Duyurular
Ana Sayfa / YAZILARIMIZ / Siyaset / Araştırma Yazıları / Sıfır Toplamlı Oyun: İran’ın Suriye Krizi Politikası

Sıfır Toplamlı Oyun: İran’ın Suriye Krizi Politikası

Yazan: Egehan ÇİMEN

SIFIR TOPLAMLI OYUN: İRAN’IN, SURİYE KRİZİ POLİTİKASI

Öz:

2011 yılında Tunus’ta başlayan Arap Baharı rüzgârı diğer bazı Ortadoğu ülkelerine de yayılmış ve Suriye en uzun soluklu durak olmuştur. Suriye’de şuan hakim olan kanlı iç savaş bölge politikalarını etkilemiştir. Eğer rejim yıkılırsa, bu durum dengeleri değiştirecektir. İran ise önemli bir bölgesel güç olarak, değişimin ve oluşturulmak istenen yeni düzenin her zaman içinde olmak istemektir. İran Devleti, bu doğrultuda baş düşmanı ABD ve İsrail’in karşısında, Esad rejiminin ise yanında durmaktadır. Bu yazıda Ortadoğu bölgesinin kilit aktörü olan İran’ın Suriye Krizi üzerindeki politikaları ve amaçları incelenmiştir.

Giriş:

İran köklü tarihi ve uygarlık yapısı, stratejik konumu, 80 milyonu aşkın nüfusu, askeri yetenekleri ve kısmen gelişmiş ekonomisi ile bir bölgesel güç konumundadır. 1979 yılında Humeyni liderliğinde gerçekleşen İslam Devrimi’nden sonra İran dış politikası keskin bir değişim yaşamıştır. Devrim öncesi dönemde laik, Batı’ya dönük bir devlet olan İran’ın en önemli müttefiki ABD idi. Bölge ülkeleriyle de iyi ilişkiler kuran İran, ABD başkanlarından sık sık övgüler almıştır. Devrim sonrası ise İslami temelleri kendine esas almış olup, Batı’ya sırtını kesinlikle dönmüştür ancak Doğu ülkelerine de mesafeli davranmış, üçüncü dünya ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmiştir. İran Devrimi emperyalizm ve Siyonizm ile mücadelede dönüm noktası olmuştur ve bu nedenle ABD ve İsrail düşman konumuna gelmiştir. Devrim sonrası radikal ve mezhepçi politikalar izleyen İran, bölge ülkeleri ile sorunlar yaşamıştır. Günümüz İran’ı zaman zaman daha radikal ya da daha ılımlı dış politika adımları atsa da, devrimin mirasçısı çizgisini bozmamıştır. İran, ateşten bir çember olan Ortadoğu bölgesindeki olaylar ile oldukça yakından ilgilidir ve önemli bir aktördür. ABD ve İsrail ikilisini Ortadoğu’daki can sıkıcı olaylardan kesinlikle sorumlu tutar ve kendi bekasına bir tehdit olarak algılar. Bu nedenle bölgede ABD karşıtı oyun kurucu bir politika izler. Günümüz Suriye krizine de bu doğrultuda yaklaşmaktadır.

2011 yılında patlak veren Arap Baharı’na, ABD’ye yakın olan otoriter rejimlerin değişmesi ve bölgede kendi etkisinin artması için bir fırsat gözüyle bakan İran, sürece destek olmuştur ancak isyanlar Suriye’ye sıçrayınca bu durum istenmeyen bir hal almıştır. Halk protestoları ile başlayan gösteriler rejiminin sert önlemleri ile karşılaşmış, daha sonra farklı grupların olaya dâhil olmasıyla kanlı bir iç savaşa dönüşmüştür. İran devleti, Suriye’den sonraki hedefin kendisi olduğunu düşündüğü için Suriye’nin bütünlüğünden yanadır ve 2011 yılından beri Esad rejimine desteklerini artan bir şekilde sürdürmektedir.

Suriye, İran’ın Arap dünyasındaki tek müttefikidir. Ayrıca Suriye devleti, İsrail’in komşuları arasında barış sürecini kabul etmeyen tek ülkedir. Mezhepsel yakınlığa da sahip olan iki ülke bundan ziyade ortak çıkarları ve benzer bakış açıları nedeniyle yakınlaşmıştır. İran-Irak savaşından sonra İran-Suriye ilişkileri işbirliğinden ittifaka dönüşmüştür. İki ülkede birbirine “stratejik derinlik” oluşturmaktadır.[1]

Bölgesel Güç Olarak İran:

“Bölgesel bir güç olarak kabul edilen İran ciddi bir kimlik, kültür, gelenek ve kurumsallığa sahiptir. Dış politikası köklüdür. Dini söylemi de Şii mezhebinin tarihsel ve kültürel arka planını da yerinde, zamanında ve gerektiği oranda öne çıkarır. 1979 İslam Devrimi sonrasında ısrarla ve sabırla ördüğü ABD karşıtı kimliği ona geniş bir coğrafyada, farklı ülkeler nezdinde itibar kazandırmıştır. Sadece dışarıdan yapılacak gözlemlerle tahlil edilmesi, öğrenilmesi, kavranması zor bir ülke olan İran’da halkın büyük bölümü için, tüm bu unsurlarla beslenen İran milliyetçiliği ve İranlılık kimliği, ideolojik farklılıkların üzerinde ortak bir kimliktir. Almanya’dan Rusya’ya, Çin’den Venezuela’ya, Irak’tan Hindistan’a dek geniş bir coğrafyada pek çok ülkenin İran’la ilişkilerini geliştirmesi, onu bölgesel güç olarak muhatap alması, İran’ın sadece jeopolitik konumla ve zengin doğal kaynaklarla açıklanamayacak olan köklü ve güçlü devlet geleneğinin kanıtlarıdır.”[2]

İran’ın iki temel düşmanı ABD ve İsrail’dir. İran’ın bakış açısına göre uzun süredir iki yakası bir araya gelemeyen Ortadoğu bölgesinin karışıklığından sorumlu da bu iki devlettir. 2011 yılında başlayan ve Ortadoğu’da değişim zinciri olarak kabul edilen Arap Baharı ilk olarak Tunus’ta kendini göstermiş ancak sonrasında pek çok bölge ülkesine yayılmıştır. Tunus, Mısır, Bahreyn, Yemen gibi otoriter rejimlerde meydana gelen halk isyanlarını destekleyen ve 1979 devrimine benzeten İran, ateş Suriye’ye sıçrayınca tam tersi bir pozisyon almıştır. Bu davranış Suriye’nin İran çıkarları için önemli bir stratejik aktör olduğunu göstermektedir.[3]

Suriye Devleti’ne kriz başlangıcından beri en fazla desteği İran vermiştir. Suriye’de emperyalizm ve Siyonizm çıkarları arttıkça İran’ın rejime olan desteği de artmıştır. Diplomatik, ekonomik ve lojistik destekleri yanında son yıllarda direkt olarak askeri personel desteği de sağlamaktadır. Ayrıca Lübnan’da faaliyet gösteren ve İran’ın destekçisi olduğu Şii terör örgütü Hizbullah da bölgede milis güçleriyle destek sağlamaktadır. İran’ın bölgeye olan desteğinin maliyeti tam olarak bilinmese de yılda 6 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir.  Tüm bu desteklerin hacmi ve İran bütçesine olan maliyeti düşünülürse, Suriye rejim gücü İran için oldukça önemlidir.[4]

İran Devleti’nin Suriye krizi sırasındaki tutumu en başından beri net ve kararlı bir şekilde rejimin yanında bulunmaktır. Dünya kamuoyunda olumsuz etkilere sahip olan İran, bölgesinde de giderek yalnızlaşmaktadır. İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere diğer bölge ülkeleri ile de arası iyi değildir. Bu nedenle Suriye ile olan ittifakı İran için stratejik bir kazanımdır. Suriye iç savaşında muhalif olan grupların Sünni gruplar olması ve İran ile iyi ilişkiler içinde olmaması olası bir rejim değişikliğinde İran-Suriye ilişkilerini neredeyse sıfırlar. Bu nedenledir ki ilişkileri garanti olan ve İran’ın söz sahibi olduğu Esad rejimini desteklemesi İran bakış açısından oldukça doğaldır.

Bir başka husus, İran-İsrail ilişkilerinde Suriye kilit bir rol oynamaktadır. İran İslam Devrimi’nin temel amacı emperyalizm ve Siyonizm ile mücadeleydi. İran bu nedenle, İsrail ile aktif mücadele eden Lübnan Hizbullah’ı, Filistin Kurtuluş Örgütü ve Hamas gibi yapılanmalara maddi ve teknik destek sağlamaktadır. Suriye’de İsrail ile mücadeleyi amaç edindiğine göre ortak çıkarlar bu ittifakı ayakta tutmaktadır. Ayrıca Suriye’nin, direniş ekseninin önemli bir parçası olması, İran-Hizbullah ilişkilerinin Suriye üzerinden gerçekleşmesi de önemli bir noktadır. İran-Suriye ve Hizbullah üçgeni İsrail’in askeri yeteneklerine karşı caydırıcıdır. Suriye’deki olası bir rejim değişikliğinde bu hattın kopmasından endişe duyan İran, bu nedenle de Esad’ın arkasındadır.

Bölgenin istikrarını sağlamak, Suriye’deki Sünni terörist gruplarının etki alanını zayıflatmak, İran’da karşı direkt tehditleri zayıflatmak demek olduğuna göre bu gruplarla mücadele eden rejim askeri güçlerine destek vermektedir. Ayrıca Suriye rejiminin boşluklarından yararlanıp, bölgede giderek artan Amerikan yayılmacılığı, İran için bir beka sorunudur. Bu durumu göz önüne aldığımızda demektir ki, Esad rejimi güçlendikçe İran’a yönelen riskler azalmaktadır. Bundandır ki, İran’ın Suriye rejiminin yanında durması şuanki şartlar altında kaçınılmazdır.[5]

“Suudi Arabistan, ABD ve Batı Avrupa ülkelerinin rejim karşıtı gösterilere ve muhaliflere destek vermesi, İranlı yetkililerin aynı gösterileri direniş ekseni, dolayısıyla İran aleyhine tertip edilmiş büyük bir plan olarak görmesine neden olmuştur.”[6] Suriye’den sonraki hedefin kendileri olduklarını düşünen İranlı yetkililer için Suriye rejiminin ayakta kalması, sıranın İran’a gelmeyecek olması demektir.

Sonuç:

2003 Irak’ın işgali ile başlayan Ortadoğu’da değişim süreci, 2011 yılında patlak veren Arap Baharı isyanları ile devam etmiştir. Bölgenin en önemli aktörlerinden biri olan İran, bu protestoları Amerikancı otoriter rejimlere karşı olduğu için desteklemiş ancak işin içine Suriye girince hayati çıkarları için rejimin yanında bir duruş sergilemiştir.

İran’da devrim sonrası köklerinden değişen dış politika radikal bir biçimde anti-Amerikan ve anti-Siyonist taraftadır. Bölgede her zaman oyun kurucu pozisyonunda olmak isteyen İran, İsrail’in ya da Amerika’nın zararına olan her şey bizim yararımızadır politikası takip etmiştir.

Suriye krizi de aslında Amerika ve İsrail’e karşılık İran ve Rusya’nın güç ve çıkarlar çatışması nedeniyle bu kadar süre uzamıştır. İran cephesinden baktığımızda tek Arap müttefiki ve direniş ekseninin önemli bir halkası olan Suriye’yi nasıl ilişkiler kurulacağı bilinmeyen muhaliflere kaptırmak istememektedir. Eğer Esad rejimine destek vermez ise İsrail ile olan mücadelenin zayıflayacağını ve bu sonucunda aleyhine işleyeceğini düşünmektedir.

Sonuç olarak, İran hükümeti olaylara eğer Şam’ı kaybedersek,  Tahran’ı da kaybederiz düşüncesiyle yaklaşmaktadır. Bundan dolayıdır ki İran, rejime olan desteğini en başından beri çok kararlı ve sürekli artan bir şekilde sürdürmektedir.

KAYNAKÇA:

  1. Walth, Stephen M. TheOrigins of Alliances. New York, Cornell UniversityPress, 1987.
  2. Goodarzi, Jubin M. Syriaand Iran: AllianceCooperation in a ChangignRegional Environment. London, Ortadoğu Etütleri, 2013
  3. Doster, Barış. Bir Bölgesel Güç Olarak İran’ın Ortadoğu Politikası .Ankara, OrtadoğuAnaliz, 2012.
  4. Sinkaya, Bayram. ARAP BAHARI SÜRECİNDE İRAN’IN SURİYE POLİTİKASI. Seta Analiz, 2012.
  5. Sinkaya, Bayram. İRAN’IN SURİYE STRATEJİSİ. Ankara, Akademik Orta Doğu, 2017
  6. Akgül, Pınar. İRAN-SURİYE BÖLGESEL İTTİFAKI VE ARAP BAHARI SÜRECİNE YANSIMASI .Tesam.
  7. Sinkaya, Bayram. Suriye Krizi Karşısında İran’ın Tutumu ve Şam-Tahran İttifakının Temelleri. Ankara, Akademik Orta Doğu, 2015.
  8. Orhan, Oytun. İran’ın İç Savaş Sırasında Suriye Politikası. Ankara, OrtadoğuAnaliz, 2017.

Dipnotlar

[1] Jubin M. Goodarzi, Syriaand Iran: AllianceCooperation in a ChangingRegional Environment: TheImportance of Syria-IranianAlliance( London: Ortadoğu Etütleri, 2013) 4/2, s. 34

[2] Barış Doster, Bir Bölgesel Güç Olarak İran’ın Ortadoğu Politikası (Ankara, Ortadoğu Analiz, 2012)

[3] Oytun Orhan, İran’ın İç Savaş Sırasında Suriye Politikası (Ankara: Ortadoğu Analiz, 2017) 9/82,  s. 50-51

[4] Sinkaya Bayram, İran’ın Suriye Stratejisi (Ankara: Akademik Ortadoğu, 2017) 11/2, s. 56

[5] Bayram Sinkaya, Suriye Krizi Karşısından İran’ın Tutumu ve Şam-Tahran İttifakının Temelleri ( Ankara: Akademik Ortadoğu, 2015) s. 134-136

[6] Bayram Sinkaya, Arap Baharı Sürecinde İran’ın Suriye Politikası (Ankara: Seta Analiz, 2012)

Yazar Hakkında

Egehan Çimen / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

MEF Üniversitesi 

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir