DÜŞMANINIZ KİM ?

-Kendini Bulanlar-

”Genç ve hür iken, düşlerim sonsuzken dünyayı değiştirmek isterdim. Yaşlanıp akıllanınca dünyanın değişmeyeceğini anladım. Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim.

Ama o da değişeceğe benzemiyordu. İyice yaşlandığımda artık son bir gayretle, sadece ailemi ve kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim; Ama maalesef bunu da kabul ettiremedim. Şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden farkettim ki, önce yalnız kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim. Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla, memleketimi daha ileri götürebilirdim. Kimbilir belki de dünyayı bile değiştirebilirdim.”
Westminster Manastırı’nın bodrumunda bir Anglikan Piskoposu’nun Mezarı.

Hayat bu yazıdan ne anladığınız ile anlamlanıyor bence. Kendinize, boş işlerle ömrü sarf etmeyeceksin demek ki de diyebilirsiniz ya da büyük yollar kat etmek için önce bir adım atmak gerek diye de… Dilerim ilk seçeneği düşünen insanlar pek fazla yoktur aramızda. Çünkü biz insanlar, büyük işler başarmak için gerekli donanıma sahibiz bence. Lakin sorun şu ki: Büyük iş dediğimiz eylemlerin niteliği nedir? Aslında olay burada kopuyor. Einstein’in dediği gibi bir balıktan ağaca tırmanmasını bekleme olayı, bizim en genel sorunumuz. Benim inancım şu ki: Hepimiz insanlığın iyiliği için bir yeteneğe ve bu yeteneği kullanacağımız bir fırsata sahibiz. Ancak kişisel özgüvenimiz çoğu zaman o kadar az ki, kendimizi sürekli küçümsüyoruz. Elbette yeteneklerimizin etki gücü aynı değil, fakat yine de bir hiç olmadığımızı bilmek, bizim için mutluluk verici olmalı. Çocukluğumdan beri Michael Jordan hayranıyım mesela ve onun bir sözü bunca zaman size anlatmaya çalıştıklarımı özetler nitelikte. Jordan der ki:”İnsanlar sürekli M. Jordan olmak istiyor. Oysa ben her gün M. Jordan olmak zorundayım. “Hayallerimizi ne kadar yanlış kurguladığımızı anlatan harika bir söz benim için. Yine güzel bir örnek ünlü yüzücü M. Phelps’ten gelsin. Kariyerinin zirvesinde rekordan rekora koşan Phelps, profesyonel sporu bıraktığını açıkladığında, elbette ki sebebi soruldu. Cevabı başlı başına bir hayat dersiydi. Phelps gazetecilere bir sabah da 12’de kalkmak istediğini söylemişti. Düşünebiliyor musunuz alanında tartışmasız bir numara olan ve daha nice başarıları kazanması aşikar olan Phelps, sadece 12’de uyanmak istiyor. Dünya Şampiyonu bir rekortmen olmak, hepimiz için bir hayal gibi değil mi? Oysa Phelps’in hayali, bu yazıyı okuyan insanların çoğunun yapabildiği ufak bir tembellik. Demem o ki hiçbir başarı tesadüf değil ve büyük başarılar büyük çalışmalara bağlıdır. Lakin unutmamak gerekir ki her başarı bizlere mutluluk vermez. Michael Phelps bunun en güzel örneği belki de. Bence asıl mutluluk yaptığınız işte başarılı olmaktan ziyade, o işi sevmeniz. İkisi bir arada olursa zaten efsane olursunuz. Yani demem o ki; Bizler kendimizi başarılı olarak değil de, başarılı olmuş insanların yerinde hayal ediyoruz. Peki doğru şekilde nasıl hayal kurar bir insan? Bunun için de size bir örneğim var elbette. Geçtiğimiz günlerde NBA efsanesi Kobe Bryant, sezon sonu basketbolu bırakacağını son derece duygusal bir konuşma ile belirtti. O konuşmada dikkatimi çeken bir bölüm vardı. Kobe, 5 yaşında ki bir çocuğun hayallerini gerçek yaptığı için teşekkür ediyordu. Hepinizin anlayacağı üzere o 5 yaşındaki çocuk, Kobe Bryant’ın ta kendisiydi. Teşekkür ettiği şeyse, “Basketbol”du. Benim için en duygu veren kısım buydu. Bir efsane yaptığı işe teşekkür ediyordu. Hayallerini gerçekleştiren işe.
                 

-İçinde Bulunduğumuz Koşullar-
Hayatın hiç olmadığı kadar zor olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Gerçi bu söylem değişimin olduğu her an geçerliydi ancak dünyanın bu kadar hızlı değiştiği başka bir dönem sanırım yok. İçinde bulunduğumuz çağa; “Tüketim Çağı” diyorlar. Bence bu çağı en iyi tanımlayan sözcük bu. Tüketim Çağı… Peki ne tüketiliyor bu çağda sizce? İnsanlığın sürekli bir şeyler tüketme eğiliminde olduğu göz önüne alınırsa, neden bu çağa tüketim çağı deniyor? Çok basitçe analiz ediyorum farkındasınızdır lakin kasıtlı yaptığımın bilincinde olun lütfen. Bence sorduğum sorunun cevabı bu çağda bildiğimiz anlamdaki tüketme duygusunun sınırlarının genişlemesi ve tüketim -insan ilişkisi şeklinin değişmesi. Yani tüketimin, bizzat sizi tükettiğini düşünmenizi istiyorum. İşiniz kolaylaşsın diye yine bir örnek vereyim: Savaş insanların ilişkilerini düzenlemek için başvurdukları bir araçtı. Ancak bazen savaşlar öylesine büyük olur ki; O zaman insanlar savaşı değil, savaş insanları yönetebilir. (1. Dünya Savaşı en güzel örneğidir) Dilerim bu örnek kafanızı karıştırmaz, düşünmenize yardımcı olacak bir işlevi olur. Konudan daha fazla sapmadan, tüketimin sizi tüketmesi nasıl bir durumdur? Bir başka soru ise; Tüketim kavramı bizde neyi tüketir? Bu soruya benim cevabım; Ruhlarımızdır. Kuşkusuz insanlar bir et yığınından ibaret değil. Bundan fazlasıyız. Ancak benim üzülerek gördüğüm şey, bu fazlalığın gün geçtikçe tükenmesidir. İnsanlar gerçekten de makineleşiyor. Bizi biz yapan en önemli şeyi, ruhumuzu kendi yarattığımız bir şeye veriyoruz. En acısı ise bu durumu değiştirecek gücü çoğumuz kendisinde bulamıyor.

Peki Ne Yapmalı?

Bu sorunun cevabı, yukarıda analiz ettiğim şeyin bir sonuç olduğunu anlamakla başlar öncelikle. Bir sonuç ne ifade eder bizler için peki? Elbette bir sistem çağrıştırmalı bize. Yani bir sistemin parçasıyız ve bu sisteme insan olarak girip bir makine olarak çıkıyoruz. Bizleri böylesine dönüştüren sistem aslında yine kendi ellerimizle yarattığımız “Kapitalizm” değil midir?(Adlandırma konusunda özgürsünüz) Aslında insanların çoğu, bu vahşi sömürüden elbette rahatsız oluyorlar, ancak onlar çözümü hep sonuca odaklı düşünüyorlar. Oysa sistem ve onu işleten girdiler bizleri ilgilendirmiyor. Çünkü insan şunun farkında ki; Kendisi de bu sistemin bir parçasıdır. İnsanın kendi yarattığı bir sistemin, otonom bir parçası olması kadar abes bir durum var mıdır? Oysa bu Marx’ın dediği gibi tarihin ta kendisidir. Yani bizler öncüllerimizin, bizden sonra gelenler de bizlerin kararlarıyla şekilleniyor. Burada iki durum ortaya çıkıyor. Birincisi; İnsanın etki gücünün aşikarlığı, ikincisi; Kendi yaşadığı çağa olan etkisizliğidir. Elbette yaşadığımız dünyada izler bırakabiliriz. Ancak sistem bizleri öylesine genelleştiriyor ve bireyselliğimizi öylesine törpülüyor ki; Değil dünyayı değiştirmek, kendimizi değiştirmeye dahi korkuyoruz. Çünkü bu sistemin belki de en hoşnut olmadığı durum, bireyselliklerimizdir. Bir başka deyişle kendimiz olmamızdır. Ancak kendimizin sınırları da çok sorunlu bir kavramdır. İnsanlar kendilerini tanımlarken ya kendilerine anlamsız sınırlar çizer ya da getireceği yüklerden çekinip kendisini olduğundan daha aşağı tanımlar. İnsanın kendisini tanıması bu konuda çok önemlidir. Daha bu hafta okuduğum bir haberde; 13 yaşındaki bir kız çocuğu, sınav puanı düşük geldiği için maalesef intihar etti. 13 yaşında ki bir insanın dertleri bunlar mı olmalı?

İspat sistemi, eksiklik sistemi, sorumluluklar sistemi, herşeyden öte hayatınızı anlamlandıran sistem. Eğer bu sistemi yenmek istiyorsanız bireyselliğinizi hatırlayıp, önce sizi sıradanlaştıran her şeyi reddetmeniz gerekmektedir. Bu reddediş, sahip olduğunuz her şeyi kaybetmenize sebep olabilir. Ancak gerçek kazanç böyle başlar. Kapitalizmin insanlar üzerinde ki en büyük etkilerinden birisidir bu kaybetme korkusu. Oysa gerçek kazanç, kaybetme ile başlar. Sizlere düşen sabırlı ve cesaretli olmaktır. Sabır; Büyük hayalleri küçük ve emin adımlarla kat etmede, cesaret ise; Değişimin yarattığı korkuyu yenmede, bizlere gereken erdemlerdir. Ancak tüm bu yazdıklarıma bakıp beni bunu başaran biri olarak görmeyin. Bugün izlediğim bir filmde geçen “Aşk ya yaşanır, ya yazılır” diyaloğuyla teşbih yapmak gerekirse; Ben bunu başaramayanlardanım-şimdilik-. Ama birgün başaracağıma inanıyorum. Çünkü bu sistemin beni ne derece sömürdüğünün farkındayım. Dilerim benim sözlerim sizlerin yaşamındaki olumlu bir değişim için bir katalizör işlevi görür ve sizler bu gerekli değişimi gerçekleştirirsiniz. O zaman sizlerin bunu başarması belki benim için bir teşvik olur, belki yakın arkadaş çevrem beni örnek alır, belki yaşadığımız şehir belki de yaşadığımız ülke ve kim bilir belki dünya ileride değişebilir. Lakin bunun ilk koşulu benim yaptığım gibi değişimi başkasından beklemek değil, bizatihi kendinizde başlatmaktır. Dilerim hepimiz kendi yarattığımız bu cehennemi dönüştürecek cesarete ve sabıra birgün sahip oluruz.

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial