Siyaset Bilimi Temel Kavramlar Bölüm 1

Yazan: Rumeysa USTA

Siyaset Bilimi Temel Kavramlar Bölüm 1

Siyaset bilimine girişte birçok kavramla karşılaşan öğrenciler adına belli bölümler halinde ilk siyaset kitaplarını açtıklarında görebilecekleri kavramları kısaca açıklamaya çalıştım.

ÜNİTER DEVLET: Üniter devlet, devletin, ülke, millet ve egemenlik unsurları ve keza yasama, yürütme ve yargı organları bakımından teklik özelliği gösteren devlet şeklidir. O halde, üniter devleti, devletin unsurlarında ve organlarında teklik özelliğiyle tanımlayabiliriz.([1])

FEDERAL DEVLET:Federasyon  (fédération)” veya “federal devlet (federal stateEtat fédéral)”i bir cümlede tanımlamak oldukça güçtür. Ama başlangıç olarak şöyle bir tanım yapabiliriz: Federasyon, kendi içlerinde belli bir özerkliği koruyarak iki veya daha fazla devletin aynı merkezî iktidara tâbi olmak suretiyle oluşturduğu bir devlet topluluğudur. Federasyonda “federal devlet ” ve “federe devletler” olmak üzere iki tür devlet vardır. Federe devletlere, “devlet (state)”, “eyalet”, “kanton (canton)”, “Länder” gibi isimler verilir. Bunlar federasyonun “üye birimleri” veya “kurucu birimleri” dir.

Federasyonda federe devletler de, federal devlet de birer “devlet”tir. Federe devletler birer devlettir; çünkü, bunların her birinin kendisine mahsus bir ülkesi, kendisine mahsus bir halkı ve belli alanlarda sınırlandırılmış olmakla birlikte kendisine mahsus bir egemenliği vardır. Federal devlet de, bir “devlet”tir; çünkü, federal devlet de, bir ülkeye (ki bu ülke federe devletlerin topraklarından oluşmaktadır; bir insan topluluğuna (ki bu topluluk, federe devletlerin ahalisinin bütününden oluşmaktadır) ve bir egemenliğe sahiptir. Federal devlet, federe devletlerin ülke ve insan unsuru üzerinde kuruludur; ancak, federal devlet, kendisini oluşturan bu federe devletlerden ayrı bir devlettir. Federal devlet ve federe devletler ayrı tüzel kişiliklere sahiptir. Federasyonda iki ayrı tür devlet olduğuna göre, aynı ülke ve insan topluluğu iki ayrı devlet egemenliğine ve dolayısıyla hukuk düzenine tabidir. Bu düzenler arasında aşağıda göreceğimiz şekilde bir yetki paylaşımı yapılmıştır. ([2])

HEGEMONYA: Yunanca “hegemonia” kelimesinden gelmektedir. Bir sistem içerisindeki bir elemanın diğerlerinden üstün, baskın olduğunu belirtir. Marksist teoride daha teknik ve has olarak kullanılmıştır. Antonio Gramsci’nin eserlerinde baskın sınıfın boyun eğenlerin izniyle gücü kazanması olarak bahsedilmiştir. Zoraki bir yönetim olmayan hegemonya daha çok burjuvazi değerlerine göre işleyen kültürel ve ideolojik bir method olarak anlaşılır. Politik ve ekonomik boyutu vardır: müsaade; maaş, ücret artması ve politik veya sosyal reform ile idare edilebilir.([3])

İKTİDAR: İktidar, toplumdaki düzenin, hakların, müşterek faaliyetin, kısaca toplum yaşamının şartıdır. ([6]) İnsan için “tabiatın birinci dersi: hayat ve bunu idame ettirmektir.” Bu durum toplum içinde yaşamakla olasıdır. Birey, emir ve isteklerine baş eğdiği, üstün iktidarlı toplumun bir üyesi olarak dünyaya gelir ve her zaman iktidarın vermiş olduğu emirlere boyun eğmek veya bu emirleri yerine getirmekle zorunludur. ([7])

H.B. Acton ise “en genel anlamı ile iktidar; yeterliliği ifade eder. Bu anlamda bir insanın iktidarı, yapabileceği şeylerin oranı ile ölçülebilir. Kelimenin sosyal anlamında iktidar, başkalarına istediğimizi yapmalarını yaptırma yeterliğidir.” demektir. ([8])

Siyaset biliminin ilerlemesinde büyük rolü olan Harold Lasswell ise, Abraham Kaplan’la yazdıkları eserde iktidarı, “bir kararın oluşmasına katılma” şeklinde tanımlamakla bunun bir “ilişki” olduğunu belirtmektedir. ([9])

İDEOLOJİ: Fransız Devriminden sonra 1796 yılında ilk kez Destutt de Tracy tarafından kullanılan ideoloji sözcüğü Cabonis’e kadar “fikirler bilimi” anlamında dış gerçek ile harekete geçirilen zihinsel fikirlerin oluşması biçiminde algılandı. Daha sonraları Napolyon’un ideologlar ve ortaya koydukları ürünler hakkındaki aşağılayıcı görüşünden kaynaklanan “polemik anlayışı” egemen oldu. ([10])

Adıyla sanıyla ideoloji teriminin ortaya çıkışı ise, Fransız Devrimi sonrasında, metafizik düşünüşü tamamen yıkmayı hedefleyen bir düşünürler grubunun eseridir. ([11])

Bu kavramı olumsuz bir anlama kavuşturan ve deyim yerindeyse meşhur eden, Napolyon oldu. Böylece ideoloji kavramı, hızlı bir anlam değişimiyle, tam tersi bir içerik kazandı. En masum biçimiyle, yanılsama olarak anlaşılacaktı artık ideoloji. Buna bağlı olarak bilinçsiz çarpıtma, yanlış algılama-anlamayı ifade ediyordu. ([12])

SİYASET: “Siyaset” köken itibarıyla “seyislik, at idare etme” anlamlarına sahip Arapça bir kelimedir. ([13]) Siyaset bütün yurttaşların katılmaları gereken olumlu ve öğretici bir süreçtir.([14])

Ünlü düşünürler K.Marx ve F.Engels’e göre siyaset temeldeki üretici güçlerin niteliğini belirlediği bir üst yapıdır. Marx Weber’in siyasal topluluk ve siyaset anlayışı belirli bir toprak parçası üzerinde, gerektiğinde fiziki zora başvurma olanağı olan yönetsel bir örgüt tarafından verdiği emirleri uygulamaya koyduran egemen gruba dayanmaktadır. G.Almond’da, M.Weber gibi siyasetin belirleyici niteliğinin meşru fiziki zorlamaya başvurmanın tekelleşmesi olarak görmektedir. R.Dahl’a göre siyasal sistem; güç, rol ve otorite ile ilgili insan ilişkilerini içermektedir. ([15])

LİBERALİZM: Liberalizm, “özgürlükle ilgili” olmayı anlatan Latince liberalist kelimesinden türetilmiştir. Liber, Roma’da köle olmayan özgür insanları tanımlamak üzere kullanılırdı.(Heywood, 2007:31) Bu durumda liberalizmin adı gibi, merkezi tartışma temasının da özgürlük sorunuyla ilgili olduğunu söyleyebiliriz. ([16]) Liberalizm, özgürlük, eşitlik, sınırlı iktidar, rıza, anayasacılık, akılcılık ve bireycilik gibi bir dizi ilkeye dayanmaktadır. ([17])

MUHAFAZAKARLIK: Düşünsel kaynakları biraz daha geriye gitse de muhafazakarlık bir ideolojik akım olarak 19.yy ın başlarında ayırt edilebilir bir nitelik kazanmaya başlamıştır. Bu niteliği kazandığı andan itibaren, siyasal yaşamda büyük etki yaratmış olmasına rağmen, muhafazakarlığın bir ideolojik yapı olarak bütünlüğü ve tutarlılığı hep tartışma konusu yapılmıştır. Muhafazakarlığın temel gerilimini değişme ile insanların istikrar ve düzen arayışı arasındaki çatışma oluşturur.

 Muhafazakar dünya görüşünün oluşturucu ilkeleri 4 başlık altında toplanabilir: İnsanın kusurlu bir varlık olduğu inancı, organik toplum anlayışı, siyasal şüphecilik ve gelenekçilik. (Quinton, 1978:16)

Muhafazakarlar, toplumu bireylerin mekanik bir şekilde bir araya gelmesiyle oluşmuş bir yapı olarak düşünmezler. Onlar için toplum, kişilerin kendisine kopmaz bağlarla bağlı olduğu organik bir bileşimdir. ([18])

SOSYALİZM: Sosyalist ideoloji, sanayi devriminin toplumsal sonuçlarıyla kapitalist üretim ilişkilerinin kesiştiği tarihsel uğrakta doğdu. Sosyalistler, Fransız Devrimi’nin temel amacı olan “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” idealinin gerçek anlamda kavuşabilmesi için eşitlik idealine merkezi bir önem vermek gerektiğine inandılar ve düşüncelerini bu hedef doğrultusunda gerçekleştirdiler. Sosyalistlere göre bireyler içinde yaşadıkları toplumsal ilişkiler tarafından şekillendirilir. Bu yüzden toplumun birey karşısında varoluşsal bir önceliği vardır. Zaten “sosyalizm” adı, ismin mucidi olan Henry de Saint-Simon tarafından toplumun birey karşısındaki bu önceliğinden ötürü tercih edilmişti. ([19])

ANARŞİZM: Tarihsel açıdan bakıldığında anarşizm, modern dünyanın özgürlük ve eşitlik vaadinin başarısızlığa uğramasına bir tepki olarak gelişmişti. Kendi başına bırakıldığında doğal olarak örgütlenebilecek olan toplumun üstünde bir kurum olarak devlet, tüm özgürlüklerin temelden zedelenmesine sebep olmaktaydı. Bu bağlamda, anarşizmin temel sorununun devlet karşıtlığının oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Zaten anarşi sözcüğü de, “iktidara karşı olmak” veya “yöneticisi olmamak” anlamına gelen yunanca anarkhia teriminden türetilmiş bir sözcüktü. Anarşi kelimesi, 19.yyda ilk kez Fransız düşünürü Pierrer Joseph Proudhon tarafından kendini tanımlamak üzere kullanılıncaya kadar olumsuz bir anlam taşıyordu.

Önemli bir başka Rus anarşisti olan Pyotr Kropotkin (1927) ise anarşizmi “hükümetsiz komünizm” olarak tanımlamıştı.([20])

FAŞİZM: Faşizm kavramı, etrafı bir deste çubukla sarılı olan bir baltayı adlandıran Latince fascia teriminden türetilmiştir. Kendini faşist olarak tanımlayan ilk parti, İtalya’da 1919 yılında Benito Mussolini önderliğinde kurulan Faşist Parti olmuştur.

Faşizm deneyimlerini açıklamak üzere 3 yaklaşım bulunmaktadır. Bunlar; faşizmin ortaya çıkışında, Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkım, söz konusu ülkelerin demokratik geleneklerinin zayıf olması ve komünizm tehlikesinin yarattığı endişe gibi dönemsel nedenler belirleyici olmuştu. Marksistler, faşizmi mevcut krizin giderilmesi için sermaye sınıfı tarafından geliştirilen otoriter ve baskıcı bir çözüm olarak kabul etmekteydiler. Faşizmi toplum üzerinde topyekun bir iktidarı hedeflediği, özel hayat ile kamusal hayat ve devlet ile toplum arasındaki ayrımları ortadan kaldırdığı için totalitarizm başlığı altında, komünizmle bir arada ele alan açıklamalar tarafından temsil edilmektedir.

Faşistler, insanları temelde biyolojik varlıklar olarak gördükleri için akıldan çok duyguların ve iç güdülerin belirleyeceğine inanırlar. Bu yüzden insanlar arasında eşitsizliklerin varlığını doğal ve gerekli görürler. ([21])

MEŞRUİYET: Sosyolojik açıdan “Kurumsallaşmış siyasal iktidar formu” olduğu söylenen devlet; fonksiyonel açıdan ister klasik örneklerdeki gibi “ortak iyiliğin en yüksek görünümü ve ahlakî değerlerin cisimleşmiş şekli olarak, erdemli toplumun var oluşunu ve muhafazasını temin eden, itaatin mutlak gerekli olduğu kutsal bir kefalet” şeklinde tanımlansın, isterse modern örneklerdeki gibi “bir toplumda meşru şiddeti tekelinde bulunduran güç” ya da “egemen sınıfın baskı aracı” biçiminde, her halükarda mensuplarından kendisine itaat edilmesini bekler… Bu gerekliliği sağlayan unsur da meşruiyet denilen şeydir. Yani meşruiyet, devlete niçin itaat edilmesi gerektiğini gösteren etik argümandır. ([22])

DEMOKRASİ: Demokrasi, iktidarın halkçı kökenli olduğunu savunan ve iktidarı halka dayandıran teoridir. Amerika Cumhurbaşkanlarından Abraham Lincoln’un çok ünlü olmuş “demokrasi halkın, halk için, halk tarafından yönetimidir.” tanımına göre bir ülkede uygulamada demokrasi olabilmesi için halkın aynı zamanda yönetilen ve yöneten olması veya en azından yönetilenlerin (halkın) büyük bölümünün iktidarın kullanılmasına katılması gerekmektedir.

Kaldı ki, demokrasi konusunda bugün siyasal yaşamın motörü konumunda olan siyasal partilerin tümü tarafından bir belirsizlik görülmektedir. Bu belirsizliğin nedeni, aşırı sağdan aşırı sola kadar siyasal eğilimleri temsil eden her bir siyasal partinin kitleyi çevrelemek için demokrasiyi özü itibariyle değil biçimsel olarak kullanmasıdır. ([23])

Demokrasi düşüncesi

1-Kişi-toplum ilişkilerinin belirlenmesi sürecine halkın tümüyle katılması,

2-Azınlık haklarına saygılı bir çoğunluk yönetiminin sağlanması,

3-Toplumun tüm üyelerine fırsat eşitliği verilmesi,

4-Kişiye ait hak ve özgürlüklerin korunması

genel olarak bu dört öğeden oluşur.([24])

KAYNAKÇA

Prof. Dr. Esat ÇAM, Siyaset Bilimine Giriş, DER Yayınları, İstanbul 2011

Yüksel Taşkın, Siyaset Kavramlar Kurumlar Süreçler, İletişim Yayınları, İstanbul 2016

http://www.nesettoku.com/

http://anayasa.gen.tr/

http://www.turkcebilgi.com/

Dipnotlar

[1] http://www.anayasa.gen.tr/uniter-bilesik.htm

[2]  http://www.anayasa.gen.tr/uniter-bilesik.htm

[3] https://www.turkcebilgi.com/hegemonya

[4] Prof.Dr.ESAT ÇAM, Siyaset Bilimine Giriş,DER Yayınları, 10. Baskı, 2011, s.337

[5] YÜKSEL TAŞKIN, Siyaset Kavramlar, Kurumlar, Süreçler,İletişim Yayınları,3. Baskı,2016, s.144

[6]  ÇAM, a.g.e., s89

[7] ÇAM, a.g.e., s.89

[8] ÇAM, a.g.e., s.91

[9] ÇAM, a.g.e., s.92

[10] ÇAM, a.g.e., s.229

[11] TAŞKIN, a.g.e., s.84

[12] TAŞKIN, a.g.e., s.85

[13] TAŞKIN, a.g.e., s.26

[14] TAŞKIN, a.g.e., s.23

[15] ÇAM, a.g.e., s.22

[16] TAŞKIN, a.g.e., s.112

[17] TAŞKIN, a.g.e., s.113

[18] TAŞKIN, a.g.e., s.116-117

[19] TAŞKIN, a.g.e., s.120-121

[20] TAŞKIN, a.g.e., s.128

[21] TAŞKIN, a.g.e., s.129

[22] http://www.nesettoku.com/?p=822

[23] ÇAM, a.g.e., s.387

[24] ÇAM, a.g.e., s.388

 

Yazar Hakkında

Rümeysa Usta / TESA Siyaset Masası Yardımcı Direktörü

İstanbul Üniversitesi 

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial