İngiliz Hegemonyası’na Duyulan Özlem: Brexit !

İngiltere, Büyük Britanya, Birleşik Krallık gibi kavramların hangi sınırları kapsadığını bilinmezken birçok siyasi ve ekonomik yorum doğdu İngiltere üzerinden. Tarihsel olarak İngiltere’nin nasıl bir yapısı olduğu hangi olaylara nasıl reaksiyon gösterdiği günümüzle bağdaştırılabilir olmalıydı. Akıllarda gezen sorular genelde, referandum neden oldu İngiliz sağ partileri ve İngiliz Halkı ne istiyordu, akıllarında ne vardı, referandum bir sistem rahatsızlığı mıydı, gibi sorular bulunmakta ? Geçmişinde 2 kez uzun bir süre hegemon olarak tarih sürecinde yer almış olan İngiltere 1945’ten bu yana hegemon statüsünden uzakta bir görünüm çizmekteydi. ABD ve Sovyetlerin hegemonya mücadelesinin Sovyetlerin dağılması ile son bulmasıyla ortaya çıkan mutlak ABD hegemonyası Avrupa Birliği ile dengelenmeyecekti. Avrupa Birliği’nin kökenleri ise daha eskiye dayanmaktaydı; fakat ben bu sürecin temelini 1815 dönemindeki Avrupa Ahengine benzetmekteyim. 1815-1945 arası nasıl bir dönem yaşandı İngiltere neyi özlüyordu ? İngiltere 1945’ten bu yana nelerden mahrumdu ?

1815 dönemi Napolyon’un Avrupa’yı kasıp kavurduğu ve bir Birleşik Avrupa hayaliyle Avrupa’nın yıkımına gittiği bir dönemdi. AB aslında günümüz ülkelerinin günümüz hayalleri olmaktan çok Napolyon’un bile hayaliydi. Napolyon hayalini gerçekleştiremese de kendisine ve yaydığı fikirlere karşı oluşturduğu blok Avrupa Birliği’nin siyasi temeli olarak görülebilecekti. Nasıl ki günümüz Avrupa Birliği’nde siyasi kararların altına ortak imza atılıyorsa ve bu karar alma süreci AB’yi oluşturuyorsa, Chaumont Anlaşması’da ilk Avrupa Ahengi’ni başlatacak etkiye sahip olacaktı. Hiçbir Avrupa devleti Napolyon mağlup edilene kadar kendi başına barış antlaşması imzalamayacaktı. Bu birlikteliğin oluşma sebebi sistemin Napolyon’un Fransa’sı tarafından tehdit edilmesiydi. Genel olarak istikrarsız olan Avrupa için Napolyon’un istikrarı tehdit dışında çok bir anlam ifade etmiyordu. Sistemin bir yere kayması gerekiyordu. Sistemi bir yere kaydıracak olan güç ise Avrupa Ahengi’nin ta kendisiydi 1856’ya kadar sürecek olan ilk Avrupa Ahengi aslında Avrupa’nın neye karşı nasıl birlik olacağının temellerini atmaktaydı. 2. Avrupa Ahengi de tam olarak aynı düzen üzerinden yürüyecekti. Fakat bu dönemde önemli olan asıl olay ise Pax Britannica’nın ortaya çıkışı ve tartışılmaz bir İngiliz deniz üstünlüğünün sistemin istikrarını koruyacak olmasıydı. İngiliz deniz üstünlüğü aslında sistemin düzenli hale gelmesi demekti. Sistemin hegemonu olan İngiltere 2. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar bu özelliğini koruyacaktı fakat savaş sonunda ise artık sistemin yeni hegemonu ABD ile tanışacaktı dünya. Sistemin ABD’ye doğru ilerlemesiyle birlikte ise geride kalmış bir İngiltere imajı doğacaktı. Avrupa Birliği’nin ilk kuruluş amacı bir ekonomik birlik niteliğinde olsa da daha sonrasında siyasi kararlara da imza atacaktı. Avrupa Birliği Napolyon’un hayalini kurduğu bir Avrupa’nın ilk aşamasıydı ve bu sistem dünyaya tek başına hegemon olabilir miydi ?

ABD ile ölçüldüğünde bu biraz zor görünmekteydi. Ekonomik kurumları kendi ideolojisi ve sistemiyle bir hegemon yapısı getiren ABD’nin karşısında bir birlik hegemon rakip olarak çıkabilirdi bu iyi bir fikir olmakla beraber yetersizdi savaşacak asıl bir hedefi soyut ya da somut azdı. Avrupa Birliği’nin çemberleri ve çemberin çekirdeğinde alınan kararlar dış çemberlerdeki ülkeleri zorlamaktaydı. Dolayısı ile birliğin tam bir bütünlük içinde hareket ettiği de tartışma konusuydu. İngiltere’nin Avrupa Birliği’ne dahil olduğunda bile Sterlin kullanmaktan vazgeçmemesi ve Schengen bölgesine dahil olmaması İngiltere için şaşılacak bir durum değildi ama Avrupa ne olursa olsun bu şekilde tam bir birlik olmayacaktı, İngiltere siyasi kararların altına imza atacaktı tıpkı Avrupa Ahengi’nde olduğu gibi. Kıta Avrupa’sının içine çok büyük kazanımlar alsa dahi girmeyen ve Avrupa’ya dışardan yani denizden hakim olmayı seçen İngiltere hep karmaşadan uzak durmayı yeğledi. Her büyük olayın ve sistem değişikliklerinin baş mimarı oldu. Avrupa Birliği ile İngiltere sadece siyasi bir çıkar mı güdüyordu? Avrupa Ahengi’nde olduğu gibi İngiltere kendi ekonomik durumunu ne kimseyle paylaşmak istiyordu ne de kimsenin ekonomi politikasını kendine uydurmak. Siyasi kararlarda beraber hareket etmek mantık çerçevesindeydi. Kimse birliğin kuralları dışında hareket edemezdi ve bu konumda birlik önleyici bir güç durumundaydı. İngiltere yine tam olarak Kıta Avrupa’sının içine girmekten kaçınıyordu. Schengen vize bölgesine girmemesi de Kıta Avrupa’sının İngiltere’ye girmemesine yönelikti. İngiltere birliğin alabileceği kendine göre yanlış kararlardan ekonomisi ve sınır politikasıyla korunabilirdi. Tarih Kıta Avrupası’nın dışında kalmasının doğru olduğunu İngiltere’ye hep göstermişti. Kıta Avrupası’nın dışında kalması İngiltere’nin olaylara müdahale edememesi ya da büyüklüğünü kaybetmesi ya da 3. dünya ülkesi muamelesi görmesi anlamına gelmez.

İngiltere geçen günlerde yaptığı referandum sonucu birlikten çıkma kararını aldı. Peki bunu sistem bakımından nasıl değerlendirmemiz gerekli? Sistem ABD hegemonyası öncülüğünde görünürde istikrarlı gitse de başta Rusya olmak üzere sistemin tehdit içerdiği bir gerçek. Avrupa Birliği ise bu büyük sistem içinde küçük bir sistem durumunda bulunmaktaydı. Avrupa Birliği’nden duyulan rahatsızlık sistemin tamamına etki edememekten duyulan rahatsızlık anlamını taşıyabilirdi ki taşımalıydı da. Ukrayna Krizi, Irak’ın ABD tarafından İşgali gibi konularda Avrupa Birliği’nin siyasi karar ve yapım mekanizmaları işlevsiz bir rol oynamıştı. İngiltere böyle durumlarda sessiz bir rol oynayacak kadar küçük değildi ve Irak’ın İşgali sırasında İngiltere AB karşı olmasına rağmen bu bölgeye asker gönderecekti. Küçük bir rol tarihsel olarak da yakışmıyordu İngiltere’ye. Son siyasi kriz olan Ukrayna Krizi’nde sistemin içindeki sistem olan Avrupa Birliği’nin yaptırımlarının hegemon güç olmayan Rusya’ya karşı bile etkisiz kalması sistemin siyasi mekanizmasının eksikliğini ortaya kouyordu. Peki sistem nasıl işlemeliydi ? Uluslararası sistemler, sistemi tehdit eden unsurlar olmadığı sürece istikrarlıydı. Avrupa Birliği’nden ayrılan İngiltere’nin sistemden hoşnut olmadığı da bir gerçek. En azından %51.9’luk kesim memnun değil bunun içine sağ partileri de yazmak da (UKIP) mümkün. İngiltere’nin birlikten ayrılışı İngiltere’nin uluslararası alanda yeteri kadar sözünün olmadığının hissedilmesiydi belki de. Avrupa Birliği’nin İngiltere’ye hizmet ettiğinin aksine İngiltere’nin mali kaynaklarıyla Avrupa Birliği’ne hizmet ettiği düşünülmekteydi. Avrupa Birliği’nden çıkmasıyla İngiltere bu mali yükü Almanya’nın üzerine yığmış olacak tabi. İngiltere günümüz sistemi içinde aktif olmak isterken aktifliğin boyutunun ölçüsüne de karar verememiş bulunmakta. Birlikten çıkmak bunun ilk adımı olsa da sistem ABD hegemonyasını tadıyor olsa da tek kutuplu düzenden bahsetmek söz konusu değil. İngiltere’nin yeni düzende kutup olarak yer edinmesi nelere bağlı peki ? Öncelikle bağlı olduğu ilk adım ekonomik bir stratejik plan, İngiltere Avrupa Birliği’nden ayrıldıktan sonra sadece hegemon güçlerle yarışmayacak Avrupa ile de yarışa girecek ve Avrupa İngiltere’yi cezalandırma gibi bir yol seçerse ki bu bana kalırsa büyük bir hata olur, kendi kızgınlığıyla birliğin dağılma sürecini hızlandırmış olur.

İngiltere’nin uluslararası sisteme belirli bir çerçevede dönebilmesi adına bu hamle mantıklı olmakla beraber birliğin en önemli üyesinin birliğe olan inancının kalmadığının da belirtisidir. Avrupa Fransa’ya, Almanya’ya, Portekiz’e ve İspanya’ya kaldı belki ama Avrupa İngiltere olmadan (ABD etkisinden bahsetmiyorum, Avrupa’yı Avrupa içinde değerlendiren yorumlara bir cevap niteliği taşıyan bir cümle kurduğumu belirtmem gerekir.) son 200 yıldır belini doğrultamıyor. İngiltere tarih boyunca uyguladığı politikaya tekrar mı dönüyor merak ediyorum, Kıta Avrupa’sının dışında Kıta Avrupası’na egemen olmak.

Avrupa Birliği’nden ayrılmaların bu kadar gündem olması sadece İngiltere’nin gündeme getirdiği bir şey değildi. Yunanistan Krizi’nin sonuçlanmasının uzun sürmesi Yunanistan’ı da ayırabilirdi. İngiltere’nin ayrılmasının hemen ardından Avrupa’yı bir referandum heyecanı ve korkusu sardı. Milliyetçiliğin yayılışındaki heyecan ve korkunun bir benzerini şimdi yine görüyoruz tek fark bu sefer daha temkinli olunması. Ulus devletlerin öldüğü yorumlarının iyice arttığı 21. yüzyılda birliğin İngiltere tarafından sarsılması ve Avrupa devletlerindeki siyasilerin ve halkların birliğe olan inancını yitirdiklerini dile getirmeleri ve iktidarlar tarafından bunun duyulmaması Avrupa’yı çok farklı bir yıkımın içine götürebilir.

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkma ihtimaline karşı Obama’nın uyguladığı siyasette yeni rekabeti ve sistemin Avrupa tarafının bozulmaması yönünde. ABD’nin Avrupa Birliği ile olan ticaret anlaşmasının İngiltere’nin birlikten ayrılması durumunda tekrarlanmayacağı Obama tarafından söylenmişti. Şimdi ise Schultz Obama’nın bu sözünün arkasında durduğu belirten bir yorumda bulundu. Londra ile uzun bir süre ticaret anlaşmasının yapılmaması uyarısı İngiltere’yi ekonomik olarak da sarsmak ve birliğin önüne geçmesine izin vermemek olabilir. ABD kendi sisteminin bir parçası olan Avrupa Birliği’nin dağılımını istemeyecek kadar stratejiye hakim. Ayrılma durumunda hegemonun elinde bulunan ceza mekanizmaları devreye girmek zorunda. Ekonomik yaptırım ise net bir şekilde siyasi ve toplumsal ceza anlamına gelmekte. Napolyon Fransası yenildiğinde 1. Paris Barışı’nda Fransız Halkının değil Napolyon’un cezalandırılması gerektiği savunan Talleyrand’ın aksine karşımızda halkıyla karar almış bir devletten söz etmekteyiz. Cezayı tüm halka vermesi gerektiğinin farkında olan bir Avrupa ve Hegemon da karşımızda bulunmakta. İngiltere’nin bu kadar çok gündemde olması ve sistemden duyduğu rahatsızlığın bu kadar tepki bulması büyük bir güç olarak sistem içinde yerini almasından kaynaklanmaktaydı. Güç geçişi kesinlikle olacaktı. Yunanistan sistemden ayrılsaydı İngiltere kadar ciddiye alınmayabilirdi hatta belki 1 hafta sonra önemini kaybedebilirdi. Küçük ve ekonomisi zayıf devletlerin uluslararası sistemdeki haykırışları da etkileri de her zaman çok büyük yankı yapmamakta.

Sistemin bozukluğu üzerinden bir sistem inşa etmek 1789 yılındakine benzeyecekti. Napolyon’un yaptığını anımsatacak bize. Sonrasında ortaya çıkan 19. yüzyılın kanlı diplomasisini anımsatacak. 19. yüzyılda dünya sistemini düzeltmek için bir yılını veren diplomatların (İngiliz Dışişleri Bakanı Robert Stewart Castlereagh ve Avusturya İmparatorluk Şansölyesi Fürst Von Metternich) yarattığı yıkımı düzeltmek Avrupa’ya tam bir yüzyıla mal olacaktı. Şimdi Avrupalı diplomatların her hamlesi Avrupa’ya kaç yıla mal olacak ?

Kaynakça

Armaoğlu, Fahir, 19. yüzyıl Siyasi Tarihi

Bridge, E.R and Bullen, Rodger, The Great Powers and The European States System

Cox, Robert, Hegemonya ve Gramsci, Uluslararası İlişkilerde Anahtar Metinler, uluslararası ilişkiler kütüphanesi yayınları, derleyen: Esra Diri,

Cox, Robert, Sosyal Kuvvetler, Devletler ve Dünya Düzenleri. Uluslarası İlişkilerde Anahtar Metinler, Uluslararası İlişkiler Kütüphanesi Yayınları, Derleyen: Esra Diri.

http://tr.euronews.com/2016/06/25/abd-ingiltere- siranin-en- sonuna-dustu/ Kissenger, Henry, Diplomasi

Lee, J. Stephen, Avrupa Tarihinden Kesitler 2. cilt

Modelski, George, Long Cycles in World Politics and Nation-State

Organski, The Power Transition

Samih Gülboy, Burak, Pax Britannica’dan Pax Americana’ya (Academia.edu.)

Samih Gülboy, Burak, Avrupa Ahengi’nin İşleyişi Çerçevesinde Macar Ayaklanması (Academia.edu.)

                         

 Yazar Hakkında

Atilla Arda Beşen
İstanbul Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial