Feminizm Herkes İçindir

FEMİNİZM HERKES İÇİNDİR…

 Feminizm dediğimizde aklımıza ilk gelen şey; gündelik hayatımızın en ince detayını bile şekillendirebilen toplumsal cinsiyet kavramıdır. ‘’Öyle ki yeni doğan bir bebek için bile önce cinsiyeti sorulur: Kız mı erkek mi? Bu soruya vereceğimiz cevaba göre inşa süreci başlar.’’ [1]Feministler de kendi içlerinde bu soruya cevap aramaktadırlar: toplumsal rollerimizi bize kazandıran şey kültür mü yoksa cinsiyetimiz mi?  Fransız Edebiyatının toplumsal cinsiyet konusunda önemli düşünürlerinden olan Simon De Beauvoir’ de ‘’kadın doğulmaz kadın olunur’’ diye düşüncesini belirtmiş ve büyük yankı uyandırmıştır. ’’Spor müsabakaları ve sinema ödüllerinden aile içindeki rollere kadar toplumsal hayat erkek ve kadın kategorilerine göre düzenlenmektedir. Toplumsal cinsiyet araştırmalarının önde gelen isimlerinden Raewyn Connell’ a göre erkek ve kadın olmak, önceden belirlenmiş bir durum değil, sürekli etkin bir inşa süreci midir diye sormuştur. Kısacası belirli bir toplumsal cinsiyet kategorisine aidiyet hissine toplumsal cinsiyet kimliği denir.’’[2] Feminist yaklaşım ise kadın ve erkek bedenleri arasındaki farklılığın toplumsal ilişkilerde kadın ve erkekler arasında eşitsizliğe temel oluşturan bir olgu olarak kavranılmasını eleştirmektedir. Aslında kadın ve erkek bedenleri arasındaki farklılık yaşam boyunca değişim göstermektedir ve çok sayıda kadın birçok erkekten daha uzun boyludur, ancak toplumsal normlar cinsiyetler arasındaki boy farkını abartırken, bir cinsiyet kategorisi içindeki boy farkını da görmezden gelmektedir. Aslında biyolojik farklılıklar arasında da uçurum olmamasına rağmen toplumsal normlar bize bunu böyleymiş gibi göstermektedir. Cinsiyet bireyin sahip olduğu normal bir özellik iken bunun erkekleri kadınlara göre daha avantajlı bir duruma getirmesi hali feminist düşünceye sahip insanları bu konu hakkında isyana sürüklemiştir ve feminist teori böylece kendi içinde dönemlere ayrılmıştır. ‘Birinci dalga feminizmini oluşturan hareketin temelinde kadınların erkeklerle eşit politik haklara sahip olma isteğinin yanı sıra,’[3] eşit işe eşit ücret isteği de bulunmaktaydı. İkinci dalga feminizm da Simon De Beauvoir ‘İkinci Cins’ adlı kitabıyla feminist harekete bambaşka bir boyut kazandırdı ve birinci dalgada elde edilen haklarla kadın sorununun çözülmediği kabul edildi. Kadın özgürleşmesine ağırlık verildi. Üçüncü dalgada ise kadın hareketinin ötesine geçilmiş feminist teori kendi içinde radikal feminizm, liberal feminizm, varoluşçu feminizm, siyahi feminizm, lezbiyen feminizm, İslamcı feminizm gibi pek çok ayrıma gitmiştir.

Sonuç olarak feminist hareket kendi içerisinde kategorilere ayrılsa da birleştiği temel nokta eşitlik anlayışıdır. Kadın ve erkeklerin cinsiyetlerinden ötürü ayrılmayacağı bir dünya hayaline çeşitli açılardan  bakmışlar ve hem kadın hareketine hem de diğer yaşam haklarına katkı sağlamış uluslararası ilişkiler disiplininde çok ses getiren bir teori olmuştur.

 

FEMİNİST TEORİDE İNSAN GÜVENLİĞİ

Feminist teoride içerisinde insan güvenliği kavramını ele alacak olursak eğer ‘’güvenlik’’ kavramını açmamız gerekebilir. Güvenlik, uluslararası ilişkiler disiplininde yüksek politika alanı içinde yer almakta ve maskülen bir kavram olarak görülmektedir. ‘’Uluslararası ilişkiler alanında devlet başkanlarının, diplomatların, askerlerin, bürokrasinin başında yer alanların çoğunlukla erkek olduğu ve yürütülen politikalarda da maskülen değerlerin (savaşçı, cesur, bağımsız, akılcı olmak vb.) ön plana çıktığı görülmektedir (Blanchard, 2003: 1289). Kadının ve feminen olarak benimsenen değerlerin ise (duygusallık, rasyonel olmamak, analitik bakıştan yoksunluk, toplumsalı ön planda tutma, doğal ve barışçıl olma vb.) çoğunlukla dışlandığı ya da görmezden gelindiği ifade edilmektedir’’[4] (Tickner, 1999: 46). Tickner’ a göre kadınlar güvenliği; askeri, ekonomik ve cinsel yönden her tür şiddetin yokluğu olarak tanımlamaktadır. Yine Tickner’ a göre, güvenlik feminizm disiplininin temel kavramıdır ve sadece ‘’devleti saldırıdan korumak’’ olarak anlaşılmamalıdır. Düşünülmelidir ki kadın için güvenlik algısı farklı olabilir. Goldman da kadının güvenliğinin özgürleşme ile başlayacağını söylemekte ve kadın için özgürleşmenin anahtarını, her türlü baskı, yoksulluk ve yoksunluğu çözmek için bizzat kadının ruhunda başlattığı münakaşa olarak görmektedir. Görülmelidir ki toplumun özgürleşmesi kadın ve erkeğin özgürleşmesi ile mümkün olacaktır.[5] Tarihin her döneminde savaşın ve kanlı çatışmaların hedefi olan kadınlar için haksız bir söylem de değildir. Kadın yaşamı ile güvenlik arasında çok güçlü bir bağın oluşu şüphe götürmez bir gerçektir. Güvensizlik kadınlar için cinsel istismar, ekonomik şiddet, politik hakların kısıtlanması, psikolojik şiddet, savaş, aile içi şiddet ve daha birçok alanda mevcuttur. Kısacası cinsiyet hiyerarşisinin olduğu her yer kadınlar için bir güvensizlik ortamı doğurmaya müsaittir. Güvensizliği daha derin boyutuyla yaşamaya açık olan çocuklar ve LGBTİ topluluğu asla es geçilmemelidir. Bu çerçevede 1980’lerden beri ciddi şekilde gelişen feminist yaklaşım da güvenlik denildiğinde akla sadece devlet mi gelmeli yoksa devlet içi yapılarda (bireyler, gruplar, siviller, lobiler, sivil toplum örgütleri gibi) dikkate alınmalı mıdır tarzı sorulara cevap aramaya başlamıştır. Devletlerin içindeki egemenlik ve toprak bütünlüğüne dikkat çekilerek, bireyler ve gruplar için de kimliklerin(cinsel, etnik, dinsel vb.) güvenli kılınması ortak hedef olarak belirlenmelidir. Artık görülmelidir ki küreselleşen dünyada güvenlik çok boyutlu bir hal almakta, devletlere ve dolayısıyla insanlara yönelik yeni tehditler ortaya çıkmaktadır fakat bu tehditlere karşı askeri tedbirler yeterli olmamaktadır. Bir barış ortamının, ekonomik, sosyal, kültürel kalkınmanın sürdürülebilir olması ve uzlaşmazlıkların kontrol altına alınması, yeni uzlaşma görüşmelerinin geliştirilebilmesi için toplumsal cinsiyet eşitliği bir ilke olarak belirlenmeli ve eşit temsiliyet oluşturulmalıdır.

 

KAYNAKLAR

akademikperspektif.com

 Amargi Dergi

 Balcı Ali, Kardaş Şaban, Birdal Sinan, Uluslararası İlişkilere Giriş, Feminizm, Küre Yayınları, 2014

 Bora Aksu, Kadınların Sınıfı, İletişim Yayınları, 2016

çatlakzemin.com

 Civelek Yaprak, Uluslararası Güvenlik ‘’Yeni Politikalar, Stratejiler Ve Yaklaşımlar’’ , Beta Yayınları, 2016, Feminizm Ve Güvenlik

 Dr.Çiğdem Aydın Koyuncu, Feminist Uluslararası İlişkiler Yaklaşımları Açısından Güvenlik Konusunun Analizi

 Enloe Cynthia, Manevralar ‘Kadın Yaşamının Militarize Edilmesine Yönelik Uluslararası Politikalar’ İletişim Yayınları, 2006

 Simon De Beauvoir İkinci Cins: Kadın, Payel Yayınları, 2010

 True Jacqui, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Feminizm, Küre Yayınları, 2013

 

[1]Uluslararası İlişkilere Giriş, Feminizm, M.Sinan Birdal s.241

[2] Uluslararası İlişkilere Giriş, Feminizm, M.Sinan Birdal s.241

[3] akademikperspektif.com/ Yeni Toplumsal Hareketler-Feminizm

[4] Ankara Üniversitesi SBF  Dergisi Cilt 67,No.1,2012, Dr.Çiğdem Aydın Koyumcu, Uludağ Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, s 111-139

[5] Uluslararası Güvenlik, ‘’Yeni Politikalar, Stratejiler ve Yaklaşımlar’’. Yaprak Civelek, Kadın Hakları Ve Güvenlik, sf.73

 

Yazar Hakkında

Ecenaz Terzi

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

 

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial