Kore Savaşı’nın Tarihsel Başlangıcı ve Gelişimi

  1. Giriş

Bugün dünya gündemini en uzak köşeden bile sarsabilen, tam anlamıyla çözümlenememiş bir çatışmanın günümüze kadar taşındığı bir bölgedir Kore Yarımadası. Burada uzun yıllar önce yaşananlar çoğumuzun hafızasından silinse de bu yaşananların günümüze kadar hala etki etmesi, bunların tarihin gerçekten unutabileceği kadar basit ve küçük olmadığını bize göstermektedir. Elbette İkinci Dünya Savaşı’nın ve Vietnam Savaşı’nın sarsıcılığı tartışılamaz; ancak bu dönemlerin arasında kalan ve bu nedenle gölgelenen Kore Savaşı, en az onlar kadar sarsıcı neden ve sonuçlara sahiptir. Kore Savaşı’nın hem nedeni hem de sonucu olarak karşımıza Kore’nin 19. yy. sonlarından beri süre gelen işgal ve bölünmüşlüğü çıkar ve belirttiğim gibi bu bölünmüşlük günümüzde hala devam ettiği için Savaş aslında tam olarak sonuçlanabilmiş sayılmaz. Yazımda bu bölünmüşün dayandığı uzun tarihi ve Kore Savaşı’nı anlatmaya amaçlıyorum.

  1. Kore Yarımadasının Japonya Tarafından İşgali

Biz genellikle tarih sahnesine göz gezdirirken Batı’da yaşanmış olan gelişmeler ekseninde bir yol çizeriz. Ancak buradan çok uzaklarda, batıdaki büyük güçlerin sahip olduğuyla benzer bir emperyalist politika izleyen Japon İmparatorluğu, Doğu Asya’da karşımıza çıkar. Aslında kısa ömürlü bir imparatorluk olmasına rağmen sömürge devlet durumundan sömüren devlet durumuna gelmeyi başarabilmiştir. Bu başarının en önemli ayaklarından iki tanesi Kore Yarımadası ve Mançurya’nın işgal edilmesidir.

İlk Japon- Çin Savaşı (1894-1896) ile Qing Hanedanı’nı yenen Japon İmparatorluğu, İmparator Gojong yönetimindeki Kore İmparatorluğu’nu işgal etti (1897- 1910). Sonrasında 1904- 1905 yıllarında gelen Rus- Japon Savaşı’nın da Japon İmparatorluğu tarafından kazanılmasıyla, Kore İmparatorluğu ve Japon İmparatorluğu arasında yapılan Eulsa Anlaşmasıyla, Japonlar Kore’yi kendi sömürgeleri olarak kabul etmeye başladılar.[1] Bu kararın kabul edilmesinde Birleşik Devletler ‘in Japon İmparatorluğu’nun Kore Yarımadası üzerindeki faaliyetlerine karışmama kararı da etkili olmuştur elbette.

Kore’de ise daha bu anlaşma yapılmadan önce dahi bazı Japon hakimiyeti karşıtı düşünceler ortaya çıkmıştı. Bu düşünceler Japon İmparatorluğu’nun yarımada üzerindeki çok sıkı politikalarıyla daha da perçinlenip zamanla büyük ayaklanmalara dönüştü. İleride de sık sık adlarını kullanacağımız SyngmanRhee ve Kim IlSung da bu karşıt hareketlerin kendi görüşleri çerçevesinde başını çeken kişiler olarak sivrileceklerdi. Hatta bu hareketler zaman zaman ulusal birlik çağrıları yapacak ve Japon işgaline karşı geçici hükümet kurma çalışmaları yürüteceklerdi. Ancak bütün direnişlere rağmen Japon İmparatorluğu’nun kocaman kara bulutunun Kore Yarımadası’nın üzerinden çekilmesi doğrudan bu hareketler nedeniyle olmayacaktı ve bu çekilme biraz zaman alacaktı.

Bu konudaki önemli bir nokta da Rus- Japon Savaşı’ndan zaferle ayrılan tarafın Japonlar oluşunun ardından, bu bölgeye dair çok fazla politika izlemeyen ve açıkça söylemek gerekirse bu bölgeyi daha önemsiz olarak görüp ‘boş veren’ Avrupa’nın, bir Avrupalı devletin ilk defa Avrupalı olmayan bir güç tarafından yenilmesiyle şok yaşamış olması ve dikkatlerinin bir ölçüde Japon İmparatorluğu üzerine kaymış olmasıdır. Japon İmparatorluğu bu savaş sonrasında bölgedeki gücünü arttırmış, artık kendini eş gördüğü Avrupalı güçlerin de dikkatini çekebilmiştir. Bu özgüvenle aldığı destek sayesinde Kore Yarımadası üzerinde kurduğu hakimiyeti rahatlıkla devam ettiriyor, karşısında durabilecek bir gücü henüz bulamıyordu.

Japon İmparatorluğu’nun Kore üzerindeki uygulamaları zaman zaman çok sert olmuştur. Örneğin 1937 yılına gelindiğinde kolonyal-GeneralJiroMinami, 23,5 milyon Korelinin Kore dilini konuşmasını ve üzerinde çalışmasını, Kore kültürünü, edebiyatını yasaklayıp, bunların yerini Japonlarınkinin almasını emrederek asimilasyon çalışmaları yürütmüş, daha sonraları Koreli erkeklerin Japon Ordusu’na askere alınması gibi politikalar da izlemiştir. Birçok Koreli çalışmak veya Japon ordusunda askerlik yapmak için İmparatorluğa çağırılmıştır. Kore’deki Japon güçleri de sayılarını arttırarak adayı kontrolleri altında tutmuşlardır. [2]

Ocak 1945’e gelindiğinde Japon işgücünün %32’lik bir kısmı Koreli erkeklerden oluşmaktaydı. Yine Japon İmparatorluğu’ndaki Kore nüfusunu anlatabilmek adına ilginç ve bir o kadar da acı bir örnek vermemiz gerekirse, Ağustos 1945’te Amerika, Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası attığında, ölen nüfusun %25 civarındaki bir bölümünün Koreli olduğu belirtilmektedir.[3]

Bu sırada Mançurya’nın Japonlar tarafından işgali doğal olarak Çin’de hoşnutlukla karşılanmadı. Örneğin 1941 yılında Ulusal Devrimci Ordu ve Çin Halk Kurtuluş Ordusu, Koreli vatansever mültecilerin ve bağımsızlık savaşçılarının organize olmasına yardımcı olmuş ve Kim IlSung tarafından liderlik edilen Komünistler, Kore’de ve Mançurya’da Japonlara karşı savaşmışlardı.

  1. İkinci Dünya Savaşı Ve Sonrasında Genel Durum

Bu dönemde batılı devletlerin ilgilerini Doğu Asya’daki bu işgal durumuna çevirememelerinin kendilerince haklı bir nedeni vardı. Olmayacak denen şey olmuş ve dünya kendini topyekûn bir savaşın içerisinde bulmuştu. Hitler Almanya’sı uzunca bir süre rahatça nefes almanın imkânsız olduğu bir kaos yaratmıştı. İkinci Dünya Savaşı patlak vermiş dünyada barışın kurulup devamının sağlanması düşüncesi suya düşmüştü. Savaş sadece tek bir bölgede kalmamış birçok bölgede cephe oluşup tüm dünyaya yayılmıştı.  Savaşın sonucunda ideolojik bir çatışma durumu oluşmuş ve alışılmış tabiriyle dünyada iki kutuplu bir sistem kurulmuştu. Avrupa uğradığı büyük yıkımın altından kalkmaya çalışıyor bu sırada Sovyetler ve Amerika arasında, birbirlerine karşı yayılma-sınırlandırma politikaları oluşmaya başlamıştı.

Aslında Pasifik bölgesinde çatışma 1937 yılından beri Çin ve Japonya arasında sürmekteydi. Japonlar elde ettikleri zaferler sonucunda kendilerine güveniyorlardı. Çin’in varlıklı bölgelerinden bir kısmını işgal etmeyi başarmışlardı ve ellerinde bulunan donanma gerçekten modern ve güçlüydü. Avrupa’daki kaos ortamı, Japonların hedeflerinin onların sömürgelerine çevrilmesine sebebiyet vermiş olmalı ki, bunlara ulaşabilmek adına 7 Aralık 1941 tarihinde, Amerika’nın resmen savaşa girmesine neden olan ve savaşın kaderini değiştirecek olan PearlHarbourSaldırısı’nı planlayıp gerçekleştirdiler. Bu saldırı Amerika’da bir şok etkisi yarattı ve karşılık olarak Amerika, 8 Aralık 1941’de Japonya’ya savaş ilan etti.  Ardından Japonya’nın müttefiki olan Almanya ve İtalya 11 Aralık günü ABD’ye savaş ilan etti. Bir gün sonra ise Japonya, Birleşik Krallık, Kanada ve Avustralya’ya savaş ilan etti. Bölgede gerçekleşen çatışmaların sonucunda aslında Japonya, Güneydoğu Asya Deniz’lerinde kesin üstünlük ve başarı elde etmişti ancak daha sonra bu üstünlüğünü kaybetti.

Savaşın hasarı boyutuna büyük oranda katkı yapan ve bu savaşı diğerlerinden daha farklı kılan olay da yine bu cephede gerçekleşmiştir aslında. Japonya savaşın ilerleyen zamanlarında kendi adalarına kadar gerilemek durumunda kalsa de yine de direniyordu. Ancak dönemin ABD başkanı Truman, burada devam eden savaş durumunun artık sona ermesi gerektiğini düşündüğünü ve bunun için atom bombası kullanmaya karar verdiğini açıkladı. Atom bombaları 6 Ağustos 1945’de Hiroşima, 9 Ağustos 1945’de ise Nagazaki kentlerine atıldı. Ardından 14 Ağustos 1945’te Japonya, kayıtsız şartsız teslim olmayı kabul etti.

Bu teslimiyetle birlikte savaşın yanında Kore Yarımadasındaki durum da elbette değişti. Japonya’nın teslimi yarımadadaki hakimiyetini Sovyet ve Amerikan güçlerine bıraktığı anlamına da geliyordu.

3.1. Kore’nin Bölünmesi ve El Değiştirmesi

Japonya’nın teslim olması akabinde yarımadanın kuzey kısmına SSCB, güney kısmına ise ABD güçlerinin gelmesiyle sonuçlandı.

Aslında 1943 yılında düzenlenen Kahire Konferansı’nda yarımadanın Japonya hakimiyetinden kurtarılıp üç büyük müttefikin himayesi altına gireceği ve zamanı geldiğinde bağımsız olacağı mutabakatına varılmıştı. Ardından 1945 yılında düzenlenen Potsdam Konferansı’nda Kore’nin bölünmüş olarak bu müttefik güçlerin himayesi altına girmesi kararı alındı. Bu konferansta kararın Korelilere sorulmadan alınmış olması yine buna karşıt birçok ayaklanmanın ortaya çıkmasına neden oldu.

8 Eylül 1945’te Amerikan tarafından General Hodge, Incheon’a gelip 38. paralelin güneyini Japonlardan teslim aldı. Daha sonrasında güneyi doğrudan sıkıca denetleyip kontrol altında tutacak Birleşik Devletler Ordusu Askeri Yönetimi (United StatesArmyMilitaryGovernment ” USAMGIK’‘)’ı kurdu.[4] Bölgede yaşanan gelişmeler, iki taraftaki olaylar ve USAMGIK’ın sert politikaları sonucu pek çok ayaklanma ve grev baş göstermeye başladı. Bunların en büyüklerinden biri 23 Eylül 1946’da Busan’daki demiryolu işçileri grevidir. Sonradan Ağustos Ayaklanması adı verilecek olan bir sivil başkaldırı 1 Ekim 1946’da ülke çapında yayılmaya başladı. Bu ayaklanmaların bastırılması son derece sert ve kanlı olmuştur. Sonrasındaysa USAMGIK sıkı yönetim ilan etti.

3.2. Müttefiklerin Bölgeden Çekilmesi

Anlaşmaların sonucu olarak önce 1948’de SSCB ardından 1949’da ABD bölgedeki askerlerini çekti. Bu sırada güney kısmında SyngmanRhee başkanlığında Kore Cumhuriyeti, ardından kuzey kısmında da Kim IlSung liderliğinde komünist bir Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti kuruldu. Aslında bölgede ufak çaplı çatışmalar da bu şekilde başlamış oldu. İki taraf da yarımadanın yasal temsilcisinin kendisi olduğunu söylüyor ve bölünmüş bölgeyi kendi yönetimleri altında birleştirme çağrılarında bulunuyordu. Bu çatışmalar ileride ciddi boyuta ulaşacak ve kaçınılmaz son gerçekleşecekti.

Kuzey Kore lideri Kim IlSung’un hükümeti, 7 Haziran 1950’degenel seçim yoluyla ülkenin barışçıl bir biçimde birleştirilmesi kampanyası açarak bu sorundan yararlanmak istedi. Daha sonra Güney tarafının sınırda yaptıkları küçük çaplı ihlalleri bahane ederek Güney’i düşman ilan etti ve sonunda 25 Haziran 1950 tarihinde Kuzey Kore saldırıya geçti. Soğuk Savaş döneminin ilk sıcak çatışması böylelikle başlamış oldu.

  1. Diğer Taraflar Açısından Soğuk Savaş Dönemi ve Kore Savaşı: ABD, SSCB ve Çin

Amerika’nın Pasifik’te bir çatışmaya çekilmesi İkinci Dünya Savaşı’ndaki PearlHarbour Saldırısı ile birlikte başlar. Bu saldırıdan sonra Amerika’nın Japonya’daki Hiroşima ve Nagazaki şehirlerini bombalamasıyla Japonya 1945 yılında teslim oldu, böylece bölgedeki Amerikan varlığına giden yol da açıldı. Yapılan anlaşmalardan sonra Amerika, Japonya’ya üslerini yerleştirip, Kore Yarımadası’nın güney kısmına geçici olarak, geri çekmek üzere, güçlerini gönderdi. Ama bu dönem ve sonrasında ki Soğuk Savaş Dönemi’nde Amerika’nın asıl odağı Batı’daki tehlike olarak gördüğü Sovyet yayılmacılığıydı. Bu dönemde Sovyetler Birliği, Doğu Avrupa ülkelerini kendi uzantısı haline getirirken, Almanya’nın batı işgal bölgeleri de Birleşik Devletler liderliği altında birleşti. Eski mihver devletleri olan İtalya, Japonya ve 1949’dan sonra Federal Almanya Cumhuriyeti, ABD ile ittifaka yöneldi.

Sovyetler Birliği, Doğu Avrupa hegemonyasını Varşova Paktı aracılığıyla sağlamlaştırdıysa da sözde ittifakı baskı ile bir arada tuttuğu açıktı. Kremlin, Batı’nın güçlenme ve toparlanma sürecini sekteye uğratmak için, Yunanistan’da gerilla savaşını destekleyerek ve özellikle Fransa ve İtalya’da, Batı Avrupa komünist partilerinin büyük çapta gösteri yapmalarını teşvik ederek elinden gelen gayreti gösteriyordu.[5]

Amerikan liderleri, Sovyetler’in yayılmasına karşı direnmek zorunda olduklarını biliyorlardı. Bu noktadaki hamleler olarak karşımıza Truman Doktrini, Marshall Planı ve NATO’nun kurulması çıkar. Truman Doktrini ile zamanın ABD başkanı Truman, komünizmle mücadele halindeki hükümetleri desteklemek amacıyla yola çıkarak Türkiye ve Yunanistan’a mali destek sağlayarak, Sovyet tehlikesi altında gördüğü bu ülkeleri kendi yanına çekti. Marshall Yardımıyla Doğu Avrupa’da hâkim olan komünizm tehlikesinin bütün Avrupa’yı sarması endişesi üzerine, Batı Avrupalı devletlerin ekonomik olarak toparlanmalarını, kendi ayakları üzerinde durabilecek hale gelene kadar desteklemeyi amaçlıyordu. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’yse (NATO) güvenliği sağlamak amacıyla kurulmuştu ve bu örgüt Amerikan tarihinde barış zamanı yapılan ilk askeri ittifaktı. Kurulmasındaki büyük etkenlerden biri 1948 Şubat’ındaÇekoslovakya’da gerçekleşen komünist darbeyi. Bu darbede var olan hükümet devrilip yerine komünist bir hükümetin kurulması Amerika için var olan Sovyet tehdidinin büyüklüğünü gösteriyordu. Sonuçta Amerika, Sovyet tehdidine karşı durmak için kurumlar ve programlar geliştiriyordu ve asıl odağı Avrupa’ydı; Uzakdoğu’da bir savaş veya Amerika’nın çıkarlarını sıkıntıya sokacak bir durum öngörmüyordu. 1949 Mart’ında, Amerika’nın Pasifik Kuvvetleri Komutanı General Douglas MacArthur bir gazeteye verdiği bir demeçte, Kore’yi açık bir şekilde Amerikan savunma alanı dışında tutmuştu: “…bizim savunma çizgimiz, Asya kıyısı boyunca uzanan adalar zincirinden geçmektedir. Bu çizgi Filipinler’den başlayarak Okinawa dâhil RyukyuTakımadalarına kadar gider. Sonra Japonya’ya, Aleut Adaları zincirinden Alaska’ya doğru kıvrılır.”[6]

12 Ocak 1950 tarihinde Ulusal Basın Kulübü’nde yaptığı bir konuşmada, Dışişleri Bakanı Dean Acheson daha da ileri gitti. Kore’nin Amerikan savunma alanı dışında olduğunu belirtmekle kalmadı, Asya kıtası ana toprakları üzerinde bulunan bölgeleri güvence altına almak gibi bir niyetleri olmadığını özellikle vurguladı: “Pasifik’teki diğer bölgelerin askeri güvenliği ile ilgili olarak, kimsenin bu bölgelere askeri saldırıya karşı güvence veremeyeceği açık olmalıdır. Ancak şu da iyice anlaşılmalıdır ki, böyle bir güvence vermek, sağduyuya uygun olmadığı gibi, pratik ilişkiler bakımından gerekli de değildir.”[7]

Bu sırada 1934’te komünist devrimi amaçlayan Mao Tse-Dung’un kuvvetleriyle milliyetçi Çan Kay Şek arasında II. Dünya Savaşı’nı da kapsayan iç savaş gerçekleşti. ABD’nin desteklediği milliyetçiler yönetimi ele geçirdilerse de Mao liderliğindeki komünistler milliyetçi güçleri devirerek yönetimi ele geçirdi. Mao TseDung 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etti. Asya’da büyük bir komünist devrim gerçekleşmişti.

Sovyetler ‘in ise bu bölgeye bakışı Amerika’dan daha farklıydı. Sovyetlerin Batı’daki ilerlemesine karşıt programlar geliştirilmiş ve askeri bir örgüt olan NATO kurulmuştu. Asya’daysa gerçekleşen Çin komünist devrimi burada Sovyetler için büyük ve yeni bir müttefikin doğması anlamına geliyordu. Sovyetler bu bölgede bir başarı yakalayıp burada ilerleyebilirdi. Bölgenin Amerikan çıkarları açısından değerlendirenler, Asya’nın esas kesiminin komünistlerin eline geçmesine Amerika’nın ses çıkarmamasını göz önüne alınca bir yarımadanın ucu için direnmesini mantık bulmamış olmalılardı. Bu düşüncelerin sonucunda Kore Savaşı’nın Sovyetler ‘in buradan hareketle attığı bir adımı olarak görebilirler.

Diğer bir düşünceye göreyse, gerçekleşen başarılı Çin komünist devrimi, Stalin’in aklındaki çift kutuplu düzenin sarsılmasına neden olacak ve kendi modeline rakip olabilir, yeni bir komünist model, komünist dünyadaki imajını sarsabilirdi. Bunun yanı sıra Amerika’nın bölgedeki üsleri ve askeri güç hattı, SSCB’nin kendini çevrelenmiş olarak görmesine neden olmuş ve bu bölgede olacak başarılı bir savaş hem Japonya’ya göz dağı verip ABD’ye üs vermesini engelleyecek, hem de Mao’nun genişleme eğilimini ve ününü sınırlandıracaktı.[8]

Üçüncü bir düşünce ise Kissinger’ın belirttiği düşüncedir. Kissinger kitabında, ”Krusçev’in anılarında, Kore’yi istilanın Kuzey Kore diktatörü Kim IlSung’un buluşu olduğunu belirtir. Başta tereddütlü olan Stalin sonradan plana uydu çünkü bu girişin kolayca olacağı konusunda inandırıldı(…)” şeklinde bu düşünceyi belirtir. Sovyetlerin savaş esnasında yaptığı yardımları kısıtlı tutması veya ödemeyi hemen istemesi gibi sorunlar ileride daha da büyüyecek bir Çin-Sovyet anlaşmazlığının ilk adımları olarak yorumlanıyor.[9]

4.1. Savaş

27 Haziran’da Kuzey Kore Kuvvetleri’nin 38. paraleli geçmesinin ardından iki gün sonra Amerikan deniz ve hava kuvvetlerine harekete geçme emri verildi.30 Haziran’da Japonya’da bulunan kara birlikleri de buna eklendi. Truman bu saldırının Sovyetler tarafından yönetilen geniş ölçekli bir Sovyet- Çin ortak saldırısının ilk adımı olarak değerlendirdi. Bu yüzden harekete geçerken bölgenin bir komünist tehlike altında olduğunu Çin’den sonra Kore’de yayılacak komünizmin bölgede domino etkisi yaratacağını ve Japonya’yı tehlike altına sokacağını öne sürdü. Bu saldırının sadece Kore’ye değil tüm hür ve demokratik dünyaya yapılmış olan bir saldırı olduğu fikri ortaya çıkarıldı. Amerika bunların sonucu Birleşmiş Milletlere çağrıda bulundu. Toplanan Güvenlik Konseyi, Kuzey Kore’nin saldırgan olduğu, çatışmaların hemen durdurulması ve iki tarafın da 38. paralelin iki yanına çekilmesi kararını kabul etti. Bu kararının kabul edilmesindeki en büyük etken Kıta Çini’nin Birleşmiş Milletler ‘de temsil edilmemesini boykot eden Sovyetler temsilcisinin Güvenlik Konseyi toplantılarına katılmaması ve bunun sonucunda veto etme hakkını kullanmamasıdır. Birleşmiş Milletler ‘in yaptığı çağrı sonucu on altı ülke (Türkiye, ABD, İngiltere, Yeni Zelanda, Belçika, Filipinler, Kanada, Lüksemburg, Yunanistan, Habeşistan, Güney Afrika Birliği, Hollanda, Kolombiya) Kore’ye asker gönderme kararı aldı. Birleşmiş Milletler Birliği’nin Kara Kuvvetleri’nin %50’sini, deniz kuvvetlerinin %86’sını, hava kuvvetlerinin de %93’ünü Amerikan askerleri oluşturuyordu.

Bu sırada Kore’de Güney askerleri Busan bölgesinde sıkışmışlar ve direnmeye çalışıyorlardı. Kuzey’in ilerlemesi çabuk ve kolay olmuştu çünkü ellerinde Sovyet yardımları sonucu sahip oldukları gelişmiş ve ağır silahlar vardı. Ayrıca Kuzey askeri güçleri iyi eğitimlilerdi. Güney askeri güçleri ise son derece eğitimsizdi ve ellerinde İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma eski silahlar bulunuyordu. Çünkü Truman eğer SyngmanRhee’ye askeri yardım yapmayı sürdürseydi onun bunu Kuzey’i işgal etmek için kullanacağını ve bölgede savaşa neden olacağını düşünüyordu. Bu tehlike nedeniyle hep hafif silah yardımı yapmıştı. Bu durumda gelen yardımlar ancak Busan bilgesinde sıkışan kuvvetlerin direnebilmesine yarıyor saldırıyı geri püskürtmeye yetmiyordu. General MacArthur, buradaki kuvvetlerin başına getirildi. MacArthur çok tehlikeli ve çok riskli bir plan yaparak, Kuzey Kore’nin Pyongyang’dan ihmal hattını kesmek üzere 15 Eylül’de Seul limanı olan 200 mil genişliğindeki Incheon’a çıkartma yaptı. Böylece yardımları kesilen Kuzey Kore askerleri 38. paralelin gerisine püskürtüldü.

Bu sırada Çin, Kore’nin Çin’in komşusu olduğunu, buradaki sorunların barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğini duyurmuşu. 2 Ekim1950’de Kuzey Kore birlikleri 38. paralelin kuzeyine çekilmeye zorlanınca da Birleşmiş Milletler kuvvetleri Kuzey Kore topraklarına girerse Çin’in de Kuzey’in yanında savaşa gireceğini bildirdi. Ancak Truman ve müttefikleri, MacArthur’un başarısından çok etkilenmiş olacaklar ki ilerlemenin durdurulması doğrultusunda bir emir vermedi. MacArthur da başarısının kendine getirdiği özgüvenle hiçbir çağrıyı dikkate almadan ilerleyişine devam etti.

Oysa Truman’ın burada üç seçeneği vardı: 38. paralelde dur emri vererek statükonun oluşmasını sağlayabilirdi. Saldırının cezalandırılması için daha kuzeye gitme emrini verebilirdi. Son olarak da aslında tam olarak bölgedeki bölünmüşlük sorununa da çözüm sağlayarak Kore Yarımadası’nın Çin sınırına 100mil mesafeye kadar ilerleyebilir burada kalabilirdi. Böylece nüfusun %90’ını ve Kuzey Kore başkenti Pyongyang’ı içerisine alacak bölgeyi ele geçirmiş olurdu. Çin’e meydan okuma politikasında da böylelikle başarılı olurdu.[10] Ancak belirttiğim gibi MacArthur ve Güney birlikleri kuzeydeki Çin- Kore sınırını oluşturan Yalu Nehri’ne doğru ilerlemeye devam etti. Aslında Washington, MacArthur’a Koreli olmayan kuvvetlerin Yalu Nehri’ne yaklaşmaması emri vermişti ancak O, bunu göz ardı etti. Bu sırada ”gönüllü” Çin birlikleri Yalu Nehri’nde konuşlanmaya başlamışlardı. En sonunda Yalu Nehri’ne kadar ulaşan Güney Kuvvetleri, Çin Kuvvetleri’nin Yalu’yu geçip savaşa dahil olmasıyla tekrar 38. paralelin gerisine püskürtüldüler. 1951 Ocağında cephe hattı yine 38. paralelin güneyinde ve Seul yine komünistlerdeydi. Ancak Çinliler MacArthur ile aynı hatayı yapıp Amerikan kuvvetlerinin hepsinin adadan çıkarılmasına heveslendi. 1951 Nisan’ında savaş tekrar döndü ve Amerikan kuvvetleri ikinci kez 38. paraleli geçti. Truman, gerekirse Çin’e atom bombası atmayı planlamak kadar ileri giden MacArthur’u Nisan ayında görevden aldı ve yerine General Ridgeway geldi. Ordu toparlandı ve Seul kurtarıldı. Haziran 1951’de komünistler ateşkes görüşmeleri istedi ve Washington saldırı harekâtına son verdi. Bu ateşkes anlaşmaları süresince sınırda çatışmalar devam ediyordu ve hatta en kanlı çatışmalar bu yıpratma savaşı döneminde yaşanmıştı.

Barış görüşmelerinde tarafların kesinlikle ortak bir noktada buluşup anlaşamamaları basın ve özellikle esir sorunu gibi sorunlarda adım atılmayı kabul etmemeleri bu süreci 1953 yılına kadar uzattı. Bu sırada Amerikan tarafı sık sık esir değişimi teklif ediyor ancak Kuzey bunu kabul etmiyordu. 1953 yılında Amerika’nın yeni başkanı seçilen Eisenhower, İkinci Dünya Savaşı başarılarından ötürü bölgede barış için bir umut yarattı. Aynı şekilde 1953 Mart’ında Stalin’in ölmesiyle yerine geçen Malenkov’un ”Bütün Dünyada Barış Taarruzu” politikası da barış için bir umut yarattı. Kuzey tarafı bir ay içinde hasta ve yaralı değişimini kabul etti. Ardından 27 Temmuz 1953’de Birleşmiş Milletler ve Komünist temsilciler Panmunjom Anlaşmasını imzaladılar.

  1. Sonuç

Bu bölgedeki olanlar günümüzde devam eden sıkıntının kaynağını bize açıkça gösteriyor. 1940’lı yıllarda beri süregelen bölünmüşlük, birleşme için hedeflenen çözüm yolları başarıya ulaşamamış bu nedenle zaman zaman sınırdaki sıcaklık artarak bugüne ulaşmıştır. Bugün bölgedeki Kuzey Kore- ABD çatışmasının kökenleri de yine geçmişte yaşanan ve çözülemeyen sorunlara dayanmaktadır. En sonunda patlak veren Kore Savaşı beklenmeyen bir savaştı. Dünyadaki nükleer eşitsizlik Sovyetlerin bu savaştaki tavrını çok net etkilemiştir. Sovyetler savaşın hiçbir evresinde savaşa doğrudan müdahil olma gibi bir tehditte bulunmamıştır. Aslında tarafların hepsinde bu küçük bölgede ortaya çıkmış olan savaşın bütün dünyaya yayılıp yeni bir dünya savaşı yaratması korkusu mevcuttu. Bu nedenle Kore Savaşı içerisinde siyasi yasaklar içeren bir savaştı. Bu uzun savaşın günümüze kadar uzanan çözümsüz dalları nedeniyle, ‘Unutulmuş Savaş’ olarak da anılmayı hak etmediğini düşünüyorum. Çünkü sonuçları sadece bulunduğu bölgeyi etkilememekle kalmamış bütün dünyaya etki etmiştir.

 

KAYNAKÇA

Kissinger Henry, ” Bölüm 18, 19”  Diplomasi, 2. bs.,  İbrahim H. Kurt. İstanbul: Kültür Yayınları, 2000.

Sander Oral, ”Bölüm 3” Siyasi Tarih 1918 – 1994, 25. bs., Ankara: İmge Yayınevi, 2015.

Akşin Sina, ”Bölüm 5” Kısa 20. Yüzyıl Tarihi, 3. bs., İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2010.

An AllianceForged in Blood’: TheAmericanOccupation of Korea, theKoreanWar, andthe US–South KoreanAlliance, William Stueckand Boram Yi, Journal Of Strategic StudiesVol. 33 ,Iss. 2,2010

Kissinger Henry, Dünya Düzeni syf. 315 – 322

TheKoreanWar (.pdf)

Daha fazla bilgi için bknz. Our Time in Hell: TheKoreanWarDocumentary (1997)

 

[1]KoreanWar

[2]A.g.e

[3]A.g.e

[4]A.g.e

[5] Henry Kissinger; Diplomasi’s.493

[6]A.g.esyf. 525 – 526

[7]A.g.esyf. 526

[8] Oral Sander; Siyasi Tarih 1918 – 1994’s. 276

[9] Ayrıntılı bilgi için bknz. Henry Kissingrer;Diplomasi’s. 523 – 544

[10]A.g.e

 

Yazar Hakkında

Yaren Hancı

İstanbul Üniversitesi 

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

 

 

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Kore Savaşı’nın Tarihsel Başlangıcı ve Gelişimi” üzerine bir düşünce

  • 28 Mayıs 2017, 15:26
    Permalink

    Gayet bilgilendirici, akıcı ve güzel bir yazı olmuş. Yazarı tebrik ediyorum.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial