Ekonomik İyimserlik Nereye Kadar ?

Konu ne olursa olsun sağlıklı bir büyüme en önemli alt başlıklardan biridir. Bunu canlılardan, olgulardan, olaylardan ve akla gelebilecek her türlü kavramdan yola çıkarak destekleyebiliriz. Konumuz ekonomi olduğu için sağlıklı ve sürdürülebilir büyüme kavramı oldukça popüler durumda. Bence birçok analizin değindiği gibi büyüme için kilit kavramların başında “iyimserlik” geliyor. Peki nedir bu iyimserliğin sınırları, konu ne olunca iyimserlik devreye giriyor gelin birlikte inceleyelim; ama ondan önce konunun biraz daha sağlam temellere oturması için günümüzde büyüme nedir ve neler nasıl etkiliyor ona bakalım:

Büyüme: “GSYH’de (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) meydana gelen yüzde artışlar büyüme oranı olarak ifade edilir.”[1] Büyüme oranı hesaplanırken nominal rakamlar yerine reel rakamlar dikkate alınmalıdır. Bunun nedeni nominal anlamda GSYH’nin artışının bir kısmı fiyatlar genel düzeyindeki yükselmeden kaynaklanır ve bu gerçek bir üretim artışı olmadığı için ekonominin nominal büyümesi bir anlam ifade etmez. Reel GSYH hesaplanırken değişmeyen bir fiyat düzeyi kullanıldığı için meydana gelen değişim üretim düzeyindeki değişimi gösterir.

  • Verimlilik: Neredeyse son 20-30 yıldır ekonomik büyümenin baş düşmanlarından biri haline gelmiştir. Küresel çapta verimliliğin gelişen teknolojiye rağmen büyüme destekleyici etki yaratmaması çözülemeyen bir sorun haline gelmiştir.
  • Gelir Dağılımı: Evet, her zaman zengin fakir ayrımı vardı. Bu noktada sorun gün geçtikçe makasın daha da açılması ve refah seviyesinin en üst tabakada hızla artmasıyla alt tabakalarda daha hızlı olarak düşmesi. Bu durumu sadece zengini daha zengin eder ama ekonomide büyüme olacağı anlamına gelmez.
  • İklim Değişikliği: Adına küresel ısınma ya da istediğinizi söyleyebilirsiniz ama – Başkan Trump kabul etmese de – ortada böyle bir gerçek var. Önümüzdeki yıllar için büyüme tahminlerini ve beklentilerini belirlerken küresel anlamda en büyük tehditlerden birini göz ardı etmek mümkün değildir. Bu noktada Trump yönetiminin tutumu ekonomik büyümeyi şekillendirecek unsurlardan birini oluşturuyor.
  • Tasarruflar: Klasik İktisat okuluna göre “tasarruflar mutlaka yatırıma dönüşürler ve büyümenin temel dinamiğidirler. Zira tasarruf oranında meydana gelen artış faiz oranlarının düşmesine yol açar. Faiz oranlarında meydana gelen azalma ise yatırımların artmasına yol açar ve tasarruf yatırım dengesinin oluştuğu yeni noktada ülkede üretilen mal miktarında artış meydana gelir. Yani büyüme gerçekleşir.”[2] Keynesyen İktisat okulunun Tasarruf Paradoksu oluşabileceği yönünde düşüncesi olsa da buna tamamen karşı çıkmamaktadırlar.
  • Beklentilerin Oluşturulması: Büyüme için devletlerin belli dönemlerde hedefleri olduğu gibi bireylerin de beklentileri söz konusudur. En temel anlamda üç beklenti biçimlenmesinden söz edilebilir. Durağan beklentiler yarın oluşacak durumun bugünküyle aynı olacağını beklemek olarak tanımlanabilir. Bir değişkenin geçmişteki değerlerinin gelecekteki değerini etkilemesinin beklendiği durumlar uyarılmış beklenti olarak tanımlanır. Bir de bir değişkenin ileride alacağı değerin herkes tarafından bilindiğini varsayan fakat denkleme tahmin edilemeyecek tesadüfi bir değişken ekleyen rasyonel beklentiler söz konusudur.
  • İstihdam, belirsizlik durumları, şoklara karşı uygulanan yöntemler, sermaye yönetimi, teknoloji, reformlar, banka sistemi, ticaret, eğitim ve daha birçok etken büyüme için alt başlık olarak sayılabilir ama en önemlisi kalıcı ve etkili bir barış ortamı ve güvenlik. Savaşların – geleneksel veya siber savaşlar gibi modern savaşlar dahil olmak üzere – hiçbir türlüsünün küresel anlamda kalıcı bir büyümeye katkısı yoktur. Kısa vadede evet silah ticareti artabilir, evet krizler fırsata çevrilebilir ve evet insanlar/kurumlar/devletler bundan ciddi faydalar sağlayabilir ama sürdürülebilir bir büyüme için çok büyük bir darbe vurulmuş olur.

Ekonomik Optimizm – Pesimizm

Az çok konuya bir giriş yapmış olduk. Şimdi asıl değinmek istediğim bölüme gelecek olursak… Büyümeyle birlikte ekonomileri şekillendiren başat faktör insandır. İnsanoğlu her zaman bir “homo economicus” tanımı çerçevesinde hareket etmeyebilir, hatta rasyonellikten uzak davrandığı anlar azımsanmayacak kadar çoktur.  Peki insanı bu yönde hareket etmeye iten faktör nedir? İyimserlik veya kötümserlik. Ekonomik optimizm ise sadece ekonomi ile alakalı değildir. Pew Researh Center’in Haziran 2017 tarihinde yayınladığı anketli rapora göre küresel kamuoyu bugünün ekonomisi anlamında iyimser olsa da çocuklarının jenerasyonu için kötümser görünüyor ve bu noktada particilik GSYH’den daha önemli rol oynuyor.

Tam anlamıyla bundan sonra nelerden bahsedeceğimizi açık bir şekilde belli etmesi için bir örnek vereyim: IMF’ye (Uluslararası Para Fonu) göre Almanya ve Fransa için büyüme oranlarının aynı olması bekleniyor. Buna rağmen Almanların %83’ü ekonomileri için iyimserken Fransızların sadece %21’i kendi ekonomileri için aynı yönde düşünüyor. Bu noktada farklı faktörlerin çerçevenin içine katıldığını söylemek yanlış olmaz; örneğin işsizlik, terör, istikrar gibi.

Türkiye’ye geçmeden önce bir örnek daha verelim: Venezuela’nın GSYH’sinin 2017’de %7,4 oranda hızlı bir düşüş yaşayacağı öngörülüyor. O kadar ki gıda yoksunluğundan ülkenin dörtte üçü istemsiz bir şekilde kilo vermiş durumda. Buna rağmen ülkenin başkanını desteklediklerini tahmin etmenin güç olmadığı sol görüşlü olduklarını belirtenlerin %49’u ekonomide işlerin yolunda gittiği yönünde fikir belirtiyor. Bu sırada muhafazakarların ise sadece %11’i bu görüşü paylaşıyor. Gördüğümüz gibi particilik düşünceleri büyük ölçüde şekillendiriyor.

Yukarıda bahsettiğimiz araştırmanın yapıldığı ülkelerden örnek vermek gerekirse Hindistan, Almanya, İsveç ve Hollanda(en yüksek oran %87) vatandaşları %80’den fazla; Amerika, Kanada, Türkiye(%65), Avustralya, Israil, Senegal, Polonya, Birleşik Krallık, Endonezya ve Filipinler vatandaşları %50-80 aralığında; Rusya, Meksika, Arjantin, Şili, Kolombiya, Venezuela, Gana, Nijerya, Kenya, Güney Afrika, Fransa ve İspanya vatandaşları %20-49 aralığında ve son olarak Brezilya, İtalya, Güney Kore ve Yunanistan(en düşük oran %2) vatandaşları %20’nin altında bir oranla ülkelerinin ekonomileri konusunda iyimser görüş bildirmekteler.

Araştırmadan bazı genel ve Türkiye özelinde bilgilere bakacak olursak:

  • Geçen yıla oranla %25’lik artış ile en büyük olumlu fark Hollanda’da iken, %18’lik düşüş ile en büyük olumsuz fark İtalya’da gözlemlenmiştir. Türkiye’de ise artış olumlu yönde ve %18 oranda olmuştur.
  • Gençler yaşlılara göre ekonomik anlamda daha iyimserdir. %26 ile en büyük fark İsveç’te iken sadece Güney Kore’de yaşlılar gençlere göre %12 oran ile daha iyimser görüş bildirmişlerdir.
  • Günümüz ekonomisi ile yarının ekonomisi konusunda görüşler çoğu zaman farklıdır. Bu noktada ilginç olanı ise günümüzün ekonomisi güçlü devletlerinin vatandaşları çocuklarının daha kötü bir ekonomiye sahip olacağını düşünürken nispeten daha zayıf ekonomilere sahip devletlerin vatandaşları çocukları için daha iyimser düşünmekteler. Örneğin Hollanda’da bugünkü ekonomi iyi diyen %87 ilen çocuklarının daha iyi bir ekonomide yaşayacağını düşünenler sadece %35’tir. Brezilya’da ise bugün için oran %15 iken çocuklarının ekonomisi için oran %56’dır.
  • İktidar partisi ile ideolojik bağları olanlar, karşıtlarına göre daha iyimser görüş bildirmekteler. En uç örnekler İsrail ve Venezuela. Sağ ideolojinin iktidarda olduğu İsrail’de, sağ görüşlü vatandaşlar %73 oranında iyimser iken sol görüşlüler %40 oranda iyimserler. Sol ideolojinin iktidarda olduğu Venezuela’da ise sol görüşlü vatandaşlar %49 oranda iyimser iken sağ görüşlüler sadece %11 oranda iyimserler.
  • Kuzey Amerika Avrupa’ya kıyasla daha iyimser: %59- %47
  • Asya-Pasifik genel anlamda ekonomiden memnun: %62
  • Ortadoğu genel anlamda ekonomiden memnun: %65
  • Afrika’da durumlar pek iyi değil: %45
  • Güney Amerika’nın hiç iyimser olduğu söylenemez: %26
  • Türkiye hakkında anket detayları

Tablo 1. Şimdiki ekonomik durumu düşünerek, Türkiye’deki ekonomik durumu nasıl tanımlarsınız?

Tablo 2. Şimdiki çocuklar büyüdüğü zaman, sizce finansal olarak ebeveynlerinden daha mı iyi daha mı kötü olacaklar?

Trading Economics’in düzenli olarak yapmış olduğu anketler sonucu oluşturduğu Ekonomik İyimserlik Endeks’i ile ilgili grafiği aşağıda paylaşıyorum.

Görüldüğü gibi en büyük değişim küresel anlamda bir kriz dönemi olan 2008 yılından sonra olumsuz yönde gerçekleşmiştir. Öylesine büyük bir krizden sonra insanların iyimser olması zaten beklenemezdi. İlginç olan bu süreçten sonra dünya ortalamasına nazaran çok hızlı bir yükseliş olması ve grafiğin bu kadar dalgalı olması. Gelin bir de Euro bölgesine bakalım:

Yine 2008 sonrası keskin bir düşüş, fakat sonrasında Türkiye’ye kıyasla daha yumuşak bir toparlanma süreci. Farklı olan ise yaşanan büyük değişimlerin daha uzun zamana yayılması, kısa vadede ise büyük değişimlerin olmaması.

Son olarak Amerika Birleşik Devletleri için Ekonomik İyimserlik Endeks’ini detaylı incelemeye çalışalım:

Dünyanın en büyük ekonomisi ve gücü olan ABD vatandaşları için pek de iyimser bir ortam sunabilmiş değil. Endeks genel seviyesi Euro bölgesinin ve hatta Türkiye’nin çok altında olmakla beraber başka hiçbir yerde olmadığı kadar dalgalı seyir göstermektedir. Bu noktada, ekonomisi iyi devletlerin vatandaşlarının daha iyimser olduğu yönünde bir tezin doğru olmayacağını göstermiş oluyoruz. Hatırlarsanız yukarıda da benzer olarak günümüz ekonomisinin iyi olduğu ülkelerde vatandaşların gelecek için daha kötümser olduğunu da söylemiştik.

Yazarın Yorumu

Yukarıdaki birçok örnekte de gördüğümüz üzere ekonomik optimizm veya pesimizm salt ekonomik değerlerden beslenmiyor. Bunun yanında çok farklı faktörler ekten iken katsayısı en büyük değişkenin partizanlık olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ülkemizde ekonominin 2002 yılından bu yana aşama kat ettiğini inkar etmek mümkün değil fakat bunun iktidarı destekleyen vatandaşlar tarafından olduğundan da iyi gösterilmeye çalışılırken muhalif vatandaşların da hakkını yeterince vermediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ben iyimserliğin ve kötümserliğin daha rasyonel temellerle desteklenmesi taraftarıyım. Belli bir kişiyi/grubu/partiyi destekliyor olmanın onun her yaptığının doğru olduğunu düşünmek ve ilerisi için daha hep daha iyi olacağına inanmanın doğru olmayacağı gibi; o kişiyi/grubu/partiyi desteklemeyenlerin yine onun her yaptığının yanlış olduğunu ve ilerisi için hep daha kötü olacağını düşünmenin yanlış olacağı bir gerçektir. Bu tabulardan kurtulduğumuz anda daha çok ortak paydaları paylaşır ve daha çok iş birliği içinde çalışır hale geleceğiz. Bu durum düzen ve ferahın sağlanmasına katkı sağlayacak, refah genele yayılacak ve büyüme kendiliğinden gelişiyor olacak.

Dipnotlar

[1] Doç. Dr. Yüksel Bilgili, Makro İktisat, İkinci Sayfa Yayınevi, İstanbul 2014, s.57

[2] Doç. Dr. Yüksel Bilgili, İktisat Okulları, 4T Yayınevi, İstanbul 2015, s.67

Kaynakça

https://www.project-syndicate.org/commentary/imf-world-bank-growth-forecasts-by-kemal-dervis-2017-04?barrier=accessreg

https://www.economist.com/blogs/graphicdetail/2017/06/daily-chart-2

https://tr.tradingeconomics.com/turkey/indicators

http://www.tesadernegi.org/surdurulebilir-buyume-ve-turkiyenin-durumu.html

EĞİLMEZ Mahfi – KUMCU Ercan, Ekonomi Politikası, Remzi Kitapevi, İstanbul 2004

Pew Research Center, Haziran 2017, “Global Publics More Upbeat About the Economy

Yazan Hakkında 

Nurullah Hakimoğlu
TESAD – Yazı Birimi Sorumlusu
İstanbul Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial