Ana Sayfa / YAZILARIMIZ / Siyaset / İktidarın Kadınları

İktidarın Kadınları

Yazan: Ceren Ercan

Tarihte kadınların adını sıklıkla duyar mısınız? Pek tabii “hayır” diyeceksiniz. Ataerkil toplumlarda kadınların ön plana çıkması pek alışıldık bir şey değil, ama alışılmışın dışına çıkan da yok değil!

Bu yazıda; kahramanlıkları, başarıları, aşkları ya da fedakarlıklarıyla yaşadıkları dönemde fark yaratmış; kimi zaman iktidarın ortağı, kimi zaman da iktidarın ta kendisi olarak tarih kitaplarına adını yazdırmış bazı kadınların hayatlarından kesitler bulacaksınız. Keyifli okumalar…

1.Kleopatra

Zekası ve bilgeliği, güzelliğini gölgede bırakan destansı bir hükümdar: Kleopatra

Genç yaşta kardeşleriyle girdiği taht mücadelesini kazanarak Mısır’ın dizginlerini eline aldı. Yunan kökenli olmasına rağmen Mısır dinine yönelmesi ve halkın dilini konuşmasıyla Mısırlıların takdirini toplamıştı. 9 dili akıcı bir şekilde konuşabilmesi ve felsefe, matematik, coğrafya gibi bilimlerle ilgilenmesi onu kültürlü ve donanımlı bir lider yapıyordu.

İyi bir lider oluşunun dışında aşkları ve ihtiraslarıyla daha çok gündeme gelen bu kadın büyük aşklarından birini Roma Diktatörü Jül Sezar’la yaşamıştır: Kleopatra kardeşleriyle taht kavgaları yaşadığı dönemde, Sezar’ın desteğini almak istemektedir ve bu, kendini halıya sardırıp Sezar’ın önüne atmakla mümkün olur.

Kleopatra ve Sezar Mısır’la Roma’yı birleştirme planları içerisine girerler ve bu onları iyice birbirine yakınlaştırır. İlginç bir tanışmayla başlayan aşkları Sezar’ın Cumhuriyetçiler tarafından öldürülmesiyle son bulur. Çocukları Sezerian’ın doğumuyla Roma’ya yerleşen Kleopatra Sezar’ın ölümüyle İskenderiye’ye geri dönmüştür.

İskenderiye’ye dönüşünün ardından yeni bir aşka yelken açması çok uzun sürmez: Kleopatra ve Marcus Antonius -Roma tahtının yeni sahibi olmak için uğraşan komutan- arasındaki siyasi birliktelikle başlayan ilişki Tarsus’ta tutkulu bir aşka dönüşür. 7 yıl süren inişli çıkışlı birliktelikleri boyunca Roma tahtının tek varisi olan Octavius’a ve Mısır ile Roma İmparatorluğu için tehdit oluşturan Part İmparatorluğu’na karşı mücadele vermişlerdir. Her iki mücadelelerinde de başarısız olmuşlardır. Antonius, Octavius tarafından öldürülmüş; Kleopatra ise bir kobra yılanına kendini sokturarak intihar etmiştir.

2.Lady Godiva

11. yy’da Marsilya kralı Leofric’in uyguladığı ağır vergiler halkın belini bükmektedir. Kralın eşi Lady Godiva ise halkın sefalet içinde yaşamasından razı değildir. Vergileri hafifletmesi için kocasına sürekli baskı yapsa da kral oralı olmaz.

Yine bir gün Kraliçe vergilerin hafifletilmesi için kocasına ısrar ederken Kral alaylı bir şekilde, eğer soyunup sadece saçlarına sarınarak atıyla şehri dolaşırsa vergileri kaldıracağını söyler Lady Godiva’ya.

Kraliçe bu alaylı ifadenin karşılığını çok ağır verir: 1057’de bir sabah uzun saçlarıyla örttüğü çıplak bedeniyle at üstünde şehri dolaşır. Lady Godiva geçerken tüm halk evine çekilir ve perdelerini kapatır. Dikizci Tom olarak bilinen bir adamsa Kraliçe’ye bakmanın cezasını gözleriyle öder.

Lady Godiva istenileni yapmıştır ve bu  olay karşısında Kral sözünü yerine getirmek zorunda kalır. Bir süre sonra ise kahrından ölür.

Olay üzerine bir çok yorum getirilmiştir.  Lady Godiva’nın çıplaklığıyla ilgili yapılan yorumlardan birine göre Kraliçe gösterişli kıyafetlerinden ve mücevherlerinden soyunup sade bir kıyafetle yürümüştür. Yani çıplaklığı manevi boyuttadır.

Lady Godiva geçerken evlerine çekilen halk ile ilgili olarak yapılan bir yoruma göre halk Kraliçe’ye saygı duyduğundan, onu utandırmamak için evine girmiştir; bir başka yoruma göre ise korkusundan evine sığınmıştır.

Bu olayda göz önüne alınması gereken husus nasıl ve ne şekilde yaşandığı değil nasıl sonuçlandığıdır. Değersiz ve aciz görüldüğü bir dönemde bir kadın, cesaretiyle halkını zulümden kurtarmış ve bir efsane haline gelmiştir.

3.Hürrem Sultan

Osmanlı Devleti’ne en ihtişamlı dönemini yaşatan padişah Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın aşkı Osmanlı tarihinde çokça konuşulan konulardan biridir. Bu kadar konuşulmasının sebebi belki de Hürrem Sultan’ın Osmanlı’da birçok ilke imza atmasıdır.

Asıl adı Roxelena sanılan Hürrem zekası, güzelliği ve neşesiyle padişahın kalbini fethetmiştir. Gözde cariyelerden biri olduğu dönemde bir hayır işi yapmak için Sultan Süleyman’dan azat edilmeyi ister. Sonrasındaysa padişahın hür bir kadınla birlikteliği uygun olmadığı için Hürrem ve Sultan Süleyman nikah yoluyla evlenirler. Hürrem Sultan bu şekilde Haseki Mahidevran Sultan’ın bir adım önüne geçmeyi başarmıştır.

Osmanlı’daki ilk nikahlı eş olan Hürrem Sultan devlet işlerine dahil olmuş, diğer ülkelerle yazışmalar yürüterek Osmanlı diplomasisine destek olmuştur. Sultan Süleyman’ın seferde olduğu bir dönemde Lehistan kralıyla diplomatik yazışmalar yürütmüş ve Osmanlı saray kadınları arasında yine bir ilki gerçekleştirmiştir.

Bunun dışında Sultan Süleyman’ın yakın arkadaşı saydığı Sadrazam İbrahim Paşa’yı ve veliahttı Şehzade Mustafa’yı öldürtmesinde Hürrem Sultan’ın etkisi olduğu düşünülmektedir.

Hürrem Sultan Osmanlı’da kadınlar saltanatı dönemini başlatmış; Nurbanu Sultan, Safiye Sultan, Kösem Sultan gibi saray kadınlarının devlet işlerinde söz sahibi olmasının önünü açmıştır.

4. I.Elizabeth

Evlilikleriyle İngiltere tarihinde büyük sansasyon yaratmış olan Kral VIII. Henry ve Anne Boleyn’in tek çocuğu olarak 1558’da dünyaya gelmiştir. Doğduğunda teninin çok beyaz olması sebebiyle hayalet sanılmış ve  öldürülmek istenmiş; Anne Boleyn’in uğraşlarıyla idamdan kurtulmuştur.

Annesinin ölümünden sonra Elizabeth ve üvey ablası Mary gayrimeşru ilan edilip saraydan kovulurlar. Henry’nin altıncı ve son karısı Catherine Parr bu iki kıza acıyıp bakımını üstlenir ve onlara evini açar. Henry’nin ölümünden sonra Catherine, Thomas Seymour ile evlenir. Seymour, Elizabeth ile yakından ilgilenmektedir. Catherine’in ölümünden sonra bu ilişkinin ilerlemesi Seymour’un öldürülmesine sebep olur.

Henry’den sonra Elizabeth’in üvey kardeşi IV. Edward tahta çıkmış fakat iktidarı yalnızca altı yıl sürmüştür. Edward’ın ölümünden sonra Jane Grey tahta oturmuş fakat onun kraliçeliği de dokuz gün sürmüştür. Mary Stuart; Jane Grey’i, destekçisi olan Dudley ailesini ve Elizabeth’i kuleye kapatmıştır.

Tahta oturan Mary, Katolik inancını yeniden benimsetmeye çalışmış ve Protestanlara yaptığı işkenceler yüzünden adı Kanlı Mary’e çıkmıştır. İspanya Kralı II.Felipe ile yaptığı evlilikle de Katolikliğini pekiştirmiştir.

Mary bir süre sonra Elizabeth ve Dudleyleri affeder ve kuleden çıkartır. Elizabeth böylece tahta yaklaşmaya başlar. Mary’nin düşük yaptıktan sonra ölmesiyle de Elizabeth’in dönemi resmen başlamıştır.

Elizabeth öncelikle ülkenin dinini yeniden Protestanlığa yaklaştırır. Hükümdarlığı döneminde yaptığı zekice hamlelerle İngiltere’yi dünyanın önde gelen cazibe merkezlerinden biri haline getirir.

16. yy’da Avrupa’nın en güçlü devleti olan İspanya, Protestanlığın yayılmasını istememektedir. Bu sebeple II.Felipe, dönemin en iyi deniz filosu olan İspanyol Armadası’yla İngiltere seferine çıkar fakat Kraliçe Elizabeth’in liderlik ettiği İngiliz donanması İspanyolları beklenmedik bir şekilde yenilgiye uğratır. Bazı iddialara göre İngiltere, Osmanlı’dan aldığı destek sayesinde zafer kazanmıştır: ”İspanyol donanmasının 1588 yılında İngiltere’ye saldırdığı ve büyük bir yenilgiye uğradığı savaşta tek bir İngiliz gemisi batmadı. Trevor Philips konuşmasında ‘Bu büyük zaferde Müslüman Türkler’in Kraliçe’nin isteği üzerine İspanyolları haftalarca Akdeniz’de oyalamasının payı olduğunu artık biliyoruz’ dedi.” [1]

 Elizabeth, iktidarı boyunca evlenmesi konusunda baskılara maruz kalmış ancak buna şiddetle karşı çıkmıştır. Bu yüzden “Bakire Kraliçe” adıyla da bilinir. 1603 yılında, elinde aşk yaşadığı hizmetkarı Robert Dudley’in yazdığı bir mektupla öldüğü rivayet edilir.

5.Mümtaz Mahal

 

Asıl ismi Ercüment Banu Begüm olan Mümtaz Mahal, Babür İmparatoru Şah Cihan’ın üçüncü eşi fakat tek aşkıdır. Şah Cihan çok sevdiği eşini seferlere giderken bile yanından ayırmamış; isyanı bastırmak için gittikleri bir seferde ise Mümtaz Mahal 14. çocuğunu doğururken hayatını kaybetmiştir.

Şah Cihan, sevgilisinin anısına günümüzde dünyanın yedi harikasından biri sayılan Tac Mahal’i yaptırmıştır. Bu görkemli yapının mimarı Mimar Sinan’ın öğrencisi olan İsa Mehmet Çelebi’dir. “Şah Cihan daha önce ülkede sarı kum taşı tercih edilerek yapılan eserlerin aksine, Taç Mahal’in yapımı için tutkuyu sembolize eden beyaz mermer kullanmıştır. Ayrıca duvarlarında yüz binlerce akik, sedef, firuze taşı, 42 zümrüt, 142 yakut, 625 pırlanta ve 50 adet inci gömdürmüştür.” [2]

Tac Mahal’in tamamlanmasından bir süre sonra Şah Cihan, oğlu Evrengzib tarafından Agra Kulesi’ne hapsedilmiştir. Burada ömrünün son günlerini Tac Mahal’i izleyip Mümtaz Mahal’le yaşadığı günleri yad ederek geçirmiştir.

 

6. I.Victoria

İngiltere tarihindeki en etkili hükümdarlardan biridir. 1819 yılında Kent Dükü Edward Agustus ve Kent Düşesi Victoria’nın tek çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Babası ve amcasının erkek çocuğu olmadığından tahtın tek varisi olarak yetiştirilmiştir. Henüz bir yaşına gelmeden babasını kaybetmiş ve tahta amcası IV. William geçmiştir.

63 yıllık iktidarı, amcasının ölümüyle 18 yaşındayken başlamıştır. Genç ve tecrübesiz oluşu nedeniyle başbakan Melbourne’nin etkisinde kalmış, bu yüzden çokça eleştirilmiştir.

1840 yılına gelindiğinde birincil kuzeni Gotha ve Saxe-Coburg Prensi Albert ile evlenmiş; kocasına büyük bir aşkla bağlı olan Kraliçe siyasi olarak da ondan etkilenmiştir. Prens Albert, bir köy ziyareti sırasında yakalandığı hastalık yüzünden ölmüş ve bu Victoria’yı üç yıl sürecek bir yasa boğmuştur.

Kraliçe’yi bu yas döneminden çıkaran başbakan Benjamin Disraeli olur. Disraeli’nin tutucu yapısı Kraliçe ile uyum içinde çalışmasına olanak sağlamıştır. Onu “Hindistan İmparatoriçesi” ilan ederek Kraliçe’nin güvenini iyice kazanmış olur.

Kraliçe Victoria’nın Disraeli ile birlikte yönettiği İngiltere, tarihinin en parlak dönemini yaşamıştır. Endustri Devrimi’ni başlatan ülke olarak dünyanın 1/3’ne hükmetmiştir.

Kraliçe’nin dokuz çocuğundan sekizi diğer Avrupa hanedanlarıyla evlilikler yapmıştır. Günümüzde varlığını sürdüren Avrupa monarşilerinde Victoria’nın soyu hâlâ devam etmektedir.

7.Eleanor Roosevelt

 Eleanor zengin ve saygın bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Küçük yaşlarda aile fertlerinin ölümüyle yaşamı sarsılmıştı ve onu hayata döndüren İngiltere’de gittiği okulun müdiresi Marie Souvestre oldu.

1905 yılında 20 yaşındayken Franklin Roosevelt ile evlendi. Siyasette kendini geliştirdi ve kocasının başkan olmasında etkili rol oynadı.

Hayatını insan hakları mücadelesine adamıştı. First Lady olduğunda daha fazla insanın hayatına dokunma şansı elde etti. Konumunu hayır işleri ve insan hakları için en etkili şekilde kullandı.

Kocasının ölümünden sonra yeni başkan Harry Truman tarafından Birleşmiş Milletler genel kuruluna delege olarak atandı ve BM İnsan Hakları Komisyonu’nun ilk başkanı oldu. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin yazımında öncü isimlerin arasına girdi. Yaşamının sonuna kadar da insan hakları için çalışmaya devam etti.

8.Eva Braun

Hitler, liderlik ettiği dönemde Alman kadınlarının hayallerini süsleyen, yakışıklı olmamasına rağmen çekici bulunan bir erkekti. Bu sayede hayatına birçok kadın girmişti. Hayatına giren kadınlardan genç yaşta olmalarıyla dikkat çeken Maria Reiter (Mimi) ve Geli Raubal ile büyük aşk yaşadığı söylenebilir.

Hitler, liderliğinin hararetli dönemlerinde birlikte olduğu Eva Braun’u kamuoyundan gizlemiştir. Müzik, sinema ve edebiyatla ilgilenen Eva Braun siyasete uzaktır ve hatta Nazi Partisi üyesi bile değildir. Eva, Hitler için politikadan uzaklaşmak istediği zamanlarda sığındığı bir limandır. Hitler’in kendisini aldattığını duyduğunda intihara kalkışmış fakat aşkı gururuna galip gelmiş ve Hitler’in aldatmalarına göz yummuştur.

Ruslar Berlin’i işgal ederken sığınakta saklanan Hitler ve onunla birlikte ölüme yürüyen Eva evlenmiş, 30 Nisan 1945’te ise birlikte intihar etmişlerdir.

Çağımızın kötülük sembolü olan Hitler, iktidarı boyunca yaptığı savaş ve katliamlar sonucu milyonlarca insanın ölümüne sebep olduğu gibi, özel yaşamında birlikte olduğu kadınlara da bu kâbusu tattırmıştır. Hayatına giren yedi kadının yedisi de, bir veya birkaç kez intihar girişiminde bulunmuştur.” [3] Yedi kadından sadece ikisinin intiharı ölüme sebebiyet vermemiştir.

9.Eva Perón

Ülkesinde bir azize gibi görülmeye kadar uzanan bu kadının hikayesi Arjantin’de yaşadıkları küçük kasabadan Buenos Aires’a kaçmasıyla başlar. On beş yaşında tiyatroyla başladığı kariyerine radyo sunuculuğuyla devam eder ve ününü tüm şehre yayar.

Hayatının en önemli evresi, Çalışma Bakanlığı’nda görevli bir albay olan Juan Domingo Perón’la bir yardım kampanyasında tanışmasıyla başlar.  1944’de yapılan darbe sonucu girdiği cezaevinden çıkan Juan Perón Eva’ya evlenme teklifi eder ve Eva bu teklifi kabul eder.

Evliliklerinden kısa bir süre sonra Juan Perón başkan seçilir. Eva, Juan için artık ayrı bir önem kazanmıştır: Politikada kendini iyice geliştirmiş ve iyi bir konuşmacı olmuştur. Hitabet gücü öyle güçlüdür ki Eva’nın saygınlığı Juan’ı geçmiştir.

Eva bir süre sonra Eva Perón Derneği’ni kurarak dernek çatısı altında yardıma muhtaç insanlara el uzatmaya başlar. Sadece hayır işleriyle sınırlı kalmaz. Burada halkın sorunlarını dinler ve bunlara çözüm bulmaya çalışır. Halkıyla bu kadar iç içe geçen First Lady artık bir azize gibi görülmeye başlamıştır.

Eva gecesini gündüzünü dernekte geçirmekte ve bu yoğun çalışma temposu sağlığını olumsuz etkilemektedir. Günden güne zayıflayan Eva Perón’un bir konuşmasından sonra bayılmasıyla rahim kanseri olduğu anlaşılmıştır. 26 Temmuz 1956’da ise yaşama veda ederek Arjantin halkını hüzne boğmuştur.

Eva Perón’un yaşamı birçok filme, kitaba ve müzikale konu olmuştur. 1996 yılında Madonna’nın Evita filminin müzikleri için hazırladığı albümden Don’t Cry For Me Argentina adlı şarkıyı buraya tıklayarak dinleyebilirsiniz.

10.Süreyya Pehlevi

22 Haziran 1922’de İranlı diplomat bir baba ve Alman asıllı bir annenin son çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre ve Londra’da dil eğitimi almıştır.

Londra’da kaldığı günlerde, akrabaları aracılığıyla Şah Rıza Pehlevi’ye Süreyya’nın fotoğrafı gösterilir. Şah Rıza, onun güzelliğinden ve entelektüel yaşam biçiminden oldukça etkilenmiştir. Süreyya’ya saraydaki bir yemek için -yine akrabalar aracılığıyla- davet gönderir.

Saraya geldiğinde Süreyya da Şah’tan etkilenir ve Şah’ın o gece yaptığı evlenme teklifini kabul eder. 12 Şubat 1950’de, Süreyya tifoyu daha yeni atlatmışken sade sayılacak bir düğünle evlenirler.

Şah Rıza Pehlevi bir Atatürk hayranıdır. Menderes döneminde Süreyya ve Şah’ın yaptığı Türkiye ziyareti, ülkemizde büyük yankı uyandırmıştır. Hatta o dönemde Süreyya isminin yaygınlaştığı da söyleniyor.

Evliliklerinden yedi yıl sonra, Süreyya’nın veliaht doğuramaması sebebiyle Şah ve Şahbanu boşanmak zorunda kalır. Boşanmadan sonra Süreyya Paris’e yerleşir ve burada “Bir Kadının Üç Yüzü” adlı bir filmde başrol oynar. Filmin yönetmeni Franco ile birbirlerine aşık olur ve evlenirler. Fakat bu evlilik de Franco’nun bir uçak kazasında ölmesiyle son bulur.

Şah Rıza Pehlevi ise Süreyya’dan sonra  Farah Diba ile evlenir. Farah Diba ona bir erkek evlat verir ancak İslam Devrimi bu veliahdın tahta oturmasına mani olur.

[1]https://www.google.com.tr/amp/s/m.haberturk.com/dunya/haber-amp/37810-ingilizleri-cildirtan-iddia

[2] http://nermintaylan.blogspot.com.tr/2013/08/ercument-banu-begum-mumtaz-mahal-ve.html?m=1

[3]  Özcan ERDOĞAN, Çağımızın Kötülük Sembolü: Hitler, Özcan Erdoğan(haz.), Tarihi Liderler ve Aşkları(Gözden geçirilmiş üçüncü baskı), içinde, İkaros Yayınları, İstanbul 2015, s. 627

Kaynakça

Yazar Hakkında

Ceren Ercan

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir