Duyurular
Ana Sayfa / YAZILARIMIZ / Tarih / SİVİL İTAATSİZLİK KAVRAMI

SİVİL İTAATSİZLİK KAVRAMI

‘’ Ben soylu biriyim, varlıklı 
Başkasının yaveri olmayacak kadar soyluyum
Ya da yararlı bir hizmetkar ve araç olmayacak kadar
Yeryüzündeki hakim bir devlete. ‘’

Henry David Thoreau

Tarihin otorite, hakimiyet ve iktidar bakımından en keskin dönemidir 15. ve 16. Yüzyıllar. İsmini kavramsal olarak göremesek de teorik olarak karşımıza çıkan bir sivil itaatsizlikten söz edebiliriz. Etienne De La Boetie ile birlikte kavramın sahneye çıkıp Thoreau ile genişleyip Rawls, Arendt, Habermas gibi düşünürlerle daha da şekillendiğini söylemek mümkün olacaktır.

Bu şekillenme döneminde dikkat edilmesi gereken nokta sivil itaatsizlik eylemlerinin değiştiği çizgidir. Özellikle 21. Yüzyıla gelindiğinde daha net kalıplarla sokulmuş bir ‘’sivil itaatsizlik’’ ile karşılaşacağız. Bu süreçte bir diğer dikkat edilmesi gereken nokta ise adalet, iletişim, kamusal alan, devlet terimlerinin sivil itaatsizlikte nasıl bir yer edindiğidir. Sivil itaatsizliği 21. Yüzyıl kalıplaşmış kavramlarının etkisi altında kaybetmeden açıklayıcı ve yorumlayıcı şekilde sunmanın daha yararlı olacağını düşünüyorum.

Bu çalışmayı ayırırken ise La Boetie-Thoreau ikilisini bir dönem Rawls-Habermas ikilisini bir dönem ve iki ünlü sivil itaatsizlik eylemcisi ve teorisyeni Gandhi ve M. Luther King’i bir dönem olarak değerlendireceğim. Sonrasında ise sivil itaatsizliğin günümüz kalıpları altında inceleyip, farklı sivil itaatsizlik örnekleriyle sona ulaşacağım.

Etienne De La Boetie ve Thoreau Dönemi Sivil İtaatsizlik

Etienne De La Boetie
Tarihsel bağlam üzerinden gideceğimizden dolayı La Boetie ile başlamak daha doğru olacaktır. La Boetie’nin yaşadığı ve teorisini ortaya attığı yıllar gerçekten de bir insanın fikri cesaretini gösterir niteliktedir. Tam bir Rönesans sanatçısıdır La Boetie. Monarşik otoritenin ve bu monarşi (Kral, padişah, çar, şah) başlarının yerilemediği dönemden bahsediyoruz. Tanrı’nın verdiği göreve eleştiri ya da ciddi bir başkaldırının olmadığı zamanlar. Halkın kulluklaşmaya en bağlı olduğu zamanlar, bir bakıma korku-uyku devri gibidir. Kulluklaşan halktan sonra gelen bir diğer nesil atalarının, babalarının, annelerinin yaptığı işi yapmak zorunda olarak doğar. Büyürken anladığı ve öğrendiği budur. Sonuç olarak yeni nesil de kendinden öncekiler gibi kulluklaşır. Bu böyle bir zincire bürünmüşken La Boetie’nin dönemine göre yankı uyandıran tezinden bahsedip açıklamak zihinleri daha aydınlık kılacaktır.

La Boetie; binlerce, milyarlarca insanın bu dönemde rahatsız olduğu şeyi desteklemesinin ne olduğunu incelerken buna gerçek anlamda bir isim bulamamaktadır. Desteklemediği olgu ise ‘’Tiran’dı.’’ Memnun olunmayan iktidarı desteklemeyi bırakmanın onun gücünü kaybetmesine neden olacağını savunur. Bunun iktidara karşı bir hareket olarak yorumlamanın yanı sıra başka yönler ve etkilerine de değinmek gerekecektir.

Şöyle ki; iktidara verilen destek geri çekildiğinde iktidarın gücü kalmıyorsa bu durumu iktidarın haksız veya eşit olarak görünmeyen politikalarına, kamusal alan içinde belli ilişkilere kadar birçok durumda uygulanabileceğini söylemek günümüz için uygun olmaktadır.

Şiddet içermemesi bakımından ve ‘’Destek geri çekimi’’ kavramıyla La Boetie’nin tezi gerçekten önemli bir sivil itaatsizlik tezidir. Tirana olan bağlılığın sonu tiranın kötü politikalarına koşulsuz boyun eğmektir. Tirana olan desteği geri çekme yanlısıdır La Boetie, şiddetle ilgilenmez desteği geri çekmenin yeterli olacağını savunur. Sadece tiranı veya politikalarını desteklememek yetecektir.

La Boetie iktidarın gerçekleşmesini yönetenlerin volontarizmine (istencine) değil de yönetilenlerin istencine bağlar. Halkın kendini ezebilecek insanların varlığını görmesi ve gönüllü kulluk ile siyasal sisteme devam etmesini de iktidara katkı olarak görmektedir. ‘’Doğal’’ özgürlüğü savunan Aydınlık Çağı filozofu La Boetie, modern siyaset bilimine ciddi bir katkı yapmıştır. Şimdi ise devletten desteğini geri çeken Henry David Thoreau’dan bahsedelim.

Henry David Thoreau
David Thoreau’yu 3 önemli noktada incelemek ve sonrasında değerlendirmek gerekecektir. Thoreau Meksika ile olan savaş ve kölelik durumuna yönelerek vergi vermeyi reddetmiş ve buna yönelik bir sivil itaatsizlik durumu başlatmıştır.

Thoreau Massachusetts hükümetinin (kafa) kelle verigisine karşı çıkmış ve bu karşı koyuşunda devletin ve devlet için çalışan memurun durumunu değerlendirmiştir. Meksika ile olan savaş ve ayrıca kölelik sisteminin devamı için, bu oluşumları desteklemeyen biri aslında bir çeşit destek içindedir der Thoreau. Şöyle ki devlete verilen vergiyi ki bunu Meksika ile olan savaşı desteklemeyen insanlarında verdiğini gözleyen Thoreau bunun dolaylı yoldan bir destek olduğunu savunur. Eğer bu sisteme karşı olan bir durum bulunuyorsa tamamen karşıtlığa vurgu yapıp önem vermektedir. David Meksika ile olan savaş ve köleliğe destek vermemiştir. Bunun yanında vergi vermeyi reddederek bir gece hapis yatmak zorunda kalmıştır. Kendisi yerine başka birinin vergisini ödemesi sonucu serbest kalan Thoreau bu durumu da eleştirmiştir. Şöyle ki o doğru yola inanıp bu yolda başına gelecekleri göze alıp vergi vermeyen, köleliğe karşı çıkan, savaşa karşı çıkan insanların gerekirse hapis yatmaları gerektiğini savunmuştur. Çoğunluğun hapis yatmasıyla beraber iktidarın da bu çoğunluğun çağırısına cevap vereceğini düşünmektedir. ‘’Herkes hapishanelere dolmalıdır.’’

Thoreau, Paley’in sivil hükümete boyun eğmenin devletin değiştirilmesinin mümkün olmadığı durumlarda Tanrı emri olduğunu söylemesine de karşı çıkar. Paley’in birey kadar halkın da ne pahasına olursa olsun adaletli davranmasının gerektiği durumları göz ardı ettiğini düşünür.

Thoreau’nun makalesinin 4 önemli noktasına değinelim. 

*Ülke yasalarından önce gelenin vicdan yasası olduğunu düşünür.
*Yüce yasa ile ülke yasası çakışırsa yüce yasaya uyup ülke yasasına bile bile karşı gelmek gerekir.
*Ülke yasasına karşı gelen eylem sonuçlarını göz önüne almalıdır.
*Hapishaneye giren çoğunluk olursa kötü yasaların uygulanamaz hale geleceğine inanır.

John Rawls ve Jürgen Habermas’a Göre Sivil İtaatsizlik

John Rawls
Rawls ‘’ Sivil itaatsizlik eyleminde bulunan azınlık grup, çoğunluğun yaptıklarının ortak adalet
anlayışının ihlali olarak anlaşılmasını isteyip istemediğini gözden geçirmeye ya da ortak adalet anlayışına uygun olarak azınlığın taleplerini tanımak isteyip istemediğini incelemeye zorlar.’’ demiştir. 

Şöyle ki Rawls’ın kamusal alanını oluşturan adalettir. Adalet sonrası kamusal alanda sivil itaatsizlik sorunu ise azınlık olarak bulunan grubun adalet duygusu ile uyanır. Çoğunluğun vardığı karar ortak adalet duygusuna uymuyorsa burada azınlık bu karar ve politikaları tekrar gözden geçirmeye zorlar. ‘’Azınlık’’ bu noktada bizim için önemlidir. Farkındalığı oluşturan grup ve adaletin bozulan yanını hissettiren bir konumdadırlar. Toplumda çoğunluk her zaman ortak adalet duygusuna hitap edemeyebilir ve genelde de toplum içinde ortak bir adaletten söz etmek tam anlamıyla mümkün olamamaktadır.

Jürgen Habermas
Habermas ‘’Sivil itaatsizlik yalnızca kişiye özgü inançların ve çıkarların temel alınamayacağı ahlaki bir protestodur. Kural olarak önceden bildirilmiş ve polisçe akışının hesaplanabilir olduğu kamuya açık bir eylemdir; hukuk düzeninin bütününe olan itaati içerir; normun çiğnenmesinin hukuki sonuçlarından sorumlu olmaya hazır bulunmak tutumunu gerektirir. Sivil itaatsizliğin gerçekleştiği norm ihlali sembolik bir karaktere sahiptir. Buradan da zaten protesto araçlarının şiddetten uzak bulunması gerektiği sınırlaması doğmaktadır.’’ şeklinde tanımlar Habermas ve ona göre ‘’Sivil itaatsizlik’’ bir kişi ürünü değildir. Kamusal alan bakımından yorumlayalım.

Habermas’a göre kamusal alanın ulaşabilmesi ilk olarak iletişimin olmasıyla mümkündür. Bu iletişim insanlar arasında çok güçlü bir ‘’ağ’’ özelliğine sahip olup kamusal sorunlar, kamusal çıkarlar, kamusal anlaşmalar tam olarak bu alanda doğmaktadır. Bu ilişkiyi sağlayan ise iletişimin kendisidir. Kamusal alan içinde bozulan iletişim belli sorunlar doğurabilmektedir. Bu sorunlar karşımıza kamusal alan içinde oluşmuş bir tür sivil itaatsizlik örneği olarak çıkabilmektedir. Habermas’ın tanımında da olduğu gibi kamusal alan içi problemlerinden biri de sivil itaatsizliğin kendisi olup sonuçları kabullenilmeli ve sorumluluğu alınmalıdır.

Sivil İtaatsizlik İdolü Mahatma Gandhi
Gandhi’Nin sivil itaatsizlik anlayışı şiddet içermeyen anlayışa dayalıdır. Gandhi Hindistan’nın bağımsızlığını kazanma sürecinde, Hintli göçmen haklarının savunulmasından çeşitli sivil itaatsizlik eylemleri yürütmüştür. 

Afrikalı Hintli göçmenlere uygulanan ırkçı politikalara karşı kayıt idarelerinin işgali sonrasında yönetimin sözlerini tutmamasıyla beraber hapishanalere dolma çağrısı yapan Gandhi Thoreau’nın izinden ilerlemiş ve şiddet içermeyen bir sivil itaatsizlik eylemcisi olmuştur. Gandhi bu hapishanalere dolma çağrısıyla başarıya ulaşmış ve kalabalıklaşan dolayısıyla yönetilemeyen hapishanaler sonucun yönetim uzlaşma yoluna gitmiştir.

Gandhi ne olursa olsun bağımsızlığın kazanılması gerektiğini savunmuş ve Britanya İmparatorluğunu’nun koymuş olduğu tuz üretimi yasağına yönelik tuz yürüyüşünü organize etmiştir. Bunun yanında Gandhi’nin planladığı bilinçli sivil itaatsizlik eylemleri sayesinde Hindistan bağımsızlığını kazanmıştır. 

Gandhi düzenlediği sivil itaatsizlik eylemleriyle sivil itaatsizliği yararlı bir şekilde kullanabilen bir lider olarak Hindistan siyasi hayatına çok büyük katkılarda bulunmuştur.

Martin Luther King Siyah Vatandaşın Sivil İtaatsizliği
Luther King düşüncelerinden dolayı hapis yatmak zorunda olan sivil itaatsizlik eylemcilerindendir. 1963 yılında Birmingham’daki eylemler sonrası kapatıldığı ceza evinde yazdığı mektupla sivil itaatsizliğe ait düşüncelerini ortaya koymuştur. Şiddete dayanmayan bu sivil itaatsizliği maddelendirmiştir King.

*Adaletsizliğin varlığının tespiti için yeterli materyali toplamak.*Adaletsizliğin durdurulması için gerekli görüşmeleri yapmak
*Kendini eğitmek.
*Doğrudan eyleme geçmek.

1951 yılında Alabama Eyaleti Montgomery şehrinde Rosa Parks isimli siyah tenli bir vatandaşın otobüste beyazların yerine oturması üzerine tutuklanmıştır. Bunun üzderine otobüse binmeme eylemi başlamış ve siyah tenli vatandaşlar otobüs yerine yürümeyi tercih etmişlerdir. Bunun üzerine ABD Yüksek Mahkemesi ayrımcı yasaların anayasaya aykırı olduğuna hükmetmiş ve iptaline karar vermiştir. Bu gelişmeler üzerine Luther King’in önderliğindeki eylemler (yürüyüşler, konuşmalar…) birçok insanın katıldığı sivil halklar hareketine dönüşmüştür. Martin Luther King’in kullandığı en bilindik sözü olan ‘’I Have a Dream’’ ise söylem ve propagandaların sivil itaatsizlik eylemcilerinin en güçlü silahı olmuştur. Sivil itaatsizliğin tabancası cümleler mermileri ise kelimeler olmuştur.

20. ve 21. Yüzyıl Sivil İtaatsizlik Kavramı

Sivil itaatsizliğin La Boetie-Thoreau, Rawls-Habermas olarak teorik olarak 2 farklı halini ele aldık ve bunun yanında 2 sivil itaatsizlik eylemcisi ve lideriolan Gandhi ve Martin Luther King’i anlattık. Şimdi ise günümüz sivil itaatsizliğinin kalıplaşmış hali üzerinde duralım.

Günümüz sivil itaatsizliğinin önemli birkaç ana olgusu vardır. Bunu Ludwig Maximilians Üniversitesi Ceza Hukuk’u Prof. Dr. Horst-Schüler Springorum şöyle maddelendirmektedir.

*Amaca ulaşmak için bilinçli bir norm hali.
*Kamuya duyurulmuş eylem.
*Etik – normatif olarak temellendirilmiş.
*Şiddet içermeyen.
*Sembolik bir protesto.
*Eylemcilerin eylemin sorumluluğunu üstlenmeye razı olması.

Thoreau’da da izlerini gösteren Rawls ve Habermas’In tanımlarında da yer alan bu 5 madde günümüz sivil itaatsizlik eylemlerinin temel düşünce yapısını oluşturmuştur. La Boetie’de ise ayrı bir yan olarak ‘’Tirana karşı (İktidara karşı)’’ kavramıyla karşılaşırız. Bu kavramı günümüzde değerlendirmek istersek bize baskı uygulayan güçlerin tümü olarak ele alınabilir ve yanlışlığa yönelik sivil itaatsizlik inşa etmek mümkün olabilir. Toplum ile belli bir bağı olan sivil itaatsizlik eylemleri bu bağı toplum var olduğu sürece koruyacaktır.

Dünya Üzerinde Farklı Sivil İtaatsizlik Örnekleri 

-Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin gençlik örgütünün nükleer silahları protesto etmek amacıyla tramvay raylarına oturması. 
-1955 New York’ta sivil savunma provası sırasında koruma yerlerine gidilmemesi.

-1958’de Hawai’de nükleer silahları protesto amacıyla vergilerin ödenmemesi. 
-1966’da Vietnam Savaşı’nın protesto edilmesi amacıyla 50 asker kimliğinin yakılması. 
-1973 yılında Almanya’da Kuzey İrlanda’dan Britanyalıların geri çekilmesi amacıyla Nato karargahı önünde dağıtılan izinsiz belgeler. 
-1956’da İtalya’da işsizlik protestosu ve izinsiz şekilde yol yapımı (Tersinden Grev) 
-Wikileaks 
-1969 Türkiye’de gerçekleşen Öğretmenler Boykotu.

-2002 yılında Türkiye’de gerçekleşen eczanelerin kepenk kapatma eylemi. (Sağlık Bakanlığı’nın aldığı karar protesto.) 
-Nikola Romanov tarafından (Rus Çarı) 1905 yılında işçilerin Kışlık Sarayı önünde yaptıkları yürüyüşten dolayı kurşunlanmaları. Halbuki işçiler Çar lehine slogan atıp onunla konuşmayı umuyorlardı. (Bu olay tarihe Kanlı Pazar olarak geçecekti.) 

Kaynakça:

Sivil İtaatsizlik-Kadir Candan, Murat Bilgin
Türk Eczacıları Birliği-Sivil itaatsizlik-Ecz. Oktay Demirkan

Henry David Thoreau-Sivil İtaatsizlik ve Yürümek
La Boetie Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev
Rasputin-Ahmet Mümtaz İdil
John Rawls-Sivil İtaatsizlik

Jürgen Habermas-Sivil İtaatsizlik
Mehmet Ali Ağaoğulları-La Boetie Gönüllü Kulluk Üzerine

Yazar Hakkında

Atilla Arda Beşen
İstanbul Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir