Die Welle Filmi Analizi

  • Yazan: Rümeysa Usta

“X:Söylesene günümüzde kime ve neye karşı çıkacağız? Zaten ne anlamı var ki? Herkes kendi zevkine düşmüş. Neslimizin en büyük eksiği bizi bir araya getiren ortak bir amacımızın olmayışı. Zamanın ruhu, etrafına baksana. Google’dan en çok kim aranıyor? Paris “fucking” Hilton!

Y:Yok be.

X:Evet öyle!”

DİE WELLE (2008)

ÜÇÜNCÜ DALGA DENEYİ

Üçüncü dalga deneyi, 1967’de Kaliforniya Cubberley Lisesi’nde dünya tarihi üzerine ders veren bir öğretmenin, öğrencilerin ilgisini çekerek derse katılmalarını sağlamak için gerçekleştirdiği bir deneydir.Kontrolden çıkan deney 4.gün son bulmuş ve demokratik toplumların bile otokrasiye meyilli olduğunu kanıtlamıştır.

Deneye dair tek bir okul gazetesi görselinden başka metne ya da görsele ulaşılamazken, deneye katılan öğrencilerin anılarına göre; “Lesson Plan: The Story of Third Wave(Ders Planı:Üçüncü Dalganın Hikayesi)”

belgesel filmi çekilmiştir.1981’de bu deneyi konu alan The Wave(Dalga) kitabı yayınlanmış ve 2008’de Die Welle filmiyle sinemaya uyarlanmıştır.

Bu deneyin sinemaya uyarlanmış hali olan Die Welle,  deneyi yapan öğretmen Ron Jones’un yazdığı hikayelerle denyin konusuna sadık kalsa da senaryo değişikliklere gitmiş ve olayı daha vurucu bir şekilde izleyiciye aktarmıştır. Yönetmenliğini Dennis Gansel’in yaptığı filmde öğretmen rolünü, Almanya’nın en iyi oyuncularından Jürgen Vogel canlandırmıştır. Modern bir okulda geçen filmde, farklı kültür ve düşüncelere sahip öğrencilerden oluşan bir sınıfta o dönem siyaset dersi işlenecektir. Her sınıf ve o sınıfın öğretmeni de belirli bir yönetim şekli veya ideolojiyi derslerinde işleyip öğrencilerin kendi yaşamları üzerinden sonuçlara ulaşmasını, o sistemin artılarını ve eksilerini anlamalarını sağlayacaklardır. Özgürlükçü ve rahat bir düşünce yapısına sahip öğretmenimiz Rainer Wegner (Jürgen Vogel) bu derste öğrencilerine demokrasiyi anlatmak isterken yapılan paylaşımda kendisine otokrasi düşmüştür.

Sınıfta da öğrenciler otokrasinin anlamsızlığın, otokrasi ile yönetimin Nazi Almanya’sında son bulduğunu, bugünki toplum için baskıcı bir yönetimin altında yaşamanın bir seçenek olmadığını bunu seçmelerinin mantıklı bir seçenek olmadığını söylemeleri üzerine başlarda dersi anlatmaya gönüllü olmayan öğretmen Rainer Wegner, kendine has yöntemleriyle öğrencilerine baskıcı bir rejimin toplumun içinde nasıl ve neden vücut bulduğunu göstermeye çalışacaktır. Kurguladıkları dünyalarda yaşayan ve kendi dışındakileri umursamayan gençlere birlik olmanın verdiği gücü ve güveni tattıran Wegner dersinde yaptığı küçük değişikliklerle öğrencilerin alışık olmadığı bir düzen ve disiplin ortamı oluşturur. Ergenliğin getirdiği sorunlar ile boğuşurken yaşamlarına giren bu yeni olguda kendilerine ait bir şeyler bulan öğrenciler bu disipline karşı koyamayacak kadar hazza kapılırlar. Başlarla değil birbirlerine yardım etmek aynı ortamda bulunabileceklerini bile kabul etmeyen bu gençlerin  Wegner ve otokrasik düşünceler karşısında adeta Durkheim’in organik dayanışmasına örnek hareketler sergilediklerini söyleyebiliriz.  Ancak bu aidiyet duygusu zamanla yerini fanatizme bırakacaktır. Öğrencilerin öğretmenlerine olan bağlılıkları bize karizmatik otoritenin mümkünatını gösterir. Başlarda kontrolün tamamen kendisinde olduğunu düşünen ve yaşanan değişimden memnun olan  Wegner, öğrencilerin aile ve sosyal yaşantılarını göz ardı ettiği için öğrencilerin bu dersi ne kadar ciddiye alacaklarını düşünememiştir.Olay zamanla okul sınırlarını aşarak tüm şehri etkilemeye başlayacaktır. Bilinçsiz bir şekilde katlanarak büyüyen Dalga artık bireysellikten uzak bir bütün olarak hareket eden gençler için hayatlarına artıdan çok eski katmaya başlamıştır.Dalgayı kendi hayatlarında esas rol olarak kabul eden ve ondan bağımsız hareketi mümkün görmeyen gençler için adeta icat edilmiş bir  gelenek türü gibi vazgeçilmez bir hal almıştır.Dalga grubuna en çok bağlanan ve psikolojik sorunları olan Tim’in şu sözleri olayın ciddiyetini gözler önüne serer: ” Sahip olduğum bir tek o var Dalga ve onu benden almak istiyorlar.” Olayın kontrolden çıkması deneyde olduğu gibi 4 gün sürmese de olayın finali izleyenleri oldukça etkiliyor. Filmin bu olayları neden sonuç olarak anlatan kurgusu yönetmenin ‘geçmişte yapılan hataların nelere yol açabileceği’ mesajını yerine ulaştırıyor diyebiliriz.

Nazi Almanya’sında Hitler’in ardından bağlılıkla giden toplumla bugün Hitler’e lanet eden toplum aynı olduğu için ve gençlerin  bu gerçeği görmesi gerektiğini düşündükleri için Almanya’da tüm okullarda gençlere öncelik olarak bu kitap okutulmaktadır.

27. İstanbul film Festival’inde jüri özel ödülünü kazanan Die Welle’in izleyen herkese bir şeylere katacağını düşünüyor ve ölmeden önce kesinlikle izlenmesi gereken filmler arasında olması gerektiğini belirtmek istiyorum. Herkesin yaşadığı günden ufak dersler çıkarması dileğiyle…

Yazar Hakkında

Rümeysa Usta 

İstanbul Üniversitesi 

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

 

 

 

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial