osmanlı devleti

Osmanlı Devleti’nde 1914 İstanbul-Kahire Hava Seyahati

Son dönem Osmanlı askeri tarihçiliğinde önemli bir yere sahip Osmanlı havacılık faaliyetleri ve bu faaliyetler içinde özel bir yer tutan İstanbul-Kahire hava seyahatini[1] ele aldığımız bu makalede genel olarak bu seyahatin yapılış amacı, programın seyri ve neticeleri üzerinde durulacaktır. İttihat-Terakki’nin söz sahibi olduğu devirde Harbiye Nezareti’ne kendini tayin ettiren Enver Bey’in (Paşa) Aralık 1913 senesinde albaylığa Ocak 1914’te ise mirlivalığa[2] terfi ederek aynı zamanda Harbiye Nazırı ve Erkan ı Harbiye Umum Reisliği’ ne gelmesi hem Osmanlı idari alanında hem de askeri alanda bir dizi dalgalandırıcı olay zincirine neden olmuştur. Bu faaliyetler serisinden biri de İstanbul-Kahire hava seyahati olmuştur.

8 Şubat’ta Balkan savaşlarının acı hatıralarını silerek hem halkın hem de ordunun moral ve motivasyonunu artırmak, birkaç ay önce Avrupalı devletlerce düzenlenen Paris-İstanbul-Kahire hava seyahatinin büyük bir bölümünün Osmanlı topraklarından geçmesi ve bu faaliyete Osmanlı halkı tarafından büyük alaka duyulmuştur. Ayrıca bu sebeple de yine halkın ilgi ve güveninin Türk Ordusuna[3] yönlendirilme isteği de bu faaliyetin düzenlenmesi ve kararlılıkla yürütülmesinde etkili olmuştur. Neticeleri itibariyle Osmanlı devlet idarecilerinin yanlış okuduğu bu seyahatin sonuçları beklenen etkiyi en azından Arap coğrafyası üzerinde tam olarak yapmadığı görülecektir. Nitekim sonuçlarının etkisi olsa dahi uzun sürmemiş 1. Dünya Savaşının yaklaşık altı ay sonra başlamasıyla hem Osmanlı için hem de müttefiği Almanya için bu bölge öncelikli alandır. Hatta taarruz planı uygulanan Kanal Cephesinin açılmasında bu seyahatte görülen iyimser havanın da etkili olduğu düşünülmektedir.

Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi havacılığının temel taşlarının atılmasında ve geliştirilmesinde önemli faaliyetlerden birisi olan İstanbul-Kahire hava seyahati sonraki süreçte bölgede cereyan eden olaylar üzerinde ne kadar etkili olduğu incelenmesi gereken başka bir konudur. Elimizdeki mevcut kaynaklar ve şartlar dâhilinde yaptığımız bu çalışmanın bu konuda yeni bir bakış açısı sunması ve yeni çalışmalara yol açmasını ümit ediyoruz.

Anahtar Kelimeler: Osmanlı, İttihat-Terakki, Hava seyahati, Tayyare, Pilot, İane.

1. Osmanlı Havacılığı ve İlk Hava Seyahatleri

Osmanlı askeri tarihinin en ilgi çekici konularından birisi de hiç şüphesiz teknolojik ilerlemelerin 20. Yüzyılda ana tahrikçisi ve aynı zamanda en çabuk gelişen teknoloji yatırım yeri olan havacılıktır. Osmanlı devlet idarecileri de mali imkânlar nispetinde bu teknoloji akımına ilgisiz kalmayarak sahiplenme çabasına girmiştir. Hem Trablusgarp savaşındaki İtalyan Ordusu’nda kullanılarak savaş esnasında istihbarat alanında  (askeri manevraları önceden kestirme) önem kazanması, hem de aynı amaçların yanında Balkan Savaşlarında Yüzbaşı Fethi Bey’in (O dönem mülazım ı evveldir[4]) tavsiyesiyle ilk defa bombardıman amaçlı olarak kullanılabilmesi bu teknolojiye verilen önemi büyük ölçüde artıracaktır.[5] Her ne kadar mali olarak Osmanlı Devleti çok büyük bir darboğazda olsa da iane usulü (halkın veya çeşitli memurların devlete mali yardım yapmaları) ile bu teknoloji elde edilmeye çalışılacaktır.[6]  İstanbul-Kahire hava seyahati hakkında Önder Kocatürk’ün dönemin basınına yansıyan kadarıyla yaptığı çalışma ve Osman Yalçın’ın ilgili bir makalesi haricinde üç yıllık ilk dönemi ve 1. Dünya Savaşına hazırlık olarak Türk Hava Kuvvetlerinin temellerine Balkan Savaşları’nın mecburi durumu hariç tutulursa en büyük tecrübe ve tatbikat sahası olarak görülebilecek olan bu seyahat hakkında başka bir çalışma bulunmamaktadır.

Öncelikle havacılığın ilk dönemi için ciddi ve büyük bir olay olan bu seyahati yaptırmakla Osmanlı idaresinin neyi hedeflediğine bakılması gerekir. Osmanlı idaresini elinde tutan İttihat-Terakki idarecilerinin büyük bir infial yaratan Balkan hezimetinden kaynaklanan moralsizliği bu seyahatle bir nebze olsun düzeltme ve nazarları başka bir yöne çekme teşebbüsü olarak görebiliriz. O dönem için yeni ve yüksek bir teknoloji sayılan tayyare ile bu nazarları başka yöne yönlendirme çabası bunun yanı sıra Osmanlı gücünün hala sağlamlığına bir işaret çekmek niyetini taşıdığı açıktır. Balkan Savaşları öncesi uygulanan Osmanlılık politikasının savaşta farklı etnik yapıların dolaylı baltalama hareketleri ile başarısızlığa uğraması idarecileri yeniden İslamcılık politikasına yönlendirmiştir.[7] Çünkü eldeki mevcut halkın çoğu Müslüman ve coğrafyanın çoğu İslam coğrafyasıydı. Ayrıca etkisi devam eden hilafet makamının etkisi de bunu gerektiriyordu.[8] Fakat bu seyahat ve yeni politika özellikle de seyahatin hedef noktası olan Mısır’da 1882’den beri işgalci olan İngiltere’yi rahatsız edebilirdi. Fakat tüm bunların yanısıra Balkan savaşı sonrası çok zor durumda olan Osmanlı havacılığına baktığımızda hem personel olarak hem de teçhizat olarak çok kıt imkânlara rastlamaktayız. Ayrıca Türk pilotları uzun seyahatlere yeni alışıyorlardı. İstanbul-Edirne arasının ilk defa mülazım Nuri Bey tarafından kat edilmesi, Marmara denizinin Yzb. Salim Bey tarafından aşılması, İstanbul- Edirne[9] arasında filoca Yzb. Fesa Bey idaresinde yolculuk yapılması gibi faaliyetler yeni ve kısıtlıydı. Bu gibi faaliyetler de genellikle Marmara bölgesinin düz coğrafyasında yapılıyordu[10] Az imkânlarla çok fazla şeyler başarılmak isteniyordu. Hatta Marmara’nın deniz üzerinden ilk geçilişi bile bir kaynağa göre bilinmeden yapılmış, o dönemde bu mesafe, geçilmeye çalışılan Manş denizinden daha fazla olduğu halde hiçbir maddi beklenti içine girilmediği de gözlenmiştir.[11]

Bunun yanında 1913 senesinde dünyada da ticari ve siyasi amaçlarla pek çok seyahat yapılmıştı. Bu dönemde yapılan seyahatlerde birçok ölümcül kaza da olmuştu.[12] Dolayısıyla zaten az olan pilot sayısı böyle riskli bir seyahatle tehlikeye atılmış sayılırdı. 1913 senesinde Bleriot’un tek satıhlı tayyare ile Manş denizini aşması hava seyahatlerinin önünü açmıştı. Buradan çıkarılan bir tecrübe ise meydan uçuşları ile uzak mesafe uçuşları arasındaki farktır ki uzak mesafe uçuşu tehlikelerle dolu olduğu için pilotun uçtuğu mesafe uzadıkça asabının gerilmesiydi. Yine İstanbul-Kahire seyahatine baktığımızda mesafe çok uzaktı. Hatta bu konuda çalışmalar yapmış olan Osman Yalçın bu seyahati “kıtalararası” olarak ifade etmiştir.[13]

Bu seyahatlerden 1910 yılında Geo Chavez isminde bir Şilili pilot Alpleri aştıktan sonra kaza yapacak 1 hafta sonra ölecektir. Fransa’da Şark dairesinin düzenlediği biri 782 diğeri ise 1500 km’lik iki yarışma vardır. Ayrıca; Fransa’dan Afrika’ya Teğmen Bagne uçacaktır. Pilot Cecile Grace Manş denizini geçerken kaybolacaktır.[14] Dolayısıyla 1913 senesi itibari ile Amerika ve Avrupa’da uzun uçuş yapabilecek idmanlı ve tecrübeli pek çok pilot olmasına karşın bu sanayileşmiş ve yüzlerce uçağa sahip ülkelerle Osmanlı devletinin yarışabilecek imkânı bulunmuyordu. Son olarak Osmanlı idarecilerini bu seyahate yönelten en etkili seyahat ise 1913’teüç Fransız pilotun Paris-İstanbul-Kahire arasında yaklaşık 5000 km. bir seyahate çıkması ve bu seyahatin neredeyse yarısının Osmanlı topraklarında olmasıdır. Fakat bu tecrübeli ve idmanlı pilotlardan ancak ikisi seyahati başarı ile bitirebilmiştir. Tayyareci Daucourt beraberindeki M.Rone Toroslarda kaza yapmıştır. Tayyareci Vedrines bir Bleriot tayyaresi ile Paris’ten havalandıktan bir ay sonra 21 Kasım 1913’te Kahire’ye ulaşmıştır. Tayyareci Bonnia da bir Niyapor tayyaresi ile seyahate çıkmış 1 Ocak 1914’te Kahire’ye varmıştır.

Bizim tayyarecilerimiz ise eksik tahsille Avrupa’dan döndüklerinden uzun seyahat, idman ve tecrübeleri azdı. Kendi azimleriyle uçuyorlardı. Dolayısıyla bu seyahat için hiç de uygun değillerdi. Uzun seyahatin en güç ve tehlikeli kısımlarını geçtikten sonra gayeye erişemeden düşüp şehit olmaları ise talihsizliktir. İlk tayyarecilerimizden ve motor ile tekniğinden iyi anlayan Fethi, sakin ve soğukkanlılığı ile yükselen Nuri, rasıt Sadık Beyler haricinde Birinci Cihan Harbinde Ruslara esir düşen Salim ve Fesa beyler, İran cephesinde şehit olan İsmail Hakkı ve Çanakkale’de şehit olan Kemal Beylerden geriye sadece Fazıl Bey kalacaktır.

1.1. Seyahatin Başlaması

5 Ocak 1914’te mirliva olup Harbiye Nazırlığı görevine gelen Enver Paşa, orduyu gençleştirme hareketi ile birlikte, sansasyonel İstanbul- Kahire hava seyahati projesini de icra aşamasına getirdi.[15] Seyahatin yapılma nedenleri, Kudüs ve Kahire’den Fransız havacılardan sonra böyle bir talepte bulunulması,[16] Türklere yakın olan Mısır halkına bayrağımızı göstermek, tayyare bağışı toplamak, bir ay önce bitmiş olan Fransız havacıların seyahatine mukabelede bulunmak, ordunun Balkan mağlubiyeti sonrası var olan cesaretini göstermektir.  Bunların yanı sıra Pan-İslamizm planının uygulandığı 1914 Ocak ayında tayyare mektebinde uçabilir 3 yeni Bleriot uçağı Muavenet i Milliye, Ertuğrul ve Tarık bin Ziyad, 2 tane de Depordussin; Osmanlı ve Prens Celaleddin tayyareleri mevcuttu. Geriye kalanlar uçamaz durumdaydı. Prens Celaleddin’in seçilme sebebi Mısırlı bir prens olan Prens Celaleddin’in hediyesi olması, Muavenet i Milliye’nin seçilme sebebi ise halkın yardımları ile alınan tayyare olması olup bunların seçilmeleri hiç de tesadüfî değildir.[17]

6 Şubat 1914’te seyahat programı resmen ilan edildikten sonra 8 Şubatta pilotlar Enver, Talat ve Cemal Paşaların da hazır bulunduğu büyük bir merasimle Yeşilköy’den uçuşa başladı. İlk olarak saat 09.10’da Nuri Bey’in kullandığı “Prens Celalettin”, iki dakika sonra da Pilot Yüzbaşı Fethi’nin kullandığı “Muavenet-i Milliye” havalanır. Fethi Bey saat 11.00’da Adapazarı’na iner. Hava düzeldikten sonra Eskişehir’e devam edip ilk etabı zamanında ve başarı ile bitirir. Nuri Bey hava kapalı olmasından dolayı, Bursa üstünden geri dönerken, Fethi Bey yolculuğuna devam eder. Öğleden sonra hava düzenlince Nuri Beyler de yola çıkarlar. Nuri Beyler Eskişehir’e doğru uçarken Bozöyük yakınlarına gelince benzin deposu musluğu kopup yerinden fırlamış ve benzin tamamen boşalmasına rağmen arızasız bir iniş gerçekleştirmiştir.[18] Tamiri yapıldıktan sonra yoluna devam etmiştir.

Dâhiliye nezaretinden Mısır Komiserliği vekâletine20 Kanun ı sani 329 gönderilen telgrafla yola çıkan tayyareciler ve güzergâhları konusunda bilgilendirilmişler, 15 günde bitirilmesinin planlandığı ifade edilen telgrafa göre “Pazar günü iki Osmanlı askeri tayyaresi Kahire’ye müteveccihen hareket etmiştir. Tavsiye olunan tarik Eskişehir, Afyon Karahisar, Konya, Adana, Haleb, Humus, Beyrut, Şam, Kudüs ü şerif, El ariş, Port said, Kahire ve İskenderiye’dir. Muavenet i milliye tayyaresi yzb. Fethi Bey idaresinde olup rasıt mülazım ı evvel sadık Bey de yolcudur.  Celaleddin Bey tayyaresini ise mülazım ı evvel Nuri Bey idare etmektedir. Yolcusu yzb. İsmail Hakkı Bey’dir ve nizam mucebince on beş günde icra edeceklerdir”.[19]

Lefke’den Nuri Bey’e bir posta çantası verilmiştir. Bunlar Bilecik ve Eskişehir postalarıydı. Bu tarihimizin ilk hava postaları olup seyahat esnasında yerlerine teslim edilecektir.

Nuri Bey’in kullandığı “Prens Celalettin” özellikle motor yönünden zayıftır. Hatta bu nedenle Toros Dağları’nı aşamaz, 18 ve 19 Şubat 1914 tarihlerinde Konya’dan Karaman istikametinde Torosları aşmak için iki teşebbüsü başarısız olduğundan rasıtı Yzb. İsmail Hakkı’yı, ağırlığı hafifletmek için karayolu ile Karaman’dan Tarsus’a göndermek zorunda kalır. Hafifleyen uçak Torosları 4000 metre irtifaya tırmanarak aşmayı başarmıştır.

Program yakından takip edilerek ilgili sorulara Dâhiliye nezaretince cevap verilmiştir. Örneğin 1 Şubat 1329/1914tarihli Beyrut vilayetine gönderilen telgrafta İstanbul’dan Anadolu’ya uçtukları haber alınan tayyarecilerin Beyrut’a uğrayıp uğramayacakları hakkındaki soruya tayyarecilerin Humus’tan sonra Beyrut’a uğrayacakları konusunda bilgilendirilme yapılmıştır.[20]

2. Kırımlar ve Şehadetler

Fethi Bey, 15 Şubat’ta Humus’a, takiben Beyrut’a gelmiştir. 19 Şubat’ta Beyrut’tan Şam’a hareket etmişse de tayyare yolda arızalandığından geri gelmiş, onarımı takiben Muavenet-i Milliye 24 Şubat 1914 tarihinde Şam’a intikal etmiştir. 27 Şubat 1914 tarihinde Yüzbaşı Fethi Bey ile rasıtı Yüzbaşı Sadık Bey’ler Şam’dan Kudüs yönüne havalanır. Taberiye Gölü’nün güneydoğusuna “Küfr ü harib” kayalığında uçak düşer ve yzb. Fethi Bey ile rasıtı mülazım ı evvel Sadık Bey’ler yolculuğu tamamlayamadan şehit düşerler.

Bu konuda Suriye valisi Arif Bey tarafından merkez haberdar edilmiştir. Telgrafa göre “Numune i hamiyette dâhiliye nazırı Talat beyefendiye bugün Kudüs’e doğru zevali saat sekizde buradan hareket etmiş olan muavenet i milliye tayyaresinin ezani saat üç buçukta kefr i harib kasabası karibinde Hayriye kazasına mülhak sahra karyesi civarında düşerek fedakâr ve muhterem süvarileri Fethi ve Sadık Beylerin şehid oldukları ve tayyarenin parça parça kırıldığı Zerviye nahiyesi müdiriyetinden alınan telgrafnamede maateessür bildirilmiştir. Fedakâr şehidanın ve tayyarenin şama nakli ve suret i sukutu hakkında tahkikat icrası zımnında sıhhiye müdürü ile polis müdürü ve etibba i memurin lamda tören i mahsus ile Selahaddin Eyyübi haziresinde definleri varid i hatır bulunmuş ise de bu babtaki iradeleri istizan olunur.” [21]Gönderilen cevabi yazıda Selahaddin Eyyübi haziresine definleri konusunda izin verilmiştir. Yine bu kaza sonrası yapılacak törenle ilgili Beyrut valisi Bekir Sami tarafından gönderilen telgrafta dâhiliye nezaretine Şehid muhterem Fethi ve Sadık Beylerin cenazeleri Şam ı şerife nakl içün Suriye vilayetinde mahal i vakaya mahsus tören götürülmüştür. Salahaddin Eyyübi hazretlerinin türbesine defn edildi“.[22]Dâhiliye nezaretinden Suriye Beyrut vilayetine 15 Şubat11329/1914’te çekilen telgrafta bunun uygunluğuna dair bilgi gönderilmiştir. Bu konuda18 Mart’ta Dersaadet’te de bu elim hadiseden dolayıbir anıt dikilmesine dair dâhiliye nezaretince bir program hazırlanır.

“Şehid olan tayyarecilerimizin tezkir i namı içün rekz olunacak abidenin vaz ı esası merasimine dair..

Devletlü efendim hazretleri, Dersaadet-Kahire seyahat i havaiyesinde ihraz ı rütbei şehadet eyleyen tayyarecilerimizin tezkir i namı içün rekz olunacak abidenin esası merasiminin suret i icrası hakkında harbiye nezaret i celilesince tanzim ve isra kılınan programın bir sureti leffen tisyar olunmuş ve vükela i feham hazeratıyla rical i memurinden arzu edenlerin işbu merasimde hazır bulunabilecekleri nezaret i müşarün ileyhanın cümle i işarından bulunmuş ve tamimen devaire i tebligat icra kılınmıştır efendim[23] Hazırlanan programa göre;

“Tayyare şüheday ı nata? rekz (dikmek) olunacak abidenin vaz ı esası merasimi hakkında program;

1- Merasim fatih belediye dairesi yanındaki mahal muhadramda icra edilecek ve takarrür(?) edecek gün ve saat bir gün evvel gazetelerle ayrıca ilan olacak

2- İki piyade ve bir rsahdar? bölüğüyle bir musika bandosu vakt mübeyyineye? yarım saat evvel mevki i merasime gelmiş bulunacaktır. …

3- Tayyare mektebi heyet i zabitanı kâmilen merasime iştirak edecektir.

4- Merasimde bulunmasını arzu eden zevat içün harbiye nezaretince icab edenlere?  Malumat ı lâzıme ita olacaktır.

5- Vaz ı esasi harbiye nazırı tarafından icra edilecektir.

6- Hazır bulundurulacak bir hoca efendi tarafından münasib bir dua kraatiyle şühedanın ruhlarına Fatiha ihda olunacaktır.

7- Ve duayı müteakib musika selam havasını terennüm edecek ve üç kere duay ı padişahi eda olunacaktır.

8- Merasimde bulunacak zevatın yerleri memurin i mahsusa tarafından irae edilecektir.

9- Mahal i merasimde hazirun dört cephe üzerine tertib olunub bir cephede vükelay ı devlet ve ayan  ve..? mukabil de heyet askeriye üçüncü cephe? de tayyare mektebi heyeti ve musika ve mukabil olan dördüncü cephede rical ve memurin i mülkiye ve ilmiye inde?  mevki edeceklerdir. Bunlar haricinde asker i şahane memurin i zabıta saf ı bişe? indam olacaktır. Süvari askeri icab eden yerlerde bulunacaktır.

10- Merasime gelecek zevata memurin i askeriye cumalık elbise ile memurin i mülkiye redingot ile geleceklerdir.

11- İşbu tertibatın ve mahal i merasimde emr i inkıyad ve intizamın icrasına merkez kumandanı memurdur.”[24]

Taberiye’de de kazanın gerçekleştiği yere bir anıt dikilir ve üzerine eski harflerle: “El Fatiha, Osmanlı ordusunu ilayı misali için Mısır’a girmek üzere İstanbul’dan tayeran ederek tesadüf eylediği muhalefeti havadan dolayı bu noktada sukut eden Muavenet i Milliye tayyaresinin süvarileri şehid fedakâr yzb. Fethi ve mülazım ı evvel Sadık Beylerin ruhuna. 14 Şubat 1319/1914”[25] yazılır.

Ayrıca; verilecek olan madalya ile ilgili “tarihiyle gümüş liyakat madalyası ihsan buyurulduğu anlaşıldığından mezkûr madalya içün isdar kılınan berat aliyyenin”…[26] daha önce verilmiş olduğu anlaşıldığından beratlarının verilmesine dair emir çıkarıldı.

Bu elim kazadan dolayı gazetelerde çıkan haberden dolayı uçuş güzergâhını matem havasını bürümüştür. Bu üzüntü sebebiyle dersaadete Beyrut müftüsünün gönderdiği taziye telgrafı: “Mabeyn i Hümayun ı Mülükane Tayyareci Fethi ve Sadık Beğlerin ziya ı müessefinden dolayı hak i pay ı şahaneye arz ı taziyeti havi Beyrut müftisi ve bazı zevat imzalarıyla keşide olunan manzur ı âli buyrulan Arapça telgrafname”…[27]

Yine şehitlerin muhtaç ailelerine maaş bağlanması ile ilgili Mehmed Reşad imzasıyla:

Merhum Yüzbaşı Fethi Beyin pederiyle mülazım ı evvel Sadık Beyin validesine hidemat ı vataniye tertibinden maaş tahsisi hakkında kanun ı muvakkat 22 şubat 1329 Takvim i veyaki ile neşr ve ilanı 26 şubat 1329 numro 1752Madde i münferide bahriye yüzbaşılarından Fethi ve harbiye nezareti yaverlerinden mülazım ı evvel Sadık Beylerin orduy u hümayun a’lay ı şanı uğrunda iltzam ı fedakari ile ihraz ı rütbe i şehadet itmiş olmlarına mebni hazine i maliye hizmet i vataniye tertibinden te’diye olunmak ve hayatta bulundukları müddetçe yalnız kendüülerine i’ta olunmak üzre Fethi Beyin müsin i muhtac olan pederiyle Sadık Beyin validesine şehri biner kuruş maaş tahsis olunmuşdur. Bu madde i kanuniyenin icrasında harbiye ve maliye nazırları me’murdur. İşbu layiha i kanuniyenin meclis i umumiyenin ictimaında kanuniyeti teklif olunmak üzere muvakkaten mevki’ i mer’iyyete vaz’ı ve kavanin i devlete ilavesini irade ederim. 22 Şubat 1329”.[28]kanun çıkarılmıştır.

Fethi Beylerin kazası ile ilgili Veli Bey’den sonra Tayyare Mektebi müdürlüğüne getirilen Fransız Binbaşı De Govis; uçuş sırasında tellerinden bazılarının kopması ve bu yüzden tayyarelerin hareketten mahrum kalarak sukutları sebep olmuştur. Çünkü aynı durumdan birçok kazalar olmuştur, der. Fethi Bey’in uçağının memur makinisti yzb. Cemal[29]’e göre; yeni gelmiş olan Bleriot uçağının mahzurlu tarafı baş ve kuyruk tarafındaki benzin depoları idi. Tayyare pikeye geçtiği sırada kuyruktaki ağırlık baş tarafın ağırlığına baskın geliyor ve bu yüzden uçağı pikeden çıkarmak zorlaşıyordu.  Burada Kuneytre’ye mektup atması için ricada bulunulmuştu. Fakat keskin ve deniz seviyesinden aşağı olan Taberiye gölü üzerinde daimi ve şiddetli cereyanlar tayyareyi sarınca pikeye geçen tayyarenin kanatları buna tahammül edemedi.[30]

Kazadan sonra Harbiye Nezareti üçüncü bir uçağın hazırlanarak yola çıkarılmasına karar verdi. Bu karardan anlaşıldığına göre Nezaret yetkilileri devamlı arıza yapan Prens Celaleddin uçağının Kahire’ye ulaşabileceğine inanmamaktaydılar. Bu fikrin yanı sıra iki uçaklık filo başlanan seyahatin aynı şekilde bitirilmesi de amaçlanmış olabilir. İstanbul’dan yeniden bir yolculuk başlatılacağı yerde Nuri Bey’e denizden bir başka uçak örneğin Ertuğrul Bleriot’u gönderilebilirdi. Fakat Nuri Bey açısından değişen tek şey rotanın değiştirilmesi oldu. Yafa üzerinden yola devam edilecekti. Kudüs’e uğramayacaktı. 6 Mart’ta Şam’dan havalandılar. Aynı gün İstanbul’dan da Salim Bey’in pilot Kemal Bey’in ise rasıt olduğu Ertuğrul da yola çıktı.[31]Burada önemli bir nokta ilk karar gereğince Nuri Bey’in Kudüs ve El Ariş’ten Mısır’a uçması lazımdı. Fakat İstanbul’dan bu seyahati idare edenler eski yoldan vazgeçerek sahil yolu ile tayyarenin uçuşuna devam etmesi için emir vermiş olduklarından Yafa yolu kullanılmıştır. Yafadan hareketlerinde ise Nuri Beyler kalkış için rüzgârın denizden eseceği zamana kadar (yani rüzgârı karşısına alması gerekiyordu) belki bir-iki gün beklemesi gerekecekti. Nuri Bey ise izzet i nefis meselesi yapılarak rüzgârı arkasına aldı. Tayyare yükselmeyince dönüp rüzgârı karşısına almaya çalıştı fakat hızı az olduğu için dönüş yüzünden hızı iyice azaldı ve denize düştü.

Nuri Beyin şehadeti ve İsmail Hakkı Bey’in de kurtarıldığı olayla ilgili kurtaranlara nişan verilmesi ve bu konuda İsmail Hakkı beyin kendi imkânlarıyla kurtulduğuna dair bazı kaynaklardaki yanlış bilginin tashih edilmesi gerektiğine dair Harbiye ve Dâhiliye nezaretine gönderilen telgrafta İstanbul-Kahire seyahati esnasında tayyare kazasına ve ânında tahlisine muavenet edenlerin nişanla taltifleri hakkında 27 Mayıs 1330/1914 tarihli telgrafta;

“Devletlü efendim hazretleri

İstanbul- kahire seyahati esnasında vuku bulan tayyare kazasında tayyare rasıdı İsmailHakkı Efendinin tahlisi emrinde meşhud olan fedakârlıklarına binaen Yafa belediye reisi Ömer ve vapurlar müstahdemi/müteahhidi Mehmet ebul lisan mahmud ebul lisan ve Yafa liman dairesinde Hasan bukte? Efendilerin birer kıta tahlisiye madalyalarıyla taltifleri hususuna ledel arz 17 Mayıs 1330 tarihinde irade i seniyye cenab ı hilafet penahi şeref südur buyrulduğu bab ı ali canib i samisinden şeref mevrud tezkere i samiye i sadaret penahide emr ü izzbar buyurlmuş olmağla ol vecihle icabının icrasına himem i Celilele i nezaret penahilerinin masruf buyurulması babında emr ü ferman hazret i men lehül emrindir”[32] denilmektedir.

3. Kararlılık Heyeti

Üçüncü ekip ise yola çıktıktan sonra Edremit’ten gelen istek üzerine oradan İzmir vasıtasıyla deniz üzerinden Beyrut’a bir güzergâh planlanmıştı. Fakat Edremit’e varmadan Kemerdere’de uçak bir kırım geçirir. Arıza giderilerek 13 Mart’ta Edremit’e doğru tekrar havalanır, hava muhalefeti nedeniyle bu kez de Küçükkuyu yakınında ormanlık bir alanda ağaç üzerine düşerler. Uçak tamir için İstanbul’a gönderilir. Üçüncü uçağın pilotu olan Salim Bey[33]İzmir tayyare okulu müdürlüğünde bulunduğu sırada Türkiye İdman Mecmuası’na gönderdiği anılarında[34]diyor ki:  “Arkadaşların ölümü ile seyahat yarıda bırakılamazdı. Milli ve umumi bir istek olan Kahire yolculuğu ordu için bir haysiyet biz tayyareciler için de şeref meselesi olmuştu.” Edremit halkının isteğiyle kırım sonrası toplanan para ile bir Bleriot siparişi verilmiş, pilotlar bu uçakla yoluna devam etmişlerdir. İstanbul’dan paketlenerek gemiyle Beyrut’a getirilmiş burada parçalar takılarak ve birkaç denemeden sonra yollarına devam etmişlerdir.

Türk havacılığının “Ölmez Salimi” tarafından Orhan Aydar’a 1930 yılında yazılan mektuptan birkaç satır: “İstanbul’dan sonra seyrimiz şöyle olmuştu, Florya üzerinden denize çıkıldı ve istikamet pusla ile Kapudağ şibih ceziresi, ufak bir rota ile Çanak’ın üzerine çıktık.” Salim’in hatıratında “muhterem vatanperver” hitabıyla adı geçen Edremit tüccarlarından Yazıcızâde İsmail Hakkı Bey diyor ki: Muhterem Edremitlilerin bağışta bulunmakta ettikleri fedakârlık ve namuskârlığı takdiren tayyareci Salim ve Kemal Beyler Mısır seyahatlerinde bilhassa Edremit e uğramak için Kaleden hareketlerinde yolda müthiş bir kazaya uğrayarak tayyareleri parçalandı. Edremitliler bir tayyare satın alarak mısır seyahatini ikmali kendilerine namus borcu bildiler. Tayyareciler Edremit’e geldikleri zaman henüz koşu icra edilmemişti. Muhterem ve namuskâr Edremitliler her zaman için ianede fedakârlık göstermekte olduklarından tayyare iştirasını teminen tekrar ve bu nam ile ahaliden para derc ve cemini gerek heyet ve gerekse bütün memleket muvafık görmedi ve mümkün olamadı. Koşu hâsılatını Havaî donanma ianesine tefrik ettik. Bu namuskâr emel netice i meşruasıdır ki Edremit, namını taşıyan tayyare selam ı hilafet penahiyi Mısırlı kardeşlerimize isal etti. Edremit’te Yazıcızâde İsmail Hakkı.10 Mart 331”.[35]

Bu durum üzerine Edremit halkı Yağcızade İsmail Hakkı’nın girişimi ile kendilerine gelen ama kırım geçiren bu uçağın yerine, bağışlar ile yeni bir Bleriot tipi uçak satın alırlar ve uçağa “Edremit” adı verilir. Bu yeni uçak Saidiye Vapuru ile Beyrut’a götürülür. Monte edildikten sonra Beyrut –Kudüs – El Ariş – Kudüs – Port Said – Tehlülkebir’e kadar uçarlar. 9 Mayıs’ta Edremit uçağı Kahire’ye ulaşmayı başarır.

Burada resmi görüşmelerden sonra halkla da temas edilmiştir. Halk galeyana gelmiştir. Salim Bey :”Galeyana gelen İslam âlemini teskin etmek lazımdı.”[36] der. “İstanbul’dan altın ve gümüş donanma madalyaları gönderilmek suretiyle bağış sahiplerinin sineleri tezyin edilmişti. Madalyaların tevziine biz memur edilmiştik”. (Salim ve Kemal Beyler)[37]Hakkımızda yapılan bu coşkun tezahürat İngiliz polisini korkutmuş ve Ahmed id-Düp (Ayı Ahmet) adında biri vasıtasıyla şehri terketmekliğimiz için bize haber göndermişlerdi. Halk haberi gönderen polisi darp etmiş. Seyahat sırasında Kudüs, Port Sait’ten ve Tanta’dan birer Kahire’den dört ve İskenderiye’den de bir okadar tayyare alınacak para toplandı. (yarım milyon İngiliz lirası) Uçakların bedeli hükümetimize gönderilmiş ve hemen Paris’e ısmarlanmıştı. Umumi harp çıkınca sayısı 15 i bulan tayyarelerimizle beraber bunlar da memlekete giremedi.”[38]İskenderiye tezahüratının ertesi günü 22 Mayıs’ta Edremit de alınarak Romanya’nın Daçya vapuru ile dönerler. Onları 60.000 kadar İskenderiyeli uğurlamıştır. Salim ve Kemal Beyler döndükten sonra donanma cemiyetinin Heybeliada’da düzenlediği ziyafete İsmail Hakkı Bey de katılmıştır.[39] Ve artık Türkiye’de tayyareciliğin umumileştiği, havaî spor âlemlerine şimdiden sonra onlar da dâhil olduklarına dair Fransızlar tarafından söylenmeye başladığı ifade edilmiştir.

Sonuç

İstanbul-Kahire hava seyahatinde Balkan savaşı tecrübelerinden de yararlanılarak yer hizmetlerinde istifade sağlanmıştır.[40] Verilen araç ne ise onunla işin sonunda şahadet de olsa görevin tamamlanması ve mazeret üretilmemesi bu seyahatin başarılma sebebidir. Yolculuk esnasında görülmüştür ki, Deperdussin uçağı Bleriot dönemine göre oldukça zayıf ve uzun bir seyahat için sorunlar çıkarmaktadır.

Bu seyahatte tespit edildiği kadarıyla 15 uçaklık bağış toplanmıştır. Daha sonra toplam 15 deniz ve 35 kara uçağı da Fransa’ya sipariş verilmiştir. Bu siparişlerin bağışların yapılmasının hemen akabinde yapıldığı bilinmektedir. Dâhiliye Nezareti daire i umumiye, Suriye vilayetine gönderdiği 1375 numaralı telgrafta 23 Şubat 1329/1914 Fethi ve Sadık Beyler namına alınacak tayyare için toplanmakta olan ianenin nereye gönderileceğine iradesine[41] dair telgrafa Harbiye Nezareti işaret edilmiştir.

Tayyare mektebi müdürü Veli Bey’in bu iş için uygun olmadığına dair ve yerine Yzb. Kemal Bey’in atanması gerektiğiyle ilgili Harbiye Nezareti’ne verilen öneri sonrası değiştirilmesine rağmen tekrar görevine getirilen Veli Bey bu seferdeki olumsuz durumların müsebbibi sayılarak görevden alınıp yerine Fransız havacı De Govis getirilmiştir.[42] 1913 yılı Tayyare Mektebi’nin idari durumu ile ilgili karışık durum için bu eser incelenmelidir.

Osmanlı İttifak güçlerine katılınca Fransa mezkûr uçaklara el koymuş ve Filistin Cephesinde Osmanlı ordusuna karşı bu uçakları kullanmıştır. Nitekim havacılığın 100 yıllık tarihinde iyi örnekler Türk havacılarının isteklendirme ve görev bilincini artıran örnekler olmuşlardır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun takiben savaşa girmesi ve savaş sonunda bölgeden çekilmesi sonucu ise seyahat güzergâhında farklı siyasal yapılar oluştuğundan, toplumlar dağılmıştır. Bu nedenle seyahatin meydana gelen etkilerini incelemek ve bir bütün olarak tanımlamak hiçbir zaman mümkün olmamıştır. Seyahatten edinilen psikolojik olumlu izlenimler ve Almanya’nın da baskısı ile Arap topraklarında Büyük Harp tabir edilen Birinci Dünya Savaşı’nda birçok cephe açılmıştır.

Öte yandan İlk dönem Türk havacılığının mihenk taşlarından birisi olarak kabul edebileceğimiz İstanbul-Kahire hava seyahati sadece o dönemi etkilememiş Cumhuriyet döneminde de yurt içinde iane toplanması amacıyla seyahat düzenlenmesine örnek teşkil etmiştir.


Kaynakça

Arşiv Belgeleri

BOA (Başbakanlık Osmanlı Arşivi)

DH KMS 16 7(Dâhiliye Kalem-i Mahsus).

DH KMS 15 2.

DH KMS 23 34.

DH KMS 23 34-2.

DVN. MKL. 57 53 (Sadaret, Mukavelenameler).

DH İ.UM. EK. 68-45 (Dâhiliye Daire-i Umumiye Ekleri)

BEO 42 72 (Bab-ı Âli Evrak Odası).

BEO 42 69.

İMBH 14 73 (İrade Mabeyn-i Hümayun).

Kocatürk Önder. Osmanlı Pilotlarının İstanbul-Kahire-İskenderiye seyahati (Şubat-                         Mayıs  1914). İstanbul: Boğaziçi Yayınları, 2013.

Yalçın Osman. Türk hava gücü kuruluşu, ilk seyahatleri ve yükselişi (1911-1950).                             İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,  2017.

Aydar Orhan. Uçan Süvariler. Ankara: Ulus Basımevi, 1948.

Kurter Ajun. Türk Hava Kuvvetleri Tarihi (1910-1914). İstanbul: Hava Kuvvetleri                             Komutanlığı, 2006. s.191-193.

Türk Havacılık Tarihi (1912-1914). Eskişehir: Uçuş Okulları Basımevi, 1950.

İlmen Süreyya. Türkiye’de Tayyarecilik ve Balonculuk Tarihi. İstanbul: İbrahim Horoz                     Basımevi,1947.

Hava Harp Tarihi (1903-1939). İstanbul: Harp Akademileri Basımevi, 1991.

[1]Osmanlı arşiv belgeleri ve birinci kaynaklarda seyahat olarak geçtiği için bu ifadeyi kullanıyoruz. Bknz: BOA BEO 42 72.

[2] Günümüz ifadesiyle tuğgeneral rütbesine denk gelmektedir.

[3] Yüzyıllar boyunca Osmanlı ile Türk ifadeleri Avrupa devletlerince aynı anlamda kullanılmıştır.

[4]Rütbeler ve isimler dönemin kullanılış biçimine göre ifade edilmiştir. Mülazım ı evvel günümüz üsteğmen karşılığı rütbedir.

[5]Bahriyeden Fethi Bey’in arkadaşı olan Salim uçan: Dünyada hemen hemen ilk bombayı atan tayyarecinin Fethi Bey olduğunu ifade ediyor. “Balkan harbinin ikinci devresinde idi. Ordumuz taarruza geçmiş ve tayyarecilerimizin önünde geniş faaliyet imkânları belirmişti. Fethi bu sırada komutanlığa müracaat ederek Bulgar hatları üzerine havadan bomba gibi 7,5’luk sahra topu mermilerinin atılmasını teklif etmişti. Bu çok tehlikeli bir teşebbüstü. Fakat kahraman Fethi –verilen müsaade üzerine- işine devam etti ve ordumuz onun bu orijinal ve kati tesirli buluşundan büyük faydalar gördü. Bu bombalar Trablusgarp’ta İtalyanların attıklarına nazaran çok büyüktüler.”  Orhan Aydar. Uçan Süvariler. Ankara: Ulus Basımevi, 1948, s 86.

[6]Şehid muhterem Fethi ve Sadık Beğler namına alınacak tayyare için toplanmakta olan ianenin nereye gönderileceğine..BOA. DH. İ. UM. EK 68 45-1

[7]Bu politika İttihat-Terakki yönetiminin tek ve biricik politikası olmayacaktır. Şartlara ve coğrafyaya göre farklı politikalar güdeceklerdir. Tıpkı Kafkas cephesi ve ötesi harekâtta Türkçük politikasını benimsediği gibi.

[8]Türk Havacılık Tarihi (1912-1914) (Eskişehir: Uçuş Okulları Basımevi, 1950), s 180.

[9]Aydar Orhan, Uçan Süvariler (Ankara: Ulus Basımevi, 1948), s 50.

[10]Türk Havacılık Tarihi (1912-1914). s 181.

[11]Orhan Aydar. s 53.

[12]A.g.e. s 182.

[13]Osman Yalçın “Osmanlı İmparatorluğunda Son Yıllarda Bir Kararlılık Göstergesi ‘Kıtalararası Osmanlı Hava Seferi’ (MJH) 4/2 2014, 327-247.

[14]Türk Havacılık Tarihi, s 185.

[15]Ajun Kurter. Türk Hava Kuvvetleri Tarihi (1910-14) (İstanbul: Hava Kuvvetleri Komutanlığı, 2006), s 193.

[16]Orhan Aydar. s 69.

[17]A.g.e s 195.

[18]A.g.e. s 186.

[19]BOA. DH KMS 15 2.

[20]BOA. DH KMS 15 2.

[21]BOA. DH KMS 15 2.-2

[22] BOA. DH KMS 16 7.

[23]BOA. DH KMS 16 7.-2

[24]BOA. BEO 42 72.

[25]Ajun Kurter. s 203.

[26]BOA. BEO 42 69.

[27]BOA. İMBH 14 73.

[28]BOA. DVN. MKL 57 53.

[29]Muavenet i Milliye’nin makinisti yzb. Cemal İstiklal Savaşı’ndan sonra İzmir’den İstanbul’a deniz uçağı ile giderken Marmara denizine düşüp şehit olmuştur. Orhan Aydar. s 75.

[30]Türk Havacılık Tarihi, s 188.

[31]Ajun Kurter. s 193.

[32]BO. DH KMS 23 34.

[33]Albay Salim İlkuçan 4 Aralık 1937’de vefat etmiş. Orhan Aydar. s. 104.

[34]Orhan Aydar. s 99.

[35]A.g.e s 141.

[36]A.g.e. s 92.

[37]A.g.e s 100.

[38]A.g.e s 101.

[39]A.g.e s 104.

[40]A.g.e s 186.

[41]BOA. DH İ.UM. EK 68 45.

[42]Ajun Kurter. s 191.