Kuzey Kore’ye Saldırmak

İngilizce aslından çeviren: Özen Ayşe ÖZBASA

Kuzey Kore’yi canının yanacağı yerden nasıl vururuz?

Geçtiğimiz çeyrek asır boyunca Amerika ve Güney Kore, Kuzey Kore’yi nükleer emellerinden caydırmaya çalışıyor. 1990’ların başında, Pyongyang nükleer silahlarını geliştirmeye devam etse bile Seul ekonomik bağlılık stratejisi gözettiği için onları yardım ve yatırımla etkin bir şekilde destekliyordu. Washington ise Pyongyang ile pazarlık yapma peşindeydi. Kuzey Kore 2006’da yaptığı atom bombası denemesinin ardından Amerika, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne Kuzey Kore’ye yaptırımlar uygulaması konusunda baskı yapmıştı. Ancak Güney Kore’yi kışkırtmaktan ve Çin’i öfkelendirmekten korktuğu için Amerika bu yaptırımları uygulamak için tüm diplomatik ve finansal gücünü kullanmada başarısız olmuştu. Bunların yanı sıra, bu hedef Kuzey Kore’nin dış dünyaya açılmasına ve nükleer ve füze programlarına geri dönmesine sebep olmuştu.

Bu yaptırımlar da destekler de başarısızlıkla sonuçlandı. Çünkü Kuzey Kore zaten Japonya’yı ve Güney Kore’yi nükleer silahlarıyla vuracak güce sahipti, hatta yakında Amerika kıtasını vuracak güce de sahip olacaktır. Washington’daki ve Seul’deki bazı insanların inandıklarının aksine ülkenin lideri Kim Jong Un reformcu, yenilikçi bir lider değil. Babası ve dedesinin milyarlarca dolara ve milyonlarca hayat pahasına satın aldığı nükleer cephanesinin kusursuzlaştırılmasına dair hükmünü sağlayan bir lider. Eğer Kim Jong Un bir gün silahsızlanırsa bunu ancak ve ancak rejiminin devamlılığı tehlikeye girerse yapacaktır.

Amerika’yı ve müttefiklerini Kuzey Kore tehdidinden korumak ve nükleer silahların daha fazla yayılmasını önlemek için Trump yönetimi Pyongyang’ı aynı anda hem cezalandırdığı hem desteklediği politikalarını bir kenara bırakmalıdır. Bunun yerine, Kuzey Kore yetkililerinin, şirketlerinin ve onlara yardım eden yabancı devletlerin finansal ilişkilerine karşı sıkı önlemler almalıdır. Çünkü dünya, Küba füze krizinden bu yana en büyük nükleer krizle karşı karşıyadır. Bu nedenle Amerika’nın sonuç üzerinde rol oynaması için artık oldukça geç sayılır.

Düzenbaz Devlet

Kuzey Kore yıllardır, Birleşik Devletler için “ikinci derecede” bir krizi temsil etti. Örneğin nükleer yayılmada İran’ın, hümanizmde Sudan’ın ya da güvenlik problemi olarak da Irak’ın arkalarında yer aldı. Hiçbir zaman diğer ülkeleri geçecek kadar büyük bir tehdit haline gelmedi. Bill Clinton’dan bu yana her başkan Kuzey Kore rejimini zayıflatmak için hiçbir şey yapmadan rejimin çökmesini bekleyerek oyalandılar ve zaman zaman yardımlarla bunu destekleyip yaptırımları hafiflettiler. Son üç yönetim güçlü nakit parayı, sahte vaatlere satan bir dizi anlaşmayı sonlandırdı. Kuzey Kore, nükleer silah programını kaldırmayı kabul etti ancak sözünü tutmadı.

1994’te Clinton, Amerika’nın, Pyongyang ile olan ilk anlaşmasını imzaladı. “Agreed Framework” olarak bilinen paktta, Kuzey Kore’nin o zamanki lideri Kim Jong II’nin uranyumu ve plütonyumu nükleer merkezli programlarda kullanmayı durduracağı sözlerinin karşılığında cömert bir yakıt yardımı ve iki adet oldukça pahalı nükleer santral teklif edildi. 2002’de Amerika Başkanı George Bush, Pyongyang’in uranyumu gizlice güçlendirmesine, yardımları durdurarak karşılık verdi. Bunun sonrasında Kim anlaşmadan çıktı ve “Nuclear Nonproliferation Treaty”den[1] çekilip plütonyum reaktörüne başladı. Yaşanan bu olaylara rağmen Bush 2007’de Kuzey Kore’yle kendi anlaşmasını imzaladı. Anlaşmaya göre Kuzey Koreli kuruluşların dolar sistemini kullanmasına izin verildi, daha fazla yardım sağlandı, yaptırımlar hafifletildi ve Kuzey Kore, terörle mücadele edilen ülkeler listesinden çıkarıldı. Bir yıl içinde Pyongyang doğrulama protokolü imzalamayı sürdürdü ve Bush’un görev süresi biter bitmez de anlaşma çöktü.

 

Kim Jong II, Ekim 2000’de Pyongyang’de bir akşam yemeğinde ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’a kadeh kaldırırken. // Stringer/Reuters

Başkan Barack Obama, Kim’in yumruğunu sıkmaktan vazgeçmesi durumunda elini ona uzatacağına söz vererek görevine başladı. Kim birkaç ay içinde önce uzun menzilli bir füzeyi sonrasında nükleer bir cihazı test ederek bu jeste karşılık verdi. Buna rağmen Obama Pyongyang’e uzanabilmeyi kafaya koymuştu. 2012 Leap Day[2] (29 Şubat) Anlaşması’nda Amerika, nükleer ve füze denemelerinin dondurulması karşılığında yardım sözü vermişti. Anlaşmayı kabul ettikten 6 hafta sonra, Pyongyang uzun menzilli bir füze denemesi daha yaptı.

Bütün bu tecrübelerden alınacak ders ise oldukça açık: Herhangi bir kağıt parçası Amerika’nın Kuzey Kore’yle farklılıklarını gidermeye yetmeyecek. Sonuçta Pyongyang iki adet “Atomic Energy Agency”[3] güvenlik anlaşmalarını ve Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşmasını imzaladı ve daha sonra bu anlaşmalardan tek taraflı olarak geri çekildi. Güney Kore ile aralarında olan nükleer silahlardan arınma anlaşmasını, 1994 Agreed Framework’ü, 2005 yılındaki ortak açıklamayı, 2007 ve 2012’deki anlaşmaları da çiğnedi.

Boşa Giden Paralar

Washington, Pyongyang ile sürekli bir anlaşma peşindeyken, Seul Ekonomik yardım ve Kuzey Kore’de yatırım desteği içeren bir program izledi. Küresel ekonomiye yanaşmayı umarak kapitalizmin tohumlarını ekti ve rejimini liberal hâle getirdi. 1991 ve 2015 arasında Seul, Pyongyang’in kasasına en az 7 milyon dolar koydu. Amerika ek olarak yardımlarıyla 1,3 milyar dolar katkıda bulundu ve muhtemelen Çin’den Güney Kore’den ve Avrupa’dan birçok gizli yatırımcı da kasaya birkaç milyar daha eklemiş oldu. Güney Kore’de “günışığı politikası”[4] olarak bilinen politikanın altın çağı Kim Dae-jung ve Roh Moo-hyun başkanlığı altında 1998’den 2008’e kadar sürdü. Günışığı politikasının sağladığı nakit para, Kim’i, Kuzey Kore ordusunu çoktan büyük bir isyana sürüklemiş genel çapta bir ekonomik krizden kurtarmış oldu.

Bu politikanın Agreed Framework başarısızlığı gibi olması kaçınılmazdı. Kapitalizmin liberalizme destek olacağı önermesi hatalıydı. Nihayetinde son yirmi yılda Çin de Rusya da kendi ülkelerindeki görüş ayrılıklarının patlak vermesi üzerine daha acımasız hale gelmiş, Amerika’yı ve Amerika’nın müttefiklerini kapitalizmde ihtiyatlıca hoş karşılasalar da Amerika’yı tehdit etmekten de geri durmamışlardır. 2003’te Pyongyang, Seul’un çeklerini bozdururken bile parti yetkililerini devlet gazetesinden, “saldırganlığı açıkça başlatmadan önce ideolojik ve kültürel sızmayı gerçekleştirmenin, emperyalistlerin eski bir numarası olduğu” uyarısında bulunmuştur. Rejim için bu politika, saldırının, müdahalenin ve hâkimiyetin “sessiz, kurnaz, hain” bir yöntemiydi. Bu tutumuna bakılırsa Kim Jong Il’nin Kuzey Kore’yi geliştirememesi hiç de şaşılacak bir durum değildi. Uygulanan politikanın savunucularının vaat ettiği bu siyasi değişiklik, onun en çok korktuğu şeydi.

Kuzey Kore dışarıya kapalı birkaç kapitalist yerleşim yerinin inşasına izin verdi ancak Pyongyang parasal yönde başına konan devlet kuşunu toplarken bu yerleşim yerlerini geriye kalan Kuzey Kore toplumundan dikkatlice soyutlamıştı. Güney Koreli turistler 2002’den başlayarak manzara eşliğinde oldukça yüksek fiyatlı ve yakından denetlenen yürüyüşlere gidiyorlardı ancak Kuzey Kore’nin güneydoğu köşesindeki Kumgang Dağ yolu gözlerden uzaktı. Turlar, Kuzey Koreli bir askerin 2008’de izinsiz sabah yürüyüşü yaptığı gerekçesiyle Güney Koreli bir kadını silahla öldürmesinden sonra aniden sona erdi. 2004’ten başlayarak da Güney Koreli şirketler, ordunun yer almadığı bölgenin birkaç kilometre kuzeyinde bulunan Güney ve Kuzey Kore’nin beraber işlettiği organize sanayi bölgesi olan, Kaesong Sanayii Bölgesi’nde binlerce Kuzey Koreli işe aldılar. 2015’e kadar Kaesong’daki şirketler 54.000’den fazla Kuzey Koreli işçi çalıştırmaktaydı. (Rejim muhtemelen işçilerin düşük maaşlarının birçoğunu da cebe indirmişti.)

2016’da Kuzey Kore’nin dördüncü kez nükleer denemesi ve füze fırlatmasının ardından Seul sonunda Pyongyang’in Kaesong’da elde ettiği gelirleri nükleer programları finanse etmek ve projeden çekilmek için kullanıyor olabileceğini kabul etmek zorunda kalmıştı. Güney Kore başkanlık seçimlerini önde götüren aday Moon Jae-in, Kaesong Sanayii Merkezi’nin yeniden açılıp ve genişletilmesini istemişti. Fakat Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 2016’da herhangi bir BM komitesinin izni olmaksızın sanayii bölgesini ayakta tutan Kuzey Kore ile yapılan ticaret için “kamusal ve özel mali yardımı” yasaklayan bir tasarıyı kabul etti. Kuzey Kore’nin Amerika’nın da onayını alması gerekmekte fakat Amerika’nın böyle bir duruma onay vermedi ve vermemeliydi.

Uygulanan politika Kuzey Kore’yi değiştirmemişti ancak anlaşmaya bağlı kalanlar için aynı şeyi söylemek mümkün değildi. Associated Press[5] konusunu ele alalım. 2012’de Pyongyang’de bir ofis açtığında “dünya genelindeki Associated Press ofisleriyle aynı standartları izlerken Kuzey Kore halkının hayatlarını “doğru bir şekilde yansıtmayı” ve “çok daha anlayışlı bir yoldan gideceklerini” taahhüt etmişlerdi. Ancak bu Associated Press, taahhüt edildiği gibi Kuzey Kore değil. Rejimin propagandasını sansürleyip dünyaya yayınlayan ve aynı zamanda ofislerinden yalnızca birkaç dakika ötede olan bir apartmanın yıkılması, otel yangını gibi haber değeri olan olayları gözardı ediyorlardı. Bu arada kendilerini glasnost[6] ajanları olarak tanıtan yabancı tur acenteleri, turistleri propagandaya yönlendiren bakış açılarıyla yolculuğa çıkarırken, Kuzey Kore hükümetinin para dolaşımı ve bazen rehineler yoluyla yaptığından daha fazlasını yapmış oldu. Pyongyang Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’ni Hıristiyan misyonerler 2010’da kurucularının sözleriyle “Kuzey Kore’ye uluslarası topluluk içinde üye olarak katkıda bulunmak, yardım etmek” amacıyla kuruldu. Ancak sığınmacılar rejimi, üniversiteyi hacker eğitmek için kullanmakla suçladılar. Kuzey Kore’deki yardım görevlileri, ihraç edilmemek ve hapse atılmamak için hükümetin kendisine sadık olan vatandaşları kayırdığı adaletsiz yardım dağıtımı sistemiyle işbirliği içinde olmalıdır.

Politikanın vaat edilen sonuçları hiçbir zaman hayata geçmedi. Kim Jong Un babasının vefatından bu yana Kuzey Kore’nin nükleer ve füze denemelerini hızlandırdı, yabancı basını ortadan kaldırdı ve hâlihazırda zaten kapalı olan sınırları daha da güçlendirdi. Hapishaneleri genişletti, kanlı meslek ihraçları yaşattı ve hatta bu yılın başlarında üvey kardeşini öldürtmek için Malezya Havaalanı’na bir suikastçi timi göndermiştir. Pyongyang parti elitleri geçtiğimiz on yıldaki hallerinden çok daha zengin bir konuma geldiler ama buna rağmen rejimin menfaatiyle ters düşme korkusunu taşıyorlar ve rejimden kaçanların sayıları yükseliyor. Kuzey Kore’nin kırsalını harap eden 1990’lardaki kadar ciddi bir kıtlık yaşanmasa da çoğu Kuzey Koreli güç bela yetecek kadar gıda bulabiliyor.

Kuzey Kore toplumu son yirmi yılda gözle görülür biçimde değişti. Piyasalar artık insanlara gıda, tüketim malları ve bilgi sunuyor. Ancak Marcus Noland ve Stephan Haggard gibi iktisatçılar bu çabaların resmi çabalar “sayesinde” değil, resmi çabalar “yüzünden” olduklarını kaydetti. Bunu da çoğunlukla ülkenin en fakir ve marjinal insanları sayılan ve yaşayabilmek için kaçakçılık yapan, sürekli cezaevinde sürünmeyi ya da direkt ölümü göze alan kişiler yönlendirdi. Amerika ve müttefikleri yalnızca mevcut koruyacak olan, rejimle bir anlaşma yapmak yerine bu gerçek değişimin işaretlerine odaklanmalılar.

 

Füze motoru denemesi, Cholsan, Kuzey Kore. 2016.// Reuters/KCNA

 

İyi polis, İyi Polis

2006’da başlayan müzakereler ve yardım gemileri gönderiminin tam 10. yılında Kuzey Kore ilk nükleer denemesini gerçekleştirdi. Buna yanıt olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bir dizi yaptırımları yürürlüğe koydu ve Amerika da Kuzey Kore’nin silahlanmasını engellemek için gönülsüz bir şekilde yaptırımlarına başladı. Bush ve Obama birçok nükleer denemesinin ardından sert bir konuşma yaptılar ancak ikisi de sözlerini eylemleriyle destekleyemedi. Hatta daha da kötüsü, ekonomik yardıma ve yatırıma devam edip yaptırımların etkisini azalttılar.

Yaptırımların gevşekliği Pyongyang’in nükleere silahlara ayırdığı parayı aklamasına ve insanlığa karşı tüm suçlarını Amerika bankaları yoluyla sürdürmesine sebep oldu. Pyongyang, parayı çoğunlukla yasadışı işlerden kazanıyor ve paranın nereden geldiğini gizlemek için kirli sermayeyi meşru kâr ile birleştiriyor. Birleşmiş Milletlerdeki raporlar ve ABD Savunma Bakanlığı’ndan gelen belgelerdeki onaylı bilgilere göre Kuzey Kore, kaynaklarının çok büyük bir kısmını Amerika Doları cinsinde tutuyor. Amerika Hazine Bakanlığı bu uygulamayı sonlandırabilir çünkü dolar cinsinden yapılan neredeyse tüm işlemler Amerika bankalarından geçmek zorundadır.

2005’in sonundan 2007’nin başına kadar bu böyleydi. Hazine yetkilileri, Kuzey Kore fonlarının bir kısmının uyuşturucu ticareti, sahtecilik, silah satışlarından oluştuğunu ve bu fonlarla işlem yaparak bankaların dolar sistemlerine erişimlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduklarını söyleyerek dünyadaki bankacıları uyardı. Bu uyarıda ciddi olduklarını kanıtlamak için yetkililer Kuzey Kore fonları için usulsüz para aklama yapan Çin, Makao’da bulunan küçük bir banka olan Banco Delta Asia’yı hedef gösterdi ve dolara erişimini engelledi. Bu olaydan sonra, dünyadaki diğer bankalar benzer yaptırımlardan ya da kötü bir ünlerinin olmasından korkarak Kuzey Kore hesaplarını ya dondurdu ya da kapattı. Hatta devletin bankası olan Bank of China, Çin hükümetinin Banco Delta Asia’dan Pyongyang tarafından kontrol edilen diğer hesaplara para aktarma isteğini sürdürmeyi reddetti. Eski bir Hazine yetkilisi olan Juan Zarate’nin de belirttiği gibi “Amerika’nın Pyongyang’i uluslararası finansal sistemden uzaklaştırması emsali olmayan bir boyuta ulaştı.” O bölümün bizlere gösterdiği bir diğer şey de Çin bankalarının çıkarları Çin hükümetininkiyle örtüşmediğinde, bankalar dolar sistemine olan erişimlerini korumak isteyecek. Zarate’nin dediği gibi “Belki de bundan çıkarılacak en önemli ders, Çinlilerin aslında Amerika Hazinesi’ni izleyip kendi dış politikalarına ve siyasi çıkarlarını aykırı hareket edebileceğidir.”

Buna rağmen 2007’de Bush’un Kuzey Kore’nin nükleer silahlanmasını durdurmak için gösterdiği çabanın bir parçası olarak Hazine, Pyongyang’in dolarlarının çok büyük bir kısmının özgürce Amerikan bankalarında dolaşmasına izin verdiği politikasına geri döndü. Temmuz 2014’e kadar Amerika Hazine Bakanlığı, Kuzey Kore’de çoğu düşük rütbeli 43 kişinin ve kurumların malvarlığını dondurdu. Karşılaştırma yapılırsa, Başkanı ve kabinesi dahil Belarus’ta 50 kişinin, Zimbabwe’de 161, cuntası ve en iyi bankaları dahil Myanmar’dan 164 ve Küba’dan yaklaşık 400 kişinin malvarlığı donduruldu. Küba, İran ya da Myanmar için işlem gerçekleştiren yabancı bankalar, ikincil yaptırımlarla sarsılma ve milyonlarca dolar ceza ödeme riskiyle karşı karşıya kaldılar. Bunun sonucu olarak birçok banka bu ülkelerin tamamıyla iş yapmaktan kaçınır hale geldi. Ancak Kuzey Kore’yle iş yapmak bu risklerden hiçbirini barındırmıyordu. Bu yüzden Kuzey Kore geçtiğimiz Şubat ayına yani Meclis, Kuzey Kore Yaptırımları ve Politika Geliştirme Yasası’nı geçirinceye kadar özgürce devam edebildi. Yasa, Kuzey Kore bankalarının dolar cinsiyle ödeme işlemi almasını yasaklıyordu. Bu kısıtlama geçtiğimiz Kasım’a kadar yürürlüğe girmediğinden, etkisini ölçmek için oldukça erken sayılır. İran’a uygulanan güçlü, kapsamlı yaptırımın meyvesini vermesi için 3 sene beklemek gerekmişti.

Birleşmiş Milletler yaptırımları kâğıt üstünde güçlü ancak üye devletler çoğunlukla bu yaptırımları uygulamada başarısız oluyor. Özellikle Çin, yaptırımların her turu için bir girişim yapmış ancak her birini ihlal etmiştir. Çin devletine ait şirketler Pyongyang’a füze kamyonları satmış, bankaları rejimin parasını aklamış, Hükümeti BM’nin yaptırım uyguladığı şirketlere izin vermiş, 2014’te Sony’ye saldıran Kuzey Koreli hackerlar topraklarında faaliyet göstermelerine izin vermiş, limanlarını Kuzey Kore’nin nükleer ve füze programları için kullanılan silahlar, malzemeler ve Kuzey Kore’ye gönderilen lüks mallar için açmıştır. Bunların hepsini cezalardan ufacık bile korkusu olmadığı için yapmıştır.

Elbette diğer ülkeler de bu suçlardan payını almayı hak ediyor. 2016’ya kadar BM kararlarında, Seul’ün Kuzey Kore rejiminin nükleer programı için fonları kullanmamasını sağlamasına karar vermesine rağmen,  Güney Kore bu paranın nasıl kullanıldığını sormadan bir yılda yaklaşık 100 milyon doları Kaesong aracılığıyla Pyongyang’a akıtmıştır. Kuzey Kore’nin silah kaçakçılığı yapmak için kullandığı gemi filosunda Kamboçya ve Moğolistan bayrakları dalgalanıyordu. Nükleer ve füze biliminsanları Hindistan’da ve Rusya’da laboratuarlar ziyaret etmişti. Köle işçiler Katar’da inşaatlarda, Malezya’da madenlerde, Polonya’da tersanelerde dinlenme nedir bilmeden çalışıyordu. Ordusu Uganda pilotlarına eğitim vermişti, İran ve Namibya için silahlar üretmişlerdi, doktorları Tanzanya’ya ilaçlar satmıştı ve generalleri İsviçre saatleri almıştı. 2015 yılından önce Amerika’nın bir kongre komitesindeki ifadede akademisyen Larry Niksch, Kuzey Kore’nin sadece İran’la “çeşitli işbirliği şekilleriyle” senede 2 milyar dolardan fazla para kazandığı tahmininde bulundu. Pyongyang’ın yaptırımların işleyişini kesintiye uğratarak kazandığı para küresel standartlara göre oldukça mütevazı sayılabilir ancak bu para rejimin gücünü korumaya ve nükleer programlarını iletmeye hayli hayli yetiyor.

Kaş yaparken göz çıkarmak

Kuzey Kore’nin 2016’daki dördüncü nükleer denemesi, Amerika ve Güney Kore’yi daha tutarlı diplomatik ve finansal baskı yapma yönünde zorlamış oldu. Seul Kaesong’da yaptırımları kendisi ihlal ettiği için, diğer hükümetlerden yaptırımlarını sertleştirmelerini isteyecek yüzü yoktu. Sanayii bölgesini kapatması, diplomatik gücünü kullanarak müttefiklerini Kuzey Kore’ye karşı daha sert davranmaya başlaması müttefikleri Kuzey Kore’ye daha sert davranmaya başlamak için baskı kurmasına olanak sağladı.

Washington’da Kuzey Kore yaptırımları ve Politika Geliştirme Yasası’nın geçişi Obama yönetimini Patriot Yasası uyarınca Kara Koruma Sözleşmesi’ni kara para aklama problemi olarak yeniden adlandırması ve Kim de dahil bazı Kuzey Korelileri insan hakları ihlalcisi olarak adlandırmaya zorladı. Bugün Amerika Hazine Bakanlığı yaklaşık 200 Kuzey Kore kuruluşunun dolar cinsindeki malvarlığını dondurdu. Bu sayı gelişme sayılabilir ancak ne İran’a uygulanan baskının yanından geçebilir ne de Kuzey Kore’nin kara para aklama ağını çökertmek için yeterlidir. Kasım 2016’da kabul edilen bir diğer BM Güvenlik Konseyi kararı, sıkışan devletleri Kuzey Kore’ye karşı BM yaptırımlarını uygulamaları için koalisyon kurmalarını amaçlıyor. Ancak Fiji ve Tanzanya, Kuzey Kore bayraklarıyla gemilerini ilerlemeye devam edecek, İran ve Suriye Kuzey Kore’den silah satın almayı sürdürecek; Namibya Kuzey Koreli silah fabrikalarını ağırlamaya ve Çin de bankalarında Kuzey Kore’nin parasını aklamaya devam edecek.

Eylül 2016’da Kuzey Kore’nin beşinci nükleer denemesinin ardından Amerika, ilk kez bir Çin firmasını BM ve Amerika yaptırımlarını ihlal etmekle suçladı ve Çin banka hesaplarını ele geçirdi. Bu iddianameye göre Dandong Endüstriyel Kalkınma Şirketi’nin yaptırım uygulanmış Kuzey Kore bankasına Amerika bankaları üzerinden milyonlarca dolarını akladığını bilerek yardım etti. Hem BM yaptırım kararları hem de Amerika Hazine Bakanlığı’nın yönetmelikleri, bankaların şirketlerine şüpheli bir durumu rapor etmesini zorunlu kıldığı halde Obama yönetimi işi kestirmeden halletmeye yarayacak Çin bankalarını kovalama işini bıraktı. Bu bir hataydı zira Çin bankaları ihlal etmeye devam edecekse yaptırımların bir yararı yoktu. Üstelik Amerika ihlal edenleri cezalandırmaya başlamazsa Çin yaptırımları uygulamayacak. Aslında Kuzey Kore’yi 2005’ten 2007’ye kadar yalnız bırakan, Myanmar’ı 2012’de siyasi reformları kabul etmeye zorlayan ve İran’ı 2014’te müzakere için masaya oturtan ikincil yaptırımlardı.

O yollardan geçtik, onu da denedik

Amerika ve Güney Kore’deki barış yanlısı ılımlı politikacılar, Kuzey Kore’nin karşılığında nükleer programını dondurması umuduyla ekonomik anlaşmaları tekrar yürürlüğe koymayı ve hatta Amerika-Güney Kore ortak tatbikatını durdurmayı talep ediyor. Obama bunun için defalarca tartıştı ancak her şey boşunaydı. 2009’da dönemin başkanı Clinton, Kim Jong Il ile görüşmek için Pyongyang’e uçtu. İki Amerikalı gazeteciyi serbest bıraktırarak galip geldi ve Kuzey’i nükleerden uzaklaştırmayı teklif etti ancak Pyongyang bu teklifi reddetti. O yılın sonlarında Amerikalı Kuzey Kore Özel Temsilcisi Stephen Bosworth Pyongyang’i anlaşmak için tekrar masaya oturmaya davet etti ancak eli boş döndü. Obama, insan hakları sorunları Kuzey Kore Amerika Özel elçisi Robert King’i Pyongyang’e gönderdi ancak görüşme son dakikada iptal edildi. Ocak 2016’daki test gerçekleşmeden kısa zaman önce Amerikalı ve Kuzey Koreli diplomatlar bir barış anlaşması için görüşmelere başlama olasılığı üzerinde münakaşa etti ancak Pyongyang gündemde hiçbir şekilde nükleerin yer almayacağının altını çizdi.

Pyongyang nükleer silahlandırmasını gerçekleştirmekte kararlı olduğu için diplomasi bu sorunu çözmede başarısız oldu. Görüşmeleri sürdürmenin de bir anlamı yok, çünkü Pyongyang böylesine güçlü bir cephaneye bu kadar yakınken, nükleer ve füze programlarını dondurmayacak. Silahsızlanma karşısında geriye dönüşü olmayacak, bu yüzden Amerika’dan gelen herhangi bir taviz yarar sağlamaktan çok zarar verebilir. Amerika-Güney Kore tatbikatlarının da askıya alınması, Kuzey Kore füzelerinin hedefi hala Güney Kore şehirleriyken kuvvetlerin hazırlığını küçük düşürecektir. Ve yine Pyongyang, nükleer santrallerine ve füze testlerine yeniden başlamak için herhangi bir duraksamayı bahane sayacaktır. BM yaptırımlarının uygulanmasını, Güney ve Kuzey Kore arasında silah sevkiyatının engellenmesini, taraf değiştiren bir Kuzey Korelinin kabulünü ya da aynı şekilde Kuzey Kore’nin insanlığa karşı işlediği suçların eleştirisini kendi çıkarları için kullanacaktır.

Kuzey Kore şimdilerde ancak Amerika ve Güney Kore’nin kendileriyle “Kore Savaşı’nı resmen bitirmek için” barış anlaşması imzalaması şartıyla nükleer silahlarını bırakacağını söylüyor. Ancak Pyongyang barış falan istemiyor, hatta barış anlaşması da istemiyor. Barış anlaşması müzakeresi istiyor, ne kadar uzatmalı ve sonu ne kadar belirsiz o kadar iyi. Amerika’yı barış fikrine çekerek, Kuzey Kore insanlığa karşı suçlarından ötürü gelen eleştirileri köreltmeyi, rejimini mazur göstermeyi, Güney Kore’nin savunmasını düşürmesini; Amerika’nın ve Birleşmiş Milletler’in yaptırımları kaldırmasına sebep olmayı ve eninde sonunda Amerika Birleşik Devletleri güçlerinin Güney Kore’den çekilmesini umuyor. Yine de Pyongyang, en nihayetinde Amerika’nın doğrulama taleplerini geri çevirir ve daha fazla provakasyon ve taleple yeni imtiyazlarına kavuşur.

Daha fazla “İyi Adam”ı oynamak yok

Kuzey Kore’yi barış içinde nükleer silahlarını bıraktırmaya yarayacak ve umut sayılacak tek şey Kuzey Kore’yi, silahlarını bırakması, reform yapılması, ya da nükleerin yok edilmesi gerektiğine ikna etmektir. Bunu yapmak için Amerika’nın siyasi yıkım ve finansal soyutlanmadan oluşan sert ve sürekli bir mücadele içinde olması gerekecektir. Amerika bu mücadeleye yasadışı şekillerle Kuzey Kore ilişkilerini sürdüren ve şüpheli durumları Amerika Hazine Sekreterliği’ne rapor etmeyen Çin bankalarını cezalandırmayla ve yaptırım koymayla başlamalıdır. Hazine de bankalardan denizaşırı Kuzey Kore mülkiyetli malvarlıklarının raporlarını istemelidir. Amerika ve Güney Kore, geçen sene Pyongyang’in kara para aklama ağının büyük kısmını ortaya çıkaran iltica etmiş Kuzey Koreli diplomatlara yardımcı olup olanak sağlamalıdır. Amerikan Donanmasında komando olan Fredrick Vincenzo’nun da geçen Ekim bir yazısında ileri sürdüğü gibi; Amerika ve Güney Kore Pyongyang’deki elitleri özgür, demokratik, birleşmiş bir Kore’de gelecekleri olduğuna ve herhangi bir savaş durumunda Güney Kore’de sivilleri hedef alan herhangi bir saldırıda Amerika’nın onları sorumlu tutacağına dair ikna etmesi gerekiyor. Amerika ve Güney Kore aynı zamanda Pyongyang’in Kuzey Kore halkına yönelik sürmekte olan suçlarına dahil olanlar için yasal haklarını kullanacakları tehditinde bulunmalı ve bunları hafifletenlere de merhamet göstermelidir.

Pyongyang anlaşmalarında kurallara uymayı sürekli reddettiği için, Amerika kesin ve kalıcı olarak silahları bıraktığı doğrulanana kadar rejimin malvarlıklarının peşini bırakmamalıdır. O zamana kadar, Washington Pyongyang’in yalnızca Kuzey Kore halkı için gıda, ilaç ve diğer insanı gereklilikleri karşılayan mal alıp ithal etmesine izin veren Birleşmiş Milletler yardım ajanslarıyla çalışmalıdır. Washington, engellenen Kuzey Kore fonlarını yalnızca Pyongyang’in nükleer ve füze programlarını dondurması, devre dışı bırakması ve silahların sökülmesi, Seul’ü tehdit eden ağır silahları bırakması ve insani reformlar gerçekleştirmesi koşuluyla serbest bırakmalıdır. Kuzey Kore kapalı bir topluluk olmayı sürdürdükçe, dışarıdan denetleyenler için silahların tasfiye edilip edilmediğini anlamak imkânsız hale gelecektir. Myanmar yaptırımlara dayanamayarak toplumunu kademeli olarak dünyaya açmıştı. Kuzey Kore’yi de bu yola sokmak için eldeki tek mantıklı seçenek yapılacak olan finansal baskılardır.

Güçlü yaptırımlar, anlık olarak açılıp bakılamayacak seneler gerektiren araştırma ve koalisyon inşası gerektiriyor. O yüzden bu strateji zaman, kararlılık ve Amerika’nın Pyongyang ile daha iyiye gidemeden daha kötüye gitmesini gerektirecek isteği barındırmayı gerektiriyor. Aynı şey Amerika’nın Pekin ile olan ilişkilerinde de geçerli. Kuzey Kore’ye olan sert yaptırımlar karşılığında Çin büyük ihtimalle Güney Kore, Japonya ve Amerika’dan gelen mallara yüklü ithalat vergisi uygulayacak, yerli Amerikan karşıtlığı söylemini arttıracak; Pasifik’te saldırgan askeri adımlar atacak ve Pyongyang’e gıda ve diğer malları göndererek yaptırımları atlatmaya çalışacak. Pekin yine de ne büyük bir ticaret savaşı ne de askeri bir karışıklık istiyor. Çin bankaları ve ticaret şirketleri Amerika’yla olan ekonomi erişimine Kuzey Kore’yle olan ilişkilerinden daha fazla önem verdiğini zaten göstermişti.

Çin eğer yapmadığında Amerika’nın kuzeydoğu sınırındaki rejimin istikrarını bozacağına inanıyor ise, yüksek ihtimalle diplomatik ve mali yükü Kuzey Kore’nin omzuna yıkmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Washington, hem Kim Jong Un’a hem Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’e, nükleer silahla silahlanmış istikrarlı bir Kuzey Kore’dense rejimin kaotik bir şekilde çöküşünü tercih edeceğini açık açık belirtmelidir. Çünkü Amerika’nın Pyongyang ile diplomasisindeki eksik malzeme güven değil, sadece koz ve bunu kullanmada ne kadar istekli olunduğu. Bu yüzden Washington, Pyongyang’i nükleer silahlarından daha çok değer verdiği bir şeyle vurmalı: varlığını sürdürebilme korkusu.

[1] Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması.

[2] Artık gün Anlaşması, 29 Şubat.

[3] Atom Enerjisi Ajansı.

[4] Günışığı Politikası, Güney Kore’nin 1998’den 2008’e kadar Kuzey Kore’ye yönelik dış politikasının teorik temeliydi.

[5] Oldukça yaygın bir ağa sahip ABD’li bir haber ajansı.

[6] Glastnost, Sovyetler rejiminin büyük liderlerinden olan Mihail Gorbaçov’un Sovyetlerin (SBKP) son dönemlerini yaşadığını görerek, ülkeyi ve siyasi düşünceyi yeniden diriltmek amacıyla demokratikleşme adına yaptığı bir dizi politik hamlenin genel adı olarak tanımlanabilir.

Kaynakça: http://https://www.foreignaffairs.com/articles/north-korea/2017-04-17/getting-tough-north-korea

Çevirmen Hakkında

Özen Ayşe ÖZBASA
Bilkent Üniversitesi
Mütercim Tercümanlık

 

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial