Peki Medya Olayları Yanlış Anlarsa Ne Olacak ?

İngilizce aslından çeviren: Ali Ersal KAÇAN


Medyanın sosyal hayatlarımızdaki etkileri muhakkak ki çok fazla. Fakat parametreleri doğru ayarlandığı takdirde medya, olayları manipüle etme becerisine de sahip bir sektör. Yıllar önce yarattığı siyasi etkileri günümüzde hala konuşmaktayız. Medyanın artık dünya çapında yaygın olması tabi ki kayda değer bir gelişme fakat medyanın kendisini geliştirerek olayların gerçekliğini manipüle etmedeki gelişimi ayrı bir başarı gibi görülmekte. Bir çok haber yayın organına sahip olmamız bile hepsinin sentezinden çıkan haberin doğru olduğunu kanıtlamamıza yetmiyor artık. Bu şekilde giderse herkes artık kendi doğruluk anlayışını kendisi belirleyecek gibi duruyor.*

Donald Trump’ın başkanlığını çevreleyen skandalın ısrarla gündemde olması, belki de kaçınılmaz olarak, hangi gazetecilerin bir sonraki Woodward ve Bernstein olarak düşünülebileceğine dair spekülasyonları teşvik ediyor.

Bob Woodward ve Carl Bernstein, Washington Post’da gazetecilerdi. Yaptıkları haberler ile 1974’te Richard Nixon’un başkanlığının bitmesine sebep olan Watergate skandalını ortaya çıkardılar.

Nixon’ı istifaya zorlayan şey, Haziran 1972’de Demokratik Ulusal Komite karargahına FBI soruşturmasını Watergate skandalından uzaklaştırmak için komplo kurmak ve adaleti engellemeye teşebbüs ederek girmesiydi. Nixon’un kötü idaresinin kanıtlarının ortaya çıkması, federal savcıların, FBI ajanlarının, Kongre’nin her iki tarafındaki komitelerin ve Yüksek Mahkemenin birlikte çabalarını gerektiriyordu.

Woodward ve Bernstein’ın haberlerinin Nixon’ı devirmesinin hikayesi Amerika gazeteciliğindeki en popüler hikayelerden birisidir. Aslında, yaygın şekildeki inanışa göre, ancak dikkatli bir biçimde incelenmesi gereken, şüpheli veya aşırı derecede abartılmış olduğu düşünülen ve ispatlanması gereken bir efsanedir.

Medya efsaneleri yıllarca, hatta onlarca yıl boyunca olduğundan farklı göründü ve bu tür haberlerden daha çok var.

Bir diğer önemli medya efsanesi Şubat 1968’in sonlarında yankı bulan “Cronkite Anı”dır. CBS News’in haber sunucusu olan Walter Cronkite, bir yorumunda ABD ordusunun Vietnam’da “çıkmaza girdiğini” ve bu durumun müzakereler yardımıyla çözülebileceğini belirtti.

Cronkite’in değerlendirmesini Oval Ofis’te televizyondan izleyen Lyndon Johnson, yardımcılarının söylediğine göre televizyonu kapatıp yaverlerine mırıldanarak: ”Cronkite’e kaybetmem demek Orta Amerika’ya kaybetmem demek.” dedi.

Fakat Johnson, o akşam yayınlandığında Cronkite’ın programını görmedi.

O akşam Texas, Austin’de, siyasi müttefiki olan John Connally’nin doğum günü için düzenlenen smokin partisindeydi.

Cronkite, savaşı “çıkmaz” olarak nitelendirirken – 1968 başlarında bu ifade pek anormal değildi – Johnson, aynı vakitlerde Connally’nin ilerleyen yaşıyla ilgili espriler yaparak: “Bugün 51 yaşındasın John. Her siyaset adamı bu yaşlarda basit bir yaşlılık için dua ediyor.Yıllar boyunca uzun ve zor şartlarda çalıştık. Ben bunun için hala devam ediyorum. ” sözlerini söylüyordu.

Bunu izleyen günler ve haftalar boyunca, Johnson, yönetiminin savaş politikasını savunmak konusunda çok sertti ve defalarca haber sunucusunun “çıkmaza girildi” konuşmasından etkilenmediğini açıkça belirtti.
Örneğin, Mart 1968 ortasında Johnson, Washington DC’de toplanan iş adamlarına şunları söyledi: “Dünyadaki ve Vietnam’daki taahhütlerimizi yerine getirmeliyiz. Biz kazanmalıyız ve kazanacağız. Burada kaybedip eve döneceğimizi düşünen hiç kimseyi istemiyorum. Kesinlikle kazanacağız.”

Bundan kısa bir süre sonra, Johnson, Minneapolis’te Ulusal Çiftçiler Birliği (National Farmers Union) kongresinde “savaşı kazanmak için ulusal bir çaba” çağrısında bulundu. Bir gün sonra, Johnson, Dışişleri Bakanlığı’nda bir konuşma yaparak şunları söyledi: “Rotamızı Vietnam’a ayarladık.”, “Ve biz bu galibiyete sahip olacağız.”

Dolayısıyla, Cronkite’in “çıkmaza girildi” fikrinin Johnson tarafından yoğun bir şekilde düşünülmesi gereken bir dönemde Başkan, savaş hakkında açıkça ve şiddetli bir şekilde iyimser kaldı.

Daha güncel ve büyük yankı uyandıran bir medya efsanesi, 12 yıl önce Körfez kıyılarını tahrip eden Katrina Kasırgası’nın haberleri.

Eylül 2005’te eski CBS News haber sunucusu Dan Rather, Katrina Kasırgası’nın “televizyonda yer alan çok önemli haberler, Nixon-Kennedy tartışmaları, Kennedy suikastı, Watergate skandalı ile ilgili haberler ve daha bir çoğu kadar mükemmel” anlardan biri olduğunu bildirmek için CNN’in Larry King Live programına gitti.

Rather’in, haberin övülmesi bakımından pek yalnız kaldığı söylenemez. Amerikan Gazetecilik Teftiş kurulu, yayınladıkları bildiride övgü mesajlarıyla birlikte Katrina hakkındaki haberlerin “tekrar esas” olduklarını bildirdi.

Dergi ayrıca şunları belirtti: “Blogların, uzmanların ve gürültülü tartışmaların yaşandığı bu çağda, Katrina’nın gelişi halkı ve gazetecileri tekrar bir araya getirdi. Sancılı olayların yaşandığı bu zamanda, solmuş görünen medya sektörü tekrar kendine geldi ve yenilendi.”

Haberler ile ilgili yapılan süper övgüler biraz aldatıcıydı. Fırtınadan sonra kaos ve kanunsuzluğu anlatan haber bültenleri genelde aşırıydı ve hatalıydı.

Medya kuruluşları, hedefin tıbbi personele yönelik olduğunu bildirdi. Yapılan haberlerde bölgede bulunan bazı çetelerin New Orleans’taki Kongre Merkezi’ndeki tahliyeleri durdurarak halkı kurtarmaya gelen helikopterlere ateş açtıklarını bildirdiler. Superdome’da yığılmış cesetleri anlattılar. Çetelerin çılgınca, tecavüz etmeye ve öldürmeye çalıştıklarını bildirdiler. Çocukların cinsel tacize uğradığını, yedi yaşındaki birinin tecavüze uğradığını ve boğazının kesildiğini söylediler.

Gerçeklerin ortaya çıkmasıyla, korkunç haberlerin herhangi bir gerçekliğinin olmadığı anlaşıldı.

Temsilciler Meclisi’ndeki partiler üstü oluşturuan komite, kasırga sonrasında hazırladığı raporda “New Orleans’ta basında çıkan haberlerde Superdome ve Kongre Merkezi’ndeki cinayetler ve iddia edilen cinsel saldırıları içeren geniş çaplı yağma, silah kullanma, suç ve yasadışılık iddialarına yer verdi. Bu raporların doğrulandığını ve ateşli silahların gerçekte helikopterlerdeki kurtarıcıların ilgisini çekmeye çalışmak olduğu anlaşıldı ” açıklamasında bulunuldu.

Komite tarafından hazırlanan raporda önceki medya raporlarının ¨Katrina kasırgasının mağdurları¨ arasında yerini aldığı bildirildi.

Aşırıya kaçan haberler, bir şehir ve halkını büyük bir karışıklık ve umutsuzluk döneminde kötülemek dışında hiç bir işe yaramadı. Haber yorumları, tamamiyle kusurlu olarak, bölge halkının içinde bulundukları felaketin tam ortasında yalnız bırakılmalarıyla sonuçlandı.

Sonuç olarak medya efsaneleri zararsız değildir. Zarar verebilecek sonuçlara varabilir ve yapabilirler.

Medya efsaneleri, haber medyasına, gerçekçi olarak olduklarından daha fazla güç ve etki sağlama eğilimindedir ve bu da, gazeteciliğin rolleri ve işlevleri hakkındaki popüler anlayışı bozuyor. Medya efsanelerinin eğilimli olduğu üzere, medya gücü nüanslı ve durumsal, nadiren de radikal veya oyun değiştirme eğilimi gösterir.

Bu nedenle, medya efsanelerini ele almak ve kötüye kullanmak, Amerikan gazeteciliğinin temel bir hedefi olan doğruyu bulmak için gerekli olan hizaya getirilmelidir.

*Çevirmen yorumu

Kaynak: http://www.cnn.com/2017/11/28/opinions/what-happens-when-media-gets-it-really-wrong-campbell-free-press/index.html

Çevirmen Hakkında

Ali Ersal Kaçan / TESA İngilizce Çevirmeni

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Mezunu

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial