Ana Sayfa / YAZILARIMIZ / Siyaset / Orta Doğu’da Kadın Olmak

Orta Doğu’da Kadın Olmak

Yazan: Lale CEVHEROĞLU

Orta Doğu’da Kadın Olmak

1. Giriş

“Ortadoğu” kavramı coğrafi yapısından ziyade tamamiyle siyasi anlam ile içselleşmiş bir kavramdır. Her zaman Batı medeniyetlerinin ilgi odağı olan Ortadoğu, her ne kadar benzer inanış, kültür, siyasi yapılar topluluğu olarak gözükse de birbirinden farklı topluluklara ev sahipliği yapan bir toprak parçasıdır. Bu farklılıkları tek çatı altında toplayamamalarıdır, dünden bugüne süregelen kaosun sebebi. Sadece bürokratik sebeplerin yanında sosyal sorunların baş göstermesi Ortadoğu denilince karmaşayı zihinlerde çağrıştırmıştır. İşsizlik, –beraberinde gelen yoksulluk- hoşgörüsüzlük, sınıfsal uyuşmazlık, eğitim seviyesinin düşüklüğü, cinsel istismar oranının yüksek olması vs. saymakla bitmeyen sosyal sorunlardan biri de kadın erkek eşitsizliği, kadının konumudur.

Yüzyıllardır süregelen ve belki de insanlığın en büyük problemidir kadının konumu ya da konumsuzluğu. İnsanlığın başlangıcında avcılık ve toplayıcılıkta fiziksel yetersizlikten dolayı aynı zamanda tarihin ilerleyen safhalarında meydana gelen savaşlarla erkeklerin daha büyük rol oynaması, erkeğin kadından güçlü ve kadının yetersizliği izlenimi ortaya çıkarmıştır ve bu durum devam da etmektedir. Bununla birlikte inançlara, örf ve adetlere (kim tarafından, kime ve neye göre belirlenen kurallara) göre şekillenen toplumlar günden güne kadın figürünü alaşağı etmiştir.Batı olmak üzere dünyanın her yerinde yaygın olan bu düşünce tarzı Ortadoğu’da yoğun örf adetler ve inancın getirdiği katı kurallarlaayrıca baskın erkek egemenliğiyle daha da üst düzeydedir. Bu yazımda da sizlere Ortadoğu ülkelerindeki kadınların yaşam alanlarından ve kadın hareketlerinden örnek göstererek bahsedeceğim.

2. İran’da Kadın

Ortadoğu’da hayatta kalabilmek bile zorken bir de kadın olarak hayat sürdürmek daha da zordur. Savaşları, yoksullukları göz ardı edip hayatta kalabilirseniz erkeğin, inancın yahut geleneklerin hükmünde ölmektir Ortadoğu’da kadın olmak. Bu bağlamda inancın da hakim olduğu Ortadoğu coğrafyasında ‘kadın’ erkeğinin koyduğu kurallar çerçevesinde yaşamazsa ,erkeğinin her türlü zulmüne mahkum olan ikinci sınıf bir insandır da diyebiliz. Devletin kadın üzerine izlediği politikalar da kadınınn konumunu belirlemektedir. Bu her yerde böyledir ancak din ve siyasetin  birlikte yürütüldüğü bu topraklarda daha da belirgindir.

Bugün İran’a baktığımızda kadınların İslami devrim öncesi yaşantılarıyla hiçbir alakası olmadığını alenen görmekteyiz. Okullarda özgürce eğitim gören kız çocuklarına ve kadınların hayatına, karma eğitimin kalkması ayrıca başörtüsü takma zorunluluğu ile büyük bir darbe gelmiştir. “Üniversitelerde 100’den fazla çalışma alanı, bunun haricinde toplam 431 alan, kadınlara yasaklanmıştır. Devletin buna gerekçesi, ‘Şeriat (İslam Kanunu) gereğince, bu kursların yalnız erkeklere uygun olduğu’dur” (Radmard, 2014). Bakacak olursak oluşan eğitimsizliğin iş alanında kadınların az oranda olduğunu söyleyebiliriz. Kısacası devrim sonrası İran kadınları erkeklerle eşit düzeyde eğitim görmemekte ve kadının ekonomik faaliyeti bir iş gücü olarak görülmemektedir.Şah’a karşı çıkan Humeyni, İran kadınlarına büyük umutlar vaad etmiş olsa da büyük hayal kırıklığına uğratmıştır.

İran için verilen bu örnek Ortadoğu’da hemen hemen tüm monarşik ülkeler için aynıdır. Ekonomik ve eğitim alanında durum böyleyken hukuki ve sosyal alanda durum içler acısıdır. Kendisine dair hiçbir söz hakkı olmayan Ortadoğu kadını, sürekli yasaklar ve kurallara boyun eğmek zorunda kalmıştır. Kadının hayatını kuralların belirlediği, başörtüsüz dışarı çıkma yasağı, evlilik yaşının 13’e indirgenmesi, erkeğin çok eşliliği normalleştirilirken kadının daha saçının teline bile hüküm sürememesi, kadının aleyhine işlenen kanunlar, kadının konumsuzluğunu gösterir. Ortadoğu’da kadın Humeyni’nin ifadesiyle:“Kadın hicabıyla özgürdür ve örtünmek kadının özgür olabilmesinin en önemli ön koşuludur.”.

“Kadınların siyasette de istenmeme durumunu, kadının oy kullanmasından bile rahatsız olan Ulema’yla daha iyi anlayabiliriz. Şeriata göre kadınların devletin başı olamayacağı yönündeki baskın olan görüş, kadınların kararlarının/karar vericiliğinin kabul edilemez olduğunu gösterir.”(Kahraman, 2014). Hak ve özgürlükler açısından geniş kapsamda sınırlamalara, yasaklara maruz kalan kadınların bu durumu, kadınların siyasal alana katılımı ve etkinliği açısından çok ciddi bir problemdir.

3. Sosyal Alanda Dışlanmışlıklarıyla Suudi Kadını

İran örneğinden sonra Suudi Arabistan ile devam edecek olursak aynı sosyal, siyasi ve ekonomik alanlardaki dışlanmaları görebiliriz ki, bunun en güzel örneği Suudi Arabistan’da sembol haline gelenkadınların araba sürme meselesidir. Modern yaşama ayak uyduramayan Suudi halkının, kadınları da ne kadar arka planda bıraktığını dünya gözleriyle görmüştür. Nitekim yasağın ne nitelikte, hangi koşullar altında kalktığı da muammadır. “Kendilerine ait bir kimlikkartına sahip olmak isteyen kadınların ‘yasal velilerinden’ yani eş, baba ya da erkek kardeşlerinden izin belgesi ve eğer çalışıyor iseler işverenlerinden de belge almaları gerekmektedir. Uygulamanın 22 yaş üstü kadınları kapsadığı da ayrıca not edilmelidir.” (Demir, 2017) . Buradan da kadının bir vasıf kazanması için bir erkeğin izni veya varlığının gerektiğini ve kadının tek başına bir anlamı olmadığını görmekteyiz.

Yüzyıllardır kadının arka planda kalışı kadınları aşırı derecede rahatsız etmekte ve bunun adı altında feminist hareketlerle mücadele edilmektedir. Bu serzenişten nasibini alamayan Ortadoğu, az da olsa –kendi nezdinde- kıpırdamıştır. Bir önceki paragrafta da gösterdiğim gibi Suudi Arabistan’da sembolleşen araba sürme özgürlüğü kadın hareketlerinin bir sonucudur. Yükselen kadın hareketleriyle eş zamanlı gelen Arap Baharı kadının mücadelelerini fazlasıyla tetiklemiştir. Arap baharı bir ‘demokratikleşme’ hareketi olarak ortaya çıktığı için feminist bakış açısına da etkisi olmuştur. Arap Baharı’ndan en çok etkilenen ülkelerden Tunus, Libya ve Mısır’afarklı alanlarda bakacak olursak devrime giden süreçte feminist hareketler fazla olmasa da etkin rol oynamışlardır.

4. Ortadoğu Kadını’nın Arap Baharı Sonrası Kadın Hareketleri

Ortadoğu’da nüfusun önemli bir boyutunu temsil eden kadınlar, bu devrim sürecinde köklü değişimin ana etmeni sayılabilir. Kurulacak olan yeni sistemde veya kamusal alanlarda her açıdan aktif rol oynamalarıyla asıl değişimin sağlanacağını ön görmekteyim. Bu köklü değişimin devrim sonrası bir ülke için değil tüm Arap dünyası için geçerli olması ancak istikrar ve ‘demokrasi ve özgürlük’ gibi terimlerin altının çizilmesi ile mümkün olacaktır. Devrim sonrası Arap toplumlarında özgürlük ve demokrasi adına köklü değişimlerin yaşanması kadın haklarının ihlaline büyük tepki gösteren kadın eylemcilerin yanı sıra, kadın internet blogcuları ve gazeteciler de sürece dahil olmuştur. Bir yandan mücadele ederken diğer yandan da neler olup bittiğine ilişkin dünyayı bilgilendirmişlerdir. Aynı zamanda kadınların kendi içinde birlik olmasının yeni düzene katkısı da oldukça fazla olmuştur.

Arap Baharı olarak adlandırılan ve Arap ülkelerinin önemli bir bölümünde gerçekleşen değişim yanlısı eylemlerde, demokrasi ve özgürlük talepleri ortaya konulmuş; adil ve serbest seçimlerin gerçekleşmesi, siyasi hakların güvence altına alınması, kişisel özgürlüklerin elde edilmesinin yanı sıra kadın haklarının gelişmesi adına da beklentiler oluşmuştur. Tunus, Cezayir, Bahreyn, Libya, Mısır, Fas ve Suriye gibi Arap Baharı’nın yaşandığı veya etkilerinin hissedildiği ülkeler arasında kadınların özgürlüklerine ilişkin farklılıklar olmakla birlikte, Arap Baharı sürecinde kadınların kamu alanlarında eylemlere katıldıkları veya destek verdikleri görülmektedir. Tunus, Fas ve Mısır’da kadınlar erkeklerle omuz omuza gösterilerde yer alırken Libya, Bahreyn, Suriye ve Yemen’de kamu alanlarında kadınlara yönelik tüm ayrımlara rağmen yine de kadın göstericilerin organizatör ve lider olarak eylemlere katıldıkları gözlenmektedir. İlk olarak Tunus’ta daha sonra Mısır’da başlayan ve tüm bölgeye yayılan Arap Baharı’nda halk özelleştirilen kaynaklar, gelir dağılımında eşitsizlik, işsizlik, yolsuzluk ve diktatörlük gibi benzer sorunlar sebebiyle isyan etmiştir. Hükümetlerin gösterdiği sert tepkilerle isyanlar büyümüş ve silahlı çatışmalara dönüşmüştür. Ancak, bu ülkelerin genelinde Arap Baharı sonrasında kadınların siyasi süreçlerden dışlandıkları ve otoriter yönetim dönemlerinde sahip oldukları hakları dahi kaybettikleri görülmektedir.

4.1. Tunus’ta Kadın Hareketi

Tunus, Arap ülkeleri ve Müslüman camiasında, en ilerici haklara sahipti ve tarihsel olarak bakıldığında en seküler Arap ülkelerinden birisi olmuştur (Karolak, 2012).2011 yılının başlarında Zeynel Abidin Bin Ali döneminde kadınların hükümetteki siyasi katılımına baktığımızda, 45 üyeli hükümette 4 tane kadın üye vardı. Kadınların sahip olduğu bakanlıklar: Aile ve Kadın Bakanlığı, Sosyal Teşvik Bakanlığı, Amerikan ve Asya İşleri Bakanlığı, Bilgi Teknolojileri Bakanlığıdır (FIDH, 2012). Parlamentoda ise 112 meclis üyesinden 17’si kadın ve 214 üyeli temsilciler meclisinin 59 üyesi kadındı (FIDH, 2012). Demokratikleşme yolunda ilk adımı atan Tunus’ta, devrim sonrası seçimlerde göze çarpan ilk göstergelere göre kadınlar parlamentoda 217 sandalyeden 61’ine hak kazanmıştı. 2010 yılı verilerine bakıldığında (214 sandalyeden 59 kadın milletvekili) kadınların siyasette temsilinde büyük bir sayısal artış olmadığı görülmektedir (FIDH, 2012). Demek oluyor ki devrim sonrası kadınlar, kadın-erkek eşitliği koşulu ile birlikte  olması gereken siyasi ve hukuki alanda yer edinebilmiştir. Bu yeniliğin onlar için ne boyutta bir devrim olduğu bilinmez ancak bu kadarıyla kalmayacakları da kadın hareketlerinin ‘başlangıç’ söylemlerinden anlamaktayız.

4.2. Yemen’de Kadın Hareketi

Yemen’de Arap Baharı öncesi ve sonrası süreç karşılaştırıldığında kadın hakları ve kadınların yaşam şartlarının iyileştirilmesi konusunda bir ilerlemenin söz konusu olmadığı, aksine her geçen gün olumsuz gelişmelerin yaşandığı görülmektedir. Yemen’de kadınlar Arap Baharı sırasında ülkelerinin geleceğinin inşasında erkeklerle birlikte rol üstlenme ve bu rollerini geleceğe de taşıma taleplerini ortaya koymuşlardır. Ancak Arap Baharı sürecinde ülkesine insan hakları ve temel özgürlükleri getirmek amacıyla gerçekleşen bu eylemlere önemli ölçüde destek veren Yemenli kadınların, Arap Baharı’nı takip eden süreçte siyasetin dışına itildikleri, kamusal alanlardan dışlandıkları ve otoriter yönetimler sırasında sahip oldukları hakları dahi kaybetme noktasına geldikleri görülmektedir. Ancak Yemen’de her şeye rağmen kadınlar kendi içlerindeki korku duvarını 2011’de bir kez yıkmışlardır. Günümüzde Yemen’de yaşanan tüm sorunlara ve olumsuzluklara rağmen Yemenli kadınların, haklarını savunmaya devam ettikleri, somut değişimler yaşanacağı umudu yaratan Arap Baharına katıldıktan sonra kendilerini tekrar eve/özel alana kapatma girişimleriyle mücadele ettikleri ve etmeye de devam edecekleri görülmektedir. Bu mücadelenin sürekliliği ise, Yemenli kadınlar adına hem kendilerinin hem de Yemen’in geleceğinin iyi olacağı yönündeki beklentileri devam ettirmektedir.(Koyuncu, 2016)

4.3. Mısır’da Kadın Hareketi

Mısır’da da kadınların hak mücadelesindeNasır, Sedat ve Mübarek dönemlerindebir takım ilerlemeler sağlansa da şeriatın Medeni Kanun’da yer almasından dolayı fazla katkı sağlanmamıştır.  2011 devrim sürecinde Mısır halkının “adalet, özgürlük, eşitlik, demokrasi” söylemleriyle kadınlı erkekli sokağa dökülmesi, var olan tabulara da bir başkaldırı niteliğindedir. Bu anlamda Mısırlı kadınlar devrimdegözle görülür nitelikte bir rol oynamıştır. Bu sebeple yeni kurulacak düzende kadınların daha fazla söz sahibi olmaları yönündeki beklentileri artarken kadınlar devrim sonrasında, ülkede yeni kurulacak demokratik inşanın sürecinde yer alamamışlardır. Böylelikle kadının siyasi katılımındaki artış beklentileri karşılamadığı gibi bu konuda pek başarı sağlanamamıştır.

5. Sonuç

Ataerkil zihniyetin inançla bütünleşmesi kadının ülke bazındaki yerini belirler oldu. Keskin sınırlarla siyasal, ekonomik, hukuksal, sosyal alanda etrafı kuşatılan Ortadoğu kadınları hayatını diğer toplumlardaki kadınların hayatlarına göre daha da zor sürdürmektedir. Dün bugün ve yarın ettikleri ve edecekleri bütün mücadeleler, ayaklanmalar sadece eşit olduklarını belirtme ve hayata dair kendilerine bir yer edinme çabasıdır. Belli başlı koşullar tarafından eli kolu bağlı olan kadınlar, özgürlüklerini elde etme savaşı vermekte ve mevcut sorunlara baş kaldırmaktadırlar. Toplumsal düzenin sağlanması cinsiyet eşitliğinden de geçerken Arap Baharı ile bu fırsatı yakalayan kadınlar, ellerinden geleni yapmış olsalar da henüz dünya ülkelerinde bile ‘kadın’ın ne nitelikte olduğu bilinmezken umarız Ortadoğu Kadınları bunu başarabilir.

Başvurular

Demir, M., 2017. Suudi Arabistan’da Kadın. İHH İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi.

FIDH, 2012. Women and the Arab Spring: Taking their place?. [Çevrimiçi] Available at: http://www.europarl.europa.eu/document/activities/
[Erişildi: 20 03 2016].

Kahraman, L., 2014. İranlı Kadınların Toplumsal ve Siyasal Profili. Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, 17(2), pp. 72-120.

Karolak, 2012. Bahraini Women in the 21st Century: Disputed Legacy of the Unfinished Revolution. Journal of International Women’s Studies, 13(5), pp. 5-16.

Koyuncu, Ç. A., 2016. ARAP BAHARI VE SONRASINDA YEMEN’DE KADIN:. The Journal of Academic Social Science Studies, Issue 45, pp. 121-134.

Radmard, s., 2014. İran’ın Mesleki Ve Teknik Ortaöğretim Okullarındaki Sayısal Gelişmeler. Muş Alparslan Ünı̇ versı̇ tesı̇ Sosyal Bı̇ lı̇ mler Dergisi, 2(1), pp. 9-22.

Yazar Hakkında

Lale Cevheroğlu / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

Yeditepe Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir