Mikail Gorbaçov: “Dünya Bir Savaşa Hazırlanıyormuş gibi Görünüyor”

Çeviren: Özen Ayşe Özbasa

Dünya günümüzde, problemlerle çevrelenmiş durumda. Siyasetçiler şaşkın ve ne yapacaklarını bilemez haldeler.
Yine de hiçbir sorun siyasetin silahlanmasından ve silahlanma yarışından daha tehlikeli görünmüyor. Bunu durdurmak ve tersine çevirmek önceliğimiz olmalı.
Şu anki durum oldukça tehlikeli.
Daha fazla asker, tank, zırhlı personel taşıyıcılar Avrupa’ya getiriliyor. NATO’nun ve Rusya’nın eskiden belirli bir mesafede konuşlandırılan güçleri ve silahları sanki birbirlerini daha yakın menzilden vurmak istermişçesine şu an daha yakına yerleştirilmiş halde.
Devletlerin bütçeleri, insanların başlıca sosyal ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, askeri harcamalar artıyor. Yıkıcı güçleri, kitle imha silahlarıyla karşılaştırılabilen gelişmiş silahlar ya da tek bir salvosuyla bir kıtanın yarısını yok edebilecek güçte olan, stratejik istikrarı zayıflatan füze savunma sistemleri için para kolayca bulunabiliyor.
Siyasetçiler ve askeri liderler giderek daha kargaşa yanlısı hale geliyor ve prensipleri daha da sertleşiyor. Spikerler ve bütün televizyon camiası bu aksi koroda yerini alıyor. Dünya sanki bir savaşa hazırlanıyormuş gibi görünüyor.
Daha Farklı Olabilirdi
1980’lerin ikinci yarısında Amerika ile birlikte nükleer silah kullanımını ve nükleer tehdidini azaltmaya yönelik bir süreç başlattık. Şimdiye dek, Rusya ve ABD’nin Yayılmayı Önleme Antlaşması Gözden Geçirme Konferansı’nda belirttiği gibi, Soğuk Savaş yıllarında biriken nükleer silahların %80’i alınmış ve yok edilmiştir. Kimsenin güvenliği azalmadı ve teknik hata veya kaza sonucu başlayan nükleer savaş tehlikesi azaltılmış oldu.
Bu, her şeyden önce büyük nükleer gücün liderleri tarafından nükleer savaşın kabul edilemez olduğunun farkına varılmasıyla mümkün hale geldi.
Kasım 1985’te, Cenevre’de gerçekleşen ilk zirvede Sovyetler Birliği ve Amerika liderleri: “Nükleer savaş kazanılamaz ve hiçbir zaman bu yolla savaşılmamalı.” dediler. Bu ifade, dünyaya rahat bir nefes aldırdı.
Savunma prensibinin tartışıldığı 1986’daki Komünist Parti Yönetim Kurulu görüşmelerini anımsıyorum. Önerilen taslağın dili “saldırıya mevcut olan her yolla karşılık vermeyi” içeriyordu. Üyeler bu seçeneğe itiraz ettiler. Hepsi nükleer silahların sadece bir göreve hizmet etmesi gerektiği konusunda anlaştılar: Savaşı önlemek. Ve nihai amaç, nükleer silahları olmayan bir dünya olmalıdır.
Kısır Döngüden Kurtulmak
Ancak günümüzde nükleer tehdidi bir kez daha gerçek gibi görünüyor. Büyük güçler arasındaki ilişkiler son birkaç yıldır kötüden daha kötüye doğru gidiyor. Silah geliştirme destekçileri ve askeri-endüstriyel kompleksler çoktan ellerini ovuşturmaya başladılar.
Bulunduğumuz durumdan kurtulmalıyız. Ortak kararlar ve otak eylemler hedefleyen politik görüşmelere devam etmeliyiz.
Görüşmelerin terörle mücadeleye odaklanması gerektiğini savunan görüşler var. Bu elbette ciddi, aciliyeti olan bir görev, ancak olağan bir ilişkinin, sonunda da ortaklığın özünde bu, yeterli değildir.
Odak, bir kez daha savaşı önleme, silahlanma yarışını aşama aşama azaltma ve cephaneleri azaltma üzerinde olmalıdır. Amaç sadece nükleer silah seviyeleri ve sınırlarında değil, füze savunması ve stratejik istikrar üzerinde anlaşmak olmalıdır.
Modern dünyada savaşlar yasaklanmalıdır. Çünkü yoksulluk, çevre, göç, nüfus artışı ya da kaynakların azalması gibi karşı karşıya kaldığımız evrensel sorunların hiçbiri savaş yoluyla çözülemez.
İlk Adımı At
Uluslararası barış ve güvenlik için öncelikli sorumluluk taşıyan organ olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni ilk adımı atmaya çağırıyorum. Özellikle, Devlet Başkanları nezdinde bir Güvenlik Konseyi toplantısında, nükleer savaşın kabul edilemez olduğunu ve asla savaşılmamasını beyan eden bir karara varılmasını öneriyorum.
Ki bence, böyle bir kararı benimseme girişimi, dünyanın nükleer cephanelerinin %90’ından fazlasını ellerinde tutmaları dolayısıyla daha farklı sorumlulukları olan iki ülkenin başkanı Donald Trump ve Vladimir Putin’den gelmeli.
Başkan Franklin D. Roosevelt bir keresinde en önemli özgürlüğün, korkudan kurtulma özgürlüğü olduğunu söylemişti. Günümüzde, korkunun yükünü ve ona katlanmanın stresini milyonlarca insan hissediyor ve bunun başlıca nedenleri militarizm, silahlı çatışmalar, silahlanma yarışı ve Demokles’ın nükleer Kılıcıdır*. Dünyayı bu korkudan kurtarmak, insanları daha özgür hâle getirmek demektir. Ortak amaç bu olmalıdır. Böylelikle geriye kalan birçok sorun da daha kolay çözülür.
Şimdi karar verme ve harekete geçme zamanı.
Çevirmen Hakkında
 
Özen Ayşe Özbasa
Bilkent Üniversitesi
Mütercim Tercümanlık
Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial