Güç ve Uluslararası İlişkiler / David A. Baldwin 7. Bölüm: Neorealizm

İngilizce aslından çeviren: Feyza Nur Atabay

Gücü ölçmeden önce, bir güç kavramına sahip olmalısınız. Uluslararası ilişkiler alanında, devletlerin sıralanmasına izin verecek tek bir boyut üzerinden gücü ölçme arzusu, sıklıkla kavramsal analiz yoluyla ya da kavramsal analizden önce gerçekleşir. Frey (1989), gücü ölçmenin zorluğunun, araştırmacıları, sıklıkla çalışmayı daha kolaylaştırmak amacıyla gücü yeniden tanımlaya yönelttiğini belirtiyor.

1950- 1975 arasındaki dönem boyunca Morgenthau’nun realist teori yaklaşımı uluslararası ilişkiler teorisi tartışmalarında hâkim olduysa da Waltz tarafından geliştirilen Neorealizm teorisi (diğer bir adla yapısal realizm ya da savunmacı realizm) 20.yy’ın son çeyreği boyunca tartışmalarda baskın durumdaydı. Neorealizmin etraflıca bir değerlendirmesi bu bölümün kapsamı dışındadır. Bunun yerine, çalışmanın odağı, teorideki güç ve kabiliyetin rolü üzerindedir.

Waltz, yapısal bir uluslararası ilişkiler teorisi geliştirdi. Uluslararası sistemin tanımlayıcı niteliklerinden birisi, kabiliyetlerin dağılımıdır. Yargılamaların, kapasitelerin nasıl dağıtıldığı hakkında yapılması gerektiği için, Waltz, bunların nasıl ölçüleceği sorusuna cevap vermelidir. Waltz’un teorisinin kapasitelerine göre devletleri sıralamayı gerektirdiğini fark ederek Waltz, ilişkisel güç fikrinin gerektirdiği kapsam ve alan tanımlamalarına itiraz eder. Devletlerin kapasitelerini sıralamak, eğer güç (ya da kapasite) çok boyutlu olarak düşünülürse, oldukça zordur. Bundan dolayı, Waltz, ulusların ekonomik, askeri ve diğer kabiliyetlerinin bölümlere ayrılamaz ve parça parça tartılamaz olduğunu ileri sürer (1979: 131). Waltz, kapasitelerin farklı türlerinin parça parça ölçülemeyeceği iddiasını desteklemek için ne bir argüman ne de bir kanıt sunmaz; o sadece bunu ileri sürer. Bu durum, kabiliyetlerin parça parça tartılmasına izin vermek devletleri sıralamayı aşırı derecede zorlaştırabileceği için Waltz’un kafasında teorik kısıtlamalara sahip olmasından kaynaklı olabilir. Waltz, “ devletlerin en tepede yer almadığını çünkü onların bir başlıkta ya da diğerinde öne çıktığını söylemeye devam eder. Devletlerin sırası aşağıdaki maddelerin hepsinden nasıl bir puan aldıklarına bağlıdır: toprak ve nüfus büyüklüğü, kaynak sağlayabilme, ekonomik kabiliyet, askeri kuvvet, siyasal istikrar ve yeterlilik. Devletler, bir diğer devletlerin kabiliyetini, özellikle zarar verme kabiliyetlerini, tahmin edebilmek için çokça zaman harcarlar” (1979: 131).  “Puan alma” kavramının kullanımı açıklanıyor. O, ulusal gücün çeşitli parçalarının değerlendirildiği bir ölçme çubuğu ya da bir standardı ima eder; ama bu standardın ne olduğunun bir göstergesi/anlatısı yoktur. Devletlerin çokça zamanlarını diğer devletlerin kabiliyetlerini tahmin etmeye adadıkları iddiası desteksiz ve tartışmalıdır. Devletlerin Savunma Bakanlıkları, politika-ihtimal çerçevelerinin çeşitliliğine göre ihtimal planları oluşturur, ama bu devletlerin genelde ya da gerçek ya da varsayılan durumlara referanssız olarak diğer devletlerin kabiliyetlerini tahmin etmeye çokça zaman harcamalarından farklı bir şeydir. Amerikan politika yapımcılarının Birleşik Krallık ya da Kanada’nın kabiliyetlerini hesaplamak için zaman harcadıkları fikri genellikle ya da kuramsal olarak oldukça zorlamadır. Bunlar hâlâ deneysel sorulardır ve prensipte araştırılabilirdirler.

Devletlerin, ölçmesi ve kıyaslaması zor olan kabiliyetlerin farklı kombinasyonlarına sahip olduğunu kabul etmesine rağmen (1979: 131), Waltz, “devletleri sıralamanın, onların savaş ya da diğer girişimlerdeki başarılarını tahmin etmeyi gerektirmediğini öne sürüyor.  Biz yalnızca devletleri kapasitelerine göre yaklaşık olarak sıralamaya ihtiyaç duyarız.” Tabiî ki bu iddia, “kabiliyetlerin” nasıl tanımlanacağı – Waltz’un hiçbir zaman sunmadığı bir tanım- sorusunu beraberinde getirmektedir. Bize yalnızca kapasitenin “birimlerin özellikleri” olduğu söylendi (1979: 98). Açıkça, ilişkisel güç kavramı ya da kabiliyetler, bu güç kavramı kabiliyetleri tek bir devletin (ya da birimin) malından ziyade potansiyel ilişkiler olarak betimlediği için göz ardı edildi. “Ne yapmak için kimin kabiliyeti” sorusu sorulmaktan sakınıldı; ve Waltz’un teorisinin belirleyicisi, kaynak olarak güç kavramı belirgin hale geldi.

Bununla birlikte bazı seviyelerde,  uluslararası ilişkiler teorisyenlerinin çoğu, Sprout’un “gerçek ya da varsayım, çalışır ihtimaller çerçevesine referansla birlikte ele alınan belirli bazı ön kabuller ( stratejiler, politikalar) olmaksızın, gerçek ya da varsayım, siyasal kabiliyetlerin tahmin edilemeyeceği görüşünün mantığını” kabul eder (1965: 215). Uluslararası politikalarda ulusal gücün parçalarına/unsurlarına dair çoğu yaklaşımda, politika ihtimal varsayımlarının genellikle askeri güçle ilgili olarak örtük bir kısmı belirlenebilir. Morgenthau’nun ulusal gücün unsurları tartışmasının ima ettiği gibi, savaş kazanmak yargılama ölçütüdür (Baldwin, 1993: 17-18), dikkatli bir Waltz okuması, savaş kazanma yeteneğinin, devletlerin sıralanabileceği açıkça söylenmemiş bir ölçü olduğu konusunda güçlü bir şüphe uyandırır. Morgenthau’nun “ uluslararası politikada aktif ulusların, savaş şeklinde organize şiddete sürekli olarak hazırlandıkları, aktif olarak içinde bulundukları ya da onları atlattıkları görüşü, Waltz’un Theory of International Politics’teki perspektife dikkat çekici derecede benzerdir. “Gücün taraflardan biri ya da diğeri tarafından kullanılacağı ihtimali arka planda her zaman bir tehdit gibi belirir. Politikada gücün son çare (ultima ratio) olduğu söylenilir. Uluslararası politikada, güç yalnızca son çare olarak değil bir de ilk ve değişmez çare olarak işlev görür” (Waltz, 1979: 113). “Gücün sıradan varlığı ve ona olan yinelenen bağlılık, ulusların işlerini belirler.  Yunanistan’da Tukidides, Hindistan’da Kautilya’dan beri, güç kullanımı ve onu kontrol etme ihtimali, uluslararası-siyasal çalışmaların meşguliyet alanı oldu” (Waltz, 1979: 186). Waltz’un metininde devletlerin kabiliyetlerini “puanlamanın” herhangi açık bir ölçüsünün olmadığı düşünüldüğünde, savaş kazanmanın uygulanacak örtük ölçü olduğu fikrinden şüphe duymak için azdan daha çok sebep vardır.

Kitap, ilişkisel güç literatürüne nerdeyse hiç referans yapmamasına rağmen, Theory of International Politics’in (1979: 191-2) sonunda, adeta sonradan akla gelmiş gibi, Waltz ilişkisel güç kavramı üzerinde kafası karışık ve kafa karıştırıcı bir saldırıya başlar: “ Biz pragmatik olarak oluşturulmuş ve teknolojik olarak etkilenmiş Amerikan güç tanımı tarafından yanlış yönlendirildik – gücü kontrole eş tutan bir tanım. Güç, başka durumlarda yapmayacakları şeyleri onlara yaptırtabilme yeteneği olarak ölçümleniyor.” Bu kafa karıştırıcı ve yanlış yönlendirici bir eleştiridir. Waltz’un neden “pragmatik olarak oluşturulmuş”, “teknolojik olarak etkilenmiş” ve “Amerikan” öbeklerini kullandığı açık değildir. İlişkisel güç kavramı Amerikalılar kadar Amerikalı olmayanlar tarafından da geliştirildi (Barry, 1976; Goldmann ve Sjöstedt, 1979; Hasgtröm, 2005; Lukes, 1974; Weber, 1947) ve doğası gereği etnik tabanlı önyargı taşımıyor. Pragmatizm ve teknolojinin ne anlamı ne de önemi açıklanmış ya da ortada değildir.

Waltz, “ortak ilişkisel güç kavramının, eylemlerin ve ilişkilerin eylemin yapısından nasıl etkilendiğini düşünmeye engel” olduğunu, bu gerçekten doğru değildir, ve niyetlenilmeyen etkilerin değerlendirmeden çıkarıldığını, bu ilişkisel güç kavramının bazı versiyonları için doğrudur,  ileri sürer.

“Ortak Amerikan güç tanımına göre, birinin yoluna şekil verme başarısızlığı zayıflığın kanıtıdır.” Bir anlamda bu doğrudur. Sürekli olarak diğer aktörleri etkilemeye çalışan ve başarısız olan aktörlerin güçlü olarak görülmesi pek muhtemel değildir. Esasında, Waltz, daha sonra “daha güçlüler daha zayıflardan –her zaman değilse de daha sıklıkla kendi yollarını seçerler” iddiasında bulunduğu için kendisinin buna inandığı ortaya çıkıyor (Waltz, 1993).

Waltz, “pratik ve mantıksal olarak çürük bir tanımın yerini ne tutabilir? Ben, aktör, onu etkileyenlerden daha fazla diğerlerini etkiliyorsa güçlüdür şeklindeki eski ve basit görüşü öneriyorum.” diyor. Gücün bu önerilen tanımının birçok şaşırtıcı yanı vardır. Birincisi, hem nedensel hem de ilişkisel güç kavramlarını reddettikten sonra, Waltz hem nedensel hem de ilişkisel olan bir tanım sunar. İkincisi, önerilen görüş, kendilerini ilişkisel güç kavramının gelişmesine katkı sunucu olarak gören Deutsch (1953, 1963) ve Frey (1985) tarafından ifade edilenlere benzerdir. Üçüncüsü, bu, daha sonraki paragraflarda yer alan “birinin gücünün derecesi, sebep olabileceği ya da olamayacağı sonuçtan yola çıkarak yorumlanamaz” ifadeleriyle uyumsuzdur. Dördüncüsü, önerilen güç kavramı, kitabın daha önceki bölümleri boyunca kullanılan kabiliyet ve güç kavramlarıyla az ya da hiç ilişkili görülür. Eğer kabiliyet, diğerleri tarafından etkilendiğinden daha çok diğerlerini etkileyebilecek potansiyel güç olarak tanımlanırsa, o artık tek bir aktörün malı değildir.

Neorealizm eleştirmenleri bile, neorealizmi, realist teorik geleneğin açıklığını ve kesinliğini geliştirmiş olarak değerlendiriyorlar. Onun güç ve kabiliyete yaklaşımına ilişkin olarak Theory of International Relations’ın büyük miktarda kafa karışıklığı ve zıtlıklara sahip olduğu görülüyor.

Çevirmen Hakkında

Feyza Nur Atabay

Marmara Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölümü Mezunu

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial