Eski Türklerde Kültür ve Sosyal Yapı

Yazan: Berk Çetin

Giriş

Gök Tengri inancı bilindiği üzere Türk tarihinin ilk dini inancıdır. Bu yazıda Gök Tengri inancının nasıl bir din olduğu konusunda bilgi verilerek; bahse konu dinin bozkır kültürü ile iç içe oluşunu, Türk’ün giyiminden beslenmesine, hukukundan ticaretine, eğitim, sanatına ve sosyal yapısına varıncaya değin bilgiler sunulacak ve Kam kavramından bahsedilecektir.

Din (Gök Tengri İnancı)

Eski Türklerde din yaşam tarzına empozite edilmiş bir şekildedir. Bu durumun en büyük kanıtlarından bir tanesi ise Göktürk Devleti hükümdarı olan Tapo (Taspar) Kağan’ın Kurultay’a sunduğu din değiştirme fikridir. Hünkar, “Budizm” dinine geçerek Kurultay üyelerine yerleşik hayata geçmeyi teklif etmiştir. Anlaşılacağı üzere göçebe yaşam tarzını bırakmak için din değiştirme çözüm olarak görülmüştür. Bu da Gök Tengri inancının bütünüyle Türklerin Bozkır göçebe yaşam tarzıyla bütünleştiği teziyle savunulabilir. Ayrıca Uygur Devleti bilinen ilk yerleşik hayata geçen Türk Devletidir. Uygur Devletinde Bögü(Bökü) Kağan Gök Tengri inancını terk ederek “Mani” dinini kabul ettikten sonra yerleşik hayata geçmiştir.

   Gök Tengri inancı ile kalıntılar Türk yazıtlarında şu şekilde geçmektedir;

Kül Tigin yazıtlarının doğu cephesi şöyle başlar:

‘Üze kök tengri asra yağız yir qılmdııqda ikin ara kişi oğlı qılınmış’(KT D1 )

(Üstte Kök Tengri, altta Yağız yer yaratıldığında ikisi arasında insan oğlu yaratılmış.)

Uygurların Taryat yazıtaşında da bazı  farklılıklara rağmen, aynı değimler kullanılmış:

‘Üze Kök Tengri yarlıqaduk üçün asra yağız yir iğittük üçün elimin törümin etindim(T.T. Taryat).

(Üstte Kök Tengri buyurduğu için altta Yağız yer beslediği için elimi ve töremi edindim)

“Her iki toplumda göğe mavi yere yağız sıfatlarını verdiğinden, yer ile bakışık Uygurların tanrısı, Tengri denilen göktür; masmavi gök”.[1]

“Bozkır Türk topluluğunun asıl dini Gök Tengri dini idi. Eski çağlarda başka hiçbir kavim ile iştiraki olmayan bu inanç sisteminde Tengri(Tanrı) en yüksek varlık olarak itikatın merkezinde yer almıştır. Yaratıcı tam iktidar sahibi idi. Aynı zamanda ‘semavi’ mahiyete haiz olup, çok kere ‘Gök-Tanrı’ olarak anılıyordu.” [2] Gök Tanrı inancında Tabiatın kuvvetlerine inanıyorlardı. Tabiatta bulunan Irmak, ağaç, orman, vadi, göl vb unsurlar ruh olarak görülmüş ve ayrıca güneş, ay, yıldız, şimşek, yıldırım, gök gürültüsü gibi ruh-tanrılar tasavvur edilmiş. Bu ruhlar ‘Fenalık getiren-İyilik getiren ’olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Gök Tengri inancında en önemli hususlardan bir tanesi de atalara olan saygı idi.

Öyleki, ölen atalarının ruhlarının hala onları bırakmadıklarını ve onların yanında olduklarına inanıp bundan güç alırlar idi.

“Atalarına olan saygılarını eski Türkler yılın ilk ayında hükümdarın(Tanhu) otağında ve ilk  baharda beşinci ayda ve sonbaharda Gök Tengriye, atalara ve tabiat kuvvetlerine at ve koyun kurban ederlerdi”.[3] Bununla birlikte ölenlerle beraber Gök Tanrıya ve atalarının ruhları için yine at ve koyun kurbanlar kesilirdi bu kurbanların da  erkekleri seçilirdi. Bu nedenle kurganlara yapılan kazılarda birçok at iskeleti bulunmuştur. Eski Türklerin ölüye olan saygıları çok yüksekti ve ölen kişinin gömüldüğü yer belli olsun diye kurganlar inşa edilirdi. Ayrıca mezarın üstüne tümsek yapılırdı. Eski Türklerde kurban her zaman hayvan kesilerek yapılmıyordu, ayrıca kanlı ve kansız olarak kurban şekli ikiye ayrılıyordu.

-Kansız Kurban

“Kansız kurbanlar insan, hayvan ve balıklar gibi canlı varlıkların dışında Tanrılara sunulan diğer hediyeleri kapsar. Bu hediyeler insanların sahip oldukları ve üretebildikleri her türlü gıda maddesi nevinden şeylerdir.” [4] Bununla birlikte kansız kurbanda doğaya salınan hayvanlar da kullanılıyordu, bu çerçevede daha çok beyaz at doğaya salınırdı. Doğaya salınan bu hayvanın ne eti yenirdi ne de sütü sağılırdı, ne de yük taşıtılırdı, çünkü o hayvan tanrıya bahşedilmişti.

-Kam(Şaman)Kimdir?

Gök Tanrı inancında peygamber ve ilahi bir kitap olmadığı için kamlar eski Türkler için çok önemli bir aracı rol üstlenirdi. Kamlar insan ile Tanrı ve ataları arasında ki bir köprüydü. Bu yüzdendir ki toplum kamlara karşı çok saygı beslerdi. Kamlar sadece dini konularda değil ayrıca hekimlik tarafları da vardır. İlaçlar hazırlar ve hastaları tedavi ederlerdi.

“Her kam olduğu topluluğun gelenekleri uyarınca bir hayvanı kendine eş tutar. Bu hayvan genellikle kuş, geyik, ayı ve kurttur. Kam bunlardan biriyle özdeşleşmek üzere giyinişiyle, makyajıyla ona öykünür. Kuş ‘donuna’ bürünür, başına ve elbisesinin üzerine kuş telekleri iliştirir. Kafasına geyik boynuzları geçirir, vücudunu ayı postu veya kurt postu ile kaplar. Giysisinin üstü incik boncuk, çaput, ayna, demir, bakır gibi ıvır zıvırla süslenir. Ancak kamın kamlama ayinine başlaması için onun bir de çalgıya ihtiyacı vardır. Bu çalgı genellikle davuldur, bazende tar gibi telli sazlar da olabilir.”[5]

Kam olabilmek için çeşitli yöntemler vardı. Bunlar arasında en olası yöntem, aile büyüklerinin (anne-baba) kam olmasıdır.

Kam olma noktasında kadın veya erkek olmanın hiç bir önemi yoktu. Kadınlar da kamlık yapabiliyordu. Bir diğer yöntem ise doğuştan ruhlardan gelen kamlık yeteneği idi. Deneyimli bir kam tarafından kişi eğitilirdi. Kam, tedavi yöntemlerini ruhlarla nasıl trans haline geçileceğini yanına gelen öğrencisine öğretirdi, daha sonra kam tarafından kişi yeterli donanıma geldiğince kamlık yapmaya başlardı.

-Eski Türklerde Kültür

Kültür bir toplumun kısaca giydiği kıyafet, yaşam tarzı, kendini idare etme yolu, maddi ve manevi değerlerinin hepsini içine alan bir bütündür. Bunun tanımını en güzel şekilde Ziya Gökalp yapmıştır:

“Kültür(hars), bir milletin dini, ahlaki, hukuki, muakalevi, bedi, lisanı, iktisadi, fenni hayatların ahenkli mecmuasıdır.”

a-Giyim –Kuşam

“Kurganlara yapılan arkeolojik kazılarda deri, kumaş, yün ve keçeden mamul giysiler bulunmuştur. İç içe giyilen gömlekler, bir Hun asilzadesine ait kaftan, keçe veya deriden bot çizmeler, yün çoraplar, kulakları kapatan başlıklar(Börk(Devlette ileri gelenlerin börkü daha çok gösterişli ve uzun olurdu)) ele geçmiştir.” [6] Bu tarz giyim kuşam bölgeye ve iklime bağlı şekilde zamanla gelişmiştir. Bozkırın en ideal giyim tarzı ceket ve pantolondur çünkü süvari en çok bu şekilde rahat ederdi. Bugünkü modern giyinmenin ilk tiplemesi olan  Bozkır tarzı giyim Çin, Bizans ve Avrupa’ya Türk usulü askeri ıslahatlar sonrası geçmiş ve dünyaya yayılmıştır.

“Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Avarlar, Hazarlar, Oğuzlar ve Bulgarlara ait vesikalara göre, umumiyetle sakallarını kestiren Türk erkekleri uzun kesilmiş saçlı (Hun traşı) ve bıyıklı idiler. Saygı alameti, attan inmek, börk ve başlıkları çıkarmaktı. Dizin birini yere koymak suretiyle selamlamak adet halinde idi.” [7]

b-Beslenme

Hayvancılığa bağlı bozkır kültüründe hayvani gıdalar ile beslenmek en normal sonuçtur. Hayvanın(At ve koyun)etinden sütünden her şeyinden yararlanılıyordu. Ayrıca yetiştirdiği ve sınır komşularından elde ettiği tahılı da besin maddesi olarak kullanıyorlardı. At sütünden yaptıkları kımız denilen alkollü içeceği içerlerdi. Ayrıca konserve et ve günümüzde yediğimiz pastırmanın da mucidi de Eski Türklerdir. Konserve et ide Çin’e ihraç edilen bazı besinlerden bir tanesidir. Sebze yemeyi pek tercih etmezlerdi daha çok et, süt ,yağ,peynir ve yoğurt yemeyi tercih ederlerdi.

c-Eğitim

Eski Türklerde eğitim hakkında bilinen pek fazla bir şey yoktur ancak geleneksel yöntemlerin uygulandığı tahmin edilmektedir. Savaşcılığın ön planda bulunduğu bu bozkır kültüründe eğitim ailede ve çok küçük yaşta başlıyordu. Bu noktada avlanma ve yaşanan bozkırın saldırıya açık olması gibi unsurlar Eski Türklerin Askeri tecrübelerini geliştirmekteydi. Ayrıca Demircilik ile de uğraşan Türkler usta-çırak ilişkisi ile yetişiyor idi.

ç-Ekonomi-Ticaret

Eski Türklerde ekonomi daha çok hayvancılık, dokumacılık, maden işlemeciliği ve demircilik ile yürüyordu. Tarım ve diğer ekonomik faaliyetler yok denilebilecek kadar azdı. Hayvancılıktan elde ettiği ürünler pek yeterli kalmıyordu ancak Çin tarım, tarımcılık ve tarım ürünleri açısından çok zengindi. Bu yüzdendir ki Çine akınlar düzenlenir ve yüksek miktarda tarım ürünü elde edilip yağmalanırdı. Ayrıca Sonbaharda toplanan Kurultay’da Çine yapılacak olan akınlar konuşulur ve bu akınlar hakkında planlamalar yapılır idi.

“Eski Türk devletleri komşu milletlere umumiyetle başta at olmak üzere canlı hayvan, konserve et, deri, kösele, kürk, hayvani gıdalar satarlar, karşılığında hububat ve giyim eşyası alırlardı”.[8]

d-Hukuk-Yargılama-Cezalandırma

Eski Türklerde hukuk töredir. Kitabelerde ise töre kelimesi 11 farklı yerde de geçmektedir. Diğer kavimlerde olduğu gibi kanunlar ve cezalandırmalar zor uygulanır ve karışık bir biçimde değildir. Cezaların keskin, ağır olması ve kimsenin bu kanunlar karşısında ayrıcalıklı olmaması suçların işlenmesinde caydırıcı bir sebep teşkil ediyordu. Bu yüzdendir ki uygulamalar, halkın erdemli olması ve suç oranının çok düşük olması sonucunu doğuruyordu. Töreye göre bir şahıs insan öldürmeye teşebbüs ederse veya öldürürse, devlete, buduna ve vatana ihanet ederse, isyan başlatırsa, kim birine tecavüz eder, zina yapar vb. suçları işler ise bunun cezası ölümdür yani idamdır. Hırsızlık yapanın mallarına el koyulurdu. Hapis müddeti on günü geçmezdi. Devlet görevlileri töreyi çok iyi bir şekilde bilmeli ve görevlerini en iyi şekilde yapmaları gerekirdi. Devlete, buduna,vatana ihanet edenler ve isyan çıkartanları bizzat hükümdar kendi yargılar idi ve gereken cezayı da  verirdi.’Eski Türklerde yüksek mahkemeye ‘yargu’denilirdi. Buradan da anlaşıldığı üzere Eski Türklerde bir könilik(adliye)müessesenin olduğunu anlıyoruz. [9]

e-Sanat-Edebi Eser

Bozkır kültürünün kendine has bir sanat anlayışı vardır. Eski Türkler genellikle dokuma sanatı, tahta oymacılığı ve maden işçiliği ile oluşan eserler vermiştir. Bunun yanında hayat şartlarıyla alakalı kemer tokası, süs eşyaları, hançer, at koşu takımları, kılıç, hançer kılıfı gibi aletlerin üstüne hayvan motifleri işlemişlerdir.(kaplan, kurt, geyik, vahşi kuşlar, keçi, koyun vb.)

Eski Türklerde yazılı kaynaklar sadece Orhun Kitabeleri ve Yenisey Yazıtlarıdır. Ancak günüme kulaktan kulağa nesilden nesile aktarılan destanlar vardır.

Fakat bu eserlerin yazarları belli değildir. Bunlar kendi içinde devlet dönemlerine göre ayrılmıştır.

 

ALTAY-YAKUT DÖNEMİ

-Yaradılış Destanı

İSKİTLER(Sakalar)DÖNEMİ

-Alp Er Tunga Destanı

-Şu Destanı

HUN  DÖNEMİ

-Oğuz Kağan Destanı

GÖK TÜRK DÖNEMİ

-Bozkurt Destanı

-Ergenekon Destanı

UYGUR DÖNEMİ

-Göç Destanı

-Türeyiş Destanı

 

-SOSYAL YAPI

“Türklerin çeşitli devirlerde, çeşitli bölgelerde bazı bünye değişikliklerine uğradıkları ve bununla ilgili olarak başka başka tabirler kullandıkları şüphesizdir.”[10]

Ama Orhun Yazıtlarına göre Türk soyal yapısı şu şekilde geçmektedir.

Oğuş: Aile

Urug: Aileler birliği

Bod: Boy-kabile

Budun: Boylar birliği-millet

İl: Devlet-İmparatorluk(Budunun Teşkilatlanması ile ortaya çıkar)

-Oğuş(Aile)

Türk toplumunda ilk sosyal yapılanma(birlik)olan oğuş(aile) bütün yapılanmaların merkezi halindeydi. Aileler kan akrabalığına bağlı bir şekilde oluşuyordu. Bu yüzdendir ki Türkler dört bir yana dağılıp göç etmelerine rağmen günümüze kadar varlığını sürdürebilmiştir. Eski Türk oğuşu diğer kavimlerinkinden çok farklı bir şekildedir. Ailede ata bireyin(Baba) sözü geçmektedir. Eski Türkçede anne için ‘ög’ baba için ‘kang’ karşılığı kullanılırdı. Tabi ilerleyen zamanlarda bu ata ve ana olarak değişmiştir. Eski Türkler egzogami’nin(Dıştan evlilik) esas olduğu bir topluluktur.

-Urug(Aileler Birliği-Sülale)

“Urug tabirinin sosyal bünyede neyi ifade ettiği sarih değildir. Herhalde ‘aileler birliği’ manasında alınması icap etmektedir.”[11]

-Bod(Boy-Kabile)

Oğuş veya Urugların bir araya gelmesiyle oluşan topluluğa ‘bod’ denilirdi. Boy içindeki düzeni adaleti sağlamak için her boyun başında bir boy beği bulunuyordu. Boy beğleri de gerektiğinde silahla boyun menfaatlerini korumak ile vazifelidir. Boyların belirli arazileri , askerleri ve hayvan sürüleri varı. Ayrıca Boy beğleri Kurultaya katılmakla da mükkelleftir. Savaş zamanı da her boy beği askerleri ile hükümdarın ordusunu teşfik eder idi. Boy bu yüzdendir ki bir siyasi oluşumdur. Siyasi birliğe dahil olmuş boya ‘ok’ denilirdi. Boy beğleri ise cesareti, adaleti dürüstlüğü ile ön planda olan kişiyi aile ve soyların temsilcilerinin oluşturduğu meclis(toy) seçerdi.

“Müstakil olan veya daha yüksek bir siyasi birliğe katılmış bulunan boylar, yaylaklarda hayvanlarını, göçlerde kendi mülklerini ayırt edebilmek için özel damgalarını kullanırlardı. Boyun bu ‘sosyo-politik’ karakteri, buduna ve özellikle Türk devletine bünyevi yapı verdiği için devletin kuruluşunda, çözülmesi ve yeniden kurulmasında başlıca manivela durumundadır. Bu sebeple çok önemlidir.”[12]

-Budun(Millet-Boylar Birliği)

Boylar birliğine ‘budun’ denilmektedir. Başında halkın çoğunluğuna ve toprakların genişliğine göre şad, ilteber,yabgu gibi ünvanlara sahip olan yöneticiler tarafından idare ediliyordu.Budun bir İle (Devlete) bağlı da olabilirdi bağlı olmaya da bilirdi. Budun boyların sadece sıkı bir beraberlikle oluşturduğu siyasi bir topluluktur.

-İl(Devlet)

“Beylerin ve Bodun başkanlarının teşri ve icrai (yasama ve yürütme)sorumlulukları ülkeye ve bütün topluluğa şamil olmak üzere, hakan’a intikal ediyor: Memleket çapında vergi ve asker toplama, orduyu tanzim, sevk ve idare etme ve yargı hakları hükümdara verilmekte, gerekiyorsa törede, yine bütün memlekette geçerli olmak üzere,yenilikler yapm, yani ilin idari,malı,kültürel işlerini düzenleme yetkisi hükümdar aracılığı ile ’meclislere’ devredilmekte, hükümdarlık ‘karizmatik’ bir mahiyet almaktadır.”[13]

Anlaşıldığı üzere budun halinde bulunan topluluğun devlet teşkilatlanmasının yapılması sonucunda İl (devlet) oluşmaktadır. Kağanın karizmatik özelliklerinde kısaca bahsedecek olursak:

a-Kut

Tanrı kut bağışı ile hükümdara iktidarı bahşediyordu ve hükümdar bahşedilen bu iktidarda buduna nizamı ve adaleti getirmekle hükümlü kılınıyordu.

-Küç(Güç)

Tanrı hükümdara  küçü bahşetmesiyle askeri yeteneklerini artırdığına inanılır. Bu yüzdendir ki savaşta kazanılan her zafer ve başarıyı küç bağışına bağlıyorlardı ve kazanılan başarılar sonucunda hemen Tanrıya kurban kesilirdi.

-Ülüş veya Ülüg

Ülüş veya Ülüg Türkçede paylaştırmak veya üleştirmek anlamına gelmektedir. Tanrının Türk ülkesinde bolluk ve bereketi artırarak devletin ekonomik bir güçe kavuşması ve bununda hükümdarın eşit ve adil bir şekilde dağıtmasına denilirdi.

Sonuç

Eski Türkler anlaşıldığı üzere dinine, töresine, örfüne, adetine bağlı bir milletir. Devrine göre diğer kavimlerden farklı yaşam tarzı ve töresi olan Türkler göçebe ve boylar halinde yaşamalarına rağmen günümüze kadar kendi benliğini korumuş ve yok olmamıştır. Bozkır göçebe yaşam tarzına dayalı yaşayan toplulukların çoğu maalesef ki varlığını günümüze kadar getirememiştir. Bu da Türk budunun bir başarısıdır. Bunun sebebi kana bağlı evlilik geleneği, oksızlık (bağımsızlık) düşkünlüğü başka milletlerin himayesi altına girip dillerini törelerini ve dinlerini kaybedip asimile olmaktansa göç etmeyi tercih etmeleri ve boy halinde parçalanmadan teşkilatlı bir şekilde yaşamalarına bağlanabilir.

 

DİPNOTLAR

[1] Sencer Divitçioğlu Orta Asya Türk İmparatorluğu, Alfa Tarih, 2016

 s.85,86

[2] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken, 41. Basım, s.295

[3] Ahmet Taşağıl, Kök Tengrinin Çocukları, Bilge Kültür Sanat, 10. Basım, s.84

[4] Selahaddin Bekki, Türk Mitolojisinde Kurban, Ç.Ü Türkoloji, s.3

[5] Divitçioğlu, a.g.e., s.152

[6] Ahmet Taşağıl, Kök Tengrinin Çocukları s.80

[7] İbrahim Kafesoğlu Türk Milli Kültürü, Ötüken, 41. Basım, s.306

[8] İbrahim Kafesoğlu, Asya Hunları, Göktürkler, Uygurlar Çin ile Batı Türk Milli Kültürü s.312

[9] Ahmet Taşağıl Türk Model Devleti Gök Türkler s.34

[10] Kafesoğlu,  Türk Milli Kültürü s.219

[11] Kafesoğlu Türk Milli Kültürü s.221

[12] Kafesoğlu, a.g.e, S.223

[13] Kafesoğlu, a.g.e., S.224

 

KAYNAKÇA

Ahmet Taşağıl Türk Model Devleti Gök Türkler, Bilge Kültür Sanat 2017

Sencer Divitçioğlu Orta Asya Türk İmparatorluğu, Alfa Tarih, 2016

İbrahim Kafesoğlu, Asya Hunları, Göktürkler, Uygurlar Çin ile Batı Türk Milli Kültürü, Ötüken

Kök Tengrinin Çocukları Prof. Dr.Ahmet Taşağıl, Bilge Kültür Sanat, 10. basım

Selahaddin Bekki, Türk Mitolojisinde Kurban, Ç.Ü. Türkoloji

Yazar Hakkında: 

Berk Çetin/ TESA Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Karabük Üniversitesi

Tarih Bölümü Öğrencisi

 

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial