Günümüz Türkiye’sinde Milliyetçilik: Irk ve Din Üzerinden Bir Düşmanlık Öğretisi

Giriş

      Milliyetçilik kelimesinin anlam olarak doğuşu, kavranışı ve gelişimi ile ilgili birçok teori olsa da, günümüz saf milliyetçilikleri diye tabi edeceğimiz vatansever milliyetçilikler daha çok İlkçi ve Etno-Sembolcü yaklaşımlara yakınlığıyla göze çarpmaktadır. Modernleşmenin sonucu olarak milliyetçiliğin ortaya çıktığını savunan Gellner’in tutumuna ise günümüz milliyetçilerinin kimlikleri ve görüşleri uymamaktadır. Peki nedir bu milliyetçilik türleri ? Tüm yaklaşımları ayrıntılı bir şekilde açıklamak mümkün olmasa da genel hatlarıyla neleri savunduklarını söylemek açıklayıcı olacaktır.

Ernest Gellner
Doğum: 9 Aralık 1925, Paris, Fransa
Ölüm: 5 Kasım 1995, Prag, Çek Cumhuriyeti

    İlkçi yaklaşım; kendisini doğuştan gelen milliyetçilik olarak görmekle beraber kendisine ”natus”[1] anlamını vermektedir. Natus kelimesi, nature (doğa) ve nation (ulus)[2] kelimelerinden meydana gelmektedir. İnanılan ve doğmadan önce verilen kimliklerdir. Yani bir insan bu dünyaya geldiğinde Türk, Kürt, Fransız ya da İngiliz olacağı bellidir. Bilimsel bir yön taşımadığı açıktır. Fakat günümüz milliyetçiliklerini şekillendiren yaklaşımlar arasında yer almaktadır.

     Modernistler ise milliyetçiliğin tamamen ”yapma” bir kavram olduğunu ve Sanayi Devrimi sonrasında ortaya çıktığını savunmuşlardır ki Gellner bilimsel nitelikte birçok çalışma ortaya koymuştur. Tarım toplumu ve sanayi toplumu arasında yaptığı ayrım dikkate değerdir. Ayrıca Gellner’in ”Entropi” kavramı bizim milliyetçilik yorumlamalarımıza oldukça  yarar sağlayacaktır.

  Etno-Sembolcü yaklaşımda ise bu hislerin doğuştan gelmediği ama sonrasında kazanıldığını savunur; fakat kazanılma süreci sanayi devrimi kadar uzak bir süreçte olmamıştır. ”Belli ortak yaşanmışlıklar çok daha eskiye dayanmaktadır ve bu olaylar insanların içlerinde uyuyan milliyetçilik duygularını elbet bir gün uyandıracaktır.” diye bir yorum getirmektedirler. Armstrong ve Smith başlıca etno-sembolcü savunuculardandır.

    Peki günümüz milliyetçiliği hangi teoriler üzerinden şekillenmektedir? Özellikle Türk Milliyetçiliği neyi savunmaktadır ? Ne ile işbirliği yapmaktadır ? Soracağımız sorular bundan daha fazla olmakla beraber devamını  cevaplarla anlatmak yerinde olacaktır.

Günümüzde Milliyetçilik Algısı Üzerine

       21. Yüzyılda Türk Milliyetçiliğinin ana dinamiği Irk ve Din ortaklaşması üzerine kurulu olup, kültür biraz daha aşağı itilmiştir. Irk ve din ortaklaşması ise milliyetçilik doğuşunu ister insanlığın doğuşundan alın ister sanayi devriminden sonra alın her zaman tehlikeli bir silah olarak kullanılmıştır ve öyle de olmuştur. Irk ve din milliyetçiliklerinin ortak işbirliği ”Militan Milliyetçiliğe”[3] dönüşmeye eğilimli olmakla beraber çoğunlukla bunun örnekleri karşımıza çıkmaktadır. Çekik gözlü insanların Çinli zannedilip (Uygur Türklerine zulüm edilmesi olayı) dövülmesi, ”Kürt’lerden nefret ediyorum hepsi terörist” gibi söylemlerin artışı, Ermenilerden duyulan rahatsızlık (Hrant Dink Cinayeti) ve 100 yıl öncesinden daha büyük nefret birikimi tam olarak ırk ve din milliyetçiliklerinin militan milliyetçiliklere dönüşmesiyle alakalıdır. Hayes’in de dediği gibi; ”milliyetçiliğin zirvesi mili duygu ile dini duygu birbirine karıştığında olur.”[4]

      Burada milliyetçilik oluşumunda dinin nasıl kullanılıp şekillendirildiği de en önemli hususlardan biridir ki dinin kullanılmasını etik bir duygu olarak görmediğimi belirtmek yerinde olacaktır ki, toplumu kontrol altına almak isteyen her iktidar, dini bir birleştirici araç olarak kullanmış ve kullanacaktır. Machiavelli de 15.-16. yüzyıl zamanlarında kaleme aldığı Il Principe eserinde bunu açıkça ortaya atmış ve hükümdarın dini ustaca kullanması gerektiğini savunmuştur. İster inanıyor olsun ister inanmıyor olsun. Abbe Raynal ise dinin devlet tarafından kullanılması gerekliliğini çok net bir biçimde bize aktaracaktır: ”Devlet din için değil, din devlet için yaratılmıştır.” Milliyetçilik oluşumunda ana temalardan biri olan kahramanlığında bir dinsel boyutu olacaktır ki bu milli kahramanların aynı zamanda din kahramanları olarak anılacak olmasıdır.

     Son zamanlarda artan terör olayları ile beraber milliyetçilik söylemlerinin arttığını görmekteyiz. Hem siyasi kimlikler hem gençler hem yaşlılar, yani kısaca her kesimden insanın Türk Milliyetçiliği ile dolduğu konusunda gözle görülür yayınlar yapılmakta ve mesajlar paylaşılmaktadır. İlkçi yaklaşım dediğimiz teoriye daha çok oturan bir şey vardır ki o da bu milliyetçiliğin ırk düzeyinde olmasıdır. Bugün genel resme baktığımızda Türk’ün belli düşmanları vardır. İlkçi bir Türk Milliyetçisi’ne göre bunlar: Yunanlılar, Ermeniler, Kürtler. Bu nefret ise nesilden nesile daha da artmaktadır.

      Türkiye’de yaşanan terör olaylarıyla beraber ise bu ayrım hem Türk-Kürt düşmanlığına hem de İslam-Hristiyanlık düşmanlığına yol açmıştır. Bu tarz kavramların siyaset malzemesi ve ulus-devlet kimliğini, milli kimlikleri güçlendirmek için kullanılması ise Eric Hobsbawn’ın dediğine göre mümkündür. İcat edilen her milli gelenek bu duyguları arttıracak ve derinden besleyecektir.[5] Bunlarla alakalı birkaç örnek vermek yerinde olacaktır. İngilizlerin cenaze törenlerinin ihtişamını ve milli duygulara yönelik olmasını tam olarak bizim her patlamadan sonra ölen sivil-asker-polis farketmeksizin şehit dediğimiz ve şehitlik ile onurlandırmak isteğimizle çok benzer bir doğrultudadır. Şehitlik mertebesine ulaşmanın dinsel terminolojide çok daha farklı kriterleri vardır. Katliam olan her olayda ölene şehit demek milli duygunun arttırılması için seçilmiş olan nadide kelimelerden biridir ve milli kahramanların din kahramanlarına dönüştüğü ve harmanlamasının yapıldığı da bir gerçek.  Siyasiler ”Yüce Milletim” ”Yüce Türk Ulusu” gibi kelime gruplarını da kullanarak bu duyguları ortaya çıkarmak istemektedirler her kötü yaşanan olay sonrasında. Yüce milleti ve yüceliği belirleyen bir otorite dünya üzerinde olmamakla beraber, gelişmişlik milliyetçiliğe körü körüne inanmakla değil, aidiyet hissettiği topluluğa ve aynı zamanda dünyaya yararlı olarak yapılabilecek bir şeydir. Milliyetçilikten öte onu hazırlayan aidiyet duygusu esastır.

 Eric Hobsbawm
Doğum: 9 Haziran 1917, İskenderiye, Mısır
Ölüm: 1 Ekim 2012, Royal Free Hospital, Londra, Birleşik Krallık

        Türk milliyetçiliğinde durum 21. yüzyıl içinde daha düşmanca bir şekilde gelişerek gitmekle beraber, herhangi bir ırk ismi ya da din ismi ağza alındığında düşmanca kelimeler ve cümleler duymak mümkün halk içindeki milliyetçi kesimde, ABD emperyalist, Komünist dinsiz, Ermeni şerefsiz, Kürt terörist, Yunan hain, herkesin bir sıfatı mutlaka vardır. Ulus-devlet bir inşa sürecini bitirdikten sonra bir düşman-inşa sürecine girmektedir. Türk ulusunun düşmanlığı ırk ve din üzerinden gerçekleşmekle beraber her ırka ve dine karşı bir sıfat takılmaktadır. Yaklaşımını savunduğum Hayes’in sesine biraz kulak versek ki şu an bu koşullarda bu imkansız görünüyor. ”Din bir milliyetçilik ve milliyetçilik bir din” Türkiye için demek zor olmaz herhalde.

       Brass’ın seçkin milliyetçiliği dediği olay ise yine Türk Milliyetçiliğini etkisi altına alan önemli olaylardan biridir. Siyasilerin milliyetçi söylemleri, sanatçıların milli duyguları arttırıcı konuşmaları, yapılan Yenikapı mitingine 3 partinin gelmesinin yanı sıra birçok sanatçı ve oyuncunun gelip röportaj vermesi, ülke seçkinlerinin halk üzerindeki etkisinin kullanılması ve birlik duygusunun güçlendirilmesi anlamını taşımaktadır.

  Hecter’in sömürü milliyetçiliği ise yine Türk milliyetçiliğinin ana temalarından biridir 21. yüzyılda. Özellikle Kürtçe bölümlerin açılmasına yönelik yapılan ağır eleştiriler, kültür sömürüsü bağlamında değerlendirilebilmektedir. Tek ana dilli eğitimin olması milli birlik için Türkiye’nin bulunduğu bölge açısından önemli bir şey olup tek tipi oluşturmak açısından önem arz etmektedir; fakat diğer bir gözden bakınca ise kültür sömürüsü demek çok fazla abartılı olmayacaktır.

  Türk milliyetçiliğinin bir diğer aşaması ise entropi’ye[6] direncinin azalmasıdır. İktidar ve halk arasında ne dinsel ne de dilsel bir kopukluk bulunmaktadır. Hatta ve hatta tek tipleşme örneğiyle beraber dilsel zemin üzerine oturtulan bir yapı mevcuttur ki bu entropi’ye karşıt olan direnci kırmaktadır.

   Türkiye’de dikkat etmemiz gereken son özellik ise iktidarın modernist ilkeleri ustalıkla uygulayışı ama halkın ilkçi duygulardan besleniyor oluşudur. Burada derin bir dengesizlikten söz etmek mümkün olmakla beraber, yöneten yönetilen arasındaki yönetme duygusunun neye bağlı olduğunu da ortaya çıkarmaktadır. Duygu yönetimi buna vereceğimiz en kısa isim olacaktır.

Sonuç

        Türkiye’nin iç ve dış politikada milli birliğe ihtiyacı olduğu kanısı bu tarz söylemleri ve kökü sağlamlaştırma süreçlerini arttırırken, bir yandan da yaratılan düşmana olan nefreti inanılmaz boyutlara taşımaktadır. İnsan insanı ırk ve din yüzünden öldürmemeli, ya da dünya ırk, din harmanlaması üzerinden mi yönetilmeli ? Kimlik oluşumu için değerlerimiz çok daha farklı olabilir. Kimin nereye ait hissettiği esas duygu iken, ”nerede doğduysan oraya aitsindir.” fikri çok doğru olmasa gerek. Tevfik Fikret’in de dediği gibi ”Vatanım ruy-ü zemindir, milletim nev-i beşer.” Ölümün sadece ecelle geldiği bir yaşam mümkün.


Dipnotlar

[1] Doğuştan gelen (Latince)

[2] Tom Nairn, Milliyetçiliğin Yüzleri, Janus’a Yeni Bir Bakış

[3]Carlton Hayes Milliyetçilik Bir Din İz Yayıncılık

[4] Hayes a.g.e.

[5] Eric J. Hobsbawn & Terence Ranger Geleneğin İcadı Agora Yayınevi

[6] Daha ayrıntılı bilgi için bkz: Ernst Gellner, Uluslar ve Ulusçuluk, Entropi Bölümü
 

Kaynakça

Hayes, Carlton Milliyetçilik Bir Din, İz Yayıncılık

Hobsbawn Eric, Terence Ranger, Geleneğin İcadı, Agora Kitaplığı

Nairn Tom, Milliyetçiliğin  Yüzleri Janus’a Yeni Bir Bakış

Gellner Ernst, Uluslar ve Ulusçuluk, Hil Yayınları

Smith Anthony, Milliyetçilik (Kuram, İdeoloji, Tarih), Atıf Yayınları

Lahbabi, Milli Kültürler ve Medeniyet, Tur Yayınları

Anderson Benedict, Hayali Cemaatler, Metis Yayınları

Özkırımlı Umut, Milliyetçilik Kuramları, Doğu Batı Yayınları

Machiavelli Niccolo, Il Principe

Kaynakça Notu: Basın açıklamaları ve bu açıklamalarda bahsi geçen söylemler analiz edilmiş ve kaynakça olarak kullanılmıştır.

Yazarın notu: Milliyetçiliğin teorik olarak daha ayrıntılı yorumu ve sunumu bir başka yazı da ele alınacaktır.

Yazan Hakkında

Atilla Arda Beşen
İstanbul Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial