Gönüllü Kulluk Kavramı ve Fransız Devrimi

GÖNÜLLÜ KULLUK’TAN KURTULUNABİLİNİR Mİ?

 

    Giriş

Antik Yunan filozoflarından günümüze kadar olan dönemde ölçütler kıstasıyla devlet yönetim biçimleri yorumlanmıştır. Yaşanan dönemlerdeki siyasi ve toplumsal sorunlar düşünürlerin yapıtlarına yön veren temel unsurlardandır. Aristoteles devlet yönetim biçimlerini belirlerken yasa ölçütüyle iyi ve kötü ayrımı yapmıştır. Bu yazının konusunu oluşturan ve açıklamak istediğim La Boétie ise eserinde böyle bir ayrım yapmanın gerekli olmadığını en başında vurgulamıştır. Ama Söylev’in sonlarına doğru ise düşüncesindeki ölçütü belirlemiştir.

Reform döneminde yaşayan, hümanist bakış açısına sahip olan La Boétie Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’inde 16.yy Fransası’nın karışık siyasi yapısını ve insanların koşulsuz itaat etme arzusunun nedenini aramaktadır.

1-) 16.Yüzyıl Devlet Yapısındaki Tiranlık Algısı

yüzyıl devlet yönetimlerinin baskın olduğu ve halkın içinde bölünmeler yaşadığı bir dönemdir. Fransız monarşisinin çıkan ayaklanmaları sert bir şekilde bastırması ve halkın yeterli kalamadığı ortamda La Boétie eserini oluşturmuştur. Eserindeki savı ile yaşadığı dönemi ortaya koyan La Boétie, devlet ve devlet yapısını insanların özgürlüğünü bitiren sorun olarak görmüştür. Bu nedenle La Boétie devlet yönetim biçimlerini belirlemenin gerekli olmadığını belirtmiştir. Çünkü kurumsallaşmış siyasal yapı yani devlet oluştuktan sonra yönetim ister halk seçimiyle gerçekleşsin ister miras yoluyla değişsin sonucu hep aynıdır; yani ‘TİRANLIK’tır. Tiran halkın rızasıyla hegemonyasını oluşturur ve gücünü hem yardakçıları(yöneticileri) hem de uyguladıkları kültürel ve ideolojik faaliyetleriyle sürdürür. Halkın rızasının arzuya dönüşmesini sağlayan devletin yapısını tiran ve yardakçıları oluşturur. Tiran tıpkı Hobbes’un Leviathan kitabının kapağındaki gibi insanların birleşmesiyle bir kişiyi oluşturur.[1]Tiranın yardakçılarını oluşturan beş-altı kişi de zenginlik ve mevki için tiranın yanında bulunma riskini göze alırlar. Bu kişiler görevlerini yerine getirirken aynı zamanda halka da tiranlık yaparlar. La Boétie’nin en çok eleştirdiği kesim olmalarının nedeni bu kesimin hem emirleri yerine getirmesi hem de tiranın gözünde değer kazanabilmeleri için onun sevebileceği yöntemleri düşünmeleridir.

Halkın tirandan taviz koparmak için ayaklandığı zamanlarda tiran askeri müdahalenin yanı sıra daha etkili yöntemlere başvurmuştur. Bu durumu bir örnekle açıklamak gerekirse Sardes halkı ayaklandığı zaman Kyros bu bölgede ordu bulundurmak istemediği için burada genelevler, tavernalar, eğlence yerleri kurmuştur ve halkın buralarda zaman geçirmesi için buyruk yayımlamıştır.[2]Bunun gibi benzer yönetimleri Roma İmparatorluğu da uygulamıştır. Bu yerlerin kurulması halkları tiranın boyunduruğu altında tutmak için birer amaçtır. Devlet bu noktada Gramsci’nin de belirttiği gibi kültürel-ideolojik alana da müdahale etmiştir.[3]Bu yöntemlerden yine de hoşnut olmayan aydın kesim için ise farklı bir yol izlemiştir. Mesela Osmanlı İmparatorluğu’nda Büyük Türk’ün(Osmanlı Padişahı) çevresinde bulunan aydınlar birbirlerini tanımazlar ve yalnız başlarına yaşarlar.[4]Böylece birbirleriyle iletişim kuramazlar ve özgürlüğü tanıyamayacakları için iktidara sorun oluşturmazlar.

Tiranın oluşan sorunlara halkı oyalayıcı çözümler üretmesi ve herhangi bir itaatsizliğe taviz vermemesi gibi rijit(katı) yönetim yürütmesi ile halkın neden bu durumu tercih ettiği gibi birkaç soru akıllara gelir. Peki, neden insanlar artık kendilerine ait olmayan hiçbir şeyi seçmiştir? Clastres bu durumu şu sözleriyle ifade eder: ‘Akıl dışı olan, akıl yoluyla açıklanabilir mi?’[5].La Boétie bu sorulara cevap bulmak için ilk önce insanların doğasını irdelemenin daha mantıklı olduğunu vurgulamıştır.

 1.2. La Boétie ve İnsan 

     La Boétie’ye göre insan Hobbes’daki gibi kötü değil tersine Rousseau’daki gibi iyi ve eşittir. İnsanlar doğduğu andan itibaren özgürdürler ve sahip oldukları konuşma yetisi ile birbirleriyle iletişime geçerek ihtiyaçlarını giderirler. Doğa durumundaki bütün insanlar ‘bir’liği temsil ederler. İnsanların kendi özgür iradeleriyle ikinci doğa durumuna geçişini yani devleti oluşturmalarını La Boétie üç durumda açıklar: hile,güç ve hiçbir durumun olmayışı. Bu noktadan sonra toplum ikiye bölünmüş ;yöneten(ler) ve yönetilenler sınıfı oluşmuştur.La Boétie aşağı halk tabakası olarak adlandırdığı yönetilenler sınıfının koşulsuz rızasının nedeni anlamamıştır. Çünkü halk bir kişi değil, milyonlardır. Tiranın şiddetiyle meşruluğunu kazanacak bir durum söz konusu değilidir. La Boétie bu kabullenişin insanların yozlaşmasıyla gerçekleştiğini açıklar. Halk, tiranın varlığını kabul etmiştir ve onun hegemonyası altında ,belirlenen kurallar çerçevesinde yaşamına devam etmiştir.La Boétie bu durumu eleştirirken yüreksiz, alçak ve efemine(kadınımsı) sıfatlarını kullanarak kadınlar hakkında görüşlerini de ortaya koymuştur.[6]

Koşulsuz itaatten hoşlanmayan ve özgürlük ortamına geçişin tek çaresini aydın kesim olarak adlandırmıştır. Aydınlar bir araya gelerek bilgisiz halka özgürlüğü tanıtıp sevdirebilirler. Ama bunu gerçekleştirmek hiç de kolay değildir. Çünkü yüzyıllardır sadece belirli işleri yapan, kendisine ait hiçbir şeyi olmasa da belli bir kalıpta yaşayan halkın tabularını yıkmak kolay değildir. Bu nedenle aydın kesim özgürlük pahasına çeşitli eylemler düzenleyebilir; hatta ölmeyi ve öldürmeyi göze alarak halkı bilinçlendirebilirdi. Tıpkı Brutus ve Cassius gibi.[7]Aydın kesim bunu başarabilirse ya da halk sadece itaat etmeyi bırakabilirse komplo toplumundan dostluğun hâkim olduğu doğa durumuna geçiş olabilir. Ama La Boétie bu durumun gerçekleşmesine hep umutsuz bakmıştır. Çünkü O’na göre devletten özgürlüğe geçiş hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir. Bu nedenle tiranın cezasını öteki dünyaya bırakmıştır. Ama 16.yy’dan sonraki dönemlerde insanlar özgürlükleri için imparatorluklara baş kaldırmış ve La Boétie’nin hiç umudu olmayan durum gerçekleşmiştir. Tıpkı 18.yy Fransa’sında gerçekleşen devrimde olduğu gibi…

2.Fransız Devrimi

1789 Fransız Devrimi döneminin en büyük toplumsal devrimidir. Hobsbawn’ın da belirtmiş olduğu üzere 19. yüzyılın ekonomik tarihi önemli ölçüde İngiliz Endüstri Devrimi tarafından belirlenmiştir, ancak aynı yüzyılın siyaset ve ideolojisini belirleyen şey Fransız Devrimi olmuştur. [8]Fransız Devrimi’ni diğer devrimlerden ayıran önemli nedenleri ve etkileri vardır. Devrim Avrupa’nın en güçlü ve en kalabalık devletinde ortaya çıkmıştır.1789’da her beş Avrupalıdan biri Fransızdı. [9]Ayrıca kitlesel nitelikteki tek toplumsal devrimdi. Devrimle birlikte sonraki yüzyılları etkileyecek olan vatan ve özgürlük kelimelerinin de anlamları değişmiştir.[10]

Devrimin oluşumunu anlamak için kısaca Ancien Régime(Eski Rejim)’in ekonomik, siyasal ve toplumsal koşullarını incelemek gerekir. Eski rejim toplumunda üç tabaka vardı: soylular, ruhbanlar ve halk, köylüler ve burjuvaziyi oluşturan üçüncü sınıf. Soyluların bir kısmı ellerindeki toprakları ipotek altına sokmuş, bir bölümü ise satmıştır. Bazı soylular yaşamlarını Versailles Sarayı’nda sürdürmekteydiler, ama birçoğu yaşadıkları ekonomik sıkıntıdan dolayı bunalmışlardı ve monarşiye(krala) ilk tepki onlardan gelmişti. Ruhban kesim kendi arasında üçe ayrılırlardı. Bunlar soylu rahipler, tarikatçılar ve aşağı rahiplerdi. Aralarında azınlığı oluşturan soylu rahipler, kilise vergilerinden de elde ettikleri gelirlerle lüks içinde yaşarlarken diğerlerinin aldıkları pay az olduğu için geçimlerini zor karşılıyorlardı. Fransa’nın çoğunluğunu oluşturan üçüncü sınıf kendi içinde çıkar çatışmaları yaşasalar da hepsinin ortak olduğu bir husus, eski rejimin kötülüğü ve değiştirilmesiydi. Çalışan işçilerin yaşam koşullarında büyük sorunlar vardı.1785–1789 yılları arasında %22 ücret artışı olmuş iken fiyat artışı %48 idi. [11]Özü itibarıyla Ancien Régime toplumu eşitsizlikçi bir toplumdu.[12]İktidarı Tanrı’ya dayalı olan monarşinin yaşadığı sıkıntılar ile devrimin ilk çatlakları başlamıştır. Krallığın yaşanan sıkıntılara çözüm bulamaması ve İngiltere’ye karşı zafer kazanmak pahasına desteklenen Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın desteklenmesi ülkede monarşinin gücünü azaltmıştır. Soyluların hareketiyle başlayan kısa sürede halkın katıldığı hareket ile 14 Temmuz’da Bastille hapishanesinin zaptı hem Fransız halkı hem de dünyada özgürleşmenin başlangıcı olarak kabul edildi. Çünkü devrim zamanlarında simgelerin yıkılması kadar önemi olan hiçbir şey yoktur. Bastill’in zaptı ile despotluğun yıkıldığı ilan edilmişti. Bastille’in yıkılışının ardından devrim taşra kentlerine ve kırsal alana yayılmıştır.[13]Fransa Meclisi’nin ve halkın baskısıyla 16.Louis, zorla 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’ni ve 1791 Anayasası’nı imzalamıştır ve kaçma girişiminden sonra zorla gözaltında tutulmuştur. Devrimcilerin vatan haini ilan ettiği ve mecliste yargılanmasında bir tane bile hayır oyu çıkmayınca 16.Louis idam edildi.

2.1.Fransız Devrim’i ve Birey

Fransız Devrimi, çağdaş anlamda bir parti ya da hareketin ya da sistemli bir programı uygulamaya girişen insanların gerçekleştirdiği yahut öncülük ettiği bir devrim değildi. Burjuvazi toplumunun içinde genel fikirler üzerinde çarpıcı bir uzlaşmanın varlığı, devrimci harekette etkin bir birlik sağladı[14].Bu nedenle Fransız Devrimi, genellikle bireyciliğin büyük zaferi olarak kabul edilir.[15]Devrim, bireylere hiçbir özerk alan tanımayan ve egemene uyruklarının yaşamları ve mülkiyetleri bakımından ahlaksal engeller dışında bir başka engel getirmeyen mutlak monarşiden kesin bir kopuşu ifade eder. XVIII. yüzyıl filozoflarının dile getirdikleri modern doğal hukuk anlayışı doğrultusunda kaleme alınan 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi,        ayrıcalıklar ve eşitsizlikler üzerine kurulu Ancien Régime’in yıkılışı ile ‘kendinde aklı barındıran ve kendi kendine yeterli olan insanın’ ortaya çıkışının bir belgesi niteliğindedir. Bu metin ile aslında Rousseaucu bir toplum sözleşmesi gerçekleşmiş ve siyasal toplum yeniden kurulmuştur.1789 Bildirisi ile insanların doğuştan özgür olduğu kabul edilmiştir ve bu anlayış Hobbesçu düşünceye yakın olduğu için insanların sınırsız özgürlüklerinin sorun yaratacaklarını düşünerek bireyleri yasaların hükmü altına sokmuşlardır. Kısaca Bildiri, bireylerin haklarını kullanabilme bakımından devlete yargıç görevi vermesi ve devletin doğal hakların kullanımını ve içeriklerini dönüştürüp bireyi insan olarak değil de yurttaş olarak tanımlaması Bildiri’nin başlangıçtaki savını ters düz etmiş olur.

2.2.Fransız Devrimi’nde Birlik ve İktidar

Devrimcilerin tiranlıkla bir tuttukları Ancien Régime, toplumun bir yanda kral-uyruklar, öte yanda çeşitli katmanlar, tabakalar (etats) arasında bölünmüşlüğü üzerine kuruludur. Bu nedenle bireyleri eşit olarak kabul eden ve ortak çıkar yolun toplum düzeni için en iyisi olduğunu düşünen devrimciler 1789 Bildirisi’nde egemenliklerini teslim ettikleri bir devlet anlayışını kabul etmişlerdir. Bireylerin toplumsal özgürlükler ve haklar bakımından kendini farklı, ayrıcalıklı kılmaya kalkışması onun yurttaş olmayacağı fikri bütün Fransa’ya yayılmak istenen tek düşünceydi. Dönemin siyasetçilerinden Sieyes’e göre kendi özel çıkarlarına saplanıp kalan soylular yurttaş değildir ve bunları yurttaş yapmak da zordur. Oluşturulan yeni düzende egemenliğin yeniden düzenlenmesi ve devleti ulus ile özdeşleştirerek devletin gücünün daha güvenli bir şekilde süreklilik kazanması sağlanmıştır. Artık kralın istenci yerine ulusun istenci konularak yasaları iktidar yaparlar, yani iktidar kişisizleştirilmiştir. Siyasal iktidar, bireylere hem içseldir hem de dışsaldır. [16].Devrimciler siyasal toplumun amacının halkı oluşturan bireylerin mutluluğu olduğunu dillerinden düşürmezler. Ama araç olarak gördükleri devleti işlevlerinden dolayı amaca dönüştürmüşlerdir. Mutluluğun gerçekleştirilmesi için devleti zorunlu olarak görmeleri bunun en önemli örneğidir.

3.Sonuç

Fransız Devrimi, toplumsal birliği sağlamak amacıyla kendine özgü istenci ve eylem yetisi olan organik bir bütün oluşturur ve devleti bu bütün ile özdeşleştirerek, bireyi devlete bağımlı kılar. Daha doğrusu birey, özel istenciyle var kıldığı devlet karşısında yurttaşa dönüşerek, kendini devlet istencine itaat etme yükümlülüğü altına sokar. Devrimle beliren devlet, yine Leviathan’dan başkası değildir; hatta halk ya da ulus egemenliği mitosuyla bezenmiş olmasından ötürü daha da güçlenmiş, etkinliği daha da artmıştır.[17]La Boétie’nin Söylev’de halkın hiçbir zaman tirana baş kaldırmak bir yana desteklerini bırakmalarından da ümitsiz olduğunu ve insanların özgür bir topluma kavuşamayacağını belirtmiştir. Fransız Devrimi sürecinde halk krala(tiran olarak gördükleri) baş kaldırmış ve yaşanan zorluklardan dolayı kral idam edilmiştir. Ama devrim sonrası oluşturulan yeni düzende yapılmak istenen özgür ve eşit birey kavramı yine devlete fazla sorumluluklar verilerek tiranlaştırılmıştır. La Boétie’nin Söylev’de insanların özgür durumdan kendi istekleriyle köle durumuna geçmeleri Fransız Devrimi yıllarında yine gerçekleşmiştir.

Günümüz toplumlarında dahi insanlar hem kendi iyilikleri hem de ülkelerinin işleyişlerinin düzeni için kendi özgürlüklerini sınırlandırarak devlete belirli yetkiler verirler. Yönetim biçiminin demokrasi ya da monarşi olması bu durumu ortadan kaldırmamıştır. İnsanlar birlik duygusunu diri tutmak ve siyasi yapının bozulmasını önlemek için devleti bir amaç olarak görürler.

 

                                          KAYNAKÇA

 

AĞAOĞULLARI, Mehmet Ali, Sokrates’ten Jakobenlere Batı’da Siyasal Düşünceler, İletişim Yayınları,2016

AĞAOĞULLARI, Mehmet Ali, Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, İmge Kitabevi,2014

AĞAOĞULLARI, Mehmet Ali, Fransız Devriminde Birey-Devlet İlişkişi

ATEŞ, Toktamış, Siyasal Tarih,1989

BOETIE, LA, Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, İmge Kitabevi, 2014

BRUBAKER, Rogers, Fransa ve Almanya’da Vatandaşlık ve Ulus Ruhu. Dost Kitabevi,2009

HOBSBAWN, Eric, Devrim Çağı 1789 – 1848,Dost Kitabevi,2003

 

 

 

 

[1] Mehmet Ali Ağaoğulları,’Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’s.106

[2] Mehmet Ali Ağaoğulları,’Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’s.43-44

[3] Mehmet Ali Ağaoğulları,’Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’s.98

[4] Mehmet Ali Ağaoğulları,’Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’s.120

[5] Mehmet Ali Ağaoğulları,’Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’s.75

[6] Mehmet Ali Ağaoğulları,’Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’s.41

[7] Mehmet Ali Ağaoğulları,’Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’s.39

[8] Toktamış Ateş,’Siyasi Tarih’s.96

[9] Eric Hobsbawn,’Devrim Çağı’s.53

[10] 19.yüzyılın ortalarında, o zamana dek yalnızca kişinin doğduğu ya da yaşadığı yeri anlatan Türkçe vatan sözcüğü, Fransız Devrimi’nin etkisiyle patrie(anavatan) gibi bir anlama bürünmüştür.1800’den önce, köleliğin zıddı bir durumu anlatan esasen hukuki bir terim olan özgürlük,yeni bir siyasi içerik kazanmıştır.Eric Hobsbawn,’Devrim Çağı’s.54

[11] Toktamış Ateş,’Siyasi Tarih’s.98

[12] Rogers Brubaker,’Fransa ve Almanya’da Vatandaşlık ve Ulus Ruhu’s.60

[13] Eric Hobsbawn,’Devrim Çağı’s.59

[14]Eric Hobsbawn,’Devrim Çağı’s.56

[15] Mehmet Ali Ağaoğulları,’Fransız Devriminde Birey-Devlet İlişkisi’s.197

[16] İçseldir, çünkü her birey egemenin üyesi, yani yurttaş olarak, doğrudan ya da dolaylı bir biçimde yasayı yapandır; yasa her yurttaşın istencini yansıtmaktadır. Fakat iktidar, aynı zamanda bireylerin dışındadır da; çünkü yasa, bireysel çıkarlardan, bireysel istençlerden oluşmayıp, yalnızca geneli amaçlamakta, türdeş bir bütün olan ulusun istencini dile getirmektedir.

[17] Mehmet Ali Ağaoğulları,’Fransız Devriminde Birey-Devlet İlişkisi’s.214

 

Yazar Hakkında

İrem Çıldır

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial