Kelebeğin Ömrü

Bir kelebek uçtu. Siyah ve kırmızı renklere sahip bir kelebek. Caddelerden, evlerden, denizlerin üzerinden geçti. Ne o insanları umursadı ne de insanlar onu. ”Bir günlük ömrü vardı sonuçta niçin umursasın ki” diye düşündü penceresinden onu izleyen yaşlı adam. O an kelebeğe karşı küçümseyici ve kıskançlıkla karışık bir his geçirdi içinden. ”Aptal hayvan. Yarın olmayacak.” diye söylendi. Sonra fazla sesli konuştuğunu düşünüp utançla odanın geri kalanına baktı. Fakat onu uyaracak veya ayıplayacak kimse yoktu. Güldü yaşlı adam önce. Sonra da seyrelmiş saçlarının arasından kafasını kaşımaya başladı. Bir müddet odayı inceledi. Köşede ki televizyona, yanında ki masaya, eskimiş tozlu sandalyesine… Her şeye baktı.

   30 senelik evi ona yabancılaşmıştı sanki. Ürperdi yaşlı adam. Tekrar bakındı etrafına telaşla. Bir şey arıyordu ama ne olduğunu bilmiyordu. Bakınırken kapının üstünde ki fotoğraf dikkatini çekti. Gözlerini ovuşturup baktı fotoğrafa. Sonra yürümeye başladı fotoğrafa doğru. Kafasını kaşıyordu yine dikkatlice bakarken o fotoğrafa. Karısının fotoğrafıydı bu. 6 ay önce ölen karısının. Kafasını kaşımaya devam ediyordu karanlık tozlu odasının içinde. Kafasını bir yere çevirme isteği geçti kafasından. Önce sağına baktı sonra soluna… Fakat sonra tekrar fotoğrafa baktı. Tam o anda gözlerinden yaşlar aktı. Yaşlılığın verdiği ağırlığa rağmen pencereye koştu hemen. Dışarıya bakındı. Sonra pencereyi açtı. Yüzüne bıçak gibi bir soğuk vurunca gözünden akan yaşlar iyice arttı. Kafasını dışarı uzattı. Sağa baktı, sola baktı, köşedeki bakkala baktı, mırıldayan kediye baktı, geçen arabalara baktı… Her şeye baktı yaşlı adam. Bakmak ile görmenin ikilemini yaşıyordu. Görmek istiyordu bakmaktan öte yaşlı adam, sadece görmek. Yarın ölecek kelebeği görmek.

   Düşünceli kafasında bir fikir cereyan etmişti çoktan. Karısının o kelebek olduğuna inanmıştı yaşlı adam. Şimdi ise kelebeği kaybettiği için kendisine kızıyordu. Döndü ve odada ki eski sandalyesine oturdu. Pencereyi ise kapatmamıştı. Üşüyordu yaşlı adam. Hatta titriyordu ama durumunu zerre önemsemiyordu. Dışarıdan gelen sesleri dinliyordu. Fakat hiçbir sesi seçemiyordu. Sanki her şey anlamını yitirmişti, buz gibi soğuğun işgal ettiği bu eski odada. Derin düşüncelere dalıyordu. Düşüncelerinin ortasında kafasının kaşıyordu. Ardından en son düşündüğünü hatırlamak istiyor ancak hiçbir şey bulamıyordu. Titremesi sürekli artıyor, kanı damarlarından çekiliyordu. Bu perişan halinde nedendir bilinmez pencereye bakmasına sebep olacak bir düşünce geçti içinden.

     Ömrünün son kuvveti ile kafasını kaldırdı adam ve pencereye baktı. Karısı oradaydı. Kalkıp sarılmak istedi. Ancak bunu yapacak gücü olmadığını biliyordu. Sonra inanmak istemedi. Gözlerini yavaşça kapayıp açtı. Fakat görüyordu işte karısını. Titreyen mosmor elleri ile karısına uzanmak istedi. Konuşmak istiyordu. Fakat yapamadı. Duyduğu tek ses çıkardığı hırıltılardı. Elleri ile karısına dokunmak için çabaladı son kez. Tam o anda, karısının onun çaresizliğini anlamışcasına ona doğru gülerek yaklaştığını gördü. O an öyle heyecanlanmıştı ki yaşlı adam, kalbinin derisini yırtıp vücudunu terk edeceğini düşündü. Belki bu düşüncedendir tüm gücünü tüketti. Artık zaman gelmişti. Anladı yaşlı adam. Önce titreyen elleri serbest kalıp yere düştü, sonra ellerini başı takip etti. Yaşlı adam boylu boyunca yerde uzanırken son nefesini sayıyordu ve gözleri kapanmadan karanlığa, gördü yaşlı adam pencere kenarında ki kelebeği ve güldü son kez. Kelebekten önce ölürken…

Yazar Hakkında

Hasan Ali Hamarat

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial