Demokrat Parti Dış Politikası ve Aktif Amerikancılık – 2

Türkiye’nin Balkan politikası genellikle NATO ekseninde, Sovyetlerin hakimiyetini zayıflatmak ve kırmak üzerine kurgulanmıştır. Bölgedeki ülkeleri kapitalist blok safına ittifaklar yoluyla çekmek isteyen Türkiye, Kore Harbi öncesi ve NATO’ya dahil olma aşamasında, Amerika’ya olan politik sadakatini Balkanlar politikası bağlamında da devam ettirmiştir.

Yazan: Mücahid Rıza Alper

Batı Ekseninde Balkan Politikası

Türkiye’nin Balkan politikası genellikle NATO ekseninde, Sovyetlerin hakimiyetini zayıflatmak ve kırmak üzerine kurgulanmıştır. Bölgedeki ülkeleri kapitalist blok safına ittifaklar yoluyla çekmek isteyen Türkiye, Kore Harbi öncesi ve NATO’ya dahil olma aşamasında,  Amerika’ya olan politik sadakatini Balkanlar politikası bağlamında da devam ettirmiştir.

1948 yılına gelindiğinde Sovyetlerin Balkan topraklarında barınan en güçlü müttefiki Yugoslavya ani bir kararla uzun yıllardır süregelen ilişkileri koparmıştır. Menderes Hükümeti Yugoslavya’nın NATO’ya dahil edilmesi seçeneğini politik bir hamle olarak öne sürse de, ABD ve Yugoslavya bu karara sıcak bakmamıştır. Menderes ve ekibi Yunanistan, Türkiye ve Yugoslavya arasında askeri bir ittifak girişiminde bulunmuş ve dönemin Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü önderliğinde, 1953 senesinde Belgrad ve Atina’yı ziyaret edilmiş ve bu ittifakı kabul ettirecek zemini oluşturmuştur.

Yeni antlaşmaya göre, ittifaka dahil ülkelere yönelik herhangi bir saldırı tüm taraflara yapılmış sayılacaktı ve askeri güç kullanımı da dahil, saldırıya uğrayan devlete tüm taraflar her türlü yardımı sağlayacaktı. Sonuçta Türkiye’nin ısrarına rağmen Yugoslavya NATO’ya alınmamıştı ancak bu antlaşma sayesinde üç ülke arasında NATO benzeri yeni bir ittifakın kurulmasına imkan yaratılmıştı. [1]

1955 senesinde Sovyet başbakanı Yugoslavya’yı ziyaret etmiş ve bu ziyaret neticesinde Balkan İttifakına dahil olma gerekçesini ortadan kaldırmaya çalışmıştı. Sovyet tehdidinin bir nebze olsun hafiflemesiyle birlikte Belgrad yönetimi bağlantısız bir dış politika izlemeye başlamıştı.

Yugoslavya’nın Balkan ittifakından ayrılmasının akabininde, İstanbul’da 6-7 Eylül 1955 tarihlerinde Rumlara yönelik gerçekleşen saldırılar neticesinde Yunanistan, Balkan İttifakı üyeliğini askıya aldığını Türk tarafına bildirmiştir. 1958’de Menderes Hükümeti ittifakın taraflarına Balkan İttifakını yeniden canlandırmak için önerilerde bulunmuşsa da, Yunanistan ve Yugoslavya Dışişleri Bakanlarının olumsuz cevap vermeleri üzerine ittifak anlaşmaları zımnen feshedilmiştir. [2]

Yugoslavya’nın bağımsızlar hareketine yönelik tavrı dünya üzerinde üçüncü bir kampın varlığını gündeme getirmiştir, Türkiye bu harekete yönelik olarak mesafeli bir politika gütmüş ve Amerika’yı esas alan bir tavırla hareket etmiştir.

Batının Ortadoğu Sözcüsü Türkiye ve Ortadoğu Politikası

NATO’ya dahil olduktan sonra Türkiye, ABD’nin Sovyetler Birliği’ni ittifaklar yoluyla kuşatma politikasının en önemli ayaklarından birisi haline gelmiştir. ABD’den gelen telkinlerin yanı sıra, dönemin Dışişleri Bakanı Köprülü’nün açık bir şekilde dile getirdiği üzere; bölgede aktif bir politika izlenmezse Rusların ‘’Birbiri ardına bu zayıf ülkeleri ellerine geçireceği’’ düşüncesi Demokrat Parti’nin Ortadoğu’ya yönelik izlediği aktif politikanın arkasındaki temel motivasyon olmuştur. [3]

Ortadoğu üzerinde Batı’nın buyruklarına uyan bir politika izleyen Türkiye genel itibariyle bu coğrafyadaki ülkeler tarafından Batı dünyasının ‘’maşası’’ olarak nitelendirilmiştir. Buna örnek ise İngiltere tarafından Ekim 1951 yılında ortaya konulan Ortadoğu savunma örgütüdür, bu örgüt Türkiye önderliğinde Ortadoğu ülkelerinin bir araya getirilmesini ve kapitalist bloğa dahil edilmesini amaçlamaktaydı.

Ancak Türkiye’nin bu çabaları başta Mısır olmak üzere Arap dünyasının gözünde Türkiye’nin imajını sarsmış ve özellikle Mısır’la olan ilişkiler 4 Ocak 1954’te Mısır’ın Türkiye Büyükelçisini sınır dışı etmesiyle birlikte en dip seviyeye inmişti.

Ortadoğu özelindeki mevcut politik fikirlerinde Mısır ile uyuşamayan Türkiye, Pakistan ve İran gibi Amerika ile olan ilişkileri iyi yönde seyreden ülkelerle ittifak girişiminde bulunmuştur. 2 Nisan 1954’te Türkiye ve Pakistan arasında Savunma ve İşbirliği Antlaşması imza edilmiştir. Bu süreçten sonra Güvenlik Paktına Irak, Suriye, Lübnan ve Mısır’ı dahil etmek için girişimlerde bulunulmuş ancak sadece Irak hükümeti bu ısrarlar neticesinde ikna olmuştur.

İran ve Pakistan’ın sonradan dahil olduğu Türk-Irak Deklarasyonu 24 Şubat 1955’te İşbirliği Antlaşması olarak imzalanmıştır. Ancak bu süreçte Mısır lideri Cemal Abdul Nasır Arap milliyetçiliğine dayalı bir politika izlemiş ve bölgedeki Arap ülkelere de bu ve benzeri paktlara katılınmaması noktasında baskılar yapmıştır, bu baskılar etkili olmuş akabinde Bağdat Paktı bekleneni verememiş ve hatta karşı bir pakt oluşturulmuştur. Ankara’nın Arap ülkelerini Bağdat Paktına dahil etme çabaları Türkiye’nin Ortadoğu’daki ‘’Batı’nın gözü kapalı müttefiki’’ şeklindeki imajını daha da güçlendirmiştir. [4]

1959 yılında Süveyş Kanalını millileştireceğini açıklayan Nasır, İngiltere ve Fransa’nın dikkatini tekrar bu coğrafya üzerine çevirmiştir. Takiben İsrail ile ortak hareket eden bu ülkeler Mısır’a savaş ilan etmişlerdir. Savaşa kadar batılı devletler ile birlikte saf tutan Türkiye, savaşın ardından İngiltere ve Fransa’nın tavrının hukuksuz olduğunu belirtmesine rağmen gelişmelerin temel sorumlusu olarak Nasır’ı suçlamıştır. [5] Tüm bu algı ve ithamlara karşın Türkiye izlemiş olduğu politikadan vazgeçmemekle beraber, bu sürecin ardından daha sağlam bir biçimde Amerika’nın Ortadoğu’daki ileri karakolu olma vazifesini yerine getirmeye devam etmiştir. Suriye yönetimi, 1957 senesinde içeride var olan rejimi değiştirme girişimlerinde bulunduğunu düşündüğü ABD elçilik görevlilerini sınır dışı etmiştir ve bu bağlamda Türkiye, Suriye sınırına asker göndermiştir. Bu gerilimde Sovyetler, kendilerinin olası bir saldırı durumunda Suriye’nin tarafında olduğunu belirterek, Türkiye’ye başına büyük felaketler gelebileceği noktasında nota göndermiştir. Ancak bu kriz BM genel kurulunda tarafların müzakereleri neticesinde çözülmüştür.

14 Temmuz 1958 yılında Irak’ta gerçekleşen bir darbe ile mevcut iktidar yerine Amerikan yanlısı bir rejim işbaşına getirilmiştir. Bu bağlamda Ürdün ve Lübnan, rejimlerinin devamı için ABD ve İngiltere’den yardım talep etmişlerdir. Türkiye’nin tüm bu gelişmeler esnasındaki duruşu, Amerikan’ın Ortadoğu’yu kontrol edecek bir şekilde konuşlanmasına yardımcı olmaktı. Bu bağlamda Ankara, üslerinin NATO amaçları dışında kullanımına ve deniz kuvvetlerinin Akdeniz’e yerleşmesine müsaade etmiştir.

Öte yandan bu süreçte Ortadoğu’nun Arap olmayan iki ülkesi İran ve İsrail ile iyi ilişkiler kuran Menderes hükümeti, zaman zaman İsrail ile olan ilişkiler gerginleşse de, aradaki diyaloğu stratejik işbirliği seviyesine çıkarmayı bilmiştir. 1958’de İran ve Etiyopya ile güvenlik alanında işbirliği antlaşmaları imzalayan İsrail, bu Çevresel Pakta Türkiye’yi de dahil etmek için harekete geçmiştir. Irak’ın Bağdat Paktından ayrılması ve Suriye’de Sovyet nüfuzunun artmasıyla bölgede aleyhine dönen dengeyi değiştirmek isteyen Türkiye, 29 Ağustos 1958’de dönemin İsrail Başbakanı Ben Gurion’dan gelen bu teklifi kabul etmiştir. Büyük ölçüde gizli kalan ve ABD’nin de desteğini alan bu ittifak temelde taraflar arasında istihbarat paylaşımını öngörmekteydi. [6]

Cumhuriyet’in başından beri iyi ilişkilerimiz olan İran genellikle Batı’nın çıkarlarına uyduğu müddetçe ilişkilerin seyrinin sağlıklı seyredebileceği bir ülke konumundaydı. 1953’te İngiltere ile petrol krizi yaşayan Musaddık ile ilişkiler gerilmiş ve Türkiye İngiltere’nin yanında yer almıştı. Ancak sonrasında Batı yanlısı İran hükümetleri ile Ankara iyi ilişkiler geliştirmiştir.

 

KAYNAKÇA

Bağcı, Hüseyin, Demokrat Parti Dönemi Dış Politikası, İmge Kitabevi, Ankara, 1990

Bengio, Ofra, The Turkısh-Israel Relationship Changing Ties Of MiddleEasrern Outsiders, London, 2004 Palgra ve Macmillan

Kösebalan, Hasan(2011), Turkısh Foreıgn Policy: Islam, Nationalism and Globalization, New York, 2011 Palgra ve Macmillan.

Oran, Baskın, Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, İletişim Yayınları, Cilt 1, 6. Baskı, İstanbul, 2004

 DİPNOTLAR

[1] Baskın Oran, Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, İletişim Yayınları,  Cilt 1, 6. Baskı, İstanbul, 2004, s. 590

[2]  Oran, a.g.e., s.591-592

[3]  Hüseyin Bağcı, Demokrat Parti Dönemi Dış Politikası, İmge Kitabevi, Ankara, 1990, s.47

[4] Oran, a.g.e., s. 267

[5] Oran, a.g.e., s. 682-629

[6] Hasan, Kösebalan,  Turkısh Foreıgn Policy: Islam, Nationalism and Globalization, New York, 2011, s.81, ( Palgra ve Macmillan), Ofra, Bengio, The Turkısh-Israel Relationship Changing Ties Of MiddleEasrern Outsiders, London, 2004, s.44

Yazar Hakkında

Mücahid Rıza ALPER/TESA Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Karabük Üniversitesi

Tarih Bölümü Öğrencisi

 

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial