DERECELENDİRME KURULUŞLARI ÜZERİNE POLİTİKACI NAZARINDAN SIYRILMAK

Derecelendirme kuruluşlarının Türkiye hakkındaki değerlendirmeleri tıpkı Moodys’in son not indirimi kararından sonra olduğu gibi defalarca gündemimize giren bir mesele olmuştur. Gerek başbakan ve cumhurbaşkanı seviyesinde devlet adamları gerek akademi ve iş dünyası bu meseleyi ciddi şekilde önemsemektedir. Nitekim önemsenmeyecek gibi de değildir zira bu değerlendirmeler dolaylı olarak tüm ekonomik birimleri etkilemektedir. Bu kuruluşlardan gelen herhangi bir olumlu değerlendirme, ülkede sağlanan  ekonomik bir başarının ispatı hükmü taşımaktadır ve  bu hiç şüphesiz ekonomiye yön veren hükümetler tarafından dosta düşmana karşı ileri sürülebilecek bir takdirname hüviyeti taşır. Lakin bu değerlendirme olumsuz bir hüküm ihtiva ediyor ise hükümetler açısından rüzgarın yönü değişir. Politikacılar meseleye farklı bir nazardan bakmaya başlar ve reflekslerini bu yeni açıdan oluştururlar. Demek istediğim bu kuruluşlar ekonomileri doğru ölçememekle yahut farklı amaçlar uğruna bilerek yanlış değerlendirmekle suçlanırlar. Bu yazı politikacıya ait nazardan sıyrılarak derecelendirme faaliyetlerini uluslararası finans gerçekleriyle daha objektif bir açıdan ele almak üzere kaleme alınacaktır.

70’li yıllar geride bırakılırken dünyada neoklasik ekonomik politikalar hakimiyet kazanmaya başlamıştır. Amerika ve İngiltere’nin öncülük ettiği bu sistem reel ekonominin yanı sıra finansal piyasalara da tam serbestlik getiriyordu.  Özal’ın şahsıyla vücut bulmuş reformlarla beraber Türkiye de diğer gelişmekte olan ülkeler gibi bu yeni sisteme geçmek konusunda istekli olmuş (IMF ve Dünya Bankası gibi küresel organizasyonlar tarafından zorunda bırakıldıkları da söylenebilir) ve finansal sistemini dünya ile libere etmiştir.

Bu liberalizasyon ile birlikte AGÜ’lerin (az gelişmiş ülkeler) temel amacı fakirliğin kısır dönüsünü kırmak olmuştur. (Atamtürk,2007) Zira fakirliğin kısır döngüsü teorisine göre AGÜ’lerin sahip oldukları düşük gelir, düşük tasarruf dolayısı ile düşük yatırım anlamına gelmektedir ki o halde AGÜ’ler ekstra bir fona ihtiyaç duymaktadır. İşte neoklasik dönemle gelen uluslararası finansal araçlar AGÜ’lere fon ihtiyacını dışarıdan karşılama imkanı sağlamıştır. Neoklasik liberal finansal teorinin öncüsü olan Mc Kinnon-Shaw hipotezine göre sermaye bolluğuna sahip ancak karlı yatırım alanlarının azaldığı gelişmiş ekonomilerden, sermaye kıtlığı çeken ancak karlılığı yüksek yatırım alanlarının bol olduğu AGÜ’lere doğru bir fon akımını oluşacaktır. Bu fon akımı Türkiye gibi kırılgan ekonomileri dış şok kaynaklı krizlere açmasına rağmen, yeni yatırım olanakları sayesinde hızlı büyümenin kaynaklarından biri olarak görülmüş ayrıca döviz dar boğazlarını aşmak üzere faydalı görülmüştür. Bu hipotezi ampirik verilerle desteklemek ya da aksi yönde teoriler de sunmak mümkün ama amacım uluslararası finansal sistemde derecelendirme kuruluşlarının önemini açıklamak olduğundan kısa kesiyorum. Aslına bakarsanız bu teorik girizgaha başvurmaksızın da; yurt dışı ziyaretlerine çıkan hükümet yetkililerimizin yabancı yatırımcıya ulaşabilmek üzere ciddi bir gayret içine giriştiklerini hatırlarsak ülkeye yabancı fon çekmeye ne denli önem verdiğimizi ispatlayabiliriz.

Bir önceki paragrafla şunu vurgulamak istedim: ekonomik büyümeye kaynaklık etmesi için yabancılara ait fonları ülkemize çekmek istiyor ve çekilen fonların ani çıkışlarından ürküyoruz. Bu fon talebi birey ve şirketler bazında olduğu gibi devlet hazinesi için de geçerlidir ve bu doğrultuda devlet tahvilleri arz edilir. Bu borç ilişkisini ulusal bankacılık sistemimizdeki kredi-mevduat ilişkilerine hatta arkadaşımızla olan masum borç ilişkimize(faiz vb getiri unsurları unutulmamalıdır) benzetebiliriz. Paraya ihtiyacımız var ve borç talep ediyoruz, kime başvurabiliriz? İlk önce bize güven ve sevgisi olan yakınlarımıza başvururuz. Hala ihtiyacımızı karşılayamazsak? Bu defa yakınlarımızın yakınlarına gidebiliriz, tabi ki yakınlarımızın bu insanlara bizim adımıza olumlu referans vermesi ve borcun geri döneceğine dair olumlu bir değerlendirme sunması gerekecektir.

İşte uluslar arası piyasalar aracılığıyla; Amerikalı yatırımcılara, bir Türk şirketine yahut Türk devlet hazinesine borç vermek konusunda olumlu ya da olumsuz referans verebilecek yegane kurumlar derecelendirme kuruluşlarıdır ve bunu da geliştirdikleri harflerden oluşan semboller sistemiyle gerçekleştirirler. Bu semboller, ülkenin sonraki yıllarda nasıl bir hal alacağını, yatırımcılara ve piyasadaki diğer aktörlere sunmaktadır. (Hasbi, 2012, s. 44) Bu kuruluşların olumlu referansları almış olduğumuz borcu faiz vb getirisiyle beraber sağlıklı bir şekilde ödeme gücüne sahip olduğumuz anlamına gelir. Bu kurumlara ait değerlendirmelerin sonucunda verilen notlar olumlu ya da olumsuz referans görevi görmektedir. Şirketlere verilmek üzere hayata geçirilen bu notasyon sisteminde, ülkelere de verilmeye başlanan bu notlar; finansal analiz teknikleri, makro iktisadi rakamlar ve kurumsal politik yapıların analizleri suretiyle belirlenir. Aslında tüketici kredisi için başvurduğumuz bankaların değerlendirme kriterlerine benzer tekniklerle bir Türk şirketine yahut Türk devlet hazinesine borç verilip verilemeyeceğine dair görüş belirtir. Yabancı yatırımcılar da bu referansı baz almak suretiyle karar alırlar.

Derecelendirme kuruluşlarının Türkiye hakkındaki değerlendirme ve notları, ülke ekonomimizin itibarını ya da performansını göstereceği yönündeki kanı dolaylı açılardan makul olmakla beraber esasen, Türk devlet hazinesinin yabancılara tahvil arz etmek suretiyle aldığı borcun anapara ve faiz benzeri yükümlülüklerini zamanında ifa edebilme gücüne hatta istekliliğine yapılan değerlendirme ve notlardır. Yani doğrudan ekonomik performansımıza değil, ödeme gücü veya istekliliğimize dayanan bir risk tespitidir. Dolayısıyla dünyanın en büyük ilk 20 ekonomisi içerisinde yer almamız, bu kuruluşlardan aynı oranda yüksek not alacağımız anlamı taşımıyor. Bu nedenledir ki bizimle aynı notu almış hatta daha yüksek not almış bazı ülkeleri gördüğümüzde hayrete düşebiliriz. Ne var ki bu ülke milli gelirleri bizim çok gerimizde olmasına karşın borçluluk seviyeleri düşük olduğundan yahut kurumsal ve politik yapıları bize karşın çok daha az kırılgan yapıda olduklarından, belirsizlikleri daha makul seviyede gerçekleşir ki; bu da borcun geri dönüşüne ilişkin riskleri bertaraf edeceğinden bu ülkelerin kredi notu bizden yukarı seviyede oluşur. Yani Türkiye GSYH’sı 2015 sonu itibariyle yaklaşık 720 Milyar USD olmasına karşın, kısa vadede (gelecek 1 yıl içinde) 168 Milyar USD dış finansman borcuyla beraber geçmiş yıllara nazaran düşüş göstermesine rağmen 30 Milyar USD nin üzerinde cari açığa sahip bir ülke olarak tepeden baktığımız birçok ülkeye nazaran aşırı borç riski taşımaktadır. (http://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/08d4d86e-49bf-4739-baf8-3592bf9ce543/kv.pdf?MOD=AJPERES&CACHEID=ROOTWORKSPACE08d4d86e-49bf-4739-baf8-3592bf9ce543)

Moody’s, Türkiye’nin uzun vadeli yabancı para cinsinden tahvillerine verdiği kredi notunu Baa3 (Negatif) konumundan Ba1 (Durağan) konumuna indirmiş bulunuyor. Benzer bir not indirimi de S&P den gelmişti ki her ikisi de kendi notasyon sistemlerinde tam da eşikte yer alan Türkiye’yi yatırım yapılabilir seviyeden, spekülatif ülke seviyesine çekmiş oldu. Tabi ki başbakan ve cumhurbaşkanımızın ve haliyle de halkımızın tepkisi gecikmedi; kararın arkasında siyasal gerekçeler yatıyor. Bu söylem kastedilen amacın dışında doğrudur. Zira “ülke riski belirlenirken ekonomik, politik ve sosyal yapıyı belirleyen göstergeler incelenerek önem derecesine göre kaydedilmekte ve değerlendirilmektedir.” (Balıkçıoğlu, 2013, s. 51) “Bu göstergelerin; kredi notunu belirlemede, derecelendirme kuruluşlarına göre ağırlığı farklılık gösterse de en fazla ağırlığı siyasi faktörler oluşturmaktadır.” (Tutar,E. 2011) Zaten bu kuruluşların kendi sitelerinden ulaşabileceğimiz notlama metodoloji ve kriterlerinde,  politik belirsizliği de notladıklarını görüyoruz. Dünyanın ekonomik ve politik merkezi konumundaki Amerika başta olmak üzere büyük iktisadi, politik ve askeri güçler ile ilişkileriniz limoni ise Amerika menşeli bu kuruluşların da sizin politik yapınızda risk unsuru tespit etmesi doğaldır. Amerikalı yatırımcının da bunlara itibar etmesi doğaldır. Meseleye dair fazlaca egzajere edilmiş bir örnek sunayım; bu gün için kredi notu en yüksek seviyede bulunan Almanya’da  nasyonal sosyalizm propagandasıyla saldırgan bir tutum benimseyen farklı bir parti iktidara gelecek olursa, çok güçlü bir Alman ekonomisine rağmen politik risklere binaen notu aşağılara çekilecektir.

Başbakanımız parti grubunda şöyle söyledi : ” 3-5 tane değerlendirme kuruluşu bize not veremez. Biz notu milletten alırız hesabını da millete veririz.” Başımız üstüne; memleketimizden en yüksek nottan aşağısını verecek değiliz ya. Gel gelelim yabancı para cinsinden hazine tahvilleri bizim için değil yabancı yatırımcılar için arz edilirler. Moodys’in de notumuzu düşürdüğü husus tam da bu tahvillere yönelik olan riske dair bulunuyordu. Yabancı yatırımcılar ise bizim belirlediğimiz notasyon ve kriterlere maalesef itibar etmezler. O halde Türk ekonomisini yalnızca aziz Türk milletinin notlayabileceği söylemi politikacıya ait söz gelimi bir tepkidir. Daha makul bir alternatif sunayım: S&P ve Moody’s e ekonomik gerçeklerden uzak olarak Türkiye’yi sıkıştırmak amacıyla karar aldıkları için itibar etmiyoruz. Bu nedenle onların değil de Türkiye’de Türk ortaklar tarafından kurulmuş olan JCR Avrasya Derecelendirme A.Ş. (http://www.jcravrasyarating.com/) isimli kuruluşun Türkiye’yi yatırım yapılabilir seviyede tutan değerlendirmesine tutunalım. Ne yazık ki milletimizin notuna itibar etmeyen hain yabancı, çalışma alanı Moody’s ile aynı olan yerli kuruluşumuza da itibar etmiyor.

Bir önceki paragraf yabancı yatırımcının kime itibar gösterdiğiyle alakalıydı, bizim kime itibar ettiğimizin pek önemi yok ne yazık. Kaldı ki bu kuruluşların asli müşterisi Türk devleti olmadığından, hizmet aldığımız kurumu kınamak hatta değiştirmek tehdidiyle rating notumuzun belirlenmesi sürecinde pazarlık gücüne sahip olamıyoruz. Bu kuruluşlar asli hizmetini ülke ve şirketlere değil, her ülke ve şirket için potansiyel durumdaki yatırımcılara sunmaktadır ve onlardan bu kurumlara şikayet gelmedikçe de çalışma prensipleri değişmeyecektir. Yabancı yatırımcıya olan arzumuz devam ettiği müddetçe, bu kuruluşların değerlendirmeleri bizler için önemli olmaya devam edecektir.

Bu yazı ile Amerikan menşeli derecelendirme kuruluşlarının daimi bir adalet sorumluluğu ile karar aldıklarını savunuyor değilim. Zira bu kuruluşların bazı sansasyonel hatalı kararları olmuş ve yatırımcılara büyük zararlar vermiştir. Üstelik yabancı yatırımcıların karar alırken başvurdukları tek adres de değillerdir. Ne var ki yabancı yatırımcıların karar alma süreçlerine en güçlü derecede etki edebilme özelliklerini hala korumaktadırlar. Uluslararası finans piyasalarında en düşük maliyetlerle borçlanmak isteyen her şirket yahut ülke bu kuruluşlardan yüksek bir harf notu almaya mecburdur. Ve bu noktada gerekli yükümlülükleri karşılayabilen bir ülkeye farklı çıkarlar doğrultusunda verilecek bir eksi not, o ülkeyi olduğu kadar yatırımcılara da zarar vermekle sonuçlanır ve böylesi bir aldatmaca çok kısa bir süre içerisinde açığa çıkarak, önce bu kurumları ardından da koca bir uluslararası finansı uçuruma sürükler.

Sonuç olarak; makus darbe girişiminin ardından önce S&P geçen hafta da Moody’s’ten gelen not indirim kararına kulak tıkamak ve kurumları suçlamakla uğraşmak yerine bundan sonra ne yapabiliriz ve eski seviyemizin de üzerine nasıl çıkabiliriz gibi sorulara cevap aramalıyız. Mehmet Şimşek’in ifadelerini tutarlı ve önemli buluyorum: ” Not indirim kararı, ileride finans dışı reel sektörün borçlanma maliyetlerinde biraz etkili olabilir. Bu da büyümeyi olumsuz etkileyebilir… Kredi notu düşüşünü ciddiye alıyoruz. Tekrar kredi notumuzun yükseltilmesi için yoğun bir çaba içerisine gireceğiz. Bu dünyanın sonu değil, önemsiz de değil.  Zaten gelişmekte olan ülkelere odaklanan bazı fonlar yatırım yapılabilir seviyenin altındaki ülkelere de yatırım yaparlar.”

KAYNAKÇA

Atamtürk, A.B. (2007). Gelişmekte Olan Ülkelerde ve Türkiye’de Finansal Serbestleşmenin İç Tasarruflar Üzerine Etkisi; Marmara Üniversitesi İ.İ.B.F Dergisi, cilt XXIII sayı 2

Erdem, E.- Dumrul,C. Keynesyen ve Neo Klasik Yaklaşımlarda Finansal Sistem ve İktisadi Büyüme; Uludağ Üniversitesi  İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi Uludağ Journal of Economy and Society  Cilt/Vol. XXXIII, Sayı/No. 2, 2014, pp. 45-86    

Hasbi, D. T. (2012). Kredi Derecelendirme Kuruluşları Tarafından Yapılan Not Değerlendirmelerinin Ülke Ekonomileri Üzerine Etkileri; Türkiye Örneği. Aydın: Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Yüksek Lisans Tezi 2012-0003.

Balıkçıoğlu, E. (2013). Ülkelerin Finansal Açıdan Kredi Notlarını Etkileyen Faktörler ve Kurallı Maliye Politikasının Etkisi;2000 Sonrası Dönem Türkiye’de Uygulnanan Maliye Politikalarının Kredi Notları Üzerindeki Etkisinin Karşılaştırmalı Analizi. Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Maliye Anabilim Dalı Doktara Tezi.

Tutar,E.-Tutar,F.-Eren, M.V. (2011). Uluslar arası Derecelendirme Kuruluşlarının Rolü, Güvenilirlik Açısından Sorgulanması ve Türkiye; AKADEMİK BAKIŞ DERGİSİ(Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi) Sayı: 25

https://www.moodys.com/credit-ratings/Turkey-Government-of-credit-rating-768337

http://www.iktisadi.org/uc-buyuk-kredi-derecelendirme-kurulusu-ve-turkiye.html

http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/ege-cansen/moodys-ne-diyor-biz-ne-anliyoruz-1417568/

http://www.mahfiegilmez.com/2016/09/yatrm-yaplabilir-ulke-statusunu.html

http://www.mahfiegilmez.com/2016/07/turkiyenin-kredi-notu-ve-cds-primi.html

http://www.ntv.com.tr/ekonomi/mehmet-simsek-moodys-karari-dunyanin-sonu-degil,VJooVR1nXkerp06lu2IUBQ

Yazan Hakkında

Muhammed Recep Öztürk

İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü Mezunu, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Kamu Yönetimi

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial