ŞİFALI BİTKİLERE TARİHTEN BİR BAKIŞ

Doğadan kopup geri dönülemez tehlikelerin altına girdiğimiz şu günlerde doğanın bize verdiği şifayı yeniden hatırlayalım, kelimenin tam anlamıyla analım istedik. Bu nedenle sizlerle şifalı bitkilerin dünya üzerindeki hikayelerini paylaşmak niyetindeyiz.

Bitkilerin hastalıkların tedavisinde kullanılmaya başlanması insanlık tarihi kadar eskidir. İlk yazılı eserlerde de bitkilerin hastalıkları iyileştirmede kullanıldığına dair ipuçları bulunmaktadır. Hayvanların da hastalandıklarında belirli otları arayarak yediğine birçoğumuz şahit olmuşuzdur. Buradan ilk insanların da içgüdüleriyle, tedavi amacıyla bitkileri kullanmaya başladıkları sonucuna varabiliriz. İçgüdüleriyle yararlandıkları bu bitkilere deneyimle sürekli yenilerini eklediklerini söyleyebiliriz.

Bu bilgiler yazı bulunduktan sonra kalıcı olmaya başlamıştır. Bu yazılı eserlerin sözlü aktarımları da kapsadığı bir gerçektir. Ancak bu durumda kimin neyi hangi tarihte kullanmaya başladığını, bilgilerin hangi ölçüde kaybolmadan, unutulmadan günümüze kadar ulaştığını bilme olanağımız yoktur. Ancak bazı bölgelerin şifalı bitki tarihini şu an için bilmekteyiz. Amacımız bu yazıda sizlerle bunu paylaşmaktır.

Mezopotamya’da çok eski uygarlıklar yaşamıştır. M.Ö 3000 yıllarında bu topraklarda kurulan Sümerler, Akadlar ve Asurlulara ait medeniyetlerde hastalıkların rahip hekimler tarafından sihir, büyü, bitkisel ve hayvansal ilaçlarla tedavi edilmeye çalışıldığı Ninova tabletlerinden öğrenilmiştir.

NİNOVA TABLETİ

Tabi ki bu tedavi şekillerinin çoğunu bitkisel ilaçlar teşkil etmektedir. Bu tabletler bilinen en eski tıbbi eserlerdendir ve bitkilerle yapılmış birçok reçete içerir. Anadolu ve Mezopotamya’da daha sonra kurulmuş Hitit uygarlığı hakkında bilgiler ise Boğazköy’de bulunan Hitit arşivinden çıkarılan tabletlere dayanmaktadır. Buna göre Hititlerin hastalığı tanrının insanları cezalandırması olarak kabul ettiği ve bunun için de tedavide bitkisel ilaçlarla birlikte sihre de başvurdukları anlaşılmaktadır. Mezopotamyalılar çınar, keçiboynuzu, şimşir, güzelavrat otu gibi Mısırlıların tanımadığı birçok bitkiyi ve ayrıca ban otu, haşhaş, adam otu gibi zehirli bitkileri de tanıyordu. Mezopotamyalılar ayrıca Hindistan’dan çeşitli hastalıklarda kullanmak üzere tarçın, zencefil, nar, kenevir gibi birçok bitki satın almıştır.

Mısır tarihiyle ilgili ilk bilgileri Heredot verir. Flavius Clemens M.S 200 yıllarında Mısır rahiplerinin tüm tıp bilgilerini altı kitapta topladıklarını, bunların anatomi, fizyoloji, ilaç reçeteleri ve kadın hastalıkları üzerine olduğunu yazmıştır. Mısır tıp tarihi hakkındaki en doğru bilgiler papirüslerden öğrenilmiştir. En ünlüsü 20,23 metre boyundaki Ebers Papirüsü’dür.

EBERS PAPİRÜSÜ

Edwin Smith Papirüsü ise yazılmış en eski cerrahi eserdir.

EDWIN SMITH PAPİRÜSÜ

Papirüs ve hiyerogliflerden Mısırlıların bugün kullandığımız bitkilerin en az üçte birini tanıdığı ve çeşitli hastalıklarda kullandığı anlaşılmıştır. Ardıç, adam otu, nar, keten tohumu, rezene, kimyon, sarımsak, turp, kekik, kırlangıç otu, kereviz, hardal ve tarçın adları okunabilen ve bu nedenle kullanıldığı bilinen bitkilerden bazılarıdır. Mısırlılar ilaç olarak kendi ülkelerinde yetişen bitkileri kullanmakla yetinmemiş, yeni kaynaklar ve bitkiler bulmak için Afrika’nın derinliklerine doğru kara ve deniz yoluyla birçok araştırma topluluğu göndermiştir.

Mısırlıların kullandıkları bitkileri çok iyi tanıdıklarına birçok örnek gösterilebilir: gebeliği önlemek için hazırlanan bir reçetede akasya uçlarının iyice öğütüldükten sonra bal ve hurmayla karıştırılması gerektiği yazar. Binlerce yıl sonra yapılan araştırmalar akasya uçlarında bulunan bir tür lastiğin sıvı maddelerle birleştiğinde laktik asit oluşturduğunu göstermiştir. Günümüzde bu amaçla kullanılan maddelerin çoğunda laktik asit vardır. Piramitler yapılırken binlerce çalışanı hastalıklardan korumak için sarımsak, soğan, turp verildiği bilinmektedir. Turp tohumunda ve suyunda bulunan bir maddeden 1948’de koli basillerine karşı antibiyotik yapılmıştır. Günümüzde soğan ve sarımsağın içerdiği maddelerin dizanteri, kolera, tifüs mikroplarına karşı etkili olduğu bilinmektedir.

Çin ve Hindistan’da da Mezopotamya uygarlığına paralel olarak bitkisel tedavide gelişmeler kaydedilmiştir. Hindistan’da binlerce yıl önce yapılan burun ameliyatlarından sonra iyileştirmeyi çabuklaştırmak, iltihaplanmayı ve enfeksiyonu önleyebilmek için bitkilerden yararlanılmaktaydı. Rig Veda metinlerinde M.Ö 2500’lü yıllarda 1000 şifalı bitkilerden bahsedilir.

Rig Veda Metinlerinden Bir Örnek

Çin uygarlığında ilk tıbbi eserin imparator Shen Nung tarafından yazıldığına inanılmaktadır. Pen-Tsao Ching adını taşıyan bu kitap 365 bitkiyi kapsamaktadır.

SHEN NUNG- PEN-TSAO CHING KİTABINDAN BİR SAYFA

Çinliler 4000 yıl önce öksürük ve akciğer hastalıklarında Ephedra adlı bir bitkiyi kullanıyordu. Bitkide bulunan efedrin adlı madde bugün astım ve bronşit hastalıklarında bronş açıcı olarak kullanılmaktadır. Çinlilerin en çok faydalandıkları bitkilerden ginsengden günümüzde de kan dolaşımını desteklemek için yararlanılmaktadır.

Mezopotamya ve Mısır medeniyetlerinden etkilenerek oluşan Yunan uygarlığı sırasında tedavi ve bitkisel ilaçlar hakkında çok önemli kitaplar yazılmış ve bu eserler senelerce Avrupa ve özellikle İslam tıbbına temel teşkil etmiştir. Bu dönemde M.Ö 1250’li yıllarda Eskülap efsanevi bir hekim olmuş, iki kız kardeşi Hygeia ve Panacea’nın yardımları ile bitkisel tedaviyi hastalarına uygulamıştır.

ESKÜLAP

Bu arada İstanköy’de doğan Hipokrat, tıbbı felsefeden ayırıp ilmi esaslara bağlaması ile önemli bir şahıs olarak tarihteki yerini almıştır. Bugün hala tıp fakültelerinde mezuniyet törenleri sırasında öğrenimini bitiren doktor adayları Hipokrat’ın o tarihlerdeki yemininin çok benzeri bir yemin ederek diplomalarını almaktadırlar.

HİPOKRAT YEMİNİ

Tıpla ilgili 150 kadar eseri bulunan Hipokrat 400 civarında bitkisel ilaçtan bahsetmektedir.

Yine bu çağlarda bitkilerin insanlarda yapmış olduğu etkiler büyü ile de sıkı bağlar içindeydi. Birçok bitki, gizli ve özel ayinlerde, büyü ve sihirde kullanılmak üzere tecrübeli toplayıcılar tarafından tedarik edilirdi.

Roma ve Bizans uygarlıları döneminde hastalıkları iyileştirmeye pek gayret edilmediği görülür. Bunun sebebinin de tanrının işine karışmamak felsefesi olduğu düşünülmektedir. Buna göre Romalılar hastalığın tanrılar tarafından insanlara ceza olarak verildiği kanaatindeydiler.

Buna rağmen Bizans dönemine ait Dioscorides ve Galen isimli iki ünlü hekim mevcuttur. Dioscorides, Neron ve Vespasien’in ordularında hekim olarak Anadolu ve Doğu ülkelerini gezmiş, tıbbi bitkilerle ilgilenmiş ve elde ettiği bilgileri ‘İlaçlar Bilgisi’ isimli eserinde yayınlamıştır.

DIOSCORIDES VE KİTABINDAN BİR SAYFA

Bu önemli kitap ondan sonraki 150 sene tedavi alanında temel eser olarak kullanılmıştır. Eserin aslı mevcut olmayıp en eski kopyası Viyana’da Avusturya Milli Kitaplığı’nda muhafaza edilmektedir. Bu kitabın M.S 312’de Bizans İmparatoru Anicius’un kızı prenses Juliana’ya hazırlandığı bilinmektedir.

 Roma’nın diğer meşhur hekimi Galen ise tedavi hakkında 50 kadar kitap yazmıştır.  O dönemde hekimlerin imparatoru ünvanını kazandığı iddia edilmektedir.

GALEN

15. yy’da Amerika’nın keşfinden sonra burada yaşayan halkların kullandığı ilaçlar denenmeye başlanmıştır. İspanya saray hekimlerinden Francisco Hernandez, Kral II. Philip’in arzusu üzerine yerlilerin tedavi amacıyla kullandığı bitkileri incelemiş ve buradaki halkın ilaç olarak kullandığı 1200 bitkiyi kapsayan 16 ciltlik bir eser yazmıştır. Daha sonra yapılan araştırmalar da Amerika kıtasında yaşayan halkın bitkileri çok iyi tanıyıp kullandığını göstermiştir.

FRANCISCO HERNANDEZ

Azteklerin toz haline getirilen kakao, vanilya, bal ve biberi suda kaynatarak yaptıkları güçlendirici, tedavi edici olarak kullandıkları karışım Avrupa’da çikolata adıyla yayıldı. Önceleri Meksika’da olduğu gibi ilaç olarak kullanılmışsa da sonraları tütün gibi keyif maddesi haline geldi.

İnsanlar günümüzden binlerce yıl önce birçok bitkiyi olanakları içinde hastalıklara karşı kullanmıştır. 18.ve 19.yüzyıllarda eski bilgiler bir araya getirilerek, yararlı bitkilerin ve doğal kaynakların yeniden değerlendirilmesi düşüncesi çıkmıştır. Bu konuyla ilgilenen birçok bilim insanı yetişmiş, yeni kitaplar yazılmıştır. Doğal kaynaklarla tedavi yöntemleri bu tarihten sonra, tıptaki gelişmelerin de etkisiyle büyük gelişmeler göstermiştir. Bugün birçok ilacın içerdiği maddelerin bitkilerden elde edildiği ve kimyasal maddelerin gösterdiği etkileri bazı bitkilerin de gösterdiği düşünüldüğünde, doğal kaynaklarla tedavinin önemi takdir edilecektir. Bu nedenledir ki kendimize gelmeyi diliyor ve doğaya şükranlarımızı sunuyoruz…

Kaynakça

Şifalı Bitkiler Ansiklopedisi- Oktay Mete Kabalcı Yayınevi/ Nisan 2009  

Şifalı Bitkiler, Bitkilerle Tedavinin Tarihçesi 1-Dr. Adil Asımgil.

http://www.davetci.com/bitki_tarihce1.htm

Şifalı Bitkiler, Bitkilerle Tedavinin Tarihçesi 2- Dr. Adil Asımgil

http://www.davetci.com/bitki_tarihce2.htm

Geçmişten Günümüze Tıbbi ve Aromatik Bitkilerin Kullanılması ve Ekonomik Önemi
http://www.dogainsanisbirligidernegi.org.tr/makaleler/Gecmisten_Gunumuze_Tibbi_ve_%20Aromatik_%20Bitkiler.pdf

Yazar Hakkında 

Çisem Zeybekoğlu
İstanbul Üniversitesi
Hukuk Bölümü

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial