Milletler Cemiyeti Örneği Üzerinde İdealizm Teorisi

Yazan: Ertuğrul Gazi KEFİNSİZ

1. Giriş

Liberalizm, belirli gaye ve menkıbeleri olan bir siyasal gelenektir. Liberal görüş, karmaşık bir dünyada devletler ve harici uluslararası aktörlerin dünya siyasetiyle meşgul olduğu bir toplumdan söz eder.[1] Liberalizmin bütün versiyonlarının dayanak noktası, çoğulcu uluslararası toplumda rekabet halindeki çıkarlar arasında uyum veya denge kavramıdır. Bireyler, gruplar ve bu çerçevede devletler kendi ulusal çıkarları doğrultusunda hareket edebilir, ancak doğal bir uluslararası sistem dengesi kendisini kabul ettirecektir. Liberalizmden doğan bütün görüşlerin kökeninde karşıt çıkarların birbirini tamamlaması söz konusudur ve çatışma hiçbir zaman kaçınılmaz değildir.[2]

İnsanın özgürlüğüne aydınlanma ile kavuşacağı düşüncesi insan karakteri hakkında bir bilgiye sahip olmayı gerektirmekteydi ki bu dönem filozofların ortak özelliği insan karakterinin doğuştan iyimser, iyi olduğuna ve eğitilebileceğine inanmalarıydı. [3]Özellikle, bu konuda ünlü Alman düşünürü Immanuel Kant’ın çalışmaları yol gösterici niteliktedir.

Liberalizmde, temel aktör “birey” olarak kabul kabul edilmektedir. Bireyi toplumsal bir aktör olarak gören liberaller, devleti tamamen yok saymayarak sınırlandırılmasını ve bireysel hak ve özgürlüklerin korunması taraftarıdır. Liberaller özgürlük, bireysellik, eşitlik ve rasyonellik gibi kavramları temel aldığı için sınırlı bir devlet anlayışına sahiptir.[4] Liberaller insanlık tarihinde ilerlemenin uluslararası arenada ki anarşi ortamının son bulmasını iç egemenlik alanını meşrulaştırmış ve ilkelerini küresel bir ortama taşımasıyla ölçülebileceğine inanmaktadırlar.[5] Daha matematiksel ifade edecek olursak, liberal hipotezler devleti ontolojik olarak bağımsız bir değişken olarak ele alarak, bağımlı değişken olarak gördükleri küresel anarşinin bir şartı olarak ön plana koymazlar. İddiaları ise, bütün devletlerin benzer bir dış politika izleyebilecekleridir. Bunun yanı sıra devlet–teba ilişkisinin durumuna göre farklı dış politika seçeneklerine sahip olabilecekleri tezini de görüşleri arasında sayabiliriz. [6]

Kant’ın “Edebi Barış” makalesine göre, iyi olan ve ahlaki sorumluluk sahibi devletlerden oluşan bir sistemde çatışma olasılığı çok az bir ihtimaldir. Bundan dolayıdır ki bir çok liberal, realistlerin uluslararası anarşi görüşünün abartılı olduğunu, devletler ve diğer uluslararası aktörler arasında işbirliği ve uzlaşının mümkün olduğunu savunurlar. Kısaca şunu diyebiliriz ki, liberaller iyi niyetle, siyasi liderlerin ve ulusların hatalarından ders çıkardıklarını, geçmişi sadece tarih kitaplarından okunan kronolojik bir olaylar silsilesi olmadığını söylerler.[7] Bu görüşten çıkarımlarımızla idealist anlayışın kökenlerinin çok eskilere dayansa da uluslararası ilişkiler literatürüne Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra girdiğini söyleyebiliriz. Özellikle Wilson İlkeleri’nin yayınlanması akabinde Milletler Cemiyeti’nin kurulmasıyla bu yaklaşımın somut yansımaları olarak düşünülebilmektedir. Wilson İlkeleri idealizmin  teorik yönünü, Milletler Cemiyeti ise pratiğe dönük yüzünü temsil etmektedir.[8] Bundan dolayı tarihi kökenleri liberalizmle birlikte çok eskilere dayanan Birinci Dünya Savaşından sonra da uluslararası ilişkilere idealizm olarak giren teoriyi Birinci Dünya Savaşı ışığında anlamaya çalışacağız.

Birinci Dünya Savaşının Kökenleri

19.yüzyıl başlarında oluşan Avrupa Ahengi sistemi, güç dengesine dayalı politikalarla statükoyu korumayı amaçlayan bir sistemdi. Klasik güç dengesi sisteminin belirgin olduğu bu dönemde, Avrupa ülkeleri arasında göreceli bir çatışmasızlıktan bahsedilebilir. Napolyon Savaşları sonrasında ortaya çıkan ve “sürekli bir barış, anti-liberal bir kavrayış, devrim ve ayaklanmalara karşı duruş, genel yapının sürdürülebilirliği” şeklinde temel amaçlar üzerine kurulmuş bu denge siyaseti, Avrupa’nın belli başlı büyük devletlerinin güçlerini devam ettirmeye yönelik bir refleks olarak anlaşılabilir. Ancak bütün uluslararası sistemlerde olduğu gibi Avrupa Ahenk sisteminden de rahatsız olan ülkeler vardı. Bu rahatsızlık bir nevi Birinci Dünya Savaşına doğru yelken açıştı.[9]

Devletlerin kendi topraklarında olduğu kadar, devletler arasındaki münasebetler de yeni bir çerçeve içinde şekillenmeye başlamıştır. Bu yeni şekillenmenin temellerini şu şekilde belirtebiliriz: Liberalizm hareketleri, sadece devlet sınırları içinde ortaya çıkan bir olay şeklinde kaymayıp, münasebetlerde yeni çatışma konuları meydana getirmiştir.”[10]

Birinci Dünya Savaşı’nın birinci sebebi, 28 Haziran 1914 günü Avusturya Macaristan veliahdı Arşidük François Ferdinand’ın Saraybosna’da bir Sırplı tarafından öldürülmesidir. Bu olay akabinde Avusturya Sırbistan’a savaş ilan etmiştir. Rusya Sırbistan, Almanya ve Avusturya’nın arkasında yer almıştır. Böylelikle Avrupa bir anda kendini savaşın ortasında bulmuştur.[11] Savaş 1914’de Avrupa’da patlak verdiği zaman İngiltere’nin ABD’yi savaşa dahil etmek istediği kadar, Almanya uzak tutmaya çaba göstermekteydi. Bu dönemde Alman denizaltılarıyla ABD gemileri arasında ciddi sürtüşmeler söz konusuydu. ABD başkanı Wilson, vaktin yasacı-ahlakçı yani savaş sonrasında daha aktif izleyecek olduğu idealizme eğilimiyle, “Bizi savaşa sokmadı” sloganları içinde 1916’da yeniden başkan seçilmiştir. Lakin, çok geçmeden 1917 yılının henüz başlarında Alman deniz altları Wilson’u savaşa girmeye mecbur kılmıştır. ABD ne kadar çaba göstermiş olsa da tarafsız kalmayı başaramamıştır. ABD’yi savaş çeken etkenler sadece bunlarla kalmıyordu. Ele geçirilen bir Alman telgrafında Meksika’ya 1848’de ABD’ye kaptırdığı topraklar teklif edilmiştir.  Bunların yanı sıra Çarlık Rusya’nın 1917 başlarında yıkılışıyla savaş, demokrasi ve otokrasi arasında bir yarışa dönüşmüştür. Wilson savaşı “dünyayı demokrasi için uygun bir yer haline getirmek” için söylüyordu.[12]

Savaşın Sonu ve İdealizmin Doğuşu

Almanya 1918’de yenilgiyle baş başa kaldı. Bu durumun ortaya çıkmasının ilk etkeni ordunun Batı Cephesi’nde savaşı kaybetmesi, ikinci etkeni ise baş müttefik Avusturya-Macaristan’ın çöküşü ve üçüncüsü ise askeri, ekonomik ve ülke içindeki sorunların giderek kötüleşmesiyle yüz yüze kalan Almanların savaşma arzuların yok olmasıydı. Alman hükümeti ve halkı topyekün bir savaş için gerekli olan ihtiyaçların karşılanmasında büyük sorunlar yaşamıştır. Bunun yanı sıra 1918 baharındaki taarruzun başarısızlıkla sonuçlanması halkın üzerinde ciddi bir baskıya yol açmış ordu ve halk artık moral açısından çökmüştür.[13]

Paris Barış andlaşmaları savaşın sonunu getirmiştir. Andlaşmalarda 32 devletin temsilcisi bir araya gelmiştir. VersayAndlaşması bu andlaşmalar arasında özel önem teşkil etmektedir. Çünkü bu andlaşma İkinci Dünya Savaşının sebepleri arasında gösterilmektedir. Zira, dört yıl süren savaşın sonunda düzenlenen konferansların temel amacı böyle bir savaşın bir daha yaşanması olasılığını minimum seviyeye düşürmekti. 1920’lerin dünyası, savaşın nedenleri ve nedenlerin ortadan kaldırılması için gerekli mekanizmalar sorunsalı üzerine bir düşünce sistematiği çerçevesinde şekillenmiştir. Böylesi bir anlayış uluslararası ilişkiler disiplinin özerk bir alan olarak ortaya çıkması ve “idealizm” olarak nitelendirilen ilk teorik yaklaşımın doğmasına yol açmıştır. Uluslararası ilişkiler alanında ilk hakim teori olarak kabul edilen görüş dönemin hakim siyasetinden fazlasıyla etkilendiği gibi, devlet adamlarını da bir o kadar etkilemeyi başarmış, dönem siyasetinin gelişmesine de ciddi katkılarda bulunmuştur. İdealizm hakkında bilinen en temel belge ABD başkanı Wilson’un yayınlamış olduğu “Wilson İlkeleri”dir.[14]

Wilson ilkelerine değinmeden önce “idealizm” kavramı üzerinde biraz daha durmakta fayda vardır. İdealizm olmuş olanı değil olması gereken dünyayı betimler. Kelime anlamını netleştirmek için sözlük anlamı ile ifade edecek olursak idealizm: “Uluslararası İlişkilerde, ulusal çıkarlardan ziyade, Evrensel ahlâki ilkelerin gözetilmesi gerektiğini savunan iyimserlik anlayışı. Bu anlayış daha çok, devletlerin nasıl davrandıkları üzerinde değil, nasıl davranmaları gerektiği üzerine durmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, savaşın yol açtığı felaketlerin yeniden yaşanmaması için pratiğe geçirilebilecek önlemleri ve politik arayışları ifade eder. İdealizm, dünyanın barışçıl bir dünya olmasını ve tekrar savaşların yaşanmaması için gerekli kurumsal ve hukuksal düzenlemeler üzerinde durmuştur.”[15]

Siyasal idealiz çerçevesinde, insan, devlet ve devletler arası ilişkileri düzenleyen bazı varsayımlar söz konusudur. Bu varsayımlara göre; i) insanın doğası esas olarak “iyi”dir, ii) insanların olumsuz davranışları, kötü insanların varlığından değil, iyi olmayan sistem ve kurumların varlığından kaynaklanmaktadır, iii) Uluslararası sistemin en korkunç yanını oluşturan savaş kaçınılmaz değildir, savaşın ortaya çıkmasına sebep olan etkenlerin denetim altına alınabildiği bir kurumsal örgütlenme ile engellenebilir. Bahsedilen bu amaçlara tek tek devletlerin değil ancak küresel çapta sistemin bütün devletlerinin çabaları ile ulaşılacaktır.[16]

İdealizmin bir uluslararası ilişkiler teorisi olarak ortaya çıkışı, kısmi olarak tarihseldir, yani iki savaş arası dönem ile ilgili, kısmen de genel manada savaş-barış konusuyla, yani savaşların nasıl önleneceği ve barışın nasıl sağlanabileceği ile ilgilidir. Lakin buradan şu anlaşılmamalıdır ki, idealizm sadece bir savaş-barış teorisidir. Aksine idealizm, toplumların süreklilik arz eden sorunları ve siyasal yapılanmasıyla ilgili fikirleri ortaya koymaktadır. Bu bakış açısından, idealizm iki savaş arası dönemde ortaya çıkmış olsa da, aslında İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Soğuk Savaş’ın ilerleyen yıllarında ve özellikle 1970’lerden itibaren ve nihayet Soğuk Savaş sonrası dönemde de gündemde kalmaya devam etmiştir. Hatta şu rahatlıkla söylenebilir ki uluslararası ilişkiler sorunları var oldukça idealizm değişik form ve isimler ile gündemde kalacaktır.[17]

Wilson İlkeleri

Başkan Wilson, barış meselelerinde bir intikamcılık duygusu ile hareket etmemiş ve devamlı bir barış düzeninin kurulmasını arzu etmiştir. Başkan Wilson’un 14 maddesi hayal ettiği barışın ilk temel ilkeleridir denilebilir. Barışın korunması ve devamlılığı için bir barış teşkilatı kurulmasına son derece önem vermiştir.[18]

8 Ocak 1918’de Wilson kendi görüşlerini öne sürmüştür. Kongre’nin bir ortak oturumunda yaptığı konuşmasında, üst düzey bir hitabetle ABD’nin savaş amaçlarını iki kısma ayırmış olduğunu on dört madde ile açıklamıştır. Sekiz maddeyi yapılması zorunlu hususlar olarak şu şekilde sıralamıştır: Açık diplomasi, denizlerin serbestliği, genel silahsızlanma, ticari engellerin kaldırılması, sömürgecilikle ilgili taleplerin tarafsız bir şekilde halledilmesi, Belçika’nın yeniden kurulması, Rus topraklarının boşaltılması ve taçtaki en değerli mücevher olarak Milletler Cemiyetinin kurulması. Wilson, geriye kalan daha özel altı maddeyi ise yapılması “zorunlu” olmaktan ziyada “gerekli” şeklinde sunmuştur. O maddeleri incelediğimizde ise: Alsace-Lorraine’in Fransa’ya geri verilmesinin gerekli kategorisinde olması herkesi şaşırtmıştır. Çünkü bu bölgenin alınması Fransa’nın son yarım yüzyıllık dış politikasının neredeyse temelini oluşturmaktaydı. Diğer gerekli görülen amaçlar, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluklarının azınlıklarına özerklik verilmesi, İtalya’nın sınırlarının yeniden düzenlenmesi, Balkanların boşaltılması, Boğazların uluslararası statüye kavuşturulması, ve denize çıkışı olan bağımsız Polonya’nın yenide kurulması şeklinde belirlenmiştir.[19]

Wilson’un tasarladığı dünya, kazananının veya kaybedeninin kim olduğu fark etmeksizin, güce, çıkara değil; ilke, prensip ve hukuka dayanacaktır. Yani tarihi tecrübenin ve büyük devletlerin çalışma sistemlerinin tam tersi bir uygulama söz konusu olacaktır.[20]

Milletler Cemiyeti

Geleneksel diplomasiye en ağır darbeyi Başkan Wilson vurmuştur. Ocak 1917’de, daha önce Müttefiklerin savaş sonrası amaçları hakkında istihbarat bilgilerini edindikten sonra, Amerikan Senatosu’nda yaptığı bir konuşmasında, eşitler arasında müzakere edilecek bir “zafersiz barış” yapılması çağrısında bulunmuştur. Daha sonra güçler dengesinin yerini alacak bir “ortak güç” sisteminin kurulmasına desteğini yinelemiştir.[21] Dönem içerisinde Üzerinde en fazla çalışılmış olan konu, bütün dünyada büyük yıkımlara sebep olmuş savaş tehlikesinden korunmak için ne türden hukuksal ve örgütsel düzenlemenin gerektiği olmuştur. O ana kadar dünyanın görmüş olduğu en kapsamlı örgüt Milletler Cemiyeti de bu çaba ve çalışmalar için adeta bir “laboratuar” vazifesi görmüştür.[22]

Milletler cemiyetinin kurulma amacı tek bir söz ile anlatılacak olsaydı eğer o söz Lloyd George’nin: “Avrupa medeniyetinin geleceği şu veya bu hanedanın veya ülkeninçıkarlarını ikna ve hile yoluyla sağlamaya çalışan birkaç müzakerecinin keyfine bırakılmayacak.[23]olurdu. George ile aynı görüşte olacaklar ki bir grup idealist Başkan Wilson önderliğine bir araya gelerek, savaş sonrası sistemin akılcı düzenlenmesini öngörmüş ve yeni bir uluslararası kurumsallaşmayı savunmuşlardır.[24] Ahlaki gücün önemli olduğu kadar askeri güçte önemliydi. Güvenlik ortak bir sorumluluk olmalıydı. Wilson savaş yanlısı olmayan tüm devletlerin aynı çatı altında toplandığı takdirde güç üstünlüğünün iyiden tarafta olduğuna inanmaktaydı. Bu şekilde barış parçalanmayacaktı.[25]Kolektif güvenlik sistemine göre, eğer herhangi bir devlet başka bir devletin saldırısına uğrarsa, Milletler Cemiyeti’ne üye devletler toplanarak saldırıyı caydıracaktır. [26]

Birleşmiş Milletlerde kurumların iç işleyişi şu şekildedir: Ana kurumlar Büyük devletlerden ve değişimli olarak seçilen kimi daha küçük devletlerden oluşan konsey; tüm üye devletlerin temsil edildiği meclis; bürokrasi kanadının faaliyetlerini sürdürecek olansekreteryadan ibarettir. Cemiyete üye ülkeler yıllara göre çeşitlilikler göstermiştir, 1919’da kırk bir, 1924’te  elli ve 1934’te de altmışa yükselmiştir bu sayı.[27]

Wilson Milletler Cemiyetini bir dünya örgütü olarak düşünmüştü. Ancak seçim yenilgisi sonucu yeni başkanın ABD’’nin “Avrupa politikasından uzak durma” ilkesini yeniden uygulaması sonucu, kuruluşu Amerika boyutundan yoksun bıraktı.[28]Cemiyet birçok açıdan savaş esnasında dile getirilmiş olan umut ve talepleri karşılayamamış, uluslararası işbirliği ve dayanışma taraftarının tam da istemediği gibi büyük güçlerin hakimiyeti altına girmiştir.[29]

Son Söz Olarak

Birinci Dünya Savaşı insanoğlunun o zamana kadar gördüğü en yıkıcı savaştı. Askeri teknolojini gelişmesi ve bu tür bir felaketin bir daha yaşanmaması için devlet adamlarının güvenlik, savaş, barış gibi kavramları yeniden düşünmesi gerekmiştir. İdealist düşüncenin temelinde Birinci Dünya Savaşı gibi bir savaşın bir daha yaşanmaması için üretilecek politikalar yer almıştır. Ancak dönemin büyük güçleri denilebilecek Fransa ve İngiltere’nin idealist bakış açısıyla kurulan Milletler Cemiyeti’ni kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya yönelmeleri idealizmin güvenilirliğini yitirmiştir. Bu iki devletin haricinde Başkan Wilson’nun 14 maddesi idealizmin manifestosu sayılacak niteliktedir. Ancak Başkan Wilson’un ne kadar idealist olduğu tartışılacaktır.

İki savaş arası dönemde devletlerin takındıkları tavırlardan şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, idealist söylemler batılı devletlerin çıkarlarını korumak adına yürüttükleri dış politika kamuflajından başka hiç bir şey değildir. Günümüzde savaş ve çatışma alanlarında görüldüğü üzere ortaya çıkan anlaşmazlıklar batılıların yüzyıllardır barış ve demokrasi söylemiyle yürüttükleri dış politika ürünleridir.

Aslında idealizmin batılı ülkelerin realist politikalarına sığınacak bir liman olmaktan çıkarılabilirse uluslararası ilişkilerde önemli kazanımlar edinilebilir. Sonuçta uluslararası ilişkileri özerk bir çalışma alanı olarak ortaya çıkmasında idealizmi tartışmasız en büyük payı alacaktır. Ancak şu bir gerçektir ki idealizmin yeniden aktif söz sahibi olabilmesi için “ütopik” ya da “ayakları yere basmayan” gibi teori eleştirileriden çabucak kurtulmalıdır. Yeni bilimsel yaklaşım ve çalışma çerçeveleriyle yeni bir bakış açısı çizmelidir.

Kaynakça

Paul R. Viotti, Uluslararası İlişkiler Ve Dünya Siyaseti, Nobel Yayınları, 2014

Andrew Heywood, Küresel Siyaset, Adres Yayınları, 2014

Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, MKM Yayıncılık, 2013

Mehmet Şahin; Osman Şen, Uluslararası İlişkiler Teorileri Temel Kavramları, Kripto Kitaplar, 2014 Ankara

ScottBurchıll, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Küre Yayınları, 2013 İstanbul

Ramazan Gözen, Uluslararası İlişkiler Teorileri, İletişim Yayınları, 2014 İstanbul

Bilal Karabulut, Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkilerde İdealizmin Yükselişi, Akademik Bakış, Cilt 8 Sayı 15, 2014

Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Timaş Yayınları, 2016 İstanbul

Roskin& N. Berry, Uluslararası İlişkiler, Adres Yayınları, 2014 Ankara

Jeremy Black, Savaş ve Dünya, Dost Kitapevi Yayınları, 2016 Ankara

Ahmet Emin Dağ, Uluslararası İlişkiler Ve Diplomasi Sözlüğü, Vadi Yayınları, 2016 İstanbul

Uluslararası İlişkiler Teorilerine Giriş, Faruk Sönmezoğlu; Hakan Güneş; Erhan Keleş, Der Yayınları, 2015 İstanbul

Henry Kissenger, Diplomasi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2016 İstanbul

Temel İskit, Diplomasi Tarihi, Teorisi, Kurumları Ve Uygulanması, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2012 İstanbul

Haydar Çakmak, Uluslararası İlişkiler: Giriş, Kavramlar Ve Teoriler, Doğu Kitapevi, 2014 İstanbul

Joseph S. Nye; David A. Welch, Küresel Çatışmayı Ve İş Birliğini Anlamak, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015 İstanbul

Avrupa Tarihinden Kesitler 1789-1980, Stephen J. Lee, Dost Kitapevi Yayınları, 2014 Ankara

Oral Sander, Siyasi Tarih 1918-1994, İmge Kitapevi, 2015 Ankara

Dipnotlar 

[1] Paul R. Viotti, Uluslararası İlişkiler Ve Dünya Siyaseti, Nobel Yayınları, 2014, S.33

[2] Andrew Heywood, Küresel Siyaset, Adres Yayınları, 2014, S.94

[3] Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, MKM Yayıncılık, 2013, S.293

[4] Uluslararası İlişkiler Teorileri Temel Kavramları, Mehmet Şahin;Osman Şen, Kripto Kitaplar, 2014 Ankara, S.68

[5] Uluslararası İlişkiler Teorileri, ScottBurchıll, Küre Yayınları, 2013 İstanbul, S.87

[6] Uluslararası İlişkiler Teorileri, Ramazan Gözen, İletişim Yayınları, 2014 İstanbul, S.131

[7] Paul R. Viotti, Uluslararası İlişkiler Ve Dünya Siyaseti, Nobel Yayınları, 2014, S.34-35

[8] Bilal Karabulut, Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkilerde İdealizmin Yükselişi, Akademik Bakış, Cilt 8 Sayı 15, 2014, S.57

[9] Bilal Karabulut, Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkilerde İdealizmin Yükselişi, Akademik Bakış, Cilt 8 Sayı 15, 2014, S.59

[10] Fahir Armaoğlu,20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Timaş Yayınları, 2016 İstanbul, S.94

[11] Fahir Armaoğlu,20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Timaş Yayınları, 2016 İstanbul, S.95

[12] M. Roskin& N. Berry, Uluslararası İlişkiler, Adres Yayınları, 2014 Ankara, S.78

[13]Jeremy Black, Savaş ve Dünya, Dost Kitapevi Yayınları,2019 Ankara, S.406

[14] Bilal Karabulut, Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkilerde İdealizmin Yükselişi, Akademik Bakış, Cilt 8 Sayı 15, 2014, S.61

[15] Ahmet Emin Dağ, Uluslararası İlişkiler Ve Diplomasi Sözlüğü, Vadi Yayınları, 2016 İstanbul, S.205, Bkz: İdealizm

[16] Uluslararası İlişkiler Teorilerine Giriş, Faruk Sönmezoğlu; Hakan Güneş; Erhan Keleş, Der Yayınları, 2015 İstanbul, S.46-47

[17] Uluslararası İlişkiler Teorileri, Ramazan Gözen, İletişim Yayınları, 2014 İstanbul, S.131

[18][18] Fahir Armaoğlu,20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Timaş Yayınları, 2016 İstanbul, S.193-194

[19] Henry Kissenger, Diplomasi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2016 İstanbul, S.219

[20] (a.g.e)

[21] Temel İskit, Diplomasi Tarihi, Teorisi, Kurumları Ve Uygulanması, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2012 İstanbul, S.145

[22] Uluslararası İlişkiler Teorilerine Giriş, Faruk Sönmezoğlu; Hakan Güneş; Erhan Keleş, Der Yayınları, 2015 İstanbul, S.46

[23] Temel İskit, Diplomasi Tarihi, Teorisi, Kurumları Ve Uygulanması, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2012 İstanbul, S.149

[24]Haydar Çakmak, Uluslararası İlişkiler: Giriş, Kavramlar Ve Teoriler, Doğu Kitapevi, 2014 İstanbul, S.116

[25] Joseph S. Nye; David A. Welch, Küresel Çatışmayı Ve İş Birliğini Anlamak, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015 İstanbul, S.151

[26] (a.g.e)

[27] Avrupa Tarihinden Kesitler 1789-1980, Stephen J. Lee, Dost Kitapevi Yayınları, 2014 Ankara, S.263

[28] Oral Sander, Siyasi Tarih 1918-1994,İmge Kitapevi,2015 Ankara, S.35

[29] Temel İskit, Diplomasi Tarihi, Teorisi, Kurumları Ve Uygulanması, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2012 İstanbul, S.155

Yazar Hakkında

Ertuğrul Gazi Kefinsiz / TESAD Yazı Direktörü

Karabük Üniversitesi

Uluslararası ilişkiler 

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial