feminist iktisat
Hürriyet Gazetesinden alınmıştır.

Feminist İktisat

Ortaçağ’dan sonra insanlar bilimsel bilgiye önem vermiş ve insan kendi rasyonalitesini merkeze almıştır. Rasyonellik, aklın egemenliği ve sistematik düşünme, modernizmi betimleyen temel kavramlar haline gelirken, aydınlanma düşüncesi, bilgi edinme yoluyla insanoğlunun doğaya egemen olacağını öngörmektedir. Geçmişten gelen kadın sorunları bu dönemde de devam etmiş ve cinsiyete dayalı baskı sürmüştür. Modernitenin temel ahlak formu hümanizm olmasına rağmen bunu her alanda gösterememiştir. 

Modernizme bir tepki olarak ortaya çıkan ve 1980’lerin başlarında oluşan post-modernizm bütün sistemlere güvensiz bakmaktadır. Tüm kurumları ve kavramlarını kurmaca olarak görmektedir. Feminizmde modernizmi eleştiren bir kavramdır. 

Fransız devriminden sonra yeniden formüle edilen devlet, siyaset ve sivil toplum alanlarında kadına yer verilmemiştir. “Aydınlanma Çağı” olarak adlandırılan dönem içinde ortaya konulan ve insanlar için vazgeçilmez kabul edilen haklara hükümetlerin karışamayacağı gerçeği hem Amerikan Bağımsızlık Bildirisi’nin (1776) hem de Fransa’nın İnsan Hakları Bildirisi’nin (1789) en can alıcı noktaları olmasına karşın doğal haklar doktrinini geliştiren ve icra eden erkek teorisyenler, ne yazık ki toplumsal cinsiyetçi ayrımı kaldırmamışlardır. Feminizm için kısaca kadın erkek ayrımcılığına karşı çıktığını söylesek bile kadınlar için mücadele edenlerin düşünceleri ve politik amaçlarının farklı olması nedeniyle tam bir tanım yapmamız zorlaşmaktadır.

Genel kabul görmüş iktisat okullarında kadınlar yok sayılmıştır. Klasik okul savunucuları kadınların rasyonel düşünemediğini düşündüğü için kadınlar daha az ücret almasını normal bulmuşlardır. Feminist iktisatçılar, geleneksel iktisatçıların teorilerinde

modelleştirilen kişiyi erkek olarak algıladıklarını, bu bağlamda da kadın deneyimlerini iktisat bilimine yansıtmadıklarını iddia ederek, kadınların erkeklerle eşit olarak, yeni iktisadi yöntem, teori ve politikaların geliştirilmesine katılımını önermekte; iktisada kadın bakış açısının da içinde bulunduğu bir yorum getirmek istemektedirler. Feminist teori 1980’lere gelindiğinde küreselleşen dünyada disiplinler arası bir alan olmuştur. 

 

1. İktisatta Yöntem Tartışmaları

Sivil Sayfalar’dan alınmıştır.

Bilginin sorgulanması ve meşrulaştırılması açısından yöntem tartışmaları, kutsal kitaplardaki bilgilerin değerlendirilmesi ve yorumlanması da dahil olmak üzere, her türlü bilgi üretiminin söz konusu olduğu yerde meydana gelmiştir. Yani yöntem tartışmalarının tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Ancak bilim felsefesindeki tartışmalar yani yöntem tartışmaları 17. yüzyıla kadar gitmektedir. Günümüzün fizik, kimya, biyoloji, sosyoloji, siyaset bilimi, iktisat…vb. bilimleri eskiden felsefenin bir kolu iken 17. yüzyılla birlikte bilim haline gelmiştir. Doğal bilimin kendi alanında gösterdiği başarı sosyal bilimcilerin dikkatini çekmiş ve onların kullandıkları yöntemleri incelemeye başlamışlardır. Doğal bilimlerin gelişim sürecinde, metodoloji tartışmaları, belirgin şekilde bilim pratiğinden sonra meydana gelmiştir. Bu nedenle iktisatçılarla, iktisat yöntem bilimcilerinin alanları (inceleme nesneleri) birbirlerinden farklı olabilmektedir. İktisatçıların temel amacı iktisadi olayları açıklamak ve teori üretmektir; yöntem bilimcilerin amacı ise bunları incelemektedir. Bundan dolayı iktisat bilimi ile iktisat metodolojisinin yöntemi farklı olacaktır. İktisat metodolojisindeki tartışmalar, normatif/kural koyucu iktisat metodolojisi ve pozitif betimsel iktisat metodoloji olmak üzere iki kategoriye ayrılmaktadır. Bu iki kategori için iktisatçılar normatif iktisattan mümkün olduğunca uzak durulması gerektiğini pozitif iktisadın daha mantıklı olduğunu söylemektedirler. Çünkü olması gereken devreye girince, değer yargıları gündeme gelecektir. Bu da nesnel bilgi üretimini ortadan kaldıracaktır.

Feminist iktisatçılar, Kartezyen felsefenin benimsediği düalizme dayanarak kadınların ikincilleştirildiğini ve bunun iktisada yansımasıyla geleneksel (ana akım neo-klasik) iktisatçıların teorilerindeki “homo economicus” anlayışında modelleştirilen kişiyi erkek olarak algıladıklarını, bundan dolayı da kadın bakış açısının iktisat bilimine dahil edilmediğini iddia etmektedirler. Aynı zamanda da egemen iktisat anlayışının epistemolojisini bilimsel pozitivizmin, yöntemini de ekonometri ve istatistiğin oluşturduğunu, nesnel bilgi anlayışında, kanıt temelli bir akıl yürütme biçiminin benimsendiğini söylemektedirler. Bu bağlamda ana akım iktisadi bilginin kavramsal temellerinin toplumsal cinsiyet ayrımına dayandığını ve eril nitelikleri dikkate aldığını düşünmektedirler. Feminist iktisatçılar, farklı bilme biçimlerinin insan bilgisine dahil edilmesini, sayısal yöntemlerin yanı sıra metaforik, hikayeli ve retorik anlatılara da önem verilmesini savunmaktadırlar. Feminist iktisatçılara göre aklın yanı sıra duygu, nesnelliğin yanı sıra öznellik, evrenselliğin yanı sıra yerelliğin de göz önünde bulundurulması iktisat biliminin gelişmesine katkıda bulunacaktır. 

 

2. Klasik İktisat Düşüncesinde Kadının Konumu 

Genç Dergisinden alınmıştır.

Kadınlar ve onların ilgilendikleri ana-akım iktisat tarafından yok sayılmıştır. Az da olsa bazı iktisatçılar tarafından önemsenmiştir. Klasik iktisatçılar kadınların rasyonel karar alma konusunda başarısız olduklarını düşünmektedir. Pujol’un (1995) belirttiği gibi, kadınların rasyonel ekonomik düşünce kapasiteleri hakkında gizlenmiş tahminler ana akım iktisadi düşüncede derinlere gömülüdür veya nadiren tartışılmıştır. Pujol, yakın zamanımızdaki bazı Neo-Klasik varislerin ve Klasik Ekolün (Jevons, Edgeworth, Marshall ve Pigou) kadınları ekonomik ajanlar olarak “irrasyonel” ve “uygunsuz” olarak kabul ettiklerini söylemiştir.

Pujol, 1992 yılında Adam Smith’in Ulusların Zenginliği kitabında kadınların nüfusu arttırmak dışında görünmez olduğunun çıkarımını yapılabileceğini söylemiştir.  Smith’in, aynı eserinden “kadınların eğitimi için devlet kurumlarının olmadığını; onların eğitiminde her şeyin faydasız, saçma ve fantastik olduğunu ve kadınlara kendileri için gerekli ve faydalı olan şeyleri öğrenmelerinin aileleri veya vasilerin kararı ve onların verdiği öğretim ile olacağı” düşüncesi çıkarılabilmektedir.  Erkekler daha çok meslekte çalışırken kadınlar bazı meslekler arasında sıkışıp kalmıştır. Piyasa ekonomisinde kadınların alanı sınırlıdır.  Genç kadınlar kendi hayatlarına nasıl yön vereceğine karar veremezler. Babaları abileri veya erkek kardeşleri onlar yerine karar verir. Burada ‘’Her insan kişisel çıkarlarına uygun karar verir’’ ilkesine ne olduğu sorulabilir. 

Genellikle Klasik Okul geleneğinde kadınların sorunlarına değinilmemiştir. Bunun iyi niyetli olduğunu düşünmemiz zordur. Çünkü, Jean Baptise Say’ın iddialarına göre kadınlar irrasyonel tüketicileridir. Say, bir siyasi devrim (Fransız Devrimi) bağlamında bir cumhuriyetçi olarak yazmıştır. Say’in Olbie (1800) isimli eserinin içinde açıkça ifade edilen cinsiyet analizi, 19. yüzyıl analizinin esası olarak devam etmiştir. Bu esere göre, kadının doğal ücreti erkeklerinkinden daha düşüktür. Çünkü ailenin geçimi bir erkek tarafından sağlanmalıdır ve kadınlar yalnızca onları desteklemelidir. Benzer şekilde kadınlara kamu alanına çıkabileceği bazı meslekler kapatılarak, kadınlar özel alana sürülmüşlerdir.

Smith’in aksine John Stuart Mill klasik ekonomistlerin arasında kadınların rasyonel karar aldığını söyleyen tek isimdir. Klasik ekonomistler, Mill’in ve Taylor’un düşüncelerini heterodoks kabul ederek, eğer çok özel durum yok ise Smith’in önerilerini izlemişlerdir. 

 

3. Feminist İktisadın Ortaya Çıkışı

Dünya Bülteninden alınmıştır.

İlk feminist iktisatçılar, 1840-1870 yılları arasındaki yazılarında kadının istihdam ve mülkiyette eşitliğini teorileştiren J. S. Mill, H. Taylor ve B. Bodichon’dur. Bu süreç, daha sonra, yine İngiltere’de, 1890-1920 yılları arasında “eşit işe eşit ücret” talebini iktisat platformuna taşıyan iktisatçılar olarak M. Fafcett, A. Biggs, B. Webb ile devam etmiştir. Feminist iktisadın ABD’deki öncüsü ise, 1898’de “Women and Economics” adlı kitabında kadınların ev içi statülerini irdeleyen ve kadınların piyasaya çıkmalarının önemini vurgulayan C. P. Gilpman’dır. 1980’den başlayarak sadece kadınların durumuyla ilgilenmeyerek bir disiplin olan iktisadın yapısıyla ilgilenilmiştir.

1995 yılında yayınlanmış “Feminist Perspectives on Economics” eserinde ekonomide sadece kadını değil aynı zamanda kadın bakış açısını da incelemiştir. 

Ferber, Nelson ve Strassmann gibi iktisatçılar diğer alanlara paralel olarak toplumsal cinsiyetin 1990 yılında incelenmeye başlandığını söylemiştir. Analiz yöntemlerini değiştirmeden kadın bakış açısının sunulamayacağını ve bu bağlamda feminist iktisadın kadını incelemekten daha öte bir şey olduğunu söylemektedirler. Bu şekilde diğer feminist iktisatçılarla aynı görüşü paylaşmaktadırlar. 

Feminist iktisat konusunda hareket noktasını, kadının bakış açısını da iktisada dahil etmek oluşturmasına rağmen; feminist iktisadın hedefi, ne sadece daha fazla kadın iktisatçının disiplinde yer alıp söz sahibi olması, ne kadınlarla ilgili konular üzerinde yoğunlaşılması (ki bunlar feminist iktisadın gelişim sürecine katkı sağlayacaktır), ne kadınların bir sınıfsal tahlil temelinde ayrı bir iktisadi analize tabi tutulması, ne de ayrımcı (erkekleri dışlayan) bir kadın iktisadının oluşturulmasıdır. 

Feminist iktisat iktisadın eril bir şekilde yapılıyor olmasını modernist felsefenin ikiliğinden kaynaklandığını düşünmektedir. Bu sebeple feminist iktisat post-modernisttir.

Amerikan İktisatçılar Birliği’nin, 1990 yılında düzenlediği oturumunun, Avrupa’daki uzanımı ise Hollanda’da Amsterdam Üniversitesi’nin 2-5 Haziran 1993 tarihlerinde düzenlediği “Sınırları Aşmak: İktisat Kuramında Feminist Yaklaşımlar” başlıklı kongrede ortaya çıkmaktadır. Bu kongreye 20 ülkeden farklı iktisat anlayışına sahip (neo-klasik, Marksist, post-Keynesyen, Avusturya okulundan, toplumsal-yapısalcı, post modernist, kurumsalcı) 300 feminist iktisatçı katılmış ve 100’ün üzerinde bildiri sunulmuştur. Bu tarihten itibaren de Uluslararası Feminist İktisat Kongreleri her yıl başka bir ülkede olmak üzere düzenlenmeye başlamıştır. Uluslararası Feminist İktisatçılar Birliği’nin 2000 yılı olağan kongresi İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenmiştir.

Feminizm, Latince “kadın” anlamına gelen “femina” kelimesinden türemesine karşın, günümüzde kadını yüceltmeyi veya kadın üstünlüğünü savunmayı değil; cinsiyetlerin eşitliğini amaçlamaktadır. Genel yargının aksine feminist görüş, her iki cinsiyetin de eşit haklara sahip olmasını öngörür. Ancak yıllar boyu kadınların ekonomik ve sosyal hayatta sınırlandırılarak kadınlara yeterince söz hakkı tanınmaması sebebiyle feminizm daha çok kadınların maruz kaldığı bu muamelenin giderilmesi üzerine yoğunlaşmıştır.  Feminist teorinin bir disiplin olarak şekillenmesi 1970’lerin sonlarına denk gelse de düşünsel olarak ortaya çıkışı 16. yüzyıla kadar dayanmaktadır.  Fransız İhtilali sonrası devlet yeniden inşa edilmiştir; ama bu yeni devlet düşüncesinde dahi ataerkil düzenlemeler yapılmış, kadınlar ikinci plana atılarak sosyal, siyasal, ekonomik alanlardaki varlıkları göz ardı edilmiştir. Aydınlanma Çağı’nda ortaya çıkan İnsan Hakları Bildirisi’nde de en önemli yapıtaşın “insanların özgürlüğü” olmasına karşın toplumsal cinsiyetçilik kavramı ortadan kaldırılamamıştır.  

 

4. Feminist İktisadın Tanımı

Habertürk’ten alınmıştır.

Feminist iktisadın iki anlamı vardır. Birincisi, yerleşik iktisadın feminist bir gözle epistemolojik açıdan eleştirisidir. İkincisi ise birinci aşamayı geçerek yerleşik iktisadın karşısına yeni bir iktisat anlayışı koymaktır.

İktisat literatüründe kadınların konu edildiği çalışmalar çok fazladır fakat kadınların konumunu ve durumunu anlatan çalışmalar feminist iktisat olarak görülmemelidir. Çünkü bu çalışmalar yerleşik iktisadın devamlılığını sağlamaktan öteye gitmemektedir. Yerleşik iktisat ise erkek egemenliğinin sürmesini devam ettirmektedir. Halbuki feminist iktisat yeni bir iktisat teorisinin konulmasını istemektedir. Bu açıdan bakıldığında feminist iktisat radikal bir çabadır.

Feminist iktisadı “bilim, toplumsal cinsiyet ve iktisadın kesişim noktalarının keşfi çabalarının ürünü” olarak da tanıtanlar vardır ve bu feminist iktisatçıların, iktisadi bilginin kavramsal temellerinin toplumsal cinsiyetçi bir yanlılığı yansıttığı ve yeniden ürettiği şeklindeki tespitlerine dayanmaktadır.

John Maynard Keynes, insan davranışlarının ve eylemlerinin bazı ekonomik doktrinlere demode bir şekilde bağlandığını gözlemlemiştir. Genelde birçok iktisatçının politikaları demodedir. Dönemin politikaları geçtiğimiz 200 yıl boyunca Batı dünyasında cinsiyetçiliği geliştirmiştir. Feminist iktisat bu eski bağlılıklarından kurtulmak için bir teşvik sunmaktadır. Feminist iktisadın amacı sadece kadınlara dair bir iktisat oluşturmak değildir. Feminist iktisadın amacı ekonomide kadını ele almak değil. Kadın bakış açısıyla ekonomiyi tekrar gözden geçirmektir. 

Bergmann’a göre (1987) feminist iktisat, ekonomistlerin doğru olarak iddia ettikleri bilgiye gerçekten nasıl ulaştıklarını sormaktadır. Feminist iktisat düşüncesi, geleneksel ekonomistlerin dar kantitatif yaklaşımını sorgulamakta, röportajlardan elde edilen bilginin değerini şüpheyle karşılamakta, ısrarlı ekonomik analizleri ve onların okullarda duygusal olmayan bir üslupla sunulmasını eleştirmektedir. 

 

5. Feminist İktisat Kolları

Habertürk’ten alınmıştır.

Feminist iktisat üzerinde çalışan iktisatçıların farklı iktisat okullarından gelmeleri (Ana akım – Neoklasik, Keynesyen, Kurumsalcı, Marksist vd.), feminizm açısından da farklı geçmişe sahip olmaları (liberal, radikal, sosyalist, post-modernist vd.), odaklandıkları konuların da farklı olması sonucunu doğurmakta ve bu da feminist iktisadın gelişim sürecinin aşamalarına ilişkin değerlendirmelerini etkilemektedir. Bu farklılıklara rağmen, feminizmin ve dolayısıyla feminist iktisatçıların en temel uzlaşım noktalarından birisi olan “farklı ama eşit” şiarı ile farklılıklara saygıyı ilke edindikleri için, farklı feminist iktisat anlayışlarına ilişkin hikayeler aynı tablonun farklı parçaları olarak sunulmaktadır. 

Feminist iktisatçılar birbirini dışlamayan beş gruba ayrılabilir.

Olumlu ayrımcılık; bu gruptaki iktisatçılar kadın iktisatçıların artmasını, kadın iktisatçıların makale ve yazı yazmalarının teşvik edilmesini, ulusal ve yerel programlarda iktisadi kurum ve kuruluşların temsil edilmede ön planda olması gerektiğini savunmuşlardır. İktisatta toplumsal cinsiyette ayrımı fark etmek için kadın olma zorunluluğu yoktur fakat erkeklerden daha kolay içinde bulundukları cinsiyetçi durumu anlayabilirler. 

Feminist Deneycilik; Bu gruptaki feminist iktisatçılar, bilimsel araştırmalarda kullanılan yöntem, model gibi araçlarda bir kusur olmadığını, ancak bunların uygulanış ve yorumunda feminist bir bakış gerektiği kanısındadırlar. Kadın bakış açısının kendini ortaya koymasında deneycilik katkı sağlayacaktır. Ancak, araştırmanın yapılması ve yorumlanmasında benimsenen epistemoloji, metodoloji ve yöntemin getireceği kısıtlamalar, iktisattaki kadın bakış açısını da sınırlayacaktır.

Feminist farklılıklar; bu gruptaki feminist iktisatçılar, kadın deneyimleriyle elde edilen bilginin, kadın bakışını ortaya çıkaracağı ve iktisat disiplinine kadının bakışını kazandıracağı kanısındadırlar. Eril iktisat yöntemleri yerine kadın-merkezli yöntemlerin kullanılması gerektiğini düşünmektedirler. Nesnellik, akılcılık, nicel araştırma ve bilgi edinme kurallarından vazgeçilerek, kadına daha uygun simetrilerin (öznel, duygusal, algısal ve nitel araştırma yöntemleri) konulmasını önermektedirler.

Feminist post modernizm; bu yaklaşım, iktisatta kadın deneyimlerinin ve bu deneyimleri dillendirecek söylem biçimlerinin de içerilmesinin, öncelikle bu marjları tanımlayan sınırlandırmanın ideolojik dayanaklarının deşifre edilmesi, bu bağlamda da geleneksel iktisat anlayışının yapısızlaştırılması ile mümkün olabileceği görüşünü savunmaktadır. 

Feminist bakış açısı içeren bir iktisat kuramı için, yaşamamızdaki farklılaştırmaların dayandırıldığı karşı ikiciliklerin maskesinin düşürülmesi (yapısızlaştırılması) gerekir. Zira iktisat disiplinine de egemen olan, aydınlanma sonrası batı felsefesinin kökleri, kavramsal ikiciliklerin toplumsal cinsiyetçi ağlarına dayanmaktadır. Nesnel(lik) – öznel(lik), akıl-duygu, kültür-doğa, pozitif-normatif, zihin-beden, kamu-özel, nicel-nitel, vb. ikili zıtlaşmalarla tanımlanan toplumsal cinsiyetçi dualizm ağı, ilk kümesini erillik, ikinci kümesini ise dişilik ile özdeşleştirmekte ve hiyerarşik bağımlılık da birinci küme lehine yapılmaktadır. Kartezyen anlayıştan esinlenen bu değerlendirme pek çok çağdaş iktisat kuramı ve kuramcıların anlayış ve yöntemlerinin de belirleyici özelliği olarak ortaya çıkmaktadır. Bu da özellikle seçim-kuramı iktisadının profesyonel hegemonyasının, diğer bilgi edinme yollarını (mülakat, sondaj, etnografi gibi nitel araştırma yöntemleri ve duyu verilerinin göz önüne alınması gibi) ve sofistike matematiksel modellerin yanında diğer söylem biçimlerini (örneğin hikâye anlatımı ile sunum), nasıl değersiz ve az bilinir hale getirdiğini açıklamaktadır. Ki, bu değersiz ve az bilinir kılınan yöntem ve söylem biçimleri, diğer tüm disiplinlerde olduğu gibi iktisatta da olguların ve dolayısıyla deneysel bilgilerin kısmi ve öznel olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda neo-klasik metinlerin yapısızlaştırılması, nesnellik, genellik örtüsü altında saklanan yanlı (toplumsal cinsiyetçi, ırkçı, sınıfsal, kültürel) ideolojiyi de ortaya çıkaracaktır.

Feminist Kurguculuk; bu kategoriye dahil edilen feminist iktisatçılar, cinsiyetin toplumsal kurgulanışı ile bilimin toplumsal kurgulanışı arasındaki paralellik ve hatta örtüşme temelindeki ideoloji, iktisat özelinde irdelenmedikçe egemen iktisat yaklaşımlarındaki cinsiyetçi unsurların arındırılması çabalarının bir sonuç vermeyeceğini savunmaktadırlar. Aslında, iktisatta kadın bakış açısının içerilebilmesi için, öncelikle iktisadın bilgi edinme yöntemlerindeki eril yanlı sınırlarının deşifre edilerek, disiplinin bu tür sınırlandırıcı anlayışların egemenliğinden kurtarılması gerektiği (bu bağlamda da iktisat-toplumsal cinsiyet-bilimin kesişim noktalarının deşifre edilmesi) konusundaki uzlaşımları göz önüne alındığında, feminist iktisatçıların, bir kategorik ayrıştırmaya tabi tutulması da pek fazla anlam taşımamaktadır.

 

6. Küreselleşme, Feminist Politika ve Ekonomi

Habertürk’ten alınmıştır.

Küreselleşme güçleri ulusal ekonomilerin yönetimlerini, teknolojik yenilikleri, süreçlerini, kaynak dağılımını, kurumsal değişiklikleri ve politikanın formülleştirilmesini şekillendirmektedirler. Böyle yaparak onlar hükümetlerin, firmaların ve bireylerin harcama seviyelerinden, istihdam ve ücret önceliklerine kadar her şey hakkında yüz yüze geldikleri tercihleri için parametreleri ve sınırları ayarlarlar. Fakat bu parametrelerin ve sınırların ayarlanması mevcut olan cinsiyet normları ve algılarla kesişir. Örneğin, çalışmanın ev içinde veya ev dışında olup olmayacağı kararı hane halkı, işyeri, toplum ve diğer kurumsal yapılarda işletilen normlar tarafından yoğun olarak etkilenmiştir; bu nedenle hem ekonomi hem de küresel ekonominin feminist açıdan bir analizi cinsiyet dinamiklerini anlamayı gerektirir.

Küresel ekonominin güçlenmesinde neoliberal ekonominin güçlenmesi itici güç olmuştur. Beneria’ya göre bu, ABD’de Reagan’ın, İngiltere’de Thatcher’ın politikalarıyla şekillenmiştir. 

Fakat Asya kriziyle bu ekonomik sistemin yerine başka sistem gelebileceği düşüncesi artmıştır. Beneria’ya göre, şimdiki tehlike, dünya çapında gerçek bir demokratik müzakere olmadan, tepeden inme tarzda kabul edilmiş küresel bir yönetimin teklif edilmekte oluşudur. 

David Dollar ve Roberta Gatti (1999), Doğu Asya’da yaptıkları bir çalışmada, ihracata yönelik gelişme ile kadınların işe girişlerinin arttığını, eğitimsel boşlukların kaldırıldığını, cinsiyet ücret farklılıklarının azaldığını göstermişlerdir. İlginç olarak aynı zamanda, gelişmenin cinsiyet eşitsizliğini şiddetlendirebildiğini, cinsiyet eşitsizliğinin de gelişmeyi uyardığını gösteren kanıtlar da bulmuşlardır.

Günseli Berik’e göre (2000), ücretli istihdam, kadınlara gelir sağlamasına ve ekonomik bağımsızlığın bir ölçüsü olmasına rağmen, her zaman onların refah seviyesinde net bir gelişme anlamına gelmez. Emek yoğun üretimden uzaklaşıldıkça bazı ülkelerde olduğu gibi, erkek işçiler genellikle daha fazla istenen işçilerdir. Berik (2000), Tayvan’ın imalat sanayii üzerine yaptığı araştırmasında, cinsiyet istihdamı, ücret modelleri ve cinsiyet eşitsizliği ile ihracat yönlü gelişme arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Berik 1980 sonrası dönemi, ihracata yönelik imalat ile sürekli devam eden başarı, teknolojik değişim, Tayvanlı firmalar tarafından yapılan denizaşırı yatırımların hızla yayılması olarak nitelemektedir. İmalatta genelde, erkeklere göre kadınların istihdam fırsatlarında azalma, ücretli işten maaşlı işe geçiş ve sonuçta cinsiyet ücret eşitsizliğinde artış olmuştur. Araştırmanın sonuçları, daha fazla ihracata yönelik endüstrilerde istihdam oluşumunu hem erkek hem kadın ücretlerini zıt yönde etkilediği sonucunu önemli bir bulgu olarak ortaya koymaktadır. Sermaye yoğun endüstrilerde hem kadınların hem de erkeklerin kazançları gelişir ve bu nedenle cinsiyet ücret eşitsizliğine etkisi yoktur. Tayvan’ın imalat endüstrisinde maaşlı işlere doğru bir değişim, kadınların ücretlerinin azalmasına rağmen erkeklerin ücretlerini geliştirmiştir. Böylece cinsiyet ücret eşitsizliği artmıştır. 

 

7. Feminist Düşüncenin İktisada Katkıları

neoldu.com’dan alınmıştır.

Sosyal bilimler içinden ve dışından farklı entelektüel gelenekten gelen birçok yazar, neo-klasik ekonomiyi işçi piyasası ve aile içerisindeki iş dağılımı açısından eleştirmiştir. Marksistler ve feministler, önde giden eleştirmenler arasındadır.

Feminist iktisat çalışmalarında bilim toplumsal cinsiyet ve iktisadın kesişim noktaları şu argümanlarla sunulmaktadır: Geleneksel epistemolojiler, “bilimsel bilgi” ve “toplumsal cinsiyet” kavramlarının içeriklerindeki “kadına özgülükler” tanımlamaları ile kadınları bir “bilen özne” olarak kabul etmemektedirler. Pozitivist bir disiplin olan iktisat, nesnellik ve soyut evrensellik iddiaları temelinde, varsayımlarının sunumu ve modelleştirmede sofistike matematik, mantık ve ekonometri tekniklerini kullanmakta, soyut ve “üst düzeyde” formalize edilmiş analizler, ispatlarındaki mantıksal saflık ve içerikten bağımsız genelleştirmeleri ile bilimselliğini kanıtlamaktadır. Böylece iktisat disiplininde genel kabul gören bilim anlayışı, temelde erkeğe özgü kılınan bilim ve araçları (örneğin, bilimsel bilgi) ile örtüşmektedir. Bunun sonucu olarak da kadına özgülükler temelinde dişil (feminen) olarak tanımlanan, kişisel deneyimleri çoğulcu bir biçimde içeren, yöntemsel sınırlamaları reddeden, deneyimlerin aktarımında metafor ve hikâye anlatımını en az nicel araştırmalardaki matematik ve ekonometri kadar değerli bulan bir anlayışla üretilen bilgi ve bu tür bilgileri de içerimleyecek bir anlayışla yapılan iktisat çalışmaları yeterince bilimsel kabul edilmemektedir. 

Strober “Kıtlık, bencillik ve rekabet kavramlarının iktisat teorisinde merkezileştirilmesi kadınların menfaatlerine zarar verir. Bu kavramların feministçe yeniden gözden geçirilmesi yalnız kadınlara değil, ayrıca iktisat teorisine ve politikasına da fayda sağlar. Kıtlık, bencillik ve rekabet bir bütünün diğer yarısıdır. Kıtlık/bolluk, bencillik/fedakârlık, rekabet/iş birliği. İktisat teorisinin yaptığı şey genellikle ikiliğin diğer yarısını ekonomik analizlerin dışında bir yere göndermektir. Yani, iktisat neredeyse daima kıtlık, bencillik, rekabet kavramlarına dayanırken; bolluk, fedakârlık veya iş birliği kavramlarını genellikle önemsemez” demiştir.

Strober, sonuç olarak Adam Smith’in güncelliğini kaybettiğini, Amerika Birleşik Devletleri’nin anti-tröst politikalarının demode olduğunu ve Amerikalıların, Japon sanayisi – hükümet iş birliğinin daha iyisini taklit etmekte ideolojik olarak yetersiz göründüğünü belirtmektedir.

 

8. Türkiye’de Feminist İktisat Açısından İstihdamda Cinsiyet Eşitliği

arsivden.org’dan alınmıştır.

Memiş, Öneş ve Kızılırmak’ın 2012 yılında Türkiye için yaptıkları çalışmalarında geleneksel toplumsal cinsiyetçi iş bölümünün Türkiye’de halen geçerli olduğu sonucunu bulmuşlardır. Ayrıca çalışmada elde edilen bir diğer bulgu kadınların iş yükünün erkeklerden daha fazla olduğu yönündedir. Dedeoğlu’nun 2016’da Malatya, Şanlıurfa ve Adıyaman bölgeleri kapsamında yaptığı çalışmaya göre, kadın istihdamının bu bölgelerde oldukça düşük kalmasının en önemli sebebi “kadının yeri evidir” anlayışının yaygın olması olarak gösterilmektedir. Yine çalışmaya göre işverenler kadın istihdamını istememektedir. Başak V. tarafından 2013 yılında Türkiye için yapılan bir başka çalışmanın sonucuna göre ise kadın üzerine yüklenen roller onların istihdama katılımını azaltmaktadır. Özellikle ikinci vardiya olarak tanımlanan ev işlerine erkeklerin katılımı yok denecek kadar azdır. Bu nedenle işgücü piyasasının yeniden düzenlenmesi ve ücretsiz emeğin pozitif katkısının oluşabilmesi için sosyal güvenlik sisteminin revize edilmesi gerekmektedir.

Ester Boserup tarafından 1970 yılında ifade edilen yaklaşım kadın istihdamının U-eğrisi şeklinde olduğu şeklindedir. Buna göre kadının ücretli emeğe katılımının sanayi öncesi evreden sanayi sonrası evreye geçtiğinde azaldığını ve daha sonra da sanayileşmenin ve kalkınmanın etkisiyle artığı belirtilmektedir.

Tansel’in Türkiye için illere göre yatay kesit analizi yaptığı çalışmasında kadın işgücüne katılımın U biçimli olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmanın sonucuna göre, Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımı U biçimli varsayımı doğrulamaktadır.

Kadınlar ağırlıklı olarak ev içi üretimde bulunmakta ve ev içi üretimin yükünün fazla olması dolayısıyla istihdama katılamamaktadır. Örneğin TÜİK 2017 verilerine göre Türkiye’de 1955 yılında %72 olan kadın işgücüne katılım oranı 2016 yılında %36,2’ye düşmüştür. Kadın işgücüne katılım oranlarının giderek azalmasında geleneksel cinsiyet rollerinin yanında piyasa merkezli uygulanan istihdamı teşvik edici politikaların etkisi önemlidir.

 


Kaynakça

İKTİSAT DÜŞÜNCESİNDE KADININ KONUMU VE FEMİNİST İKTİSAT, Doç. Dr. Ömer EROĞLU ve Ruhan İŞLER, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Araştırma Merkezi Konferansları, Dergipark, 46. Seri / Yıl 2004, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/7256  (ET: 1.09.2019)

Aslı ÖZPOLAT, Feminist İktisat Açısından İstihdamda Cinsiyet Eşitliği, https://www.academia.edu/35000644/Feminist_İktisat_Açısından_İstihdamda_Cinsiyet_Eşitliği, (ET: 8.09.2019)

FEMİNİST İKTİSADIN GELENEKSEL İKTİSADA METODOLOJİK AÇIDAN GETİRDİĞİ ELEŞTİRİLER, Ruhan İŞLER, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı, http://kisi.deu.edu.tr//erkin.baser/Feminist%20%c4%b0ktisat%20ve%20Y%c3%b6ntem.pdf  (ET: 3.09.2019)

FEMİNİST İKTİSAT VE GELENEKSEL İKTİSAT TEORİLERİNDE TOPLUMSAL CİNSİYET AYRIMI, İktisat Fakültesi, İktisat Bölümü (Lisans), https://www.researchgate.net/publication/325259402_Feminist_Iktisat_ve_Iktisat_Teorilerinde_Toplumsal_Cinsiyet_Ayrimi_-_Feminist_Economics_and_Gender_Discrimination_in_Economics_Theories  (ET: 4.09.2019)

Ufuk Serdaroğlu, Feminist İktisat’ın Bakışı Postmodernist mi?, Efil Yayınevi Yayınları, 2010.

Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi (ASEAD), ASEAD CİLT 4 SAYI 12 Yıl 2017, FEMİNİST İKTİSAT: TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİNE SEÇENEK BİR BAKIŞ, Prof. Dr. İrfan KALAYCI, http://www.asead.com/FileUpload/bs683328/File/533-542_kalayci.pdf  (ET: 5.09.2019)