Kadınlara Siyasal Hak Verilmesi İçin Verilen Mücadeleler

1920 yılında yapılan seçimlerde, milyonlarca Amerikalı kadın tarihlerinde ilk defa oy kullanacaklardı. Kadınların bu hakkı elde etmeleri, aktivitelerin ve reformcuların yaklaşık yüz yıllık bir çabasını gerektirmişti. Tabi ki bu süreç hiç de kolay bir süreç değildi. Bu uğurda izleyecekleri stratejiler konusunda aralarında çıkan anlaşmazlıklar, bu aktivist grupları çoğu kez kopma noktasına bile getirmişti. Ancak, 26 Ağustos 1920’de, Anayasanın 19. maddesi nihayet yenilendi ve Amerikalı kadınlara ülkedeki tüm erkeklere verilen siyasal ve vatandaşlık hakları verilip eşit vatandaş olarak kabul edildiler.

Köleliğin Kaldırılması ve Kadınlara Oy Hakkı Verilmesi Taraftarları

Kadınlara siyasal hakların verilmesi için başlayan çalışmalar Amerikan sivil savaşından önceki dönemlere kadar gitmektedir. 1820’ler ve 1830’lar boyunca, birçok devlet statülerine ve refah seviyelerine bakmaksızın beyaz erkeklere siyasal haklar verilmiştir. Yine aynı dönemde Amerika genelinde birçok sivil toplum örgütü (reform grupları, kadınlara siyasal hakların verilmesini savunan gruplar, dini gruplar vs.) aktif rol oynamaya başlamışlardır. Birçok Amerikalı kadın yavaş yavaş tarihçilerin “Kadınlık Ekolü” adı verdikleri kavrama karşı direnmeye, tepki göstermeye başlamışlardı. Bu ekol genel hatları ile kadını; eşlerine itaatkâr, iyi bir anne ve dini bütün insan olarak tanımlamaktadır. Tüm bunlar, Amerika’da kadına karşı bakış açısının değişmesine ve yeni bir kadın imajı ortaya çıkmasına sebep olan nedenler arasında sayılabilir.

Biliyor musun?

1923 yılında, Ulusal Kadın Partisi, cinsiyet üzerinden yapılan tüm ayrımcılıkları ortadan kaldırmaya yönelik bir anayasa değişikliği teklif etmiştir. Ancak bu Eşit Haklar Düzenlemesi hiçbir zaman kabul edilmemiştir. 

1948’de, Elizabeth Cady Stanton ve Lucretia Mott tarafından davet edilen bir grup eşitlikçi kadın, New York’ta bir araya gelerek kadın haklarını görüştüler. Bu delegelerin çoğunluğunun katıldığı nokta şu idi: Amerikalı kadınlar bağımsız bireylerdir ve kendi siyasi kimliklerini oluşturma hakları vardır. Yayınladıkları bildiride ”bütün kadınlar ve erkekler eşit, özgürlük ve mutluluk gibi devredilemez haklara sahiptirler.” denmiştir. Bu bildiri, ortaya koyduğu birçok yeni fikir bir yana, şu anlama gelmektedir; kadınların da oy kullanmaya hakları vardır.

Siyahilerin Zamanı

1850’ler kadın hakları savunucularının güç kazandığı dönemlerdir. Ancak sivil savaşın patlak vermesi ile güç kaybettiler. Savaş biter bitmez, anayasanın 14. ve 15. maddelerine yapılan düzenlemeleri vatandaşlık ve siyasal haklar ile ilgili olarak benzer sorunlar ortaya çıkardı. (14. maddedeki düzenleme vatandaşları sadece erkek kavramı üzerinden ele almaktaydı. 15. madde ise siyahi erkeklere oy hakkı tanıyordu.) Bazı kadın hakları savunucular, Stanson ve B.Anthony gibi, bu dönemi bu durumu düzeltmek için bir şans olarak görmekte idiler. Bu sebepten 14. ve 15.maddeyi desteklemedikleri gibi, ırkçı güneyliler ile ittifak kurdular. 1869 yılında Ulusal Kadın Siyasal Hakları Derneği adı altında toplanarak mücadelelerini legal zemine taşıyan kadın hakları savunucuları, federal anayasaya ulusal kadın haklarının eklenmesi için mücadele başlattılar. Ancak bazı savunucular ise, ırkçılarla yapılan bu ittifakı eleştirip, siyahilere verilen oy hakkının tehlikeye atıldığını iddia ettiler. Eleştirilere rağmen, bu dernek geri adım atmadı ve kampanyasını tüm federe devletlere yayarak devam ettirmeye çalıştı.

Oy Hakkı için Geniş Kapsamlı Bir Kampanya

Kadın hakkı savunucuları arasındaki bu anlaşmazlık zaman içinde eridi ve gruplar 1890 yılında Ulusal Amerikan Kadın Siyasal Hakları Derneği adı altında bir çatı altına girdi. Elizabeth Cady Stanton derneğin ilk başkanı oldu. Ancak bu birleşme ile kampanyanın gidişatı değişti. Artık savunucular, kadınların erkekler ile eşit haklara ve sorumluluklara sahip olan vatandaşlar olduklarını savunmaktan vazgeçip, kadınların erkeklerden farklı olduğu için oy hakkına sahip olması gerektiğini savunmaya başladılar. Kadınlar sahip oldukları evcimenliklerini siyasi hayata yansıtıp ülke kalkınmasına katkıda bulunabilecekler anlayışı ön plana çıkmıştır. Tabi ki, bu düşünce birçok siyasi amaca da hizmet etti. Örneğin, bazı siyasiler, kadınların oy hakkına sahip olması için çabaladı zira bunun olması durumunda bu kesimin kendileri için mobilize olup oy vereceğini düşündüler. Bazı orta sınıf beyazlarda bu mücadeleye katıldılar zira beyaz kadınların oy kullanması beyazların üstünlüğünün ve dürüstlüğünün devam etmesi anlamına gelmekteydi.

Nihayetinde Kazanılan Siyasi Haklar

1910 yılından itibaren, batıda ki bazı federe devletler kadınlara oy kullanma hakkı vermeye başladı. (Idaho ve Utah 19.yy sonlarında bu hakkı tanıdılar.) Ancak, daha yerleşik olan bazı güney ve doğu devletleri bunu kabul etmeyerek direndiler. 1916 yılında, NAWSA başkanı Carrie Chapman Catt “Kazanma Planı” adını verdiği bir plan ortaya kodu. Bu plan bütün yerel organizasyonları ve mümkün olan devletleri mobilize edip seçme ve seçilme hakkının kadınlara verilmesi için son bir mücadele planıdır. Birinci Dünya Savaşı bu mücadeleyi biraz yavaşlatmış olsa da, kadın dernekleri savaşı kendi amaçları için kullanmayı bildiler. Savaş sırasında kendilerinin en az erkekler kadar vatansever olduğunu iddia edip eşit vatandaşlık hakkı istediler ve 1920’de nihayet hedeflerine ulaşıp Anayasanın 19. maddesinde yapılan düzenleme ile bu amaçlarına ulaştılar.

Kaynak: http://www.history.com/topics/womens­history/the­fight­for­womens­suffrage

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial