Ana Sayfa / YAZILARIMIZ / Tarih / On İki Ada Türkleri

On İki Ada Türkleri

Oniki Adalar isminin bölgede bulunan adaların toplam sayısından ileri geldiği düşünülse de, bahse konu ismin verilme sebebi daha farklıdır. Oniki ada sözcüğü, adaların yönetilmesinde görevli 12 üyeli meclisten ileri gelmektedir.

Yazan: Eray Konya

 

       ON İKİ ADA TÜRKLERİ

      Oniki Ada İsminin Kökeni

Oniki Adalar isminin bölgede bulunan adaların toplam sayısından ileri geldiği düşünülse de, bahse konu ismin verilme sebebi daha farklıdır. Oniki ada sözcüğü, adaların yönetilmesinde görevli 12 üyeli meclisten ileri gelmektedir. [1] Bu yönetim şekli Osmanlı Devleti’nin adalarda hakimiyet kurduğu 16. yüzyıldan itibaren geçerli olmuştur. Sisteme göre temsilciler 10 hane başına 1 kişi olmak üzere seçiliyorlardı. Daha sonra bu temsilciler de kendi aralarında bir araya gelerek tüm yerleşim yerini yönetecek 12 kişiden oluşan bir ihtiyar heyetini belirlemekteydiler. Oniki adalar adıyla bilinen bölgedeki toplam ada sayısı ise 20’den fazladır. Adaların ismi, bölgede bulunan Menteşe Adalarından hareketle, “Menteşe Adaları” olarak da anılmaktadır.

       Tarih

Adalar tarihinde yeri olan Sen Jean Şövalyeleri 200 yıl Rodos’ta kalmışlar ve tüm adaların yönetimini ellerinde bulundurmuşlardır. Bundan sebep Rodos’un en ünlü sokağı Şövalyeler Sokağı ismiyle bilinmektedir. Adaların fethinin zor olduğu bu süreçte, Osmanlılar bölgeyi ele geçirme teşebbüslerinde bulunduysa da, bu durum ancak 16. yüzyılda realiteye dönüşmüş ve Oniki adalar Osmanlı toprağı halini almıştır.  Bu tarihten itibaren Rodos ve adalar 390 yıl Osmanlı hükümdarlığı altında kaldı. 1573 yılında Rodos’un fethi sonrası adaların elde tutulmasını kolaylaştırmak maksadıyla buraya Türk göçü sağlanmaya çalışılmıştır. Bölge halkı, daha çok Karaman Beyliği’nden adalara yerleştirilen Türkler ile, 1897 yılında Girit’ten göçe tabii tutulmuş Türklerde mürekkeptir.

1821 yılında Yunanistan devletinin Osmanlıdan bağımsızlığını alarak kurulmasını takiben, bu yeni devlet, Ege Adaları ve Oniki adalar üzerinde yayılmacı bir siyaset izleyerek bölgeyi tehdit etmiştir. Süreç boyunca Batı ve Güney Batı Ege Adalarında Yunan hakimiyeti gözükse de, Oniki adalardaki Osmanlı idaresi 20. yüzyılın ilk çeyreğine dek sürmüştür.

Adaların mevcut statüsü, öncelikli olarak Türk-İtalyan savaşı (Trablus Harbi) daha sonra da Balkan Savaşları ardından bütünüyle değişmiştir. 1911 yılındaki Trablus harbinde, Osmanlının Kuzey Afrika’daki son toprağı olan Libya’ya saldıran İtalyanlar, bölgenin destek görmesini önlemek amacıyla Oniki adaları abluka altına almıştı. Bunun geçici bir hamle olduğu düşünülmüşse de, İtalya bu bölgede kalıcı olacaktı. Savaşın ardından 1912’de taraflarca imza edilen Uşi Antlaşması ile adaların İtalyan hakimiyetinde olduğu kabul edilecekti. Balkan Savaşları ve bitiminde imzalanan barış antlaşmaları, bir asır öncesine değin bir Türk Gölü olarak bilinen Ege’de Türk himayesini ortadan kaldıracaktır.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Barış Antlaşması savaşın mağlubu Osmanlı ile, galip güçler olan İtilaf Devletleri arasında imza edilmişti. Antlaşma, adaların İtalya ve Yunanistan arasında pay edilmesini öngörmekteydi. Buna göre antlaşmanın 112. maddesi uyarınca; Rodos, Oniki adalar ve Meis İtalya’ya bırakılmıştır. Gökçeada ve Bozcaada ise kalan diğer Ege adalarıyla birlikte Yunanistan’a terk edilmişti. [2] 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan antlaşması ile adaların İtalyan toprağı olduğu onanmıştır. Oniki adalar, bu tarihten 1947 yılına dek İtalyan hegemonyası altında kalmıştır.

 

İtalyan egemenliği altındaki Oniki adalarda, adaların resmi dili olarak İtalyanca belirlenmişti. Bu süreçte ada sakinlerinin fikir hürriyeti, basın ve yayın gibi birtakım temel hakları elinden alınmıştır. 1925 yılında çıkarılan bir kanunla, ada Türkleri İtalyan tebaası sayılmışlardır. Ada Türklerinin İtalyan vatandaşlığına geçmesi yönünde alınan bir başka karar, aynı zamanda, vatandaşlık alan kişilerin 33 yaşına kadar askere alınabileceklerini şart koşmaktaydı. Benzer şekilde, askere alınan erkeklerin çocuklarının da İtalyan ordusunda görevlendirilmek üzere emir altına alınabileceği bildirilmekteydi. [3] Günden güne artan İtalyan baskısı 1930’larda doruk noktasına ulaşınca, adadan ayrılan Türkler, baskıdan kaçma pahasına ellerindeki mal ve mülkleri yok pahasına satışa çıkarmışlardı. [4]

Yine de 1926 yılında Rodos dahilinde Türkçe dilinde yayın yapan “Selam” adlı bir gazete neşredilmiştir. Ada Türklerinin çıkardığı gazete Arap alfabesi kullanılarak yazılmış, edebi ve siyasi konulara eğilen bir çizgi izlemiştir. [5]

1925 yılında gelindiğinde ise İtalya, adaları kendisine bağlama düşüncesinden hareketle adalarda oturanlara İtalyan vatandaşlığına geçme zorunluluğu getirmiştir. Bu karar, ada sakini Türk ve Yunanların bölgeden ayrılma sürecini hızlandırıcı etki göstermiştir. Adadan ayrılanlar arasında ailesini geçindirebilmek için iş bulma ümidiyle Türkiye’ye göç edenler de vardı. [6]

İtalya, boyunduruğu altında tuttuğu Oniki adaların himayesi altında kalmasına özen göstermiş, çeşitli gezi ve diyaloglarla bu hedefi gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu gayeden hareketle, 1929 yılında, İtalyan Kral ve Kraliçesi Oniki adalara bir ziyarette bulunmuşlardır. Ancak Yunanlar, bu ziyareti hoş karşılamamıştı. Venizelos’a yakınlığıyla bilinen Ethos gazetesi, bu ziyareti hem Oniki ada Rumlarının, hem de Yunanistan vatandaşlarının milli hassasiyetlerini rencide eden lüzumsuz bir davranış olarak görmüştür. [7]

İtalyanlar adanın iki sakini Türk ve Yunanları çapraz asimilasyon politikası doğrultusunda dönüştürmeye çalışmıştır. Bu noktada Türk okullarına Rum; Rum okullarına da Türk hocalar atamıştır. [8]  Eğitim odaklı faaliyetleri bununla sınırlı kalmayan İtalyanlar, okullarda Katolik misyonerlerin inanç temelli hareketliliğini de müsaade vermişlerdi. Bu süreçte ada Türkleri Hıristiyan duaları ile derse girmekteydiler. Faşist İtalya yönetimi, adaların elde tutulması amacıyla tüm demoğrafik yapıda değişikliğe gitmek istedi. Bu çerçevede sayısı 300 bine yaklaşan bir İtalyan kitlesinin adalara yerleştirilmesine karar verildi. Ancak Rodos’a getirilen bu nüfustan 30 bin kadarı yılı dolmadan ülkelerine geri döndü. [9]

Oniki adalar, denizlere yakınlığı sebebiyle stratejik olarak da önem arz etmekteydi. İtalyanlar bu noktada adaları, II. Dünya Savaşı’nın ayak seslerinin duyulmaya başlandığı dönemde bir yığınak alanı olarak kullandılar. Ayrıca, Mussolini’nin Türkiye üzerindeki emelleri doğrultusunda, Anadolu’ya düzenlenecek olası bir hareket için Oniki adalar bir sıçrama tahtası olarak değerlendirildi. Bu çerçevede bölgeye bir de İtalyan havaalanı yapıldı.

  1. Dünya Savaşı’nın Ardından Günümüze Kadar Oniki Ada Türkleri

Yunanistan ve İtalya II. Dünya Savaşı’na hasım devletler olarak katılmışlardı. 1941 yılında Metaksas yönetimindeki Yunanistan ile İtalya, Birinci Atina Muharebesinde karşı karşıya gelmişler ve şaşırtıcı şekilde çatışmalar Yunan galibiyetiyle sonuçlanmıştı. Ancak takip eden süreçte İtalyanların müttefiki Almanlar bölgeye girerek Yunanistan’ın işgal sürecini başlatmıştı. Oniki adalar, savaş sırasında el değiştirmelerden nasiplenmişti. İtalyanların denetimindeki adalar, Mihver işgaliyle birlikte Alman kontrolüne girmişti. Almanlar Girit adasıyla birlikte Oniki adaları da stratejik önemi nedeniyle savaş boyunca kullanmaya devam etmişlerdi.

1945 yılında savaşı Mihver grubunun kaybetmesi üzerine İngiliz güçleri adalara ve tüm Yunanistan’a yerleşti. 2 yıl sonra, İtalya ile Yunanistan arasındaki İtalyan Barış Antlaşmasının imzasını takiben, adalardaki 35 yıllık İtalyan hegemonyası sona erdi. Antlaşmaya göre bölgede bulunan İngiliz güçleri yerlerini Yunan askerlerine bırakacaktı. Yunanistan resmen ada denetimini ele aldıktan sonra, burayı Oniki ada (Dodekanes) ismiyle bir yönetim merkezi haline getirdi. Antlaşma, Yunanistan’a ada üzerindeki emelleriyle doğrudan bağlantılı bir takım haklar tanımaktaydı. Bunlardan birisi, ada halklarının tek vatandaşlık seçmeye zorlanmasıydı. [10] Bu gelişmeyi takiben, ada dahilindeki yerleşik 1580 İtalyandan 800 kadarı bölgeden ayrıldı ve adalarda günümüze kadar devam eden Yunanistan himayesi başladı. Benzer şekilde, Yunan himayesini istemeyen Türk aileler arasından da adadan Türkiye’ye doğru göç edenler oldu.

Antlaşma, adaları askerden arındırılmak suretiyle Yunanistan’a verse de, Yunanistan kısa süre sonra adayı militarize etmeye başlayacaktı. İstanköy Bodrumla, Rodos Adası da Türkiye’nin tanınmış turistik beldesi Marmaris ile karşı karşıya bir pozisyonda konuşlanmaktadır. Bu durum, adaların değerini daha da arttırmaktaydı. Özellikle İstanköy, Anadolu’ya yöneltilebilecek bir saldırıda askeri üst olarak da kullanılabilecekti.

      Yunan İdaresi Altında Oniki Ada Türkleri

Adada Yunan denetiminin başlaması, bölgede yaşayan İtalyanlardan çok Türkler üzerinde olumsuz gelişmelere sebebiyet vermiştir. Özellikle de Türklerin vatandaşlık haklarını kısıtlayan kanunlar denetimin başlamasıyla birlikte hayata geçirilmiş, 1950’li yıllardan itibarense artış göstermiştir.

Bu gelişmelerin neticesinde Rodos özelinde 11 bin dolayında olduğu varsayılan Türk nüfusu peyderpey azalarak 3400’e düşmüştü. Yunan idaresinin başlamasıyla birlikte, düşen nüfus bugün 1.437 kadar kalmıştır. [11]

Rodos ve İstanköy Türkleri, hem İtalya hem de Yunanistan himayesi dönemlerinde birer cemaat olarak kabul edilmişlerdi. Sözgelimi, adaların İtalyan işgaline uğradığı 1912 yılında Türklerin cemaat hakkı tanınmıştı. [12] Aynı şekilde, Türklere özgü kültür dernekleri de kurulabilmişti. Ancak bu durum, Türklerin adalardaki özlük haklarını korumak için yeterli değildi. Özellikle de dini eğitim alma hakkı sürekli olarak örseleniyordu. Öte yandan, bir diğer ada sakini olan Yahudiler, ticarette önemli bir konumda bulundukları gibi, sosyal konum olarak da Türklere kıyasla iyi durumdaydılar. Zira yaşanan idare değişimlerinin onlar açısından pratik bir önemi yoktu. [13] Ancak Yahudiler, savaş yıllarında Nazi idaresinin başlamasıyla birlikte çok zor durumlar yaşamış, bu süreçte korunmak için Türkiye’den destek görmüşlerdir.

Rodos Derneği Başkanı Mustafa Kaymakçı,  1972 yılının bir milat olduğunu, bu tarihe kadar Türk çocuklarının kendi dillerinde eğitim aldıklarını ancak bu tarihten itibaren ana dilde eğitim hakkının ellerinden alındığını ifade etmektedir. [14] 1971’den bu yana, adalardaki müftülük makamı da boştur. [15] Din konusunda, Yunan idaresiyle birlikte artan baskılar, Türk ailelerin evlerine kadar sirayet etmişti. Öyleki Türkçe bir süre sonra evlerde de konuşulmaz hale gelmişti.

Oniki ada Türklerinin tarihindeki önemli kırılma dönemlerinden birisi de, 20 Temmuz 1974 tarihinde başlayan Kıbrıs Barış Harekatı idi. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıslı Türklerin yaşadığı siyasi ve askeri baskıları sona erdirmek ve Kıbrıs adasına huzur teskin etmek parolasıyla başlattığı bu askeri harekat, Oniki ada Türklerinin Yunanistan’dan baskı görmesine neden olmuştu. Süreç esnasında işkence gören Türkler, sebepsiz yere karakollara alınanlar ve hatta gece saatlerinde evi basılan ada sakinleri görülmüştü. Bu gelişmeleri takiben adalardan Türkiye’ye akış oldu. Yapılan göçlerin odak noktası ise İzmir idi. Bu dönemdeki göçler, tarih boyunca devamlılık gösteren Türk göçünün en yüksek seviyesini görmüştür. [16]

Bugün tüm adalarda 6 bin dolayında Türk ikamet etmektedir. Baskılar nedeniyle adalardan Türkiye’ye göç eden Oniki ada Türkü sayısının ise 60 bin dolayında olduğu varsayılmaktadır. Göç eden Türklerin Yunanistan vatandaşlığı düşürülmüş durumdadır ve bir kez daha Yunan pasaportu edinme hakları söz konusu değildir. Türklere vatandaşlık hakkını kaybettiren bu kanun, 1955 yılında çıkarılmıştır. Türklerin ada mülklerini edinebilmesinin önünü tıkayan yasal düzenlemeler, bölgedeki istihdam ve ticaret hacmini günden güne azaltmış ve oluşan bu durum, göçü hızlandırmıştır. 20. asra girilirken 15 bin kadar olan Türk nüfusu, bugün 6 bin bandına, bu nedenle gerilemiştir. [17] Adada kalmaya devam eden Türkler ise vatandaşlıktan çıkarılma endişesini taşımışlardır. Bu noktada yurtdışına çıkacak olan Türklerin öncelikli olarak Yabancılar Şubesinden vize almaları istenmekteydi. 30 gün ile sınırlı vize ile adaya giriş çıkışların yapılması istenmişti. Ayrıca, söz konusu pasaport sürelerinin aşılması durumunda, Yunan vatandaşı Türklerin vatandaşlıkları iptal edilerek, haymatlos (vatansız) konumuna düşmeleri için çaba harcanmıştır.

Günümüzde İstanköy Adası’nda 900 kadar Türk nüfus söz konusudur. Bunların tamamı İstanköy’ün Germe köyünde yaşamaktadırlar.[18]  Dünden bugüne adalarda yaşamış, tanınmış isimler olduğu bilinmektedir. Bunlardan birisi, 33 Üniversite Tenkisatının mimarlarından olan Reşit Galip’tir. Aynı şekilde, tıbbın önemli isimlerinden birisi olan Hipokrat da İstanköylü’dür.

      Ada Türklerinin Ekonomik Durumu

Yunanistan ekonomisinin amiral gemisi konumunda bulunan turizm yatırımları, ülkeye her yıl milyonlarca turistin gelmesini sağlamaktadır. Oniki adalara bağlı Rodos ve İstanköy, doğal güzellikleri ve turizme elverişli doğasıyla dikkat çekmektedir. Bu çerçevede başta Rodos olmak kaydıyla, tüm adalarda birçok lüks otel yer almaktadır. İstanköy’de 20 bin yataklı pansiyonlar hizmet vermektedir. Rodos ile kıyı komşusu Marmaris arasında hergün tekneler çalışmaktadır. Bu tekneler aracılığıyla günübirlik turistler taşınmaktadır.

Yunanistan’ın uzun süredir içerisinde bulunduğu ekonomik açmaz, tüm ülkeyi etkilediği gibi, ada Türklerini de etkilemektedir. Ada tarzı yerleşim yerlerinde sanayi ağları bulunmadığından, daha çok turizm gibi alanlarda istihdam imkanı söz konusu olmaktadır. Yunanistan kriz nedeniyle yeni yatırımcılar edinme konusunda sıkıntılar yaşıyor. Ancak, süreç boyunca istifade edebileceği Türk vatandaşlarının mülk ve ticaret işletmesi edinebilmesinin önünü kesmeye de devam ediyor. 1953 yılında çıkarılan Turizm Kanunu, Türklere ait araziler üzerine turistik tesisler kurulmasını öngörmekteydi. Bu durum, Türklerin arazilerini kaybetmesinin yanısıra, yeni istihdam alanlarında yer almaların da önünü kesmekteydi. Ayrıca, Türkler arazi sahibi olsalar da bu alanlar üzerine turistik tesis inşa etme hakları yoktur. Bu nedenle ada Türkleri, farklı meslek alanlarına yönelmektedirler. Aynı şekilde, Türklerin adalar özelinde herhangi bir devlet kurumuna atanmaları veya yükselmeleri içtihaten mümkün değildir.

Ada Türkleri genel anlamda maddi açıdan iyi durumdadırlar. Sosyal ihtiyaçları karşılanmaktadır. Diğer yandan kültürel, dil ve dini inanç özelindeki hakları ise tam anlamıyla törpülenmiştir. Bugün devlet okullarında eğitim alan Türkler, din derslerinden muaftırlar. Bu da Türklerin kendi dinlerini öğrenmeleri önünde büyük bir engel teşkil etmektedir.

Adanın bir başka geçim kaynağı balıkçılıktır. Ancak adanın Türkiye’den balık ithal edecek duruma gelmesi bu sektörün ivmesinin düşüşte olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer yandan çıkarılan balık Türkleri arasında, sünger avcılığından söz etmek mümkündür.

Oniki adalar’daki Türk nüfusu ağırlıklı olarak Rodos ve İstanköy adalarında ikamet etmektedir. Türkler esnaf, turizmci, rehber gibi çeşitli hizmetlerde görev alarak adalardaki istihdam yükünü sırtlamaktadır. Yunan adalarına tatile gelen Türk vatandaşları adalara geldiklerinde Türklerle karşılaşarak şaşırmaktadırlar.

Turist Türkler ile yerleşik Oniki ada Türkler arasındaki bu bilgi kopukluğu, Yunanistan Türklerinin, Batı Trakya Türklerinden ibaret bilinmesinden kaynaklanmaktadır.

Oniki adalarda,  Osmanlı döneminden kalma tarihi eserler mevcuttur. Bu kültür eserleri, cami, minare, kümbet tarzı mimari eserlerden oluşmaktadır. Ancak bu miras sağlıklı bir şekilde korunamamış, çoğunlukla bakımsız bir haldedir. Bu noktada inisiyatif alan ada sakinleri, vakıf bünyesindeki faaliyetler ile Osmanlı kültür eserlerini yaşatmaya çalışmaktadır.

 

 

KAYNAKÇA

 

“Bir İşbirliği Coğrafyası Olarak Rodos ve Oniki Ada”, 2 Mart 2015, https://rodosistankoyturkleri.org.tr/bir-isbirligi-cografyasi-olarak-rodos-ve-oniki-ada/

 

Çelikkol, Zeki:  Rodos’taki Türk Eserleri ve Tarihçe, Türk Tarih Kurumu, 1992.

 

Direk, Bahadır Selim: Unutulan Türkler, Yeni Gün Haber Ajansı Basım ve Yayın, Haziran 2008.

 

“Ege’nin Unutulan Rodos ve İstanköy Türkleri”, 27 Eylül 2004, Star Gazetesi,  http://www.star.com.tr/ege/egenin-unutulan-rodos-ve-istankoy-turkleri-haber-945096/

 

Kaymakçı, Mustafa-Özgün, Cihan: Rodos ve İstanköy Türklerinin Yakın Tarihi “Ege Denizi’nde Yükselen Sessiz Çığlık, İzmir, 2015.

 

Yılmaz, Gülcan: Rodos ve Oniki Adadaki İtalya ile Yunan Yönetiminin Baskı Politikaları, ICANAS 38 Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika çalışmaları Kongresi, 2007.

 

DİPNOTLAR

[1] “Bir İşbirliği Coğrafyası Olarak Rodos ve Oniki Ada”, 2 Mart 2015, https://rodosistankoyturkleri.org.tr/bir-isbirligi-cografyasi-olarak-rodos-ve-oniki-ada/

[2] Mustafa Kaymakçı, Cihan Özgün, Rodos ve İstanköy Türklerinin Yakın Tarihi “Ege Denizi’nde Yükselen Sessiz Çığlık”, İzmir, 2015, s.9

[3] Bahadır Selim Direk, Unutulan Türkler, Yeni Gün Haber Ajansı Basım ve Yayın, Haziran 2008, s. 71

[4] Direk, a.g.e., s. 76

[5] Gülcan Yılmaz, Rodos ve Oniki Adadaki İtalya ile Yunan Yönetiminin Baskı Politikaları, ICANAS 38 Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika çalışmaları Kongresi, 2007, s. 3363

[6] Direk, a.g.e., s. 81

[7] Yılmaz, a.g.e., s. 3363

[8] Yılmaz, a.g.e., s. 3366

[9] Yılmaz, a.g.e., s. 3367

[10] Yılmaz, a.g.e., s. 3370

[11] Zeki Çelikkol, Rodos’taki Türk Eserleri ve Tarihçe, Türk Tarih Kurumu, 1992, s. 33-34.

[12] “Ege’nin Unutulan Rodos ve İstanköy Türkleri”, 27 Eylül 2004, Star Gazetesi,  http://www.star.com.tr/ege/egenin-unutulan-rodos-ve-istankoy-turkleri-haber-945096/

[13] Yılmaz, a.g.e., 3367

[14] “Bir İşbirliği Coğrafyası Olarak Rodos ve Oniki Ada”, 2 Mart 2015, https://rodosistankoyturkleri.org.tr/bir-isbirligi-cografyasi-olarak-rodos-ve-oniki-ada/

[15] Kaymakçı, Özgün, a.g.e., s. 7

[16] Kaymakçı, Özgün, a.g.e., s. 7

[17] Kaymakçı, Özgün, a.g.e., s. 7

[18] Yılmaz, a.g.e., s. 3373

Yazar Hakkında

Eray KONYA / TESA Tarih Masası Direktörü / Çevirmeni

İstanbul Üniversitesi

İnkılap Tarihi Enstitüsü / Yüksek Lisans

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir