Kore Savaşı’nın Tarihsel Başlangıcı ve Gelişimi 2

GİRİŞ

Son zamanlarda ABD ile aralarında olan nükleer tartışmalarla gündemde yer alan Kuzey Kore, bir noktada dünya kamuoyunun gündemini yarımadaya çekmektedir.  Yaşanılan sorun ve anlaşmazlıkların kökeninin aslında uzun yıllar öncesine dayanan işgal ve ayrışmaya dayandığını bir önceki yazımda ele almıştım. Bu yazımdaysa 1953’te Kore Savaşı’nın sonunda imzalanan ateşkes anlaşmasından alıp günümüze kadar olan gelişmeleri anlatmayı amaçlıyorum.

 

SİLAHSIZ BÖLGENİN OLUŞTURULMASI VE KORE DEVLETLERİ

1953 yılının Temmuz’unda imzalanan ateşkes anlaşmasından sonra yarımadanın kuzeyinde Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, güneyinde ise Kore Cumhuriyeti adında iki ülke kuruldu ve aralarında 38. paralel üzerinde 248×4 km’lik (155×2.5 m2) bir arazi şeridi sınır oldu.[1] İki devletin arasında askerden arındırılmış bir Kore Tarafsız Bölgesi (DMZ- Demilitarized Zone) oluşturuldu; ancak burası, adına zıt bir şekilde çok sayıda asker ve silah barındıran bir bölge. Kuzey Kore ve Güney Kore arasındaki Panmunjom Köyü sembolik olarak iki tarafı da temsil ediyor. Çünkü bu köy resmiyette iki ülkeye ait bir konumda ve köyde her şey 38. paralel sınır kabul edilmek suretiyle ikiye bölünmüş durumda. Bu bölgede bulunan mavi barakalar Güney, gri barakalar ise Kuzey Kore’ye ait ve bu barakaların arasından barakaları ortadan kesen gri beton hat, Askeri Sınır Çizgisi (Military Demarcation Line), sözde Askerden Arındırılmış Bölge’nin (DMZ) ortasından geçmektedir.[2] Bu sınır DE FACTO olarak kabul edildiğinden bu yana iki ülke hala ayrı ve birbirlerine zıt sistemlerle varlıklarını devam ettirmektedirler. Ancak bu ayrılık bir gerçeklik olarak karşımızda dururken bir yandan, savaştan sonra iki devlet de barış ve birleşme için kendilerine hedefler belirlemişlerdir. Bu hedeflere zaman zaman yakınlaşmakla birlikte, gerilimin de zaman zaman arttığı dönemler olmuştur.

Gerilimlerin genel sebebi ayrımdan sonra oluşan iki farklı sisteme sahip olan iki farklı devletin varlığıdır. Kuzeyde kurulan Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, kurulduğu yıllarda komünist bir sistem benimsemiş, tarihsel bir düşmanlıktan kaynaklı olmak üzere Japonya ve Amerika’nın karşısında tavır alarak daha çok Çin ve SSCB yanlısı politikalar izlemiştir. Bu tek partili komünist parti rejimi zaman içerisinde babadan oğula devredilen bir iktidar anlayışına dönüşmüştür. Günümüzde de hala kapalı izole bir ekonomik yapıya sahip bir ülke olan Kuzey Kore o zaman da bu özelliği sergilemekteydi. Güneyde kurulan Kore Cumhuriyeti ise Japonya’ya benzer şekilde daha çok Amerika’nın güdümünde bir sistem belirlemiş ve uygulamıştır. Kore Cumhuriyeti veya Güney Kore, kurulduğu andan itibaren Japonya, Çin Rusya, ABD gibi bölgesel ve küresel güçlerin etki alanında kalmakta ve bunun yanında sınır komşusu olan ve ileride hem kendisi hem de diğer güçler için büyük bir nükleer tehdide dönüşecek olan Kuzey Kore ile de aynı bölgeyi paylaşmaktadır. Bu iki durum da iki devletin iç politikalarına, dış politikalarına ve birbirleriyle izledikleri barış ve birleşme politikalarına etki etmiştir.

Güney Kore, savaşın bitiminden sonra kişi başına düşen 60 $ civarındaki gelir[3] ile çok fakir bir ülke durumundayken yeniden yapılanma ve kalkınması arkasına aldığı ABD ve BM desteğiyle olmuştur. Bu sayede endüstriyel sektörün temelleri atılmıştır. Ekonomisi sınırlı sanayi sektörleri, tarım ve hammadde ihracatına dayalı iken alınan desteğin yanında çalışılan bilim ve sanayi alanında yaşanan gelişmelerle günümüzde sahip olduğu ekonomik güce erişebilmiştir. Örneğin, 1960- 1980 yılları arasında izlenilen kalkınma stratejisindeki temel amaç, teknoloji ve bilgi yoğunluklu endüstriyi sağlamak, sanayileşmede gelişmiş ülkelerin seviyesini yakalamaktır.[4] Hatta öyle ki ekonomisinin iyileştiği ilerleyen yıllarda Kuzey Kore ile yakınlaşmalarının bir sonucu olarak, Kuzeye ekonomik yardım yapacaktır.

Güney daha çok kendini kalkındırma ve yapılanma konusunda ilerleme kaydetmeye çalışırken Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti veya Kuzey Kore, uluslararası arenada nükleer güç sahibi bir tehdit olarak karşımıza çıkacaktır. Aslında ekonomik anlamda başlarda kötü durumda olmayan hatta 1971 – 1975 yılları arasında %10.4 büyüme sağlayan Kuzey Kore bu yıldan itibaren büyüme oranında azalan bir ivmeye sahip olmuştur. 1991 – 1998 yıllarındaysa negatif büyüme oranlarıyla karşılaşmış, 2000’li yıllarda 980 milyon dolar açık vermiştir.[5] Bu düşüşe uyguladığı politikalardan kaynaklı olarak maruz kaldığı ambargo, dışlama ve sınırlandırma politikalarının yanı sıra sosyalist bloğun çökmesiyle beraber kuzeyin ihraç pazarlarının çökmesinin, doğal felaketler silsilesinin, Washington’un durmak bilmeyen engellemelerinin, kısıtlı kaynakların askeri harcamalara aktarılmasının ve  Berlin Duvarı’nın yıkılmasının etki ettiğini söyleyebiliriz.

 

KUZEY KORE NÜKLEER ÇALIŞMALARI VE BUNU İZLEYEN GELİŞMELER

Kuzey Kore’nin nükleer çalışmalara başlamasının da çeşitli sebepleri vardır. Bunlardan en ön planda olanı Amerika ile olan ilişkisinden kaynaklanmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’nda uzun bir direniş sergileyen ve yıllarca kendi topraklarında gerilla mücadelesi vermiş ama karşısında başarısız kalmış olduğu ‘’güçlü” Japonya’nın teslim olmasının Amerika’nın Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombasından kaynaklanması, Kuzey Kore lideri Kim II. Sung’u derinden etkilemiştir. Bunun yanında yaşanılan Küba Krizi’nde Amerika’nın tavrı karşısında Sovyetler Birliği’nin en önemli müttefiki olan Küba’dan nükleer silahlarını geri çekmesi, Kuzey Kore yönetiminde Sovyetler ile kurulan ittifak ilişkisi konusunda ve ulusal güvenliğinin korunmasında tekrar ciddi kaygılar oluşturmaya başlamıştır. Söz konusu bu kaygılar, Kuzey kesiminde Amerika tarafından yok edilme paranoyasına önemli bir ivme kazandırmıştır. Ayrıca savaştan sonra ortaya çıkan belgelerde Amerika’nın Kuzey Kore’ye karşı da nükleer silah kullanma planlarının olması, Kuzeyin bunu bir güvenlik meselesi olarak algılamasına neden olmuştur. Soğuk Savaş döneminin caydırıcı gücü olan nükleer silahlar büyük güçleri sınırlandırma ve silahsızlanma politikalarına iterken Kuzey Kore bunun tam aksi yönünde ilerleme göstermiştir. Kuzey ve Güney Kore arasındaki ilişkinin de bu gelişmeler göz ardı edilerek incelenmesi mümkün değildir.

Kuzey Kore 1950’li yıllardan beri nükleer araştırmalarını sürdürmüştür. Nükleer faaliyetler ilk olarak 1956 yılında Sovyet bilim adamlarının ve mühendislerin öncülüğünde başlamıştır. 1958 yılında ABD’nin Güney Kore’ye nükleer silah taşıması, Kuzey Kore için bu meseleyi çok daha önemli bir hale getirmiştir. 1962 yılında ilk nükleer reaktörü kurmuş ve çalışmalarına yavaş yavaş başlamıştır. 1975’te ABD Savunma Bakanı Schlesinger ilk kez ABD nükleer silahlarının Güney Kore’ye yerleştirildiğini bildirmiş ve Kuzey’e hitaben ” ABD’yi sınamanın akıllıca olduğunu sanmıyorum”[6] açıklamasında bulunmuştur. Sovyet yardımıyla inşa edilen araştırma reaktörünün Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı- UAEA (International Atomic Energy Agency-IAEA) tarafından denetlenmesini kabul eden antlaşmayı 1977 yılında imzalamıştır. 1985 yılında Pyongbyon kasabasında gizli nükleer reaktör olduğu istihbaratının ortaya çıkmasıyla oluşan baskılar sonucunda Kuzey Kore, “Nükleer Silahların Yayılmasının Azaltılması Anlaşması(NPT)” na dahil olmuştur. Ancak söz konusu antlaşmanın gereği olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı- UAEA (International Atomic Energy Agency-IAEA)’nın Güvence Denetimleri Antlaşması (Safeguard)’nı imzalamamıştır. ABD Başkanı Bush, Kuzey Kore’nin ordusunu füze ve ağır silahlarla donattığını öne sürerek onu İran ve Irak ile beraber ”şer ekseni” ülkeleri arasına dahil etmiştir.

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Kuzey Kore bu ve diğer alanlardaki önemli bir destekçisini de kaybetmiş oldu. Bu da onu politikalarında yumuşamaya itmişti. Kuzey Kore, 1985’de imzaladığı NPT antlaşması ile taahhüt ettiği, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı- UAEA (International Atomic Energy Agency-IAEA)’nın Güvence Denetimleri Antlaşması (Safeguard)’nı 30 Ocak 1992’de imzalamıştır. Bu çerçevede, Mart 1992’de Kuzey-Güney Birleşik Nükleer Kontrol Komisyonu (JNCC) teşkil edilmiş, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın denetimleri Haziran 1992’de başlamıştır. Ocak 1993’te nükleer atık içerdiğinden şüphelenilen ve rapor edilmeyen iki tesiste UAEA’nın denetim talebinin Kuzey Kore tarafından reddedilmesi ile birlikte nükleer tesislerin uluslararası denetimleri tekrar kesilmiştir. 2 Mart 1993’de Kuzey Kore NPT’den çekileceğini ve nükleer tesislerine denetçileri almayacağını açıklamıştır.[7] Çekilmenin diğer sebepleri arasında ABD ve Güney Kore’nin, Kuzey karşı çıkmasına rağmen, ortak olarak gerçekleştirdiği tatbikattır. Kuzey, bu tatbikatın kendisine yönelik yapıldığını iddia etmiştir. Bu çekilme kararıyla Washington- Pyongyang arası ilişkiler tekrar kesintiye uğrayarak gerginleşmiştir. Ayrıca yarımada üzerinde belirginleşen bir Kuzey Kore- ABD cepheleşmesi de dikkat çeken bir hal almıştır.

2001 yılında yaşanılan 11 Eylül olaylarının ardından ABD’nin odağının Orta Doğuya kaymasını bir fırsat olarak değerlendiren Kuzey Kore, durdurduğu nükleer silah programını tekrar canlandırmıştır. Bu faaliyetleri durdurmak için Kuzey’i ikna etmek adına ABD çağrısıyla Altılı Görüşmeler başlatılmıştır. Bu sırada nükleer ve balistik füze faaliyetleri ile insan hakları ihlalleri nedeniyle ayrıca çeşitli ambargolar uygulanmaya konmuştur. BM, Kuzey Kore’ye girip çıkan tüm kargolar üzerinde denetim yetkisi almış, yasaklanma madde taşıyan deniz araçlarına yönelik kısıtlamalar getirmiştir. ABD, kendi şirketleriyle Kuzey Kore banka ticaret şirketlerinin silah anlaşmasına ve silah satışına yönelik işlemler başta olmak üzere birçok alanda yasaklama ve kısıtlama getirmiştir. Japonya, kriz döneminde Kuzeyle olan tüm ihracat ithalatını durdurup deniz araçlarının limana girişini yasaklamıştır. Tüm bunların yanında Kuzey Kore’yi ikna edebilmek için en çok çabanın Çin’den gelmesi gerektiğine inanmaktadır. Hala da bunu görmekteyiz.

Kore, 2005’te nükleer programı bırakacağını ilan ederek Altılı Görüşmeleri tekrar başlattı. Ancak Kuzey’in faaliyetlerini nasıl tam olarak şeffaf hale getireceğini ve denetime açık olmayan tesisler konusundaki anlaşmazlıklardan dolayı görüşmeler tekrar başarısız oldu. Kore, nükleer konusunda zaman zaman geri adım atsa da günümüzde de dalgalı ve ilerlemeci bir politika izlemektedir.

 

BARIŞ VE BİRLEŞME GÖRÜŞMELERİNİN TARİHİ

Uzun yıllar bir arada yaşamış olan tek bir milletin birbirlerine düşman haline gelerek bölünmesi ve iki ayrı devlet oluşturması nesiller boyunca süregelmiş ve devam edecek olan pek çok sıkıntının ve açmazın da ortaya çıkmasına neden olmaktadır. İki ülke arasındaki ailelerin ayrılması sorunu, nükleer silahlanma sorunu, deniz yetki alanı sorunu karşımıza çıkan en temel anlaşmazlıklardandır. İki Kore’nin birbirleriyle temas haline geçmesi savaşın sonlanmasından yıllar sonra olmuştur.

Kuruluşundan bu yana Kuzey Kore Juche (kendine güven) olarak adlandırılan ideali ülke politikası olarak benimsemiştir. Devletin resmî ideolojisi ve temel politikası olan Juche, kendi kendine yetme ve bağımsız duruş sergileyebilme halidir. Üç temel prensibe dayanır: yerel ve uluslararası alanda bağımsızlık (chaju), ekonomik bağımsızlık (chaip), ve askeri alanda bağımsızlık (chaui). Kuzey, birleşme ve barış önerilerini bu prensipleri dikkate alarak oluşturmaktadır.

Güney Kore yönetimleriyse kendi içlerinde Kuzey Kore’ye karşı izlenecek politikalar konusunda ayrışmışlardır. Muhafazakâr ve Liberal kanat olarak ayrışan yönetimlerin temel ayrışma noktaları Amerika’yla ilgili olan düşüncelerindeki ayrımdır. Muhafazakâr kanat daha çok ABD yanlısı ve Kuzey’le birleşmeye mesafeliyken; Liberaller Amerikan karşıtı tavır alıp Kuzey Kore’ye karşı daha olumlu yaklaşmaktadır. Kuzey Kore, birleşme konusunda ABD’den bağımsız olma noktasının üzerinde kararlı bir şekilde dururken, ABD ve Güney Kore arasında Kuzeyle birleşme konusunda görüş ayrımı mevcuttur. Şöyle ki, Güney Kore yönetimi kim gelirse gelsin bu politikanın devam etmesi gerektiği düşüncesine sahipken, ABD birleşmenin Kuzey’deki yönetim devrilmeden ve değişmeden olamayacağını belirtmektedir. Korelerin birleşmesinin dört şekilde olabileceği değerlendirilmiştir: Almanya benzeri bir birleşme, Vietnam’daki gibi zorla bir birleşme, anlaşarak birleşme ve vesayet altında birleşme.

Kim İl Sung, savaşın başlangıcından itibaren ”Demokratik Temel Teorisi” adındaki politikasını uygulamaya başlamıştır. Bu uygulamanın amacı, Güney Kore halkının güçlü ve demokratik temelli Kuzey Kore’ye entegre olmasını sağlamaktır. 1960’larda bu doğrultuda Güney Kore’deki öğrencilerle muhalifleri, ülkedeki diktatör rejime karşı mücadeleye itip ABD birliklerini topraklarından kovma konusunda kışkırtma çalışmaları yapılmıştır. Böylece ulusal bağımsızlık teması üzerinde mücadele vermeye devam etmiştir.

Yine Kim İl Sung’un oluşturduğu Bağımsızlık, Barış ve Ulusal Bütünlük Prensipleri, temelde halkların birbirleriyle uzlaşmasından uzaktır. Daha çok yarımadadaki ABD askerlerinin mevcudiyetine son verme amacına sahiptir. Barış Prensibi, Güney Kore ordusundaki modernleşmeyi durdurmak; tüm ideoloji ve farklılıkların üzerindeki Ulusal Bütünlük, Güneydeki muhalifleri güçlendirmektir.

İki Kore’nin de temas gerçekleştirmesindeki asıl itici gücün bir araya gelmek veya barış sağlamak değil de 1970’lerdeki ABD- Çin yakınlaşması olması yine bölgedeki durumun ironisini gözler önüne sermektedir. 1971’de Çin’in BM’ye girmesi ve 1972’de ABD Başkanı Nixon’ın Çin’i ziyaret etmesi iki ülke arasındaki ilişkilerin ısınmasını sağlamış, Çin’in bölgedeki barışçıl çözümler için desteğini daha da görünür kılmıştır. Bu esnalarda Vietnam’daki komünistlerin durumundan etkilenen Güney Kore, 1970’lerle birlikte çeşitli alanlarda karşılıklı değişim önerileri sunmuştur. ‘Parçalanan aileleri” bulmak için Kızıl Haç temsilcilerince bir hazırlık toplantısı yapılmıştır. İlk görüşme talebi, Güney Kore Kızıl Haç Teşkilatı’ndan Kuzey’e yapılmış ve her iki taraftaki tahmini on milyon parçalanan ailenin birleştirilmesi için talepte bulunulmuştu. Güney’in bu teklifine Kuzey’den beklenen yanıt tahminlerden önce geldi ve her iki tarafın Kızıl Haç temsilcileri Panmunjom’daki Tarafsız Ülkeler Danışma Kurulu’na ait ofislerde bir araya gelmeye başladılar. Bu görüşmelerin akabinde, her iki ülke temsilcileri Seul ve Pyongyang’ta bir araya gelmek ve görüşmeler yapmak üzere anlaşıyordu. İki taraf da kendi çalışma ve görüşme takvimlerini oluşturdu ve Ekim 1971’de birbirlerine bildirdiler. Görüşmelerin başlamasından sonra, Kuzey Kore tarafı, Güney’e duyurdukları çalışma takvimlerinin dışına çıkarak, esas görüşme konularını politik sorunlara odaklamaya başladı. Özellikle üzerinde durdukları sorun, Güney’in Antikomünist Kanunları ve Milli Güvenlik Kanunu ile ilgiliydi. Ancak her türlü ayak direme ve çalışma takvimlerinin dışına çıkma gibi sorunlar yaşansa da iki Kore arasında gerçekleştirilen bu görüşmeler, savaştan sonra her iki tarafın da birbirlerini siyasi ve idari bakımdan yakından tanıma ve anlama konusunda atılan ilk adım olması sebebiyle çok büyük bir öneme sahipti.  Güney ile Kuzey arasındaki diyalogun başladığı bu sıralarda Güney hükümeti, Merkezi Haber Alma Teşkilatı Başkanı Lee Hoo-rak’ı Kuzey’e göndererek Kim İl Sung ile buluşmasını sağlamıştır. Takiben, 4 Temmuz 1972 yılındaki Kuzey Kore-Güney Kore Ortak Deklarasyonu’nun ardından Kuzey ile Güney arasında ilk görüşme kapısı açılmış oldu. 7 maddeden oluşan bu deklarasyon Seul ile Pyongyang’da aynı anda yayınlanmıştır. 4 Temmuz Güney-Kuzey Kore Ortak Deklarasyonunun önemli noktaları aşağıdaki gibidir:

  1. Birleşme, dış güçlerin müdahalesi olmaksızın, bağımsız olarak halledilecektir. Birleşme, silahlı güçlere bağlı olmadan barışçıl yöntemlerle gerçekleştirilecektir. Fikir ve ideoloji ile kurumsal farklılıkları gözetilmeksizin milli birlik fikri desteklenecektir.
  2. Her iki taraf, gerilimi azaltma ve silahlanmanın teşvikini durdurma konularında anlaşmışlardır.
  3. Güney ve Kuzey arasında değişik konularda değişim gerçekleştirilecektir.
  4. Kızıl Haç Toplantısı aktif olarak düzenlenecektir.
  5. Seul ile Pyongyang arasında direkt telefon tesis edilecektir.
  6. Güney-Kuzey Koordinasyon Komitesi kurulacaktır.
  7. Üzerinde anlaşmaya varılan konuların dürüstçe yerine getirileceğine dair söz verilmiştir.[8]

Güney ve Kuzey arasındaki barış görüşmelerinin ilk adımı olan bu ortak deklarasyon üst düzey temsilcilerin ilk defa bir masa etrafında toplanması açısından da tarihi öneme sahiptir. Ancak bir yanda bunlar gerçekleşirken diğer yanda Güney Kore’de 1972 Ekim’de Ekim Canlanma Reformları uygulamaya konuluyor ve bu antikomünist hareketleri güçlendiriyor. Kuzey Kore’deyse yarımadadaki meşruiyetlerini tekrar onaylamak adına yeni bir Sosyalist Anayasa’yı yürürlüğe koyuyorlar. 30 Kasım’da ” Kuzey- Güney Koordinasyon Komitesinin Kurulması ile İdaresi Anlaşması” imzalanıyor ve görüşmeler kullanılmak üzere ilk telefon hattı geçici olarak yapılıyor. Bütün bu gelişmelere rağmen Kuzey’in konuları sürekli siyasi meselelere çekmesi nedeniyle anlaşmazlıklar çözümlenememiş ve 1973 Temmuz’unda Pyongyang’daki görüşmede Kuzey, bir sonraki görüşmenin olmayacağını açıklamıştır.

1980’de Kuzey Kore önemli bir yaklaşım sergilemiş ve Kim İl Sung’un tarihi önerisi ortaya sunulmuştur. Öneri iki Kore’nin de tek çatı altında Koryo[9] Demokratik Konfederasyon Cumhuriyeti olarak birleşmesiydi. İki sistemli bir millet ve iki hükümetli bir devlet olan bu önerinin amacı Güney’i Kuzey’in sistemine entegre edebilmektir. Aslında bu önerinin ilk adımı 1973’te ”5 Maddeli Program” ın 4. maddesinde iki ülke arasında bir konfederasyon kurulmalı denilerek yapılmıştır. 5. maddesinde de bu konfederasyonla BM’ye tek birleşik bir Kore devleti olarak girmek amaçlandığı belirtilmiştir. Ancak Güney, bunu uygun bulmayarak aynı yıl ”7 Maddeli Bildiri” yayınlayarak BM gibi uluslararası örgütlere ayrı devletler olarak girme taraftarı olduklarını beyan etmiştir. Kuzey Kore bunu kabul etmemiştir. Kuzey’in ortaya koyduğu öneri 1991’de imzalanan Uzlaşma, Saldırmazlık ve İş birliği ile Karşılıklı Değişim Antlaşması’yla ilk kez resmen kabul ediliyor. Temel Anlaşma olarak da adlandırılan bu anlaşmadan anlaşılabildiği üzere Kuzey’in desteğe ihtiyacı olduğunda Güney politik yumuşama sergileyip, iş birliği ve uzlaşma yanlısı tavır takınabiliyordu. Bu dönemde yıkılan SSCB ile çok büyük bir desteğini kaybeden Kuzey Kore dışlanmış ve dış dünyada yalnız kalmıştır. Aynı zamanda bu dönemde Güney Kore’de başa gelen Kim Dae Jung’ın (1998-2003) izlediği ”Günışığı Politikası”[10] ilişkileri tarihin en iyimser noktasına getirmiştir. Ekonomik desteğe ihtiyaç duydukları 2000 yılının Haziran ayında Kuzey Kore Başkanı Kim Jong İl, Güney Kore Başkanı Kim Dae Jung’u ülkesine davet ediyor. Bu görüşmede yine bir ortak deklarasyon yayınlanıyor. Yapılan ilk en üst düzey zirve olması nedeniyle tarihi bir öneme sahiptir. Bu deklarasyon Kuzey- Güney arasında imzalanan ilk en üst düzey anlaşmadır ve birleşmenin Kore halkının kendi iradesiyle ve bağımsız bir biçimde olması konularını kapsamaktadır. Bu deklarasyonla, insani sorunlarda aranan çözümler daha genişletildi ve ayrı ailelerin birbirlerini kısa süreli ziyaretle geçici olarak birleştirilmesi karara bağlanmıştır. Karşılıklı güven temini içinse ekonomik iş birliklerine hız verilmesi ve kültür, spor gibi konularda değişim ve iş birliği kararları da alındı. Seul- Shinuiju Nehri tren yolunun tekrar açılması, İmjin Nehri taşkınlarıyla mücadele için yardımlaşma ve Kim Jong İl’in de Seul’u ziyaret etmesi gibi konularda anlaşılmıştır. İnsani ve destek içerikli konuların bir kısmı da hayata geçirilmiştir. Ardından gelen Roh Moo Hyun (2003-2008) da benzer politikalar izlemiş ve bu yüzden muhafazakâr kesim tarafından yumuşama nedeniyle Kuzey’in nükleer güce ulaştığı konusunda eleştirilmiştir. Onun ardından gelen Lee Myun Bak (2008-2013), ‘Küresel Kore” anlayışıyla yola çıkarak Güney Kore’nin bölgesel ve küresel rolünü yeniden tanımlamıştır. Kuzey Doğu Asya’daki büyük güçlerin gölgesinden rolü ve ”Yeni Asya Girişimi” ile bunu gerçekleştirme yolunda gitmiştir. Bu dönemlerde Kore’nin küresel anlamda yumuşak güç kullanımına gittiğini dizi ve müzik sisteminin yayılışından görebiliyoruz.

Güney Kore- ABD yakınlaşması gözlemlenen dönemde Kuzey Kore’nin 2009’da yaptığı balistik füze denemesi iki ülke arasındaki ilişkileri soğutmuştur. Ayrıca Kuzey Kore Ocak 2009’da Güney Kore’yle olan bütün askeri ve politik anlaşmalarını feshetmiştir. Çünkü yaşanan olumlu gelişmelerin yanında küçük çaplı çatışmalar yıllardır gerçekleşmekteydi. Örneğin 2008 Mart- Nisan aylarında, Kuzey Kore ortak sanayi tesisinden Güney Koreli yöneticiler atılmış ve Kuzey uzun ve orta menzilli füzeler denemiştir. Ardından Güney Kore’nin Kuzey karasularına bir savaş gemisi göndermesi ilişkilerin gerilmesine neden olmuştur. İki Kore arasındaki ilişkilerin normal düzeye gelmesindeki engeller Kuzey Kore’nin nükleer faaliyetleri ve uzun menzilli füze programı olmakla birlikte Sarı Deniz (Çin Denizi)’ndeki sınır anlaşmazlığıdır. Kuzey Kore 2006, 2009, 2013’te üç adet nükleer deneme gerçekleştirmiştir. Bugün de hala bu konuda ısrarcı bir şekilde devam etmesi bölgedeki gerginliğin artmasına neden olmaktadır. Bunun yanında Kuzey Kore, Güney Kore’ye ait olan Yeonpeong Adaları üzerinde hak iddia etmektedir. 22 Aralık 2009’da kendisinin çizmiş olduğu Askeri Ayrım Hattı’nın Kuzey tarafında kalan suları barış zamanı atış sahası olarak ilan etmiş ve Kuzey Sınır Hattı’nı tanımadığını duyurmuştur. 26 Mart 2010’da Sarı Deniz’de devriye görevindeki Güney Kore’ye ait Cheonan isimli korvet tipi savaş gemisinin, Kuzey Kore deniz altısından ateşlenen torpidoyla patlatması ve akabinde 46 denizcinin ölmesi iki ülke arasındaki ilişkilerin gerginleşmesin neden oldu. Ardından 23 Kasım 2010’da Kuzey Kore topçularının Yeonpyeong adasına topçu ateşine başlaması sonrasında yaşananlar iki ülkeyi savaşın eşiğine kadar getirmiştir. Bu olayların yaşanmasının bir nedenini Kim Jong’un oğlunun ordu içindeki itibarını arttırma çalışması olarak alan değerlendirmeler mevcuttur. Bu sıcak yükseliş özellikle Çin ve ABD gibi güçlerin araya girmesiyle yatıştırılmıştır.

Güney ile Kuzey arasındaki deniz ihlalleri sıkıntısı aslında daha da geçmişe dayanmakla birlikte yakın tarihte de sorunlar yaratmıştır. Kuzey Kore o dönemde kendisini koruyacak deniz kuvvetine sahip olmadığından, kuzeye yönelik tacizleri önlemek amacıyla Batı Denizi’nde bir deniz sınırının belirlenmesi zarureti doğmuştur. ABD liderliğindeki BM Kuvveti (United Nations Command- UNC), Kuzey Kore ile anlaşma sağlanamaması üzerine 30 Ağustos 1953’de tek taraflı olarak Kuzey Sınır Çizgisi (Northern Limit Line- NLL)’ni tesis etmiştir. Kuzey Sınır Çizgisi (NLL), esas itibarıyla iki ülkeyi birbirinden ayıran sınır çizgisi olan Askeri Sınır Çizgisi (Military Demarcation Line- MDL)’nin denize doğru uzantısıdır. [6] Kuzey Kore kontrolünde bulunan Ongjin Yarımadası’yla Güney Kore’nin egemenliğine bırakılmış olan beş ada (Baekryeong, Daecheong, Socheong, Yeonpyeong ve Woo) arasında kalan deniz alanının orta hattından geçerek Kuzey’in denize çıkışını kapatmaktadır. Her iki ülke arasında 1953’de imzalanmış olan Ateşkes Antlaşması’nda bu hatta bilhassa yer verilmemiştir. Sınır, güneyden kuzeye olası tecavüzleri önlemek maksadıyla çizilmiş olsa da zamanla Kuzey Kore gemilerinin güneye doğru seyrini kısıtlamak maksadıyla kullanılan bir hat olarak görülmeye başlanmıştır. Kuzey Kore’nin uzun bir süre Kuzey Sınır Çizgisi (NLL)’ne ses çıkarmaması üzerine, BM Kuvveti Komutanlığı konseptin Pyongyang yönetimi tarafından kabul gördüğünü değerlendirmiştir. Aralık 1973’e gelindiğinde Kuzey Kore, Kuzey Sınır Çizgisi (NLL)’ne itiraz etmiş, hattın güneyinde kalan, Güney Kore’nin egemenliğinde bulunan toplam beş adayı da kapsayan bir sınır çizgisi ile Kuzey Kore karasularını belirlediğini, ayrıca deniz sınırını geçecek olan Güney Kore gemilerinin Kuzey Kore’den onay alması gerektiğini ilan etmiştir.2 Ekim 1999’da Kuzey Kore tek taraflı olarak Sarı Deniz’de egemenlik alanı olarak belirlediği beş adayı da içine alan Askeri Sınır Çizgisi (Inter-Korean MDL) tesis etmiştir. Ayrıca Kuzey Kore adalardan ya da adalara doğru seyreden gemilerin, tesis edilen rota bacaklarını kullanmaları kaydıyla geçişine müsaade edileceğine ilişkin garanti veren altı maddelik bir statü ilan etmiştir. Güney Kore hükümeti ve BM Kuvveti; Kuzey Sınır Çizgisi (NLL)’nin de facto olarak mevcut olduğunu, Birleşik Askeri Konsey (ateşkes antlaşması ile vücut bulmuştur) tarafından yeni bir deniz sınır çizgisi tesis edilmedikçe, mevcut deniz sınır hattının geçerli olduğunu savunmaktadır.[11] İki taraf arasında Sarı Deniz’de yaşanan sıcak gelişmelerin temel nedeni bu anlaşmazlığa dayanmaktadır. 25 Şubat 2014 yılında yaşanan sınır ihlalleri nedeniyle çıkan çatışmalar bölgedeki barış ve istikrar arayışını olumsuz şekilde etkilemektedir. Mart 2014’te orta menzilli iki balistik füzeyi Japonya yönünde fırlatması ve ardından Kuzey ihtilafıyla yedi ayrı bölgeye yapılan top atışına, Güney kendi karasularında yapıldığını gerekçe göstererek karşılık vermiştir. Ardından ABD ve Güney Kore ordusu ortak bir tatbikat yapmışlardır. Buna karşılık olarak Kuzey Kore ABD’nin Japonya’daki üslerini vurma tehdidinde bulunmuştur. Bunun yanında kara sınırında da zaman zaman çatışmaların yaşanması devletler arası gerilimi arttırmaktadır. Ağustos 2015’te sınır bölgesinde iki Güneyli askerin patlama sonucu ağır yaralanması sorumlusu olarak Kuzey Kore gösterilmiş, Güney Kore 11 yıl sonra sınır bölgesinde Pyongyang karşıtı propaganda yayını yapmaya başlamıştır. Kuzey Kore yayının 48 saat içinde sonlandırılmaması halinde hava saldırısı yapılacağı uyarısında bulunarak bölgedeki tansiyon tekrar yükselmiştir. Panmunjom bölgesinde başlatılan karşılıklı görüşmeler sonucu uzlaşma kararı alınmıştır. İki düşman kardeş ülke arasındaki ilişkisi görüldüğü üzere dalgalı seyreden bir yolda ilerlemektedir.

 

SONUÇ

Yıllar süren sömürge olma durumu ardından gelen bölünme ve iç savaş sonrası ”düşman” olma durumu Kore Yarımadası’nda yaşanan trajik olaylar dizini bize tarihin gülmediği yüzünü göstermektedir. Şanlı zaferler, kazanılan topraklar elde edilen başarılar ardında sıradan insanların ailelerin arkadaşların bir milletin acı dolu kopuşu, kopmak zorunda kalışı burada bugün hala devam etmekte olan trajik bir süreçtir. Bir yanda birleşme için adım atarken, birleşmeyi tehlikeye sokacak nükleer çalışmalara inatla devam etmekte olan Kuzey Kore, diğer yanda kendi içinde birleşme konusunda iki cepheye bölünmüş, nükleer ve bölgesel tehditlere rağmen devamlılığını sürdürebilme çabasındaki Güney Kore. Bölgeye etkisi olan diğer bölgesel ve küresel güçlere baktığımızda birleşme ve barış meselesinin her biri için ayrı anlamlar ifade ettiğini görmekteyiz. Örneğin Japonya için birleşik bir Kore, bölgedeki ABD varlığını sona erdirdiğinden kendisini buna karşı savunmasız bırakacaktır. Öteki tarafta Çin, Rusya ile birlikte Kuzey Kore’yi bölgedeki ABD varlığıyla kendileri arasında bir tampon bölge olarak görmekte ve bu nedenle birleşen Kore’nin ABD güdümünde olmasını rakip olduğu gücün sınırlarına kadar dayanması olarak değerlendirmektedir. ABD içinse durum daha büyük bir önem arz etmektedir. Şöyle ki, bölgede nükleer bir tehdit olarak var olan bir Kore Devleti’nin bulunması ABD’nin bölgedeki askeri varlığını, bölgede bulunan diğer devletlerin savunulmak durumunda kalması nedeniyle meşru hale getirmektedir. Birleşik bir Kore Devleti onun buradaki meşru askeri ve küresel varlığının meşruiyetinin tehlikeye girmesi anlamına gelecektir.

Aslında Kore Yarımadasındaki bugün de devam eden bu ayrışma durumu görüldüğü üzere büyük güçlerin de aslında onayladıkları ve değişmesini pek arzulamadıkları bir durum olarak değerlendirilebilir. Buradaki statükonun bozulmasının nasıl bir sonuç doğuracağını kestirememeleri, bilinen şeytanın bilinmeyen şeytana tercih edilmesi sonucunu doğurmuştur.

 

KAYNAKÇA

http://www.turksam.org/tr/makale-detay/223-abd-kuzey-kore-nukleer-muzakereleri-ikinci-gununde

Gökmen M. Ertan, Amerikan Resmi Arşiv Belgelerine göre Kore’nin Kurulma Çalışmaları, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 5 Sayı 2, 2014.

Karaca Kutay, Çin – ABD Ekseninde Kuzey Kore Nükleer Krizine Bakış, Jeopolitik Stratejik Araştırmalar Dergisi, Sayı 11, 2004.

Hüseyinoğlu Aslı, Doğu Asya Ülkelerinin Sanayileşme ve Kalkınma Deneyimleri: Güney Kore Örneği, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Sayı 11, 2007.

Gökmen M. Ertan, G.Kore – K.Kore Görüşmelerinin Tarihsel Gelişimi: 1970 – 2000 Arası, Ankara Üniversitesi Dil Tarih – Coğrafya Fakültesi Dergisi,2006.

Tarakcıoğlu Babadoğan Gülay, Güney Kore Cumhuriyeti 2011 Ülke Raporu, Mayıs 2011, Ankara.

Güney Kore Dış Politika ve Güvenlik Stratejisi

Yavaş Ahmet, Kore Sorunu ve Uzak Doğu’da İstikrar Arayışı: Altılı Görüşmeler

Ayhan Kadir, Kore Yarımadası’nde Cesaret Oyunu, 2010.

Korean War (.pdf)

Kuzey Kore – ABD: ”Gerçek Tehdit Kim?”

Yılmaz Sait, Kuzey Kore Gerçekleri

Yılmaz Sait, Kuzey Kore ile Savaş ve Bölgesel Dengeler

http://politikaakademisi.org/2017/05/05/kuzey­kore­nukleer­programi­ve­2017­kuzey­kore­krizi/

Kibaroğlu, Mustafa, “Kuzey Kore’nin Nükleer Silah Programı: Sebepler ve Sonuçlar”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 1, Sayı 1 (Bahar 2004), s. 154-172.

Yılmaz Sait, Kuzey Kore’nin Geleceği

Öz Sumru, Küresel Rekabette Son Aşamaya Ulaşmak: Güney Kore, TÜSİAD-Sabancı Üniversitesi Rekabet Forumu, Kasım 2008.

Çeliker Cansu, Zamanın Geriye Aktığı Ülke: Kuzey Kore

http://www.21yyte.org/tr/arastirma/asya-pasifik-arastirmalari-merkezi/2014/04/08/7529/kore-yarimadasinin-dusman-kardesleri-kuzey-ve-guney

http://akademikperspektif.com/2014/04/08/kuzey-korenin-milli-guvenlik-paranoyasi-ve-nukleer-faaliyetleri/

http://akademikperspektif.com/2017/05/01/kuzey-kore-problemi/

[1] The Korean War

[2] http://www.celebialper.com/ulkeler/kuzey-kore/kuzey-kore-guney-kore-siniri.html

 

[3] Güney Kore Dış Politika ve Güvenlik Stratejisi

[4] Doğu Asya Ülkelerinin Sanayileşme ve Kalkınma Deneyimleri: Güney Kore Örneği

[5] Çin -ABD Ekseninde Kuzey Kore Nükleer Eksenine Bakış

[6] Kuzey Kore – ABD: ”Gerçek Tehdit Kim?”

[7] http://www.21yyte.org/tr/arastirma/asya-pasifik-arastirmalari-merkezi/2014/04/08/7529/kore-yarimadasinin-dusman-kardesleri-kuzey-ve-guney

[8]  G.Kore – K.Kore Görüşmelerinin Tarihsel Gelişimi: 1970 – 2000 Arası

[9] Koryo, 918-1392 yılları arasında hüküm süren tarihi bir Kore devletidir. Bu nedenle her iki Kore’nin de üzerinde kolaylıkla anlaşabileceği bir isim olma özelliğni taşır.

[10] Kim Dae-jung’un görevi boyunca en önemli mesaisi “Günışığı Politikası” olarak adlandırılan Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki yumuşama politikasını başlatmasıydı. Bu politika çerçevesinde 2000 yılının Haziran ayında Kuzey Kore lideri Kim Jong İl ile Pyongyang’da tarihi bir zirvede bir araya gelmiş ve yarım yüzyıldan fazla zamandır savaş halinde olan iki devlet arasındaki ilişkilerde tarihi bir dönüşüm yaratmıştı. Bu çabaları nedeniyle aynı yıl Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştür.

[11] http://www.21yyte.org/tr/arastirma/asya-pasifik-arastirmalari-merkezi/2014/04/08/7529/kore-yarimadasinin-dusman-kardesleri-kuzey-ve-guney

 

Yazar Hakkında

Yaren Hancı

TESAD Siyaset Masası Yardımcı Direktörü

İstanbul Üniversitesi 

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial