Cumhuriyet’ten Çok Partili Yaşama Uzanan Sürecin Ekonomi Politiği (1923-1946)

Yazan: Ebru YILDIZ

GİRİŞ

Ekonomik olarak çökmüş Osmanlı İmparatorluğu enkazından, imparatorluğun zengin siyasi mirasıyla yeniden kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarından çok partili yaşama uzanan zaman dilimi içerisindeki ekonomi politikaları ve etkileri bu yazı çerçevesinde incelenmiştir. Ekonomik olarak devralınan hezimetten, kalkınmanın hangi ekonomik politikalar ve stratejiler ile sağlandığı ve sonuçlarının neler olduğuna cevap aranmıştır. Erken cumhuriyet dönemi ile başlayıp II. Dünya Savaşı’na uzanan bu zaman diliminde üç temel periyot baz alınmıştır. 1923-1929 yıllarını kapsayan kısmi liberalizm politikalarıyla yeniden varoluşu, 1929 bunalımı ve sermaye yetersizliği etkisiyle mecburi devletçilik politikalarının uygulandığı 1930-1938 yılları takip etmiştir. Son olarak ise 1940-1946 yıllarında, yeniden doğuş ve dönüşümü sekteye uğratan savaş koşulları içerisindeki ekonomi politikaları incelenmiştir.

DEVRALINAN MİRAS

1908-1922 yılları Osmanlı İmparatorluğu’nun birçok savaş, ihtilal-darbe ve ayaklanmalar sonrasında yıkılışının sürecidir. Bu zaman dilimine iktisadi açıdan baktığımızda ‘eksik kalmış bir burjuva devrimi’ veya ‘ulusal kapitalizm doğrultusunda atılan ilk ve çekingen adımlar’ olarak nitelendirmek uygun düşecektir.(1)

1908 ‘de kurulan rejim yukarıdan devrimin siyasal zeminini oluşturması dolayısıyla incelenirken iktisadi hayata daha dolaysız bir müdahale ile girmiştir. Dönemin siyasi gücünü temsil eden, Pozitivist ideolojiyle bütünleşmiş İttihatçılar milli iktisat kurma görevini üstlenmişlerdir.(2)

Uzun zaman İttihatçıların maliye bakanlığını yapan Cavit Bey, Osmanlı toplumunun ancak sermaye ile dünya ekonomisinde yeniden varolabileceğini, sermayesiz emeğin heba olacağı görüşünde idi. Cavit Bey’e göre sermaye olmaksızın çağdaş uygarlık düzeyine ulaşılamazdı. Ve her ülkede sermaye sahipleri azınlığı oluştururdu. Bunun içindir ki artan oranlı vergilerden kaçınmalı, servet sahiplerinden yüksek pay almaktansa çoğunluktan küçük paylar alınmasını yeğlemiştir. (3)

Doğuş halinde olan Rum ve Ermeni burjuvazisine güvensizlik dolayısıyla da bu sermayeyi Yahudi ve Müslüman kökenli daha az komprador bir burjuvaziyi teşvik ederek sağlamayı amaçladılar. Dönemin ana özelliği ulusal nitelikte bir kapitalizm oluşturmaktı. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın bitimine kadar iktidardaki kadrolar uluslararası sermayenin ve büyük devletlerin Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki kurumsallaşmış ve güvenceler altına alınmış mekanizmaları karşısında çaresiz kalmışlardır.(4) Birinci Dünya Savaşı koşullarıyla birlikte ‘milli iktisat’a ortam hazırlanmıştır. Savaş ile birlikte Osmanlı Devleti’nin dış bağlantıları büyük oranda sekteye uğrayınca kendi kendine yetmek zorunda kalmıştır. 15 milyonu besin 30 milyonu sınai malı ithal eden Osmanlı 1915 yılında bunun yüzde 3 ‘nü bile getirememiştir. (5) Milli iktisat kısa sürede Osmanlı toplumunda yer etmişti. 1915 yılında ‘milli iktisada doğru’ düsturuyla ‘ İktisadiyyat Mecmuası’ ittihatçıların da desteğiyle öğretinin yayın organı haline gelmiştir.(6) ittihatçılar alman akıl hocaları önderliğinde İngiliz ve Fransız sermayesiyle birlikte bağımlılık ilişkisinin yerli tarafında bulunan rum ve ermeni tüccarlarını başarıyla tasfiye ettiler.(7) öte yandan savaşın doğurduğu çarpıklıklar hükümeti olağanüstü önlemlere başvurmaya sevketmiş, artan enflasyon ve piyasanın işlevsizleşmesi ile iktisadi denetlemenin sıkılaşması kayrılan grupların elinde vurgunculuk ve hızlı sermaye birikimine sebep olmuştur. Savaş yıllarında Osmanlı toplumun karşı karşıya olduğu bu ahlaki sorunun doğurduğu iktisadi kargaşa belirli bir teşkilatla ve güçlü bir denetimle çözülebilirdi. İçinde bulunulan vaziyet yeni toplumsal düzenin oluşmasını öngörüyordu ve meslek gruplarının hakim olduğu halkçılık fikirleri ortaya atılıyordu. Toplumu bir organizmaya benzeten bu sistem meslek zümrelerini de bu organizmanın organları olarak algılıyordu.

1919’dan itibaren ülkenin gidişatını belirleyen oluşumların İstanbul’dan Ankara’ya kayması bağımsızlık fikirlerinin daha keskin biçim kazandığını gösterir. İstiklal mücadelesinin finansmanı ise bu sefer I. Dünya Savaşı’ndan farklı olarak Sovyet yardımı dışında tamamen anadolu halkı tarafından karşılanmıştır. I. Dünya Savaşı’nın finansmanı için kullanılan kaynakların yüzde 26’sı alman-Avusturya’dan oluşan dış finansmanlarla karşılanmışken milli mücadele Teklaif-i milliye türü olağanüstü vergilere el koymaya başvurarak yapılan kanunlar sonucunda finansmanın yalnızca yüzde 10’nu dış kaynaklar oluşturuyordu. (8) her şeye rağmen savaş yıllarının sonu savaş öncesi ekonomiye kıyasla daha bütünleşmiş yapıdadır. 1908-1914 yıllarında tarımcı , sanayide geri kalmış , ticarette dışa bağımlı niteliklerini korumuş olmasına rağmen bazı canlanmalar göstermiştir. Bu dönem tarımsal hasılanın yüzde 13-14’ü ihraç edilmekte ve un ithalatı yapılmaktaydı. Sınai kuruluşları sayıları ise 1915 sayımınca 255 idi ancak son derece ilkel nitelik taşıyorlardı.(9) veriler ışığında da görülen bu vahim vaziyet yıllarca süren savaşlar sonucu kapanan iş sahaları, azalan üretken erkek nüfusunun azalışı , varolan kaynakların orduya tahsisi ve son kaynaklarında kurtuluş savaşında tüketilmesi ile her işin devletten beklendiği uzun ve zorlu bir inşa süreci başlamıştır.

KISMİ LİBERALİZM İLE YENİDEN VAROLUŞ (1923-1929)

Yeni Cumhuriyet’in eski subaylar, bürokratlar ve entelektüellerden oluşan kurucu ve yönetici kadroları, yeni bir ulus devlet kurmak için Batılılaşarak modernleşmeyi ayrılmaz parçalar olarak görüyorlardı. Bundan sebeple de en başından itibaren yeni sınırlar içinde ulusal bir ekonomi yaratmayı amaçladılar. Osmanlı Devleti’ne Avrupalı güçlere olan mali ve iktisadi bağımlılığın ciddi siyasi sorunlar yarattığının farkındaydılar.(10) 1923-1929 yıllarının iktisadi gelişiminin en belirgin iki yapı taşı vardır. Biri Türk Devleti’nin dünya içinde nasıl konumlanacağını belirleyen ‘Lozan Antlaşması’ diğeri ise dönemin sonunda patlak veren ‘Büyük Buhran’dır.

Lozan Barış Konferansı’nda yabancı uyruklara özel ayrıcalıklar tanıyan kapitülasyonların kaldırılması başarıldı ve Osmanlı borçlarından Türkiye Cumhuriyet’ine düşen borçların ödemesine 1929 yılında başlanmasına karar verildi. Bu tarihten itibaren Türkiye Cumhuriyeti kendi ticaret politikasını yürütmekte serbest olacaktı. İlk yılların iktisat politikalarına damgasını vuran Lozan Barış Konferansı’nda kapitülasyonların kaldırılmasının yanında bir diğer gelişme aleyhine şekillenmiştir. Gümrük tarifelerinin beş yıl süre ile 1916 yılındaki seviyede tutulması, sınai üretimini bir süre daha gümrük korumasında mahrum bırakacağı anlamına geliyordu. (11)

Savaştan yorgun çıkmış iktisadi birim ve faktörlerin birbirini tanımalarını sağlamak ve ülkede uygulanacak iktisat politikalarının taslağını belirlemek amacıyla 17 Şubat-4 Mart 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi düzenlendi. Milli iktisatın esasları ve kongrenin genel havası paralellik gösteriyordu. Kongrede alınan kararlar Misak-ı İktisadi ve çiftçi ,tüccar , sanayici ve işçi gruplarına ilişkin esaslar olarak ikiye ayrılmıştır. (12)

Tüm mali güçlüklere karşın köylünün sırtındaki en büyük yük olan Aşar Vergisi ise kongreden bir yıl sonra kaldırılmıştır. Aşarın kaldırılması ile orta ve küçük köylünün savaşın koşullarıyla da sefalete dönüşen koşullarını iyileştirmek amaçlanmıştı.

Kongrede alınan kararlar doğrultusunda bir dizi kurumlar kuruldu. Yarı resmi İş Bankası, devlete ait bazı sanayi kuruluşlarını özelleştirilinceye kadar işletmek, sanayi ve madencilik alanında kurulacak işletmelere kredi açmak için sanayi ve maden bankası kurulmuştur. Aynı zamanda yerli sanayinin yerli teşviklerle geliştirilmesi amacıyla şeker üretimine başlanmıştır.(13) 1927 yılında yeniden gözden geçirilen Teşvik-i Sanayi kanunu yürürlüğe konularak yerli üretim teşvik edilmek istenmiştir.

Bütün bu çabalara rağmen arzu edilen düzeyde hızlı sanayileşme atılımı gösterilememiştir. Bu duruma kapitülasyonların Lozan Anlatlaşması gereği 1929 yılına kadar aynen devam etmesi ve gümrük tarifelerinin yanı sıra alt yapı, sermaye, girişimci, teknik eleman eksikliği neden olmuştur. Ayrıca yetersiz kamu sermayesi de bu yıllarda demiryolu yapımı ve yabancı demiryollarının millileştirilmesi için kullanılmıştır. 1929 yılı dönemin iktisat politikalarının sarsıldığı ve bir-iki yıl içinde temel bir değişime ekonomi politikalarının belirleneceği bir dönüm noktası olmuştur. Lozan Antlaşı’nda alınan yukarıda bahsi geçen kararların etkisiyle 1929 yılından itibaren derinden değişime gideceği düşünülen ekonomi politikaları ‘Büyük Buhran’ın etkisiyle kesinlik kazanmıştı.

Savaş zamanından itibaren başlayan paranın değerindeki düşüş , ticari ihtiyaçlara cevap verecek bir para mekanizmasını gerekli kılmıştır. Gelişen ödemeler dengesi açıkları ve kredi darboğazları bir merkez bankasının kurulması gerekliliğini gösteriyordu. 1929 krizi ve buna bağlı olarak paranın değerindeki hızlı kayıp merkez bankasını zorunlu hale getirince 11 Haziran 1930 tarihli 1715 sayılı yasayla T.C. Merkez Bankası kurulmuştur.(14). Sonuç olarak bu dönemin iktisadi politikaları savaş sonrası koşulların ve devralınan mirasın ışığında pek de özgür olmadan salt olarak şartlar göz önüne alınarak şekillendirilmiştir.

MECBURİ DEVLETÇİLİK (1930-1939)

1929’un başlarında daha buhran başlamadan önce hükümet korumacılığa kayarak dış ticareti ve yabancı dövizleri daha yakından kontrol etmeye başlamış ve 1930’ların ikinci yarısına gelindiğinde ise ülke ticaretinin yüzde 80’inden takas ve karşılıklı kota sistemleriyle yürüyordu.(15) 1930-1939 döneminin iktisat politikaları bakımından iki belirleyici özelliği korumacılığı ve devletçiliğidir.(16) Büyük buhranın etkisinde dünya ekonomisi sarsılırken Türkiye ekonomisi de dışa kapanarak devlet eliyle milli sanayileşmenin adımlarını atmıştır. Krizin hammadde fiyatlarını sınai fiyatlarından daha çok düşürmesi sonucu bir önceki dönemdeki serbest ticaret politikalarının sürdürülemeyeceği anlaşılmıştır. Osmanlı fikir hayatında da serbest ticaretçi doktrinler kadar eskiye dayanan devletçi politikalar , çağdaş iktisat politikaları yaklaşımında da demiryolu politikasında kendini göstermiştir. Ama sistematik ve sürekli olarak devletçi politikalar ile sanayileşmenin hedeflenmesi 1930’lardan sonra başlamıştır.

1929 Büyük Buhran’dan uyguladığı otarşik ekonomik yöntemlerle kurtulan Sovyetler Birliği , Türkiye’deki bazı kadrolar tarafından devletin ekonomideki rolü sempatiyle izlenmiştir. (17) Ancak Türkiye uyguladığı devletçi politika ile geniş anlamda kaynak yaratma ,destekleme , piyasada bizzat iktisadi faaliyette bulunarak piyasa ekonomisinin gelişmesini amaçlamıştır.(18) İsmet İnönü’nün ifadesiyle ‘devletin ancak ferdin yapamayacağı şeyleri yapmasıdır’ (19). 1930’lardan sonra zorunlu sınai tüketim mallarını içeren ürünlerin ithalatının düşmesi toplam tüketim hacmini ve hayat standartlarını da aşağı çekmiştir. İhraç gelirlerindeki daralmadan kaynaklanan bu
gerilemeyi önlemenin tek yolu kapitalist merkezlerden kaynaklanan sermaye ithali ile olması ihtimali buhranın etkisiyle daralmıştır. Üretim ve tüketim düzeyinin düşmesine karşı, ithalatı denetleyen korumacı önlemler uygulanmıştır. Böylece ithal ikameci politikalar ile sanayileşme amaçlanıyordu. Varolan durumdan yararlanarak az gelişmiş devletlerin yakaladığı sanayileşme fırsatı Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri tarafından kavranmış ve ona göre politikalar geliştirilerek korumacı-devletçi senteze ulaşılmıştır.(20)

Devletçi iktisat politikaları iki şekilde yürütüldü. İlki devlet işletmeciliği ikincisi ise fiyat mekanizması ,dış ticaret gibi konularda iktisadi yaşamın kontrol yoluyla düzenlenmesi. Devlet demir ve deniz yollarını millileştirip ,sanayi ve maden sektöründe ise devlet işletmeleri, yatırımların ve üretimin büyük bölümünün yapıldığı sürükleyici kesim olmuştur. (21) Ve bu alanlardaki faaliyet ve yatırımların 1934 yılından itibaren Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı içinde programlandığını görüyoruz. Plan döneminde Zonguldak Kömür Şirketi , İzmir Telefon Şirketi gibi şirketlerin kamulaştırılıp , yerli ham maddeyi kullanacak sanayi kuruluşları teşvik edilmiştir. 15 üretim kolunun 1932 yılından başlayarak etüdünü ve sorunlarını ve 1938 yılına kadar kurulması öngörülen işletmelerin kuruluş yeri ve analizlerini içeren plan bölümlerinde jeoloji enstitüsü ve mesleki tedrisat programı ve finansmanı konularını işlemektedir.(22)

Plan boyunca dış borç ödemelerinde başarı sağlandığı ve sanayi üretimi ile kalkınma hızının arttığı görülmektedir. Büyük bunalımın ilk şokunu devletçi politikalarla aştığını büyüme rakamları göstermektedir. 1933-1939 yılları boyunca gerçekleşen ortalama yüzde 7.9 büyüme oranı dış dünyadaki olumsuz koşullara rağmen cumhuriyet iktisat tarihinin önemli bir başarısıdır.(23)

SAVAŞIN ETKİSİNDEKİ EKONOMİ POLİTİK (1940-1946)

II. Dünya Savaşı , bir dizi yeni dışsal belirlenimi beraberinde getirdi. Cumhurbaşkanı ve Milli Şef İsmet İnönü’nün siyasal manevrası ile Türkiye savaş dışında kalmayı başardı.

Buna rağmen savaşın etkisiyle ithalattaki keskin düşüş , bir milyonu aşkın bir ordunun muhafaza edilmesi için gerekenler ekonomiye muazzam bir yük bindirmişti. İstatistiklere göre savaşın sonuna kadar GSYİH’daki düşüş yüzde 35’i buğday üretimindeki düşüş ise yüzde 50’yi geçmişti.(24) Sanayiyi özendiren devletçi politikalar ve ikili antlaşmalar ile desteklenen dış ticaret üzerindeki devlet tekeli , savaş sırasında bir rüşvet ve vurgun ekonomisini besledi. Hızla artan gıda maddeleri fiyatları, azalan gerçek ücretler , yarı yasal karaborsa da elde edilen büyük karlar savaş ekonomisinin özellikleri arasındaydı.(25) Bu koşullar devletçilik politikasının terk edilmesine neden oldu. Savunma harcamalarındaki büyük artışlar para arzı arttırılarak finanse edildi. Refik Saydam hükümetinin savaşta uygulamaya çalıştığı iktisadi önlemler Milli Koruma Kanunu , Varlık Vergisi , Toprak Mahsulleri Koruma Kanunu, Çiftçiyi topraklandırma Kanunu , Köy enstitüleri ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın liberal hümanist aydınlanması etkili reformlar arasındaydı.(26)

Savaş yıllarının sonucu olarak yoksullaşan halkın yanı sıra coğrafi olarak geniş bir alana yayılan ve sayıları on binleri bulan bir vurguncular kümesi akıl almaz derecede zenginleşmişti. Bu vurguncuları vergilendirmek amacıyla konulan Varlık Vergisi ise orantısız olarak gayri Müslimlere yıkılmış ve ellerindeki malları zararına satmak zoruna kalmışlardır. Böylece Müslüman burjuvazinin malları satın alması ve daha da zenginleşmeleri ile kendi burjuvazisini şekillendirmeyi amaçlamışlardır. Hükümet ile burjuvazi arasındaki bu ittifak , karaborsa vurgunları üstünde vahşi bir kapışmayı bu kapışma
ise kent burjuvazisinin yoksullaşmasını beraberinde getirmiştir. Savaş şartlarının getirdiği olağanüstü koşullar orta köylüyü yabancılaştırmıştır. Siyasal seferberliğe en yatkın bu kesim gelecek dönemin siyasal aritmetiği açısından büyük önem taşıyordu.

İki dünya savaşının bir büyük buhranın etkisiyle kır ve kent arasındaki açılan farklar ve bölgesel eşitsizliklerde böylece daha önceki dönemlerden çok daha belirgin hale gelmiştir.

SONUÇ

18. Yüzyıl’dan itibaren başlayan Jön Türkler ve İttihatçılar ile devam süre zarfında yalnızca ordunun güçlü kılınarak ve bürokrasi güçlendirilerek padişahın yetkileri sınırlandırılsa imparatorluğun kurtarılabileceği fikri savunulmuştur. İmparatorluğun hemen yanı başında başlayan sanayi devrimine açık piyasa ekonomisine rağmen bu denli kayıtsız kalması 15 yy’dan itibaren Avrupa’da yayılmaya başlayan laik, formel bilimleri görmezden gelmesinden kaynaklanmıştır. Cumhuriyet’i kuran kadrolar bu bilinç ile sermayeyi düşük ücretler ile cezbetmenin akılcı olmayacağını farketmiş ve nitelikli eğitim hamleleriyle sanayileşmeye çalışılmıştır. Maalesef bu amaçla başta yakalanan bu ivme devamlılık kazanamamıştır.

Bu temel bakış açısındaki aksaklığın yanında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş özünde varolan siyasal özgürlük unsuru doğal olarak ekonomik yapısına da yansımıştır.

1920’ler özellikle ticaret burjuvazisi açısından bir iktisadi yeniden inşa ve zenginleşme dönemi olmuştur. Ne var ki sermaye piyasasına açık bir kapitalizmine has olan güçlükler dünya buhranın etkisiyle katlanınca sarsıntıya uğrayan ekonomi , dümeni devlet merkezli bir politika izleyerek özünde kapalı bir yönetmeye kırmıştır. 1930’lar itibari ile dünya ekonomik durumunda içinde bulunduğu vaziyetten yararlanarak, özüne dönük ulusal bir kapitalist sanayileşmeyi başarmıştır. Ancak patlak veren dünya savaşına katılmamayı başarmış olsa da savaşın koşulları ve uygulanan politikalar,1945 sonuna gelindiğinde ; CHP iktidarı cumhuriyetin ilk on beş yılındaki siyasi ekonomik uygulamaların sağladığı meşruiyeti büyük ölçüde yitirmiştir. Sonraki dönemler Türkiye toplumunun tüm katmanlarıyla yeni bir hikaye yazmaya karar verdiğini gösterecek.

DİPNOTLAR

1. Korkut Boratav,Türkiye İktisat Tarihi, Ankara , İmge Yayınevi,2003, syf27
2. Şerif Mardin , Tabakalaşmanın Tarihsel Belirleyicleri- Türkiye Toplumsal Sınıf ve Bilinci , Yazko Felsefe Yazıları, 1985, s5 syf15
3. Zafer Toprak ,1908 Ertesi İktisadi Düşünce ve Milli İktisat , Ankara,Yurt Yayınları,1982,syf 23
4. Korkut Boratav , age, syf 52
5. Mehmet Zühtü, Geçen Yılda Milli İstihsal , Türk Yurdu dergisi , yıl 5 , cilt 10, sayı 2 ,1932, syf 18-21
6. Zafer Toprak , age , syf 32
7. Çağlar Keyder , Türkiye Demokrasisinin Ekonomi Politiği , İstanbul , Belge Yayınları , 1990, syf46
8. Vedat Eldem, Osmanlı İmparatorluğunun İktisadi Şartları Hakkında Bir Tetkik, İstanbul , İş Bankası Yayını , 1970 , syf 74
9. Korkut Boratav , age , syf 83
10. Şevket Pamuk , 20. yy Türkiyesi’nde iktisadi Değişim – Modern Türkiye Tarihi- İstanbul , Kitap Yayınevi , syf 276
11. Nadir Eroğlu , Atatürk Dönemi İktisat Politikaları , Marmara Üniversitesi, İİBF Dergisi, yıl 2007, cilt 23, s2 , syf 63
12. Özer Özçelik – G. Tuncer , Atatürk Dönemi Ekonomi Politikaları, Dumlupınar Üniversitesi , İİBF Sosyal Bilimler Dergisi
13. Nadir Eroğlu, age, syf 64
14. Suat Oktar , Cumhuriyet’in Başında Parasal Sorunlar ve Merkez Bankasının Kurulması , Marmara Üniversitesi, İİBF Dergisi, c14 ,s2, 1998
15. Şevket Pamuk, age, syf 284
16. Korkut Boratav, Türkiye’de Devletçilik , Ankara, İmge Yayınevi, 2006, syf 104
17. Nadir Eroğlu, age , syf 68
18. Hüseyin Akyıldız – Ö. Eroğlu, Süleyman Demirel Üniversitesi , İİBF Dergisi , 2004 , C9, S1, syf 43-62
19. Mükerrem Hiç, Kapitalizm- Sosyalizm- Karma Ekonomi ve Türkiye , İstanbul, 1974, syf 87
20. Korkut Boratav, Türkiye’de Devletçilik , Ankara , İmge Yayınevi, 2006, syf 128
21. Age, syf 134
22. Nadir Eroğlu , age, syf 70
23. Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi , Ankara , İmge Yayınevi, 2003, syf 187
24. Şevket Pamuk , age , syf 296
25. Çağlar Keyder , age, syf 68
26. Faik Ökte , Varlık Vergisi Faciası , İstanbul , Nebioğlu Yayınevi , 1951, syf 246

KAYNAKÇA

1. AKYILDIZ, H.- EROĞLU, Ö. , Süleyman Demirel Üniversitesi , İİBF Dergisi, C9, S1, 2004
2. BORATAV, K. , Türkiye İktisat Tarihi , Ankara , İmge Yayınları, 2003
3. BORATAV, K. , Türkiye’de Devletçilik , Ankara , İmge Yayınları, 2006
4. ELDEM, V. , Osmanlı İmparatorluğunun İktisadi Şartları Hakkında Bir Tetkik , İstanbul, İş Bankası , 1970
5. EROĞLU , N. , Atatürk Dönemi İktisat Politikaları, Marmara Üniversitesi, İİBF Dergisi , C23, S2, 2007
6. HİÇ, M. , Kapitalizm- Sosyalizm – Karma Ekonomi ve Türkiye , İstanbul , 1974
7. KEYDER, Ç. , Türkiye Demokrasinin Ekonomi Politiği, İstanbul , Belge Yayınları , 1990
8. MARDİN . , Tabakalaşmanın Tarihsel Belirleyicileri – Türkiye Toplumsal Sınıf ve Bilinci- Yazko Felsefe Yazıları, 1985
9. OKTAR, S. , Cumhuriyetin Başında Parasal Sorunlar Ve Merkez Bankasının Kurulması , Marmara Üniversitesi , İİBF Dergisi , C14 , S2, 1998
10. ÖKTE, F. , Varlık Vergisi Faciası , İstanbul , Nebioğlu Yayınevi , 1951
11. ÖZÇELİK , Ö. – TUNCER , G. , Atatürk Dönemi Ekonomi Politikaları , Dumlupınar Üniversitesi , İİBF Sosyal Bilimler Dergisi
12. PAMUK, Ş. , 20. Yy Türkiyesi’nde İktisadi Değişim , İstanbul , Kitap Yayınevi, 2003
13. TOPRAK, Z. , 1908 Ertesi İktisadi Düşünce ve Milli İktisat , Ankara , Yurt Yayınları, 1982
14. ZÜHTÜ, M. , Geçen Yılda Milli İstihsal , Türk Yurdu Dergisi , C10 , S2, 1932

Yazar Hakkında

Ebru YILDIZ / TESA Ekonomi Masası Yazarı

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

 

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial