Ana Sayfa / YAZILARIMIZ / Siyaset / Devletlerin Değil, Gizli Yapılanmaların Savaş Alanı: Orta Doğu

Devletlerin Değil, Gizli Yapılanmaların Savaş Alanı: Orta Doğu

Yazan: Lale Cevheroğlu

Tarihten beri insanoğlunun bitmek bilmeyen savaşları, yarışları, gücüne güç katma hırsları, gerek devlet içi gerekse diğer ülkelerle olan rekabetleri kaçınılmaz olarak yöneticileri ve askeri yapılanmaları sürekli bir yeni arayışa sürüklemiştir. Düşmanı yok etme arzusuyla, darbeler, suikastlar ve ekonomik krizler düzenleyen beşeri varlıklar, hep derinden bir yok etme çabasıyla stratejilerini sürekli geliştirerek ve sürekli üst düzeyde tutarak gizli servisler yoluyla hedeflerine daha kısa yoldan ulaşmışlardır veya ulaşmaya çalışmışlardır.

Kavram olarak stratejik istihbaratın tek bir tanımı bulunmamaktadır. Farklı yazarlarca aynı şekillerde tanımlanan istihbarat, Goldman (2006) tarafından da en sade şekilde şöyle tanımlanmıştır: Ulusal ve uluslararası seviyelerde politikaların ve askeri planların oluşturulabilmesi için gerekli olan bilgidir. Biyografik, telekomünikasyon, coğrafi, siyasi, bilimsel ve teknik istihbarat gibi unsurlar bu tanım içerisindeki unsurlardandır. Buradan, devletlerin savunma, saldırma, bilgi toplama ve geleceğe yönelik yorum yapabilme gibi çok amaçlı geliştirdikleri istihbarat kuvvetleri, geçmişten bugüne devletlerin geleceğinde önemli rol oynamış faktörlerden olduğu anlamını çıkarabiliriz. Ülkelerin kendi bağımsızlıklarını, güvenliklerini, bütünlüğünü, anayasal düzenini ve milli güçlerini meydana getiren unsurlarına karşı içeriden ve dışarıdan gelecek mevcut ve muhtemel tehditler hakkında bilgi toplamak ve istihbarat oluşturmak vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Aynı zamanda dünya genelinde meydana gelen sosyal, politik, ekonomik, coğrafi ve diğer olayları istihbarat teşkilatları ile takip edilmekte ve böylelikle milli menfaatlerini korur nitelikte diğer ülkelerin niyet ve faaliyetlerini öğrenmeye çalışırlar. (Harmancı, 2015)

Kent (1951), en genel haliyle stratejik istihbaratı, bilgi, organizasyon ve süreç olarak üç ana başlıkta toplamıştır. Stratejik istihbarat, ham bilginin toplandıktan sonra derlenmesi, sınıflandırılması, kıymetlendirilmesi, analiz sonrası ilgililere rapor edilmesi sürecidir. Burada şunun bilinmesinde fayda vardır: bilgi, organizasyon veya süreç birbirini tamamlayan unsurlardır. Bilginin toplanması istihbaratın üretilebilmesi için yeterli değildir. Elde edilen kaynağın sitemli bir şekilde işlenmesi gereklidir. Kaynak doğru bir şekilde değerlendirilmediğinde yanıltıcı sonuçlara yol açabilir. (Harmancı, 2015)

Tarih boyunca düşmanın niyetlerinin bilinmesi hep önemli olmuş, bunun sonucu olarak istihbarat örgütleri kullanılmıştır. Bununla birlikte, 18. yüzyıl sonlarına değin, bir ülkenin iç güvenliği ile dış istihbarat işlevleri arasında fark gözetilmemiştir. İstihbarat örgütlerinin uluslararası ilişkilerde önemli bir konuma gelmesi II. Dünya Savaşı sırasındaki siyasal etkinliklerin bir sonucudur ve bir anda büyük önem kazanmıştır. Bu dönemi izleyen Soğuk Savaş yıllarında karşıt siyasal güçler birbirleriyle ordular yerine istihbarat örgütleri aracılığıyla savaşmışlardır.

20. yüzyılda ülkelerinin siyasal yaşamında ve uluslararası ilişkilerde etkili olan başlıca istihbarat örgütleri ABD’deki Merkezî Haber Alma Örgütü (CIA), eski Sovyetler Birliği’ndeki Devlet Güvenlik Komitesi (KGB), İsrail’deki MOSSAD, İran’daki SAVAK ve Türkiye’deki MİT’tir.

Her ne kadar “gizli servisler sadece dış devletlere karşı bir gövde gösterisi olarak algılanmamalı, aksine istihbarat kişi kurum ve kuruşların da bilgi belge haber toplayıcı etmenidir.” denilse de propagandaları, suikastları ve casuslukları da istihbaratın oyunlarından sayarsak varlıklarını belli ettikleri yer olarak dış devletleri söylemek daha doğru olur. Her geçen gün öneminin ve ihtiyacının arttığı bu gizli yapılanmalar yine her geçen gün varlıklarını daha da belli etmekte ve kanaatimce zayıf devletleri sömürmektedir. Bunu anlayabilmek için sadece bir bölge üzerinden son yüzyıla da bakabiliriz. Aslında hiç yüzü gülmeyen ve hep karmaşanın olduğu Ortadoğu bölgesinin bir istihbarat oyununun parçası olduğu gayet gün yüzündedir. Yüzyılın son aşamasına bakacak olursak Büyük Ortadoğu Projesi’nin de yavaş yavaş gerçekleştiğini görmekteyiz. Buna binaen istihbarat o kadar etkili bir faktördür ki savaş artık devletlerin değil, bu gizli yapılanmaların savaşı haline gelmiştir.

Dünya’ya pabucunu ters giydiren MOSSAD

İsrail deyince akla gelen coğrafi ve nüfus yapısına karşılık devasa nitelikte olan gizli istihbarat örgütü MOSSAD, bölgesel değil aynı zamanda küresel nitelikte ve çalışmalarını kendilerine tehdit olacak her şeyi ortadan kaldırmak adına kurulmuş, askeri yönden fazlaca güçlü bir teşkilattır. Varlığı hayali gibi gelse de hep var olan Yahudi toplulukları ve Siyonistler tarafından da sürekli yardım almaktadır.

MOSSAD, iyi organize olmuş pek çok ülkede gizlilik içinde çalışabilen bir istihbarat örgütüdür. Farklı ülkelerde baskı altında olan Yahudilerin İsrail’e getirilmeleri, Ürdün Nehri operasyonu, Mig-21’in kaçırılması, Mısır’ın füze geliştirmesinin engellenmesi, Mısır’la barış antlaşmasının imzalanması, İran’ın nükleer programının geciktirilmesi, Kürtlerle işbirliğinin sağlanması gibi, MOSSAD’ın pek çok başarısı bulunmaktadır. (Yesevi, 2014)

Arap Baharı, İsrail’in demokratikleşme süreci olarak adlandırdığı bir dönem değildir.  Artan ve güçlenen İslami hareketler, İsrail’i rahatsız etmektedir. İran’ın nükleer silaha sahip olma potansiyeli başta İsrail olmak üzere, ABD, AB ve Körfez Arap ülkeleri için tehdit olarak algılanmaktadır. İran, İsrail güvenliği yanında, ülkenin varlığı açısından da ciddi bir tehdit olarak görülmektedir. MOSSAD, İran içerisinde faaliyette bulunmaktadır ve bu faaliyetlere İsrail’in güvenliği açısından büyük önem verilmektedir. (Yesevi, 2014)

Her geçen gün gücüne gün katarken yine her geçen gün varlığını fazlasıyla hissettirmekte olan MOSSAD, anlaşıldığı üzere Ortadoğu’yu gözüne kestirmiş ve tüm faaliyetlerini bu bölge üzerinde gerçekleştirmeye niyetlenmiştir.

Derin yaklaşımcı KGB

Rus istihbarat teşkilatı da bu alanda dünyanın önde gelen örgütlerindendir. Sovyetler birliği öncesine dayandırılan KGB sadece dış merkezli değil, devlet içi korumayı da sağlama amaçlı kurulmuştur ve varlığını her yerde her şekilde derinden göstermiştir.

Putin Rusya’sını istihbarat teşkilatının “refah dönemi” olarak adlandırılabiliriz. Bu refah döneminde KGB ,2011 yılında ayaklanmayla başlayan Ortadoğu’nun kırılma noktası haline gelmiş olan, Suriye krizinde Avrupa ülkeleri, ABD ve  Türkiye’nin karşısında durarak Esad rejiminin en büyük destekçisi oldu, çünkü eski müttefiklerini kaybetmesinin ardından bir de en büyük müttefiki olan Suriye’deki Esad rejimini kaybetmek istemedi.

Esad rejiminin gerilediği bir dönemde, Eylül 2015’te de Suriye’de hava operasyonlarına başladı. Putin bu operasyonların ‘radikal terörist gruplara yönelik olarak’ yapıldığını duyursa da bombardımanın büyük çoğunluğu rejimle savaşan muhaliflere ve muhaliflerin bulunduğu bölgelerdeki sivillere yönelik oldu. Bu konuda gelen yoğun eleştirilere “Sivil kayıp olduğuna ilişkin ilk iddia, bizim uçaklarımız daha havalanmadan önce ortaya çıktı” diyerek yanıt verdi. (Asker, 2013)

Sonuç olarak kendi menfaatleri doğrultusunda eksikliğini Ortadoğu toprakları üzerinde hiç hissettirmeyen KGB, askeri istihbaratını işleve koyarak gizli bir savaş içine girmiş ve küçük çaplı çatışmaların aksine derinlerde bir yerlerde büyük dâhiyane hamlelerle savaşını ilerletmiştir.

Bilinen bilinmeyenler; FBI, CIA

ABD’de istihbarat denince akla önce FBI sonra CIA gelir. 11 Eylül 2001 El Kaide’nin saldırılarıyla CIA ve FBI gibi pek çok istihbarat servisinde önemli reformlara neden oldu ve yeni kurumlar oluşturuldu. Bunun öncesinde Soğuk Savaş dönemini ele alırsak iki süper gücün istihbarat güçlerinin karşı karşıya kaldığı zamanlarda gizli istihbaratları casusluklarıyla, suikastlarıyla, katliamlarıyla fazlasıyla kendilerini belli etmiş ancak bir o kadar da gizli kalmışlardır. Günümüze gelecek olursak CIA’nın Arap Baharı sancısında aslında pek de etkili bir güç gösterisi yaptığı söylenemez ve ABD’nin öngöremediği gelişmeler dünya basınında da kendilerini pasif konuma düşürdü.

Batı medeniyeti tarihinin en güçlü ülkesi, birinci sınıf casus teşkilatı kurmayı başaramadı. CIA’nın en önemli sorunları, yanlış değerlendirmeler, ikiyüzlülük, düşman ajanlarının sızması ve genel kişisel yetersizlikler olageldi (Yılmaz, 2014). Bu verilere bakarak CIA’nın aslında parlak ve kısa süreli başarılarının yanında uzun süren başarısızlıklarının da olduğunu söyleyebiliriz.

Eksikliğini hissettirmeyen SAVAK

İran’ın da diğer ülkelere göre ziyadesiyle güçlü bir istihbarat örgütüne sahip olduğu malumdur. Bu olanağın sebebi Skyes Picot Anlaşmalarından bağımsız ve eski köklü bir devlet olmasının avantajından mı, yoksa sürekli kendilerini koruma güdüsünden midir bilinmez. 1957 yılına dayanan SAVAK da diğer örgütler gibi korunma amaçlı “düşmanı yenebilmek için onu hamlesini bilmek gerekir” mantığı ile dış istihbaratı güçlendirmiştir.

İran’ın uzun süredir gözü kulağını ayırmadığı Irak bölgesine gelecek olursak; İran, Irak’taki, Şii gruplarının tamamıyla iş birliği içindedir. Aynı zamanda İran, kuzey ıraktaki Sünni Kürt örgütlerinin de destekçisidir. Bu durumun farkında olan Barzani yönetimi, İran’ı yakından takip etmekte, İran’a karşı Türkiye’ye, Sünni Araplara ve tüm İran karşıtı bölge ve bölge dışı devletlerle iş birliği imkanları bulmaya çalışmaktadır.

Kısacası, İran’ın güçlü bir teşkilatı bulunmakta ve bu gücünü hiç kimseyi umursamadan çıkarları doğrultusunda en sert şekilde ve sonuna kadar kullanmaktadır. İran’ın bu gücü, CIA ve MOSSAD gibi dünyaca bilinen güçlü örgütlerin de dikkat etmek zorunda kaldığı bir unsur haline gelmiştir.

Başlı başına MİT

Türkiye’nin milli istihbarat teşkilatı (MİT) operasyon birimi değil, istihbarat kuruluşudur. Görevi; ülkenin birlik ve bütünlüğünü korumak, kamu düzenini bozmaya yönelik ve ulusal çıkarlara aykırı faaliyetlere ilişkin istihbarat toplamak ve bunları ilgili kuruluşlarla paylaşmak, istihbarat örgütlerinin gelişmeleri stratejik açıdan değerlendirebilme yetenekleri, özellikle Türkiye gibi çevresi siyasi ihtilaf ve çatışmalarla çevrili ve etnik terör riski altında bulunan ülkeler için bir gereklilik olmaktan öte bir zorunluluk taşıyor. Ülkelerin istihbarat örgütleri, hem sosyal ve ekonomik gelişme düzeyleri, hem de siyasi, askeri ve diplomatik alandaki ağırlıkları oranında güçlü ve etkilidir. MİT’in konumu ve özellikle terör eylemlerinden sonra kamuoyunda büyük tartışmalara konu olan yeterlilik sorunu bu çerçevede değerlendirilmeli. (Saran, 2016) Bu durumda MİT sadece askeri anlamda değil aynı zamanda gerek dış etkilere karşı gerekse iç yapı da ekonomik siyasi veya toplumsal anlamda hizmet gören bir niteliktir.

Teknik anlamda gözle görülebilen gelişmelere imza atan MİT, elektronik istihbarat, teknik istihbarat, siber istihbarat gibi ilerlemeleriyle de anlam kazanmıştır. Bu durum haber kaynaklarının gücünü arttırırken diğer taraftan karşı tarafın kolay izlenmesini ve bilgiye çabuk ulaşmasını sağlamıştır. Bu bakımdan MİT, geçmişe göre çok daha zorlu bir alanda görev yürütmek durumundadır.

Türkiye’nin son 4 yıldır yaşamakta olduğu iç ve dış güvenlik krizlerinin su yüzüne çıkardığı ve kamuoyunda geniş spekülasyonlara konu olan bir sorun alanı var: MİT’in yapısı ve istihbarat yetersizliği…

Son bir kaç yıldır Türkiye’de kamu düzeninde sarsıcı etkilere ve insan kaybına yol açan intihar eylemi, terör saldırısı, darbe girişimi gibi ağır güvenlik krizlerinin sorumluluğu genellikle istihbarat birimlerine yükleniyor. Burada istihbarat süreçlerinin hızlı ve etkili işlemeyişi, iletişim kopukluğu ve operasyonlarda gecikme gibi noktalar olsa da başarısızlığı tek başına birimlerden birinin üstüne yıkmak gerçekleri göz ardı etmek ve kolaycılığa kaçmak olur.

Ancak bu kadar hiciv MİT’in büsbütün yetersiz olduğu anlamına da gelmez. 2014 yılında  IŞİD tarafından rehin alınan Musul Başkonsolosu ve beraberindeki 48 kişi 101 gün sonra  eski Mit müsteşarı Hakan Fidan’ın katkılarıyla da serbest bırakılmış ve bu başarı bizim için milli gurur olurken CIA ve MOSSAD’ı fazlasıyla çıldırtmıştı.

Sonuç olarak, dünyanın dengesini yerinden eden yapı her zaman itinayla besledikleri gizli yapılanmalardır. Gizli yapılanma dediğimiz istihbarat teşkilatları, kavramsal olarak pek dile getirilemese de istihbaratlara veya devletlere karşı yürüttükleri faaliyetlerle fazlasıyla göz önündedir. Bilgi toplama ve toplanan bu bilgileri analiz etme faaliyetleriyle, hükümetin ve ordunun karar verme süreçlerine katkıda bulunmasıyla birlikte ulusal güvenlik stratejileri, devletin güvenlik kimliğinin ürünüdürler.

Devletlerin imajını belirleyen bu örtülü teşkilatlar, tarihin hiçbir döneminde eksikliklerini hissettirmezken. 2010 yılında patlak veren Arap Baharıyla da gün yüzüne çıkmışlardır. Yaklaşık 20 yıldan beri yine gizli örgütlerin Büyük Ortadoğu Projesi’nin hayata geçme zamanının gelmesinden ötürü olduğundan daha fazla güç ve gövde gösterisi yapmışlardır.

Yerli yersiz arbedelerin aksine derinlerde bir yerlerde büyük oyunlar dönüyor ve dünyanın en büyük istihbarat kuvvetlerinin Suriye’de karşı karşıya geldi. ABD, Rusya, İran ve İsrail gibi büyük devletlerin ajanları resmen kuyu içine kuyu kazıyor.

 Son olarak yazının her yerinde belirttiğim gibi savaş devletlerin değil istihbarat kuvvetlerinin savaşıdır ve Ortadoğu’da yaşanana tam olarak bu! Şüphesiz bu istihbarat savaşında da müttefikler var ve savaşı kim kazanırsa bu kadim coğrafyaya o hakim olacağa benziyor.

Kaynakça 

Asker A., Rus İstihbarat Sistemi İçinde İstihbarat Örgütleri.

Harmancı F. M., Gözübenli M. & Zengin C., 2015,   Güvenlik Sektöründe Temel Stratejiler, Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.

Yesevi Ç. G., 2014, İSRAİL İSTİHBARATI ve MOSSAD  İçinde İstihbarat Örgütleri, Ankara.

Yılmaz S., 2014, Amerikan İstihbaratı İçinde İstihbarat Örgütleri.

Gürses,M., 2014. Büyük Ortadoğu projesi [Röportaj] (24 şubat 2014).

Şahin, M., 2011. Ortadoğu’da yalnızlaşan İsrail müttefikler arayışında. Ortadoğu analiz. 3(25), pp, 31-37

https://www.takvim.com.tr/yazarlar/erandac/2012/02/15/ortadogumit-firtinasi-ve-buyuk-resim

http://www.trthaber.com/haber/gundem/milli-istihbarat-teskilati-cumhurbaskanina-baglandi-330613.html

http://www.aljazeera.com.tr/konular/mit

http://www.aljazeera.com.tr/gorus/mit-ve-istihbaratin-koordinasyonu

http://www.aljazeera.com.tr/portre/portre-vladimir-putin-0

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/kayip-silahlar-ve-buyuk-plan/82363

http://www.yeniakit.com.tr/haber/mitin-basarisi-israili-cildirtacak-30162.html

Yazar Hakkında

Lale Cevheroğlu / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

Yeditepe Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir