için kaynak yetersizliği ve bu yüzden ebeveynlerin çocuklarını devlet tarafından işletilen yatılı okullara gönderimi başladı, antlaşma ile vaat edilen hizmetlerin kaybedilmesine neden olan kabilelerin sayılarına yönelik federal tanınmanın feshi, kabilelerin egemenliğinin göz ardı edilmesi ve dürüst bir tartışma ya da rıza olmadan Kızılderili topraklarında altyapı inşası şeklinde gerçekleşmektedir. Deloria’nın zamanında bu altyapı Standing Rock dahil birçok doğal koruma alanı olan tarım arazisini ve ormanı sular altında bırakmaktaydı. Bugün, Kabile Başkanı olan 2. David Archambault Times’ın editörlüğünde altyapının boru hatları olduğunu ileri sürdü ve Kabileler Amerika’nın refahı için her zaman bedel ödedi.” diyecekti.

Bunu izleyen birçok gün protestocular inşaat alanının önünden karavanla geçerek ya da yürüyerek şarkılar söyleyip danslarla beraber dua dolu törenler düzenlediler. Orada olmama rağmen onlar evlerinde kaldılar ve olayların geri dönüşleri sebebiyle şaşkına dönmüş bitkin bir haldelerdi. Kampın katersisinde sadece kuzeyde olan endişeyi unutmak kolay olacaktı. Başlarında günlük bir şekilde gözetleme yapılan helikopterleri unutmak kolay değildi. Bir gece biri alçak bir şekilde kampta gezinirken Yellowbird-Chase acele ile: ”Günde 3 öğün yediğimizden emin oluyorlar.”dedi. Bazıları bunu komik buldu, eyalet sanki çok istekli bir küçük kardeş gibi oyununu çok ciddiye alıyordu. Ben ve diğerleri onları rahatsız edici ve uyumsuz bulduk. Bir sabah açık arazinin kirli yollarından boru hattının olduğu yere geldim 6’sı kolluk kuvvetleri olan 8 araçla karşılaştım. ”İçi insanlarla dolu araba gördüğün zaman, araç plakası yanında değilse kendin ve ailen için korkmaya başlıyorsun.” diyen adamın arabasıydı arabalardan biri. Kalmaya ve daha fazla konuşmaya istekli olup olmadığını sordum ”Hayır, çok tehlikeli.” dedi.

İnsanlar Standing Rock ile Wounded Knee ikilisini karşılaştırdıklarında 1973’teki işgalde birkaç yüz protestocu vardı, şimdi ise binlercesi var ve bunun bir kısmını sosyal medyaya borçluyuz. Burada önemli bir ayrım daha var, bu hareket kendini şiddetsizliğe karşı kendini adamış bir harekettir. Şimdiye kadar Sivil İtaatsizlik eylemi nedeniyle 90 kişi gözaltına alındı. Şantiye alanlarına girip kendilerini buldozerlere kilitliyorlardı fakat hiçbiri silah taşımıyor ve saldırgan bir davranışta bulunmuyorlardı. 3 Eylül’de yaşanan çatışmada 6 protestocu köpekler tarafından ısırılmış ve bir güvenlik şefi kamyonetine bağlanmıştı sonrasında hiçbir yara almadan gitmesine izin verdiler. Tanışmış olduğum çiftlik sahibi yerli Amerikalıların Tomahawks ile silahlanmış olduğunu gördüğünü iddia etti. Protestocular kendilerini koruyucular olarak adlandırmaya başlamışlardı ve karşında emek verdikleri bu vahşetin tarihi kalıplarını hatırlayana kadar küçük bir hokey sesi çıkarıyordu bu anlamsal ayrım.

25 Eylül’de protestocular, boru hattının patikasında mısır ve söğüt ağaçları dikmek için şantiyeye geri döndüler. Şerif Kyle Kirchmeier yerel basına bir güvenlik görevlisinin saldırıya uğradığını ve hafif yaralanmaların olduğunu ve protestocuların bir silahla göründüğünü söyledi. Kirchmeier’in ofisi herhangi bir iddianın kanıtını sağlayamadığı ve bu sebeple tutuklama yapılmadı. Sonrasında 28 Eylül’de olan belki de şimdiye kadar ki en rahatsız edici çatışmada  subaylar dolu tüfekleri bulunan bir grup protestocuyu kuşattılar. Protestocular silahlarını havaya fırlatarak ”Bizim silahımız yok, bizim silahımız yok.” diye bağırdılar. Her iki tarafta yara almadan çekildi ancak bu devletin resmi tarihi tarafından görmezden gelinen ve kayıtsız kalınan bir olay ve bu benim polislerin söyledikleri silahların hayal ürünü olup olmadığını merak etmemi sağladı, protesto etmenin yarattığı eserin bir korku gibi görünmesini sağlamak için bir yol olabilirdi. Şiddetin korkusu değil; hayatta kalan, geri kalanlarımızın sıklıkla unutmayı seçtikleri şeyleri hatırlayan ve birbirlerini bu hafızayla tekrar bulanların korkusu.

Çeviren Atilla Arda Beşen’in notu: Sivil İtaatsizlik hakkında aynı örnek çerçevesinde daha fazla bilgi için Sivil İtaatsizlik Henry David Thoreau’ya bakılabilir.

Kaynak: http://www.newyorker.com/news/news-desk/standing-rock-a-new-moment-for-native-american-rights

Çevirenler Hakkında


Ulaş Deniz Tümkaya
Boğaziçi Üniveristesi Tarih Bölümü


Atilla Arda Beşen
İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial