Duyurular
Ana Sayfa / YAZILARIMIZ / Ekonomi / Enflasyon Hedeflemesi Stratejileri ve TCMB Uygulamaları

Enflasyon Hedeflemesi Stratejileri ve TCMB Uygulamaları

Yazan: Ebru YILDIZ

Giriş

1970’lerin sonunda, Bretton Woods sisteminin çöküşü sonrası dünya çapında ortaya çıkan yüksek enflasyonun, para otoritelerinin enflasyonist eğilime sahip olmasından kaynaklandığını ve uzun dönemde para politikasının en önemli amacının fiyat istikrarı olması gerektiği konusunda ekonomistler ve merkez bankacıları arasında bir uzlaşma gerçekleşmiştir.[1] 1970’li ve 1980’li yıllarda uygulamış oldukları parasal büyüklük ya da nominal döviz kuru hedeflemesine yönelik olarak para politikaları uygulamalarında fiyat istikrarının sağlanması açısından, gelişen liberalizasyon şartlarının da etkisiyle, istenilen sonuçlara ulaşamayan ülkelerin birçoğu 1990’lı yılların başından itibaren parasal politikalarında yeni bir yol izlemişler ve enflasyon hedeflemesi uygulamasına geçmişlerdir.

Enflasyon Hedeflemesi, düşük ve istikrarlı bir enflasyona ulaşmayı ve bunu korumayı isteyen bir ülkede para politikasının temel hedefinin fiyat istikrarı olması gerektiği [2] fikrinden ortaya çıkmıştır.

1990’ların başında ilk defa Yeni Zelanda tarafından uygulamaya konulan enflasyon hedeflemesi stratejisi daha sonra birçok ülkede uygulanmıştır. Türkiye’de ise 1990’ların sonlarına doğru gündeme giren enflasyon hedeflemesi tartışmaları, 2001 yılı sonbaharında stratejilerin belirlenmesi aşamasına gelmiştir.

2002 yılından itibaren örtük enflasyon hedeflemesi uygulayan TCMB, Ocak 2006 itibariyle enflasyon hedeflemesi [3] rejimine geçmiştir.

Bu yazı çerçevesinde de enflasyonun tanımlaması yapılarak uygulanan enflasyon hedefi rejiminin fiyat istikrarı sağlama konusundaki sonuçlarının değerlendirilmesi ve TCMB’nin enflasyon hedeflemesini uygulamaya başladığı zaman diliminden itibaren geçen süredeki eylemlerinin tartışılması amaçlanmıştır.

Enflasyon Nedir, Çeşitleri Nelerdir?

Enflasyon kavramı bilimsel ve günlük dilde farklı şekillerde algılanmaktadır. Mikro bazda fiyat artışları, fiyatlar genel seviyesindeki artış maliyeti ve gelir artışları, paranın değer kaybetmesi, para miktarının artması faktör ve reel gelir açıkları gibi kavramlar enflasyonu çağrıştırmaktadır.[4]

Enflasyon fiyatlar genel seviyesinin sürekli artması şeklinde tanımlanır. Ancak kısa bir süreli değil belirli bir süre periyodik olarak devam eden fiyatlar genel seviyesinin artışını ifade eder.

Enflasyon tüketim ve yatırım harcamalarının yükselmesinden yani talep artışından kaynaklanıyorsa buna ‘ talep enflasyonu’ denir.

Enflasyonun kökeninde üretim maliyetlerinin yani üretimde kullanılan üretim faktörleri ve girdilerinin fiyatlarında artış varsa buna da maliyet (arz) enflasyonu denir.

Talep enflasyonunda gelir dağılımında değişim; kamu harcamalarının artışı, kredi hacminin genişlemesi sonucu banka parası miktarının artışı, özel yatırım harcamalarında artış ve dış ödemeler bilançosu fazlalığının meydana getirdiği gelir artışları gözlenir.[6] Sonuç olarak harcamalar ve ihracat toplamının ithalat ve üretim miktarını aşmasının neden olduğu fiyatlar genel seviyesinin yükselmesi, özellikle sabit gelirlilerin kazançlarında bir reel azalma meydana getirir.

Toplam talep fazlası olmaksızın üretilen temel mal ve hizmetlerin maliyetini etkileyen girdi fiyatlarındaki meydana gelen artışı ifade eden arz enflasyonunun da hammadde, enerji fiyatları ve ücretler düzeyinin artması üretilen mal ve hizmetin fiyatına yansıyacağı için sonuç olarak maliyet (arz) enflasyonu bir talep enflasyonuna dönüşecektir. Kısır döngü içerisinde gerçekleşen eylemler fiyatlar genel seviyesini sürekli arttıracaktır.

Enflasyon Hedeflemesi

1970’li ve 1980’li yıllarda birçok ülke para politikası çerçevesinde para talebinin istikrarlı olduğu varsayımıyla parasal büyüklükleri ara hedef olarak seçmişlerdir. Bu hedef değişkenler ile gelir, fiyat, paranın dolaşım hızı arasında istikrarlı bir ilişkinin var olduğu görüşünden kaynaklanmıştır. Ancak yapısal değişim ve finansal liberalizasyon programları uygulayan birçok ülkede paranın dolanım hızındaki istikrarın kaybolması, yeni finansal araçların ortaya çıkması ve finans sektöründeki hızlı büyüme sonucu para talebindeki istikrar bozulmuş ve gelişmeler parasal büyüklüklerin ara hedef olarak seçilmesini güçleştirmiştir.[7] Bu nokta da ortaya yeni bir çapa olarak seçilen enflasyon hedeflemesi; belirlenmiş bir enflasyon oranı için belirli bir tarih veya dönemde gerçekleştirmek üzere bir hedef ya da hedef aralığının ilan edilerek taahhüt edilmesi ve para politikasının en önemli amacının düşük ve istikrarlı bir enflasyon oranı sürdürmek olduğunun vurgulanması ve bu vurgunun para otoritesince de benimsenmesi şeklinde tanımlanabilen bir para politikası uygulamasıdır.[8]

Enflasyon hedeflemesinde merkez bankasının nihai hedefi; fiyat istikrarını sağlamak, gelecek dönem için enflasyon hedefi koyup bu hedefe uygun iktisadi politikalar uygulamaktır. Yani hedefe uygun parasal büyüklüklerin, döviz kurlarının ve faiz oranlarının belirlenmesidir.

Enflasyon oranını çapa olarak kullanan enflasyon hedeflemesi stratejisinin başarıya ulaşabilmesi için bazı ön koşullar gerekmektedir. Literatürde enflasyon hedeflemesinin iki ön koşulu olduğu belirtilmektedir. Birincisi, merkez bankasının bağımsızlığı iken ikincisi, parasal değişkenlere ilişkin katı bir taahhüdün bulunmamasıdır. Merkez bankasının bağımsızlığı koşulu ise örtük olarak mali baskının bulunmaması ve güçlü bir finansal sistemin varlığını içermektedir. Aksi halde merkez bankasının bağımsızlığının fonksiyonel hale gelmesi mümkün değildir.[9]

Mishkin’e göre; bir para politikası stratejisi olarak enflasyon hedeflemesi rejimi beş ana unsuru barındırmaktadır.[10]

  • Enflasyon için orta vadeli sayısal bir hedefin kamuoyuna ilan edilmesi,
  • Para politikasının birincil, temel amacının fiyat istikrarı olarak belirlendiğinin kurumsal taahhüdü,
  • Para politikası araçlarının belirlenmesinde sadece parasal büyüklükler veya döviz kurlarının değil birçok değişkeni içeren bilgilere dayalı bir stratejinin izlenmesi,
  • Merkez bankasının amaçlarına, aldığı kararlara ve bunların nedenlerine ilişkin olarak kamuoyun düzenli olarak bilgilendirilmesi ve iletişim kurulmasıdır. Bir başka deyişle, şeffaf bir para politikasının izlenmesi,
  • Merkez bankasının enflasyon amaçlarına ulaşılmasında hesap verilebilirliğinin artmasıdır.

Bu koşullara sahip ülkeler, enflasyon hedeflemesi stratejisini çapa seçmeye karar verdiklerinde para politikası stratejilerini de şekillendirmeleri gerekmektedir.[11] Önemli olan faktör seçimler yapılırken ülkenin makroekonomik yapısı ve ihtiyaçları göz önünde bulundurulurken diğer yandan da para politikası şeffaflığı ve esnekliği arasında denge sağlanması gerekmektedir.

Ülke Uygulamaları

Enflasyon hedefi uygulaması ilk olarak 1990 yılında Yeni Zelenda ve Şili’de uygulanmıştır. Sonraki dönemde bazı gelişmiş ülkelerden başlayarak artan sayıda ülke para politikasını bu rejime adapte etmiştir.

Tablo 1: Enflasyon Hedeflemesi Stratejisi Uygulayan Ülkeler

Kaynak:Fikret Kartal, Türkiye’de Enflasyon Hedeflemesi Stratejisi ve Para Politikası Görünümü, Maliye Finans Yazıları, S91 , S 82

Tablo 1’de görüldüğü üzere 2010 itibariyle para politikalarında tüketici fiyat indeksini dikkate alarak enflasyon hedeflemesi yapan 26 ülke bulunmaktadır. Ayrıca İspanya, Slovakya ve Finlandiya ise Euro alanına dahil olmalarından dolayı bu stratejiyi uygulamayı bırakmışlardır.[12]

Enflasyon hedeflemesi konusunda en tecrübeli ülke olan Yeni Zelanda’da ilk enflasyon hedefi yıllık % 3-5 bandındaydı. Daha sonra ise % 0-2 gibi düşük bir seviyede belirlemiştir. Uygulanan sıkı para politikası çıktısı olarak % 5 ‘in üzerindeki enflasyon % 2’nin altına inmiştir. Ancak enflasyon düşerken ülke, derin bir resesyon ve hızla yükselen bir işsizlikle karşı karşıya kalmıştır. 1996 yılının sonunda hedef bant % 0-3 olarak revize edilmiştir. [13] Temel amacı fiyat istikrarını korumak olan para politikaları stratejileri uygulayan Yeni Zelanda’da hükümetin ekonomik amacı ise, büyüyen açık ve rekabetçi bir ekonomi oluşturmaktır. Yeni Zelanda’da uygulanan para politikası stratejisi esnek enflasyon hedeflemesine dayanmaktadır.

15 Ocak 1993 tarihinden bu yana enflasyon hedeflemesini uygulayan İsveç ise +,- 1 tolerans aralığı ile % 2‘lik bir enflasyon hedefine sahiptir. Para politikasının amacının fiyat istikrarını korumak olduğunu ve bunun için indeks olarak tüketici fiyat indeksinin kullanıldığını İsveç Merkez Bankası açıklamıştır. Ayrıca para politikasının etkilerinin iki yıllık bir gecikmeyle ortaya çıkması sebebiyle hedef süresini de iki yıl olarak belirlemişlerdir.[14]

Örneklerde görüldüğü üzere enflasyon hedefi genel olarak endüstrileşmiş ülkelerde fiyat istikrarı sağlama konusunda başarılı olmuştur.

Gelişmekte olan ülkeler arasında enflasyon hedefini ilk uygulayan ülke olan Şili bu stratejiyi Eylül 1990’da ilan etmiştir. %20‘nin üzerinde bir oran ile enflasyon hedeflemesi stratejisini uygulayan Şili başlangıç hedefini %15-20 bandı olarak belirlemiştir. Kullandığı indeks ise tüketici fiyat indeksidir. Şili’de enflasyon hedeflemesi stratejisi başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Bugün ki enflasyon hedefi +,- 1 bandı aralığı ile % 3 olarak belirlenmişken daha önce bir yıl olarak belirlenen hedef süresi ise belirsiz olacak şekilde değiştirilmiştir. 1990’ların bitimine gelindiğinde enflasyon % 3,4 seviyesine ulaşırken üretim ve istihdamda herhangi bir istikrarsızlık görülmemiştir. 1999 yılından itibaren ise Şili ekonomisi zaman zaman üretimde istikrarsızlık yaşamış ve ciddi resesyona girmiştir. 2009 yılı da dâhil olmak üzere bazı yıllarda enflasyon oranı hedefinin altında kalmıştır.[15] Ülke uygulamaları, enflasyon hedeflemesinin başarılı olabilmesi için ekonominin bir bütün olarak ele alınarak maliye politikaları ve diğer politikalarla desteklenmesi gerektiğini, ön koşulların mümkün olan en iyi şekilde yerine getirilmesi gerektiğini göstermektedir. Aynı zamanda enflasyon hedeflemesinin gerektiğinden daha katı şekilde uygulanması durumunda fiyat istikrarı sağlanabilmesine rağmen üretim ve istihdam gibi ekonominin diğer kesimlerinin zarar göreceği de anlaşılmaktadır.

Türkiye’de Enflasyon ve Enflasyon Hedeflemesi

Türkiye uzun zaman enflasyonla mücadele eden bir ülke olmuştur. Yüksek enflasyonla ilk kez 1979-1980 yılındaki ödemeler krizi ile tanışmıştır. Döviz krizine doğru sürüklenmiş ve 24 Ocak 1980’de IMF destekli istikrar programını ortaya koymuştur. 1990’lı yıllarda siyasi istikrarsızlık, yüksek reel faizler, yüklü borç stoku, istikrarsız büyüme ve kırılgan finansal yapı sonucu bütçe açıkları ciddi boyutlara ulaşmış ve bu durum TCMB’nin fiyat istikrarına odaklanmasını güçleştirmiştir.

1985-1990 arasında yatırım yapılamaması ve iç talebin kısılması ile ülke durgunluk ile karşı karşıya kalmış ancak enflasyonda bir düşüş meydana gelmemiştir.

1989 yılında Türk Lirası konvertibl hale gelmiş ve sermaye hareketlerine tam serbestlik verilmiştir. Bunun sonucunda da büyük ölçüde sermaye girişi yaşanmış ve döviz rezervleri artmıştır. Bu sebeple merkez bankasının faiz ve kur üzerindeki etkinliği azalmış ve devalüasyon tersine dönmüştür.[16]

1990 yılındaki para politikasının temel amacı, merkez bankasının küçültülmesi olmuştur. Emisyon yükseltilmeye çalışılmış ve merkez bankasının bilançosunun %12- 22 arası büyümesi, iç yükümlülüklerinin %15-25 büyümesi, iç varlıkların da %6-16 büyümesi amaçlanmıştır. [17]

1994 krizi ile %80’nin üzerine çıkan enflasyon oranı, 1998 yılındaki mali disiplin sayesinde %60’lara kadar gerilemiştir.[18]

1990’ların sonunda Türkiye, uzun süren enflasyon süreci ve borçlarının artmasına rağmen kriz içinde değil ama krize eğilimli bir ekonomiye sahip olmuştur. 2001 yılında yaşanan kriz ise bankacılık sektöründen kaynaklanmıştır.

1999 yılında IMF ile yeniden bir istikrar programı yapılmış ve döviz kuru çapa olarak kullanılmıştır. Bunun nedeni ise, Türkiye’de enflasyona neden olan unsurun döviz kuru olduğu düşüncesinden kaynaklanmıştır. Bu programın neticesinde iç talep ve üretim artmış, enflasyon oranı ise son 14 yılın en düşük seviyesine gerilemiştir. Ne var ki TL’nin sürekli değer kazanması ve faiz oranlarındaki düşüş cari işlemler açığını arttırmış ve kriz ortamını oluşturmuştur.[19]

2000 yılında uygulamaya konulan ve üç yılı kapsayan IMF destekli program krizlere neden olması sonucunda terk edilmiş, ekonomi ise ciddi anlamda küçülmüş, işsizlik artmış, siyasi dengeler sarsılmıştır. Ve Şubat 2001’de dalgalı kur sistemine geçilerek IMF ve diğer dış kaynakların desteği alınmaya çalışılmıştır.[20]

Merkez bankası 15 Mayıs 2000’de açıkladığı para politikası programı çerçevesinde nominal çapa büyüklüğünün nominal çapa olarak kullanılacağını belirtmiştir.

5 Mayıs 2001’de ise merkez bankası temel amacını fiyat istikrarı olarak belirlemiş, para politikası kurulu oluşturulmuş ve araç bağımsızlığı sağlanmıştır.[21]

TCMB doğrudan enflasyon hedeflemesine geçmek yerine ön koşulların yerine getirilmesinin tamamlanabilmesi ve uygulamaya geçmeden önce enflasyon seviyesinin aşağıya çekilebilmesi için 2002- 2005 yılları arasında örtük enflasyon hedeflemesi uygulamıştır.[22]

2002 yılında enflasyon hedefi %35 olarak belirlenmiş ve gerçekleşen enflasyon oranı hedefin altında  %29,7 olmuştur. 2003 yılında ise resmi olan ve ilan edilmemiş enflasyon hedeflemesi olarak tanımlanabilecek örtük enflasyon hedeflemesi başarı ile gerçekleştirilmiştir.

Enflasyon oranları da 1989-2001 dönemindeki %70’li seviyelerinden 2002 yılından sonra %13‘ler düzeyine düşmüştür.

Tablo 2:  TCMB  Enflasyon Hedefleri Ve Gerçekleşen Oranlar


Kaynak: TCMB,http://www.tcmb.gov.tr/ ve TCMB, İstatistiki Veriler, http://evds.tcmb.gov.tr/

2004 yılında enflasyon oranı %12 olarak hedeflenmiştir ve programın uygulanmasındaki başarının görülmesi ile fiyat istikrarı hedeflerinin tutturulacağına dair güven artmış, kapasite kullanımının artması ve fiyatları yukarıya çekecek baskının oluşmaması Türk Lirası’nın değer kazanması enflasyon ile mücadelede önemli katkılar sağlamıştır.[23]

2005 yılı sonu itibariyle TÜFE’deki yıllık artış oranı %7.72 olarak gerçekleşmiş ve bu oran % 8 olan program hedefinin altında kalmıştır. [24]

Bu dönem “örtük enflasyon hedeflemesi” olarak tanımlanmış ve açık enflasyon hedeflemesine geçiş için ön koşulların sağlanmasına yönelik uygulamalar yapılmıştır.

2002-2005 yılları arası dönemde Türkiye ekonomisinin performansı değerlendirildiğinde enflasyon, işsizlik, büyüme ve mali baskınlık ve mali derinlik göstergeleri bakımından başarılı olduğu ve örtük enflasyon hedeflemesiyle birlikte istikrarlı bir şekilde azalarak 2005 yılı itibariyle % 7,7’ye gerilemiştir. İşsizlik oranı değişmezken büyüme oranı 2002-2005 arası dört yıllık dönemde yıllık ortalama olarak %7,9 düzeyinde gerçekleşmiştir [25]. Bu dönemde elde edilen büyüme rakamları, enflasyon oranının düşürülmesinin üretim kaybına neden olmadığının bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

2002-2005 yıllarında uygulanan örtük enflasyon hedeflemesi stratejisi sıkı maliye politikaları ile de desteklenince merkez bankasının kredibilitesi artmıştır.[26]

Yapılan kanun değişikliği ile merkez bankasının temel amacı fiyat istikrarını sağlamak olarak belirlenmiş, enflasyon hedefinin ise TCMB ve hükümetin birlikte olacakları kararla belirlenmesi kararlaştırılmıştır. Kanun değişikliği ile aynı zamanda TCMB’nin bağımsızlığı ve hesap verilebilirliği amaçlanmıştır.

2004 yılında tek haneli enflasyon oranına ulaşılması reform niteliğinde yapılan yasal düzenlemeler, finans ve kamu kesiminde sağlanan ilerlemeler 2006 yılının başından itibaren açık enflasyon hedeflemesine giden sürecin zeminini oluşturmuştur. Örtük enflasyon hedeflemesi döneminde enflasyonla mücadelede elde edilen başarının ardından kademeli olarak karar süreçleri daha şeffaf ve öngörülebilir hale gelmiştir ve nihayet TCMB, 2006 yılında açık enflasyon hedeflemesi rejimine geçtiğini ilan etmiştir

Açık enflasyon hedeflemesi rejiminin uygulamaya konulması dünya konjonktüründe hızlı değişimlerin başladığı bir sürece rastlamış ve bu süreçte Türkiye ekonomisi birtakım şokla karşılaşmıştır. Uzun süre etkili olan bu şoklar enflasyon hedeflerinin üzerinde gerçekleşmesine sebep olmuştur.[27]

2006 yılında açık enflasyon hedeflemesine geçen TCMB fiyat istikrarında gösterge olarak kullanılan indeks tüketici fiyat indeksi olmuştur. Ancak çekirdek enflasyon da takip edilmektedir. Başlangıçta 2006 yılı için hedef değeri +,-2 tolerans aralığı ile % 5, 2007 ve 2008 yılları için ise % 4 hedef seviyesi ise 1 yıl olarak belirlenmiştir.  2006, 2007, 2008 yıllarında +,- 2 gibi geniş tolerans aralığı olmasına rağmen enflasyon hedefi aşılmıştır. Bunun müsebbibi ise TCMB’nin yeterince sıkı para politikası uygulamamasının yanı sıra enerji ve gıda fiyatlarındaki yükseliş olmuştur.[28]

2008 yılsonu enflasyonu %4‘lük hedefi aşarak %10,1 olarak gerçekleşmiştir. Ancak 2008 yılının ikinci yarısında etkileri zirve yapan küresel kriz ve ulusal çalkantının talep ve üretim üzerinde yarattığı sınırlamanın etkisiyle % 7,5’lik 2009 yılsonu enflasyon hedefinin %6,5 ile altında kalınmış, 2010 yılında ise %6,4’lük enflasyon ile hedefe ulaşılmıştır. 2010 yılının son çeyreğinden itibaren çok daha belirgin şekilde fiyat istikrarı ile birlikte finansal istikrar da göz önünde bulunarak para politikası stratejisi ve kullanılacak araçları belirlemeye başlamıştır.[29]

Enflasyon hedeflerine ulaşılamaması temel olarak para politikasının kontrolü dışındaki unsurlardan kaynaklanmış olsa da hedeflerin üç yıl üst üste aşılması, enflasyon hedeflerinin beklentiler için çapa olma fonksiyonunun zayıflamasına neden olmuştur.

2012 yılından itibaren orta vadeli program çerçevesinde %5 olarak belirlenen enflasyon oranları 2018 yılı itibariyle son 6 yıldır başarıya ulaşmamıştır. 2012 yılında % 6,2‘lik oranla hedef aşılmıştır. Her yıl bu hedef sapmasındaki artış artarak devam etmektedir. 2017 yılında ise % 11,92 oranla hedefi aşan görünüm 2018 yılının ikinci çeyreği itibariyle %15,85 oranı ile hedef sapması eğilimini devam ettirmektedir.

2018 yılı 2. dönem enflasyon raporu toplantısında TCMB başkanının yaptığı açıklamalarda iç talep koşullarının etkisinin azalacağının öngörüldüğü, enflasyon ve enflasyon beklentilerinin bulunduğu yüksek seviyelerinin ise fiyatlama davranışları üzerinde risk oluşturmaya devam ettiğini belirtmiştir. Bu dönemde yıllık enflasyondaki yükselişin alt gruplar geneline yayıldığı ve yükselişe belirgin katkının işlenmemiş gıda grubundan geldiği söylenerek döviz kuru gelişmeleri kaynaklı maliyet yönlü etkilerin bu ay birçok ilişkili kalemde yüksek fiyat artışlarını desteklediğini vurgulamıştır.

II. çeyrek için ise iç talebe dair yavaşlama sinyallerinin arttığı açıklanmıştır. Bu dönemde Türk lirasındaki değer kaybı, finansal oynaklık, belirsizlik algılamaları ve finansman maliyetlerindeki artış yurt içi talebi hem tüketim hem yatırım harcamaları kanalıyla yavaşlattığını belirtmiştir.

Enflasyon beklentilerinin döviz kuru, risk primi gibi değişkenlere olan duyarlılığı da artmıştır. Arz şoklarının küresel ekonomide devam eden sorunlar para politikasının tepkili duruşuna rağmen orta vadeli hedef olan % 5 oranına ulaşmanın oldukça uzun süre alabileceği ve söz konusu hedeflerin nominal çapa özelliğini yitirdiğini düşündürtür.

Sonuç olarak Türkiye ekonomisi 1970’lerde başlayan ve otuz yılı aşkın sürede bütçe disiplininin sağlanmaması para politikalarına ilişkin açık bir amaç ortaya konulamaması ve uygulanan politikalarda belirlenen hedeflerdeki bu denli oynaklığın yeterli güveni oluşturamaması sonucunda fiyat istikrarı sağlama konusunda başarılı olduğu söylenemez.

Sonuç

Dünyada sermaye hareketlerinin ve paranın dolaşımının serbestleşmesi, finansal duvarların ortadan kalkması sonucunda para otoriteleri ve kullandıkları politikalar oldukça değişken ve istikrarsız bir ortamda kalmıştır. Böyle bir ortamda merkez bankalarının rolleri de belirginleşmiş ve para politikasının ve enflasyon oranının optimum seviyede tutulması olmuştur.

Yeni Zelanda tarafından uygulamaya başlanan enflasyon hedeflemesi rejimi, 1990’lı yılların başlarından itibaren birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede alternatif para politikası stratejisi olarak uygulanmaya ve gittikçe daha fazla tartışılmaya başlanmıştır.

Enflasyon hedeflemesi temel olarak ekonomi yönetiminin tek hedef olarak enflasyonun düşürülmesi olduğu yönünde anlaşmaya varmalarını ve bu anlaşmayı resmi bir biçimde ortaya koymalarını, merkez bankasının enflasyon hedeflerini yine resmi bir biçimde açıklamasını, bankanın bu yönde eylemler gerçekleştirirken bağımsız ama başarısızlık durumunda da sorumlu olmasını, enflasyon hedeflerine ulaşmak bağlamında oluşan gelişmeleri resmi raporlar halinde yayınlanmasını bu arada da mali disiplinin ödünsüz bir biçimde sürdürülmesini öngörür.[30]

Türkiye ekonomisinde enflasyon özellikle 2000 yılı öncesi dönemde ekonomi ve toplum üzerinde olumsuz etkileri olmuştur. 2000 yılı sonrası dönemde ise yaşanan krizlerin de etkisiyle, enflasyon kontrol etme üzerine uygulanan kararlı politika ve stratejiler siyasi istikrarında etkisiyle enflasyon üzerinde olumlu etkiler yapmıştır.

2001 yılında esnek döviz kuru sistemine geçen Türkiye 2002-2005 yılları arasında “örtük enflasyon hedeflemesi” stratejisini uygulamıştır. Örtük enflasyon hedeflemesi döneminde hedeflere ulaşılmış, 2004 yılında enflasyon tek haneli oranlara gerilemiştir. Enflasyon hedeflemesi stratejisinin bazı ön koşulları doğrultusunda yapılan yapısal düzenlemelere paralel olarak TCMB’nin elde ettiği bağımsızlık ve para politikasının yanı sıra küresel ve ulusal ekonomik gelişmeler de enflasyon hedefine ulaşmasında etkili olmuştur.

Ancak 2006 yılı itibariyle açık enflasyon hedeflemesine geçtiği andan itibaren Türkiye, başarılı enflasyon hedeflemesi performansı gösterememiştir. Ön koşulların yerine getirilmemiş olmasından kaynaklanan sıkıntılar özellikle de finansal piyasaların yeterince gelişmemiş olması nedeniyle parasal aktarım mekanizmasının iyi çalışmıyor olması açık enflasyon hedeflemesine geçildiği zaman diliminden itibaren hedef aşımının sebepleri arasındadır.

Geldiğimiz noktada orta vadeli enflasyon beklentileri incelendiğinde özellikle de büyük ölçüde işlenmemiş gıda ürünlerindeki ve enerji fiyat dalgalanmaları nedeniyle başarıya ulaşmadığı göze çarpmaktadır.

Ekonometrik sonuçlara bakıldığı zaman ise TCMB politika faizinin kısa dönemde enflasyona duyarlı olduğu sonucuna ulaşılabilir. Bunun nedeni ise Türkiye ekonomisinde enflasyonu etkileyen faktörlerin önemli bir kısmının uzun dönemde çözülebilecek yapısal sorunları içermesidir.

Türkiye ekonomisinde mevcut durum incelendiğinde enflasyonun önemli ölçüde kontrol altına alındığı görülür. Ancak Türkiye ekonomisinde enflasyon büyük oranda yapısal nedenlere bağlı olduğundan dolayı para politikasının da enflasyonu bu durumda kontrol etme gücü sınırlı kalır. Türkiye ekonomisinde enflasyonun yapısal bir sorun olmaktan kalıcı olarak çıkartılabilmesi arz cephesindeki yapısal sorunların çözülmesine bağlıdır. Ayrıca diğer bir taraftan ise enerji ve ara girdi de dışa bağımlılığın azaltılması, üretim ölçeğinin ihracat desteğiyle arttırılarak birim maliyetlerin düşürülmesi ve bu hususların istikrarlı, kalıcı hale gelmesi büyük önem taşımaktadır.

KAYNAKÇA

Acet, H. “Para Politikası Stratejisi Olarak Enflasyon Hedeflemesi Rejimi: Teori, Politika ve Türkiye Üzerine Bir Değerlendirme”, SÜ İİBF Sosyal ve ekonomik Araştırma Dergisi

Birinci, Y. “Enflasyon , Para Politikası ve stratejileri”

Cassel, D. “ Inflation “ Vahlens Kompendıum and Politic, 1984, Münih

Damaç, İ. “ Explaining and Focecasting Inflation in Turkey” , Merkez Bankası Araştırma Raporu, 2003

Eğilmez, M. “ Kur- Enflasyon Kısır Döngüsü”, 2018 Temmuz, http://www.mahfiegilmez.com.tr

Engin, M. “ Bir Para Politikası aracı olarak Enflasyon Hedeflemesi”, Sosyal Bilimler Dergisi ,2011

Giz, D.- Cecan , S.” Enflasyon Hedeflemesi Makroekonomik İstikrar ve Türkiye” , Sosyal Siyaset Konferansları, 2011

Kartal, F. “ Türkiye’de Enflasyon Hedeflemesi Stratejisi ve Para Politikasının Görünümü”, Maliye Finans Yazıları, y25, 291

Mishkin, F. “Inflation Torgeting in Emerging Market Countries”

Peker, S. ,”Enflasyon Hedeflemesi ve Türkiye Değerlendirilmesi”, SÜ İİBF Sosyal ve Ekonomik Araştırma Dergisi

TCMB,” Enflasyon Hedeflemesi Rejimi”, TCMB Yayını, 2006, http:// www.tcmb.gov.tr

TCMB , “ 2009 Yılında Para ve Kur Politikası” , TCMB Yayını, http://www.tcmb.gov.tr

TOBB , “2004 Yılı Ekonomi Raporu” , 60, Genel Kurul , Ankara,2005

2002 yılı Para politikasının Genel Çerçevesine İlişkin TCMB Basın Duyurusu , Ocak , http://www.tcmb.gov.tr ,  Enflasyon hedeflemesi rejiminin genel çerçevesi ve 2006 yılında para ve döviz kuru politikaları , Aralık, 2005, http://www.tbb.org.tr

DİPNOTLAR

[1] Hasan S. Peker, “Enflasyon Hedeflemesi ve Türkiye Değerlendirmesi”, SÜ İİBF Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, s 489

[2] Hakan Acet, “Para Politikası Stratejisi Olarak Enflasyon Hedeflemesi Rejimi: Teori, Politika, Ve Türkiye Üzerine Bir Değerlendirme, SÜ İİBF Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, s23

[3] 2002 yılı Para Politikasının Genel Çerçevesine İlişkin TCMB Basın Duyurusu ,2 Ocak 2002, http://www.tcmb.gov.tr ,s2 Enflasyon Hedeflemesi Rejiminin Genel Çerçevesi Ve 2006 yılında Para ve  Döviz Kuru politikaları ,Aralık 2005 , s3  http://www.tbb.org.tr

[4] D. Cassel , “Inflation “.Vahlens Kompendium and Politic , 1984, Münih , s257

[5] Mahfi Eğilmez, Kur- Enflasyon Kısır Döngüsü ,Kendime Yazılar,  3 Temmuz, 2018 htpp://mahfiegilmez.com.tr

[6] Yüksel Birinci, “Enflasyon,Para Politikası Ve Stratejileri , “ s20

[7] Merve B. Engin, “ Bir Para Politikası Aracı Olarak Enflasyon Hedeflemesi”, Sosyal Bilimler Dergisi,2011,2, s48

[8] Hakan Acet, age, s24

[9] Age, s27

[10] Frederic S. Mishkin, “Inflation Targeting in Emerging Market Countries”, s 1-

[11] Deniz Giz- Seçil S. Cecan, “Enflasyon Hedeflemesi Makroekonomik İstikrar ve Türkiye “, Sosyal Siyaset Konferansları , sayı 60 , 2011, s124

[12] Fikret Kartal, “ Türkiye’de Enflasyon Hedeflemesi Stratejisi ve Para Politikasının Görünümü” , Maliye Finans Yazıları , y25, s91, sayfa 82

[13] Frederic S. Mishkin, age, pp 552

[14] Deniz Giz-Seçil Secan,age, s 127

[15] Age, s 129

[16] Merve B. Engin, age, s50

[17] Hasan S. Peker, age, s 491

[18] İlker Damaç, “Explaining and Focecasting Inflation in Turkey”, Merkez Bankası Araştırma Raporu , Haziran,2003,s9

[19] Merve Engin , age, s51

[20] Fikret Kartal, age, s 84

[21] Hasan Peker, age , s 492

[22] TCMB, “Enlasyon Hedeflemesi Rejimi” (2006), TCMB yayını, http://www.tcmb.gov.tr

[23] TOBB, “ 2004 Yılı Ekonomi Raporu “ (2005) , Genel Kurul, Ankara

[24] Merve Engin, age, s 51

[25] Hakan Acet, age, s36

[26] Deniz Giz- Seçil Cecan, age, s 135

[27] TCMB,” ‘2009 Yılında Para ve Kur politikası”, s 2

[28] Deniz Giz-Seçil Cecan, age, s 136

[29] Fikret Kartal, age, s 92

[30] Hakan Acet, age , s45

Yazar Hakkında

Ebru YILDIZ / TESA Ekonomi Masası Yazarı

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir