İKİ DÜNYA SAVAŞI ARASINDA JAPON EKONOMİSİ

Birinci Dünya Savaşından önce sanayiini kurmayı başaran Japonya, Rusya’yı 1905’te mağlup ederek Batı karşısındaki gücünü göstermişti. Savaşın çıkmasından kısa bir süre sonra Almanya’nın Uzakdoğu ve Pasifik topraklarına yerleşerek siyasi ve askeri güvenliğini de sağladı. Savaş sonrası bozulan dünya ticareti sayesinde Asya pazarlarında en büyük oyuncu haline geldi. Tüm bunlar 1920’lerde kronikleşen finans krizlerini ve 1930’larda tüm dünyayı sarsan Büyük Buhranı yaşamalarına mani olmadı. Artan milliyetçilik ve militarizmle Asya ana kıtasında saldırganlaşan Japonya, maliye bakanı Takahashi’nin aldığı önlemlerle krizden diğer dünya ülkelerinden çok daha çabuk çıkmayı başardı.

Dünya Yeniden Şekilleniyor

Dünya tarihinin o güne dek gördüğü en kanlı savaş sona ermişti. Galipler ve mağluplar için yeni bir çağ başlıyordu. Ne var ki 19. Yüzyılın hâkim fikri olan serbest ticaret savaşın etkisiyle yerle bir olmuş ve uluslar içine kapanmış, kendi yağında kavrulmaya çabalıyordu. Artan hükümet borçları ve bozulan ekonomik denge yüzünden Asya’ya mal taşıyan batılı ülkeler pazarlarını yitirdi. Bu sırada yeni bir oyuncu sahneye çıktı. Teknolojide ilerleyen ve endüstrisini çeşitlendiren Japonya, Asya pazarlarına nüfuz etti.

İthalat ve ihracat üç kat arttı, çelik ve çimento üretimi ikiye katlandı. Kimya ve elektrik sanayi ilerledi. Japonya’nın denizlerde yüzdürdüğü gemiler 1914’te 85000 ton iken 1919’da 650000 ton oldu. 1930’a kadar imalat sanayi üretim veriminde Japonya tüm ulusları geride bıraktı. Bu tarihten sonra ise SSCB dışında hiçbir ülke 1930’lar boyunca Japonya ile rekabet edemedi.

Birinci Dünya Savaşı sonrası işgal ettiği Rus topraklarında barınma maliyeti yukarı çıktıkça bu toprakları bırakan Japonya 1920’lerde SSCB ile de temkinli bir yumuşama evresine girdi. Bu esnada parçalanmış Çin üzerinde çeşitli çıkar alanları elde etmeye çalışsa da bunda pek muvaffak olunamadı.

Mitsibushi Genel Merkezi

1920’ler: Kronik Krizler Çağı

Savaşın ardından gelen ekonomik büyüme uzun sürmedi. Japonya 1920’ler boyunca durgun piyasalar, oturmamış finansal sistem, düşük büyüme ve deflasyon yüzünden zor zamanlar geçirdi. Uzmanlar bu 10 yıllık istikrarsızlığı kronik depresyon olarak tanımlıyor.

1927’de Showa Krizi olarak bilinen finans krizi baş gösterdi. Finans Bakanının ülkenin önde gelen bankalarından Tokyo Watanabe Bank-in battığını açıklaması finans çevrelerinde büyük endişe yarattı.

Bu krizin yarattığı enkazı kaldırmak biraz zaman alsa da bundan ders çıkarmak Japonlar için zor olmadı. Krizi bir dizi reformlar izledi. Kamekichi Takahashi bankacılık sektöründe yapılan reformları şöyle izah ediyor :

“Hayal dahi edilemez büyüklükteki finansal panik bizi bir takım reformlara mecbur etti. İnsanlar istese de istemese de bunu yapmak zorundaydık. Yaşadığımız bu kriz, Büyük Buhran esnasında krizlere daha etkili tepki vermemizi sağladı.”

1920’lerde bankacılık krizleriyle uğraşan Japonya için yükselen bir diğer tehdit Batı’nın sahneye geri dönmesiydi. Hâlâ batıdan yüksek maliyetlerle ve geleneksel yollarla üretim yapan Japon endüstrisi rekabet karşısında zorlanıyordu. Çünkü Japon ekonomisi bir tür dev tröst olan Zaibatsuların elindeydi ve orta ve küçük boyutlu işletmeler hala geleneksel üretim yolları ve mamullerinin dışına çıkamamıştı. Değerli Yen de bu eksik rekabet ortamına eklenince Japonya ticaret açığı vermeye başladı.

1930’lara giden yolda pek çok Japon bürokrat ve asker bu sorunları aşmanın yolunu yeni topraklar edinmek ve hammaddeye daha kolay ulaşmak olduğunu düşünüyordu. Asya üzerindeki emellerine yüzyılın başında Batı tarafından set çekilen Japonya için 1930’lar yükselen militarizmin ve Asya anakarasına yayılmanın çağı olacaktı.

1930’lar: Takahashi Modeli

13 Aralık 1931’de eski maliye bakanı Takahashi beşinci kez bu görevi kabul etti. Daha sonraları Japonya’nın Keynes’i olarak anılacak Takahashi Büyük Buhranın etkilerini azaltmak için bir dizi önlemler aldı.

Bakanlık ofisindeki ilk gününde altın ambargosu emrini verdi. Ardından Yen %40 devalüe edildi. 1933’te Yen’in değeri sterlin ve dolar karşısında sabitlendi. 1920’lerde aşırı değerli yen yüzünden zarar gören ihracatçılar bu dönemde büyük kârlar elde etmeye başladılar. Açık veren ticaretten, ticaret fazlası veren ülkeye giden yol böylece açılmış oldu.

Ekonomik Büyüme ve Enflasyon (Tablo1)
Takahashi Sonrası
Kaynak: Ohkawa, Kazushi, Nobukiyo Takamatsu, and Yuzo Yamamoto (1974), Estimates of Long-Term Economic Statistics of Japan since 1868, 1, National Income

 

Büyük devlet yatırımlarını finanse etmenin yolu olaraksa vergileri artırmak değil devlet bonosu basmak seçildi. Faiz oranları düşürülerek bankalara daha fazla para akıtılmaya başlandı.

Bu sıradışı ekonomi yönetimi modeli 1935’e kadar kusursuz işlese de 1935’te artan kamu harcamaları enflasyon üzerindeki baskıyı artırdı. Üstelik değersiz yen yüzünden hızla artan hammadde ihtiyacı için aranan finansmanı bulmak güçleşiyordu. Takahashi çözümü bir takım harcamaları kısmakta buldu. Fakat bu kimilerinin hoşuna gitmeyecekti.

Japon, Mançurya ve Çin bayrağı taşıyan çocuklar : “Japonya, Mançurya ve Çin ile dünya sulh içinde yaşayacak.”

Mançurya’nın İşgali

Büyüyen ekonomi ve ona ayak uyduran ağır sanayinin ihtiyaçları Çin ve Malaya’dan gelen pik demir ve cevher ihtiyacını artırmıştı. Yerli kömür ve bakır stokları tükenmişti. Petrolde ise tamamen dışarı bağımlı bir ülkeydi. Tüm bu sorunlar “ekonomik güvenlik arayışını” kamçılıyordu.

Çin’in kuzeydoğusunda müstakil bir savaş lordluğu olarak yönetilen Mançurya yüzyılın başından beri Rus-Japon çekişmesine sahne olmuştu. Japonya için hayati öneme sahip hammaddeleri barındırması kadar stratejik konumuyla da Mançurya Japon Ordusunun milliyetçi subaylarının iştahlarını kabartıyordu.

1931’de Mukden Olayı olarak tarihe geçen bir dizi demiryolu bombardımanı ardından Japon Kwantung Ordusu Mançurya’yı işgale başladı. Kukla bir hükümet kuruldu ve son Çin imparatoru Pu-Yi Mançurya İmparatoru ilan edildi.

Kaynak: Milletler Cemiyeti World Economic Survey 1945

Bu tarihten sonra Manchuria Japon ekonomisi için üretimin merkezi haline geldi. Burada yapılan tarımsal üretim olmazsa artan Japon nüfusu beslemek mümkün olmayacaktı. Madenlere el konulması sayesinde Japon sanayiinde maliyetler düştü ve rekabet gücü arttı.

Yirmi seneyi aşkın süredir Japon İmparatorluğu’na bağlı olan Kore’deki yatırımlar yaklaşık elli beş milyon yen iken Mançurya’daki yatırımlar yüz otuz iki milyon yeni bulmuştu.(*) Japonya dışındaki yatırımların %40’ı Mançurya toprakları üzerindeydi.

Tüm bu sebeplerle Mançurya Japon İmparatorluğu’nun titizlikle koruması gereken bir askeri üs ve Japon halkının refah içinde yaşamasının, İmparatorluğun “ekonomik güvenliğinin” de kalesi gibiydi.

Mançurya’yı işgal eden ordu her yıl bütçeden daha büyük paylar almaya başladı. 1931’de bütçenin %31’i ordu için ayrlırken 1936-1937’de bu oran %47’e fırlamıştı.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi ordu için yapılan harcamalarla beraber diğer kamu harcamaları için de tahviller ihraç edildi ve bu enflasyon üzerinde baskı oluşturmaya başladı. Bakan Takahashi için tek çıkar yol ordu masraflarını azaltmaktan geçiyordu. Fakat subaylar böyle düşünmedi. Japonya’nın büyük bir ordusu vardı ve onu koruması gerekirdi.

Takahashi 1936’da suikaste uğradı. Böylece Takahashi dönemi de Japon ekonomisi ve siyasetinde sona eriyordu. Onun ölümünden bir yıl sonra bütçenin %70’i ordu için ayrılmaya başlandı. Bu kararda şüphesiz İkinci Sino Savaşının da büyük etkisi vardı.

Son Söz

Japonya, savaştan galip çıkmanın yanı sıra savaş sonrası çöken ticaret sayesinde de Asya pazarlarına nüfuz edebilmişti. Bu durum çok uzun sürmedi. On yılın sonunda eski oyuncular yerini aldı. Japonya ise bu on yılı kronik depresyonla geçirdi. Büyük Buhran ile ekonominin başına getirilen Takahashi alışılmadık metodlarla ekonomiyi krizden çıkardı. Mançurya harekâtları ile Japon endüstrisi nefes aldı.

Buna karşın askeri harcamaların artması kamu borçlarının yükselmesine ve enflasyonun artmasına sebep oldu. Takahashi Suikastinden sonra enflasyon bir önceki yıla göre yaklaşık %12 artmıştı. (Bkz Tablo1) Sanayi İmalat Üretimi de eski parlak günlerinden uzata kalmıştı.

Fakat artık bir yol ayrımına gelinmişti. Ya Japonya daha fazlasını alacaktı yahut Mançurya ile yetinecekti. Japonlar daha fazlası için çalıştılar ve İkinci Dünya Savaşına dâhil oldular. Bu kimlerine göre bir zorunluluk, kimilerince ise bir macera idi.

*Rakamlar 1948 yılında tesbit edilen Japon varlıklarına aittir.


 

Kaynakça

Daniel Yergin – Petrol

Milton Meyer – Japonya Tarihi

Paul Kennedy – Büyük Güçlerin Yükseliş ve Çöküşleri

Fahir Armaoğlu – 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi

Masato Shizume – The Japanese Economy during the Interwar Period:Instability in the Financial System and the Impact of the World Depression

Institute for Monetary and Economic Studies, Bank of Japan

Nakamura Takahasi – Depression, Recovery, and War, 1920–1945

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial