ÇİN TARİHİNDE KADININ YERİ

İlk çağlarda anaerkil duruşu olan Dünya daha sonraları fiziksel gücün ön plana çıkması, özel mülkiyet, sınıf ayrımı, din gibi olgular nedeniyle yavaş yavaş ataerkilliğe doğru kaymıştır. Günümüzde ise ataerkillik yerleşik bir algı haline gelmiştir. Paleolitik Çağda (M.Ö. 15000-8000) kadının yeri doğum olayında erkeğin rolü bilinmediği için kutsallaştırılmıştır. Kadının karnında hayata yeniden gelme inancı onu Neolitik Çağda (M.Ö. 8000-5000) ‘Ana Tanrıça’ statüsüne getirmiştir. Kalkolitik Çağda (M.Ö. 5000-3000) ise yavaş yavaş fiziksel gücün ön plana çıkması ile birlikte günümüz ataerkilliğinin tohumları atılmıştır.

Çin yaklaşık 5000 yıllık yazılı geçmiş tarihe sahip çok eski bir uygarlıktır. Uygarlığın ilk yıllarında primitif komünal yaşama sahip olunduğundan kadın-erkek ayrımı o dönemde çok net değildir. Daha sonra patriarkal komünler en sonda 2000 yıl süren köle toplumuna dönüşmüş ve kadının adı Çin tarihi sayfalarında ikinci sınıfa itilmiştir. İki bin yıl süren kölelik toplumundan M.Ö. 221’de Qin Hanedanlığı ile birlikte feodalizme geçilmiştir.

Ataerkil toplum feodalizm ile daha da perçinlenmiş ve Konfüçyüsçü düşünce sistemi ile günümüze kadar uzanmıştır. Her ne kadar Konfüçyüsçü düşünce Qin Hanedanlığı (M.Ö 221-206) tarafından yasaklanmış olsa da hanedanlık ömrü gibi düşüncenin yasaklanışı da kısa olmuştur. Han Hanedanlığı (M.Ö 206- M.S. 220) ile tekrar kabul gören bu öğreti 1912’de Çin Cumhuriyeti eğitimde bu düşünceyi yasaklayıncaya kadar (yani 20.yüzyıla kadar) devam etmiştir.

Konfüçyüsçü öğretiye göre tüm bireyler beş tür hiyerarşiye tabi olmalıdır. Bu ilişkiler (1) yönetenler ile tebaa arasında; (2) baba ile oğul; (3) ağabey ile erkek kardeş; (4) koca ile eşi arasında ve (5) arkadaş ile arkadaş arasında ilk 4 ilişkide her zaman birinciler ikinciler üzerinde kesin olarak otorite sahibi olmalıydılar; 1912’ye kadar bu düşünce temel alınmıştır.

Çin’de kadınlar evlenmeden önce babalarına, evlendikten sonra kocalarına ve kocaları öldükten sonra oğullarına itaat etmek zorundadır. Ataerkil öğreti çok uzun zamandan beri zihinlere bu şekilde kazınmıştır. Erkek çocuğuna sahip olmak kadına statü kazındırır. (kayınvalide statüsü) Bu yüzden erkek çocuğuna sahip olmak çok önemlidir. Kız çocuğuna evlenip gidecek misafir gözüyle bakılır. Erkek çocuk doğduğunda yatakta yatırılıp en güzel oyuncaklar verilirken kız çocuğu doğumu daha çok yas havasındadır ve yerde yatırılarak ‘misafir’ izlenimi verilir. Günümüze değinirken bu bakış açısının hala değişmediğini göreceğiz.

Konfüçyüsçü felsefe haricinde Yin Yang felsefesi de Çin’de kadının yerini anlamamıza yardım etmektedir. Bu felsefede Yin karanlık, gece, ölüm, negatif, soğuk, kış, pasif, yumuşak ve kadın anlamında gelir. Yang ise ışık, yaşam, gündüz, aktif, sert, yaz ve erkek anlamına gelir. İyi ve güzel şeyler erkeğe; güçsüz gösteren imgeler ise kadına atfedilmiştir. Bu da kadının toplumsal olarak nasıl algılandığını gösterir.

BAN ZHAO-TEMSİLİ RESİM 

 Bu felsefelerin ve bakış açısının içinde yetişen kadında toplumdaki statüsünü kabul etmiş, ikinci sınıf olmasını içselleştirmiştir. Çin’de bilinen ilk tarihçi kadınlardan Ban Zhao (M.S. 45- 116) kadınlara öğüt vermek amaçlı yazdığı kitapta; (Lessons for Women) kadınlar yüksek sesle gülmemeli, eşlerinin sözünden çıkmamalı gibi öğütler bulunmaktadır. Kadınların ikinci planda olmasının kadınlar tarafından da bir doğa kanunuymuş gibi algılanmasının iki bin yıl öncesi de olsa en güzel kanıtlarından biridir. Kadınların ikinci planda olmayı içselleştirmesi ne yazık ki günümüzde hala mevcuttur.

Kadın iyi anne ve iyi eş olmak uğruna birçok şeyden vazgeçmektedir. Çocuk doğurmak biyolojik olarak görevimiz olsa da çocuk doğurduktan sonra iş hayatına dönülmesi her alanda kadın tecrübesinin ve bakış açısının olması önemlidir. Çocuk büyütmek ev işleri kadınların olduğu kadar erkeklerinde yardımcı olması gereken olaylardır. Nasıl çocuğu kadın olmadan erkek, erkek olmadan kadın yapamıyorsa hayatın her alanının bu kadar ortak olması gerekir.

Çin’de bu bakışın temelleri 20.yy sonlarına doğru hayat kazanmaya başlamıştır. Kadınların ikinci sınıf olması psikolojik, fiziksel ve biyolojik boyutlara da yansıtılmıştır. Bin yıl boyunca kadınların küçük yaşta başlanarak ayakları bağlanmış; ayak şekilleri değiştirilmiştir. 9.yy-10.yy da İmparatorun gözdesinin ayaklarının küçük olması sayesinde imparatoru etkilediği inancının yayılması ile başlamıştır.

Kadınlar ayaklarını küçültmek için çeşitli yollara başvurmuşlardır; bu şekilde zengin eşlerle evlenme olanağı bulmuşlardır. Zengin eş, iyi bir yuva sahibi olsunlar diye kız çocuklarına bebek yaşta ayak gelişimini bozacak şekilde müdahale etmişlerdir. 13.yy-14.yy da artık ayağı bağlı olmayan kızlar evlenemez hale gelmiştir. Ayakları 7-10 cm boyutundadır. Bununla ilgili Yaban Kuğuları(JUNG CHANG) adlı eserde üç nesil üzerinden Çin’de kadının yeri ve ayak bağlama geleneği anlatılmıştır.

RESİM: AYAK BAĞLAMA İLE ŞEKLİ DEĞİŞTİRİLMİŞ AYAKLAR

 Çin’de bin yıllardır ikinci sınıf olan kadın 1911 devrimi ile sesini duyurmaya başlamıştır. Komünizme geçiş olan 1949 devrimini asıl olarak kabul edilse de Cumhuriyetçi Devrimde kadın haklarına önem vermiştir. Bayan Sun Yat Sen bu konuda büyük atılımlar yapsa da yerleşmiş zihniyeti değiştirmek, kadınları harekete geçirmek fazlasıyla zaman almıştır.

Ban Zhao zihniyetinde yetişen kadınların bin yıllardır süregelen mevcut kabullerini değiştirmek zor olacaktı. 1949 devrimi ile birlikte üstten reformlarla kadınlara haklar verilmiştir. Batı’daki kadın hareketlerinin aksine hak alınmamış, hak verilmiştir. Mühim olanın haklar değil bilinç olduğu günümüzde daha yeni yeni anlaşılmaktadır. 1955-1980 dönemi arasında cinsiyet ayrımcılığı aşağı doğru bastırılmıştır. Kadınlar o dönemde erkeklerin çalıştığı her işte çalışmışlardır; madencilik, tarım v.b ağır işlerde dâhildir.

Komünizme geçiş süreci Marksist öğreti ile hareket edilmesi kadınlara çeşitli hakların verilmesinde etkili olmuştur. Nitekim Marx bireylerin tek tek özgürleşmedikçe özgürleşim hareketinin gerçekleşmeyeceğini söylemiştir. Kadınlar için eğitim alanında reformlar yapılmıştır. Eğitimli kadın; eğitimli çocuklar demektir anlayışı yaygınlaşmıştır. Eğitimli gelecek; eğitimli kadından geçmektedir.

Bu gelişmeler olurken zihniyetin hala değişmediğine vurgu yapmak isterim. 1970’li yıllarda uygulanan tek çocuk politikası nedeniyle 1992 yılına kadar 60 milyon kız çocuğu katledilmiştir. Çok yakın bir geçmişte bu olayların yaşanması Çin’de kadın algısının iyileşmediğini göstermiştir.

Soyu devam ettirecek erkek çocuk algısı nedeniyle tek çocuğa sahip olunacaksa erkek olmalı diyerek 60 milyon kız çocuğu çeşitli yollarla öldürülmüştür. Önlem olarak ultrasonu yasaklamalarına rağmen doğduktan sonra kız çocukları öldürülmüştür. 21.yüzyıla bu kadar yakın bir zamanda bunları yaşamak geleceğe olan umutların önünde kara bulutlar kaplamasına sebep olsa da bizden sonraki nesiller için sadece kötü bir geçmiş olarak kalmasını umut ediyoruz.

1978 sonrası sosyalist pazar ekonomisine geçilmesiyle birlikte kadınların bilgilerini arttırarak üretim alanında daha eşitlikçi ve özgür hareket ettikleri gözlemlenmiştir. Piyasa ekonomisi ile devlet tarafından belirlenen yaratıcılığı öldüren sınırlar pazar ekonomisi ile ortadan kalkmış rekabet her alanda kendini göstermiştir. Kadınlarında şartları sağlayarak rekabet ortamına katıldıkları görülmüştür. Kadınların sesleri duyulmaya başlamıştır.

Tabi ki bazı konular; kadınların erken emekli olması ve doğum iznine ayrılması sebebiyle işletmeyi zarara uğrattıkları düşüncelerinin etkisiyle üniversite mezunu kadınların üniversite mezunu erkeklerden daha az tercih edilir olması hala çözüme kavuşmamıştır. Devletin kadın işçi çalıştırma kotası olmasa birçok işletme kadın işçi tercih etmeyecektir. Ayrıca işten çıkarmada da ilk olarak kadınlar tercih edilmektedir. O yüzden vurgumu kanunlara değil geliştirilmesi gereken bilince değişmesi gereken kadın algısına yapmaktayım.

Sonuç olarak bin yıllarca ataerkil olan kadının söz hakkı bulunmayan Çin’de bugün kadının sesi, kadının tecrübesi görülmektedir. Yeterli olmasa da tarihin sayfalarında kadınların yer almaya başlaması gelecek nesiller için umut vericidir. Yine de kötünün iyisi diyerek razı olmak yerine en iyisi diyerek çabalayan bir kadın zihniyeti kendini eşit gören eşit yaşayan kadın bilinci yakın gelecek için en büyük temennimdir.

Kaynakça

FEMİNİZM VE MARKSİST HÜMANİZMİN DİYALEKTİĞİ- YANG FENG

ÇİN KOMÜNİST PARTİSİ- CANUT YAYINLAR CİLT I

KARL MARX- KOMÜNİST MANİFESTO

WEN HAIMING- ÇİN FELSEFESİ

ÇİN’DE KADIN İMGESİ – ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ (HAZIRLAYAN SEDEF KAPANOĞLU)

ÇİN HALK CUMHURİYETİ YÖNETİM SİSTEMİ- RECEP KIZILCIK

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial