Duyurular
Ana Sayfa / ETKİNLİKLERİMİZ / Ermeni Kukla Tiyatrosunda Gölge Sanatını Aydınlatmak

Ermeni Kukla Tiyatrosunda Gölge Sanatını Aydınlatmak

İngilizce aslından çeviren: Hatice Beyza SEZGİN

Ermeni Kukla Tiyatrosunda Gölge Sanatını Aydınlatmak

Zıtlıklar içindeki bu gölge gösterisinde yaratıklar ve hilebazlar hayal gücüyle dans ediyor.

Bir perdenin arkasına monte edilmiş kuklalar  ince sopalarla dans edip sallanıyor, kıvrılıyor ve arkadan aydınlatıldıklarından yalnızca karanlık gölgeleri beliriyor. Karagöz oyuncusu denilen kuklacılar, kuklaları seslendirirken, ses efektleri sağlıyor ve karakterler için sesler yaratıyor.

Bir tercüman şöyle demiştir, “Ermeni hikayelerini İngilizce anlatmak, bir opera librettosu gibidir bu yüzden de  seyirciler kolaylıkla anlayacaktır.”

Karagöz olarak da bilinen Ermeni Gölge ve Kukla Tiyatrosu, özellikle 18. yüzyılda popülerdi. Ancak Güney Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki ortak kaynaklar ile kökleri 14. yüzyıla  kadar gitmektedir.

Antropolog ve 2018 Smithsonian Folklife Festivali’nde  Ermenistan programının   küratörü olan LevonAbrahamian, en eski örneklerin Mısır, Mağrip Ülkeleri, Yunanistan ve Osmanlı İmparatorluğunda olduğunu belirtti. “Ermeniler bunu Osmanlı İmparatorluğunda yapıyorlardı çünkü  Ermenistan’ ın bir bölümü yani Batı  Ermenistan artık  Türkiye topraklarında.”

Şimdilerde,  Ayrogi olarak adlandırılan Ermeni Gölge ve Kukla Tiyatrosu’nun yeni bir versiyonu, Ermenistan’ı gezerek, geçmişin geleneklerini yeniden canlandıran modern performansları sahneliyor. Ayrogi, geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen bu yılın Folklife Festivali’nde de  sahne aldı. Bazı oyuncular atla dolaşıyor, at gösterileri, şarkılar, halk oyunları, gölge ve kukla gösterileri yapmak için hazır bekliyorlar.

Direktör Armen Kirakosyan binicilik kulüplerinin adının Ayrudzi olduğunu söylüyor. “Ayris ‘insan’, dzi ise ‘at’ anlamına geliyor. At ve insan.” Kirakosyan bazen çevirmen aracılığıyla konuşuyor. “Gölge tiyatromuza insan ve ruh manasında Ayrogi diyoruz.”

Ayrogi tarihte derin köklere sahip olmasına ve Suriye, Yunanistan ve Mısır kukla tiyatrolarıyla arasında benzerlikler bulunmasına rağmen Ermenistan’da sopa ve kuklalar çeşitli kalınlıktaki hayvan derisinden (genellikle eşek, at veya deve) yapıldığından ötürü biçimsel ve maddesel farklılıklar barındırır. Türkiye, Nepal ve Endonezya’daki kuklalar parlak renkliydi ve tonlar sembolik göstergelerdi, Ermenistan’da ise böyle değildir.

“Nepal’ de kırmızı genellikle kahramanca bir kişiyi temsil eder. Yeşil kıskançlık gibi bir şeydir ve siyah ise pozitiftir ve yine kahramanlığa işaret eder.” Kirakosyan diyor ki, “ Ermeni tiyatrosunda kuklalar siyah renktedir. Bu yüzden gölgeler esastır. Işık sahnenin arkasından ve sadece gölgeler görünecek şekilde gelir.” “ Siyah ve beyaz hayal gücü üzerinde çok daha büyük bir etkiye sahiptir ve izleyicilerin zihninde daha çarpıcı ve eğlendirici birimge oluşturur.” “ İlk bakışta, hikaye ve  hayal gücü için  de daha fazla kaynak  verir.”

Ermenistan ve Türkiye’de “kara göz” anlamına gelen Karagöz olarak bilinen karakter, baş kahramandır.  Hem cesur hem de duygusal olan eğitimsiz ve halktan biridir. İri bir şapka takar, ama aynı zamanda uzun bir ele sahiptir, bir bilim adamı olan George Goyan, Ermeni tiyatrosunun tarihi üzerine birçok kitabın yazarı, bu eli cinsel güç sembolü olarak yorumluyor.

Kirakosyan, ikinci ana karakter olan Haji Ayvaz’ın daha mütevazı bir şöhrete sahip olduğunu ve Mekke’ ye hacca da gittiğini söyledi.  O, arkadaşı Karagöz’e, Tanrı’ nın yasakladıklarından kaçınmasını söyleyen, ona sık sık tavsiyelerde bulunan,  iyi niyetli, sadık ve dindar bir kişidir.  “Yoğurt Hakkında Bir  Hikaye” adlı  oyun da dahil olmak üzere  birçok eski hikaye ve oyunda bu ikiliye yer verilir.

Kirakosyan, “Hikaye yedi ila sekiz sahneden oluşuyor” diye açıklıyor. “Karagöz  evlenmek istiyor ve Haji Ayvaz ona yardım etmeye çalışıyor ve satması için bir çeşit Ermeni  yoğurdu ve düğün için biraz para veriyor.” Bu ikiliyle  ilgili hikayelerin bazıları garip, bazıları ise komik. Bazen hilebaz (Karagöz),  19. yüzyıldan kalma geleneksel senaryolarda hamamlardaki kadınlara göz gezdiriyor. “Sonra ise  kadınlara baktığı  ve yasak olan başka şeyler yaptığı  için öldürülüyor.Kendisini yeraltı dünyasında buluyorve sonra yeniden diriliyor… Birçok geleneksel antik kukla tiyatrosunda, öldürülen ve yeniden dirilen hilebaz bir figür ele alınıyor.”

Abrahamian, gölge tiyatrosunun ritüellere dayandığını sadece eğlendirmek için tasarlanmadığına dikkat çekiyor.

“Ana fikir, kahramanın yeraltı dünyasına girmesi ve sonra dirilmesi ve daha sonra bir gölge olmasıdır. Bu da bir  ritüele işaret eder. Bu tiyatro sadece erkeklere gösterilirdi ve sadece erkekler içindi. Bazen hikayeler gerçekten çok kabaydı” diyor ve ekliyor: Bugün, hikayeler daha az kaba saba. “Ortaçağdan kalma eski popüler tiyatrolar gerçekte müstehcendi. İşte bu yüzden hilebaz kahraman fallik bir simgedir. Bakış açımızdan müstehcen şeyler yapar, fakat  belki de o zaman yaptığı bazı  şeyler ritüeldi. ”

Ayrogi’nin anlattığı hikayeler, genel bir kitleye hitap ediyor ve pek çoğu çocuklar için uyarlanmış. Abrahamian, modern gölge oyununun, “Martiros Kedisi” gibi geleneksel halk hikayelerine dayandığını söyler. Martiros, “şehit” anlamına gelen popüler bir Ermeni adıdır ve tiyatro ekibi, onun hakkında bir dizi oyun  sergiliyor.

Hikaye hayatından memnun ve dertsiz bir adamla başlıyor diyorKirakosyan, Abrahamian çevirirken. Gülüyor çünkü  adamın hayatı karmaşıklaşmak üzeredir.

Adam, bir fareden ayakkabılarını yediği için şikayet eder… Yardımsever insanlar gelirler ve “Sana yardım edeceğiz.”  diyerek ona bir kedi verirler. Kedi sorunu çözer ama başka problemlere yol açar. Bu defa da adam  kedi miyavladığı için uyuyamadığından şikayet eder. İnsanlar, “O aç ve susuz  ona süt ver!” derler. Ama sütü nereden bulacaktır? Bu yüzden sorunu çözmek için ona bir inek verirler. Bu kez de ineğin otlaması için bir araziye ihtiyacı  vardır. Bir sürü sorun ortaya çıkar, bu yüzden ona bir eş verirler! Şimdiyse çok fazla çocuğu vardır ve ölürken, en büyük oğlunu çağırır ve ona “İstediğin her şeyi yapabilirsin ama asla bir kedinin evine gelmesine izin verme!” der.

Kirakosyan ve diğerleri, öğrenci iken binicilik kulübünü kurdular ve her yaz Ermenistan’da geziler düzenlediler. Sonra geleneksel danslara ve şarkı söylemeye başladılar ve antropolog Jenya Khachatryan’a tavsiye almak için danıştılar. Kirakosyan, onun  ekibe geleneksel dansları öğrettiğini ve sonra da 1960’ larda yürüttüğü saha çalışmalarından  ötürü gölge tiyatrosu geleneğine vakıf olduğunu öğrendiklerini söyledi. JenyaKhachatryan, kukla ustası Khachatur Tumasyan ile çalışmış ve  bu geleneği de ondan öğrenmişti. Khachatur Tumasyan’ın büyük babası da 1830’larda Erzurum’dan Güney Gürcistan’a göç eden bir gölge oyunu ustasıydı.

Khachatur Tumasyan, 1960’larda Ermenistan’da gölge kukla tiyatrosunu yöneten son ustalardan biriydi. Tumasyan, büyükbabasının ErmenistanEtnografya Müzesi’nde sergilenen kuklalarını kullanırdı.

1982 yılında, Kirakosyan ve onun öğrencileri, Khachatryan’dan eski çağ geleneklerini öğrendikten sonra, binicilik gezileri için tiyatroyu yeniden canlandırdılar. Kirakosyan, “Geleneksel senaryoların ve kuklaların bazı kopyalarını yaptık ve performanslarımızda bu  kopyaları kullanıyoruz.” diye açıklıyor.

Abrahamian, tüm bunların, yakın zamanda vefat eden Khachatryan’ın çalışmaları sayesinde olduğunu söylüyor.

“Ben bir antropoloğum ve bir antropoloğun o alanda çalışsa bile geleneğin sırasını değiştirebileceğini biliyorum ve bu çok güzel bir hikaye.” Abrahamian diyor ki, ” Dikkate değer olan şey, sıkı çalışma ve bir kadının kendini kadınların izlemesi dahi  yasak olan bir geleneğin aktarılmasına adamasıdır. “

“O bunu son kuklacıdan öğrendi ve yeni kuklacılar antropologlarımızın  sıkı çalışması sayesinde  bu sanatı icra etmeye devam edebiliyorlar.”

Ermeni kültürüne aşina olmayan Amerikalılar’ın Ayrogi hakkında ne düşündüklerini sorulunca, Abrahamian son bir hikaye anlatıyor.

“Tanrı’ yı ziyaret edip ondan mutluluk istemeye giden fakir bir adam varmış. Yolda aç bir kurtla karşılaşmış. Kurt ona ‘ Açım ve yiyecek bir şeyim yok. Tanrı’ ya ne yapmam gerektiğini sor.’ demiş. Sonra bir kadın görmüş. Genç ve yalnız bir kadın. Kadın şöyle demiş, ‘Eğer Tanrı’ ya gidiyorsan ona, bana yardım edip etmeyeceğini sor.’ Daha sonra dallarında hiç elma olmadığı için yardıma ihtiyacı  olan bir ağaçla karşılaşmış. Fakir adam nihayet Tanrı’ ya ulaşmış. Tanrı ona şöyle demiş,  “Git. Mutluluk evinde seni bekliyor.” Ağacı tekrar görmüş ve ona şöyle demiş, “Senin hazinen köklerinin altında. Elmalarının  yetişmesi  bu yüzden yasak.” Ağaç adama hazineyi teklif etmiş  çünkü elmalarının yetişmesini  hazineye tercih edermiş. Adam şöyle demiş, “Hiç zamanım yok. Mutluluğumu bulmaya gidiyorum.” Fakir adam, kadınla tekrar karşılaşmış ve  Tanrı’ nın kadına bir adamla evlenmesi gerektiğini söylediğini söylemiş.Bunun üzerine güzel kadın ona evlenme teklif etmiş. Fakir adam yine zamanı olmadığını söylemiş çünkü eve gitmesi gerekiyormuş. Tanrı’ nın fakir adama kurtla ilgili ne dediğini bilemiyoruz çünkü  Tanrı kurdun kulağına şöyle demiş, “Aptal bir adam bulduğunda onu ye böylece sorununu çözeceksin.”

Abrahamian gülerek şöyle diyor, “Bunlar herkesin anlayabileceği hikayeler!”

Kaynak: https://www.smithsonianmag.com/smithsonian-institution/illuminating-shadowy-art-armenian-puppet-theater-180969622/

Çevirmen Hakkında

Hatice Beyza Sezgin / TESA  İngilizce Çevirmeni

Boğaziçi Üniversitesi

Tarih

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir