Cari Açık ve Düşündürdükleri

Değerli okuyucularım, bugünkü yazımızda Türkiye’de cari açığın nedenleri ve bu sorunun giderilmesine dair yapılması gerekenler hakkında kısa bir analiz yapmaya çalıştım.

TCMB’nin yayınladığı Ödemeler Dengesi Bilançosunu doğru okursak bize çok şeyler anlattığını görürüz. Cari denge, kısaca ülkenin mal, hizmet ve doğrudan yatırımları ve portföy yatırımları gelir ve giderleri arasında oluşan pozitif veya negatif rakamdır. Cari açık söz konusu ise finansman hesabı ile bu açığın nasıl finanse edildiği, net hata noksan ve resmi rezerv kullanımlarının ne düzeyde olduğu gösterilerek denge sağlanır.

Yapılan ampirik ve ekonometrik analizler sonucunda Türkiye’de cari açığın zayıf formda sürdürülebilir olduğu tespit edilmiş.

Cari açığın GSYİH’ya oranının %4-%5 aralığında olmasının bir eşik değer olduğu kabul edilmiş ve bu değerin aşılması kriz sinyali olarak kabul edilmiştir.

İlaveten, cari açığın GSYİH’ya oranının yüksekliğine bakılarak kriz olasılığından söz etmenin eksik olacağını, ülkenin döviz kuru politikası, dış borçların miktarı, vadesi ve bileşimine de bakılması gerektiğini düşünen iktisatçılar olduğu gibi, cari açık, kamu kesiminden değil de özel sektörden kaynaklandığında endişeye gerek olmadığını düşünen iktisatçılarda vardır.

Türkiye’de cari işlemler açığının nedenlerini şöylece sıralayabiliriz;

  • Cari açığın en önemli nedeni ihracat ile ithalat arasında oluşan negatif farktır ki buna dış ticaret açığı diyoruz. İthalat içerisinde en büyük kalem olan enerji ithalatı, dolayısıyla enerji de dışa bağımlılık ise dış ticaret açığının en büyük sorumlusu durumundadır. Bir dönem petrol fiyatlarındaki aşırı yükseliş Türkiye’nin cari açığını önemli ölçüde artırmıştır. Son yıllarda yaşanan düşüş ise cari açığın küçülmesine yardım etmiştir. Ödemeler bilançosunda enerji ithalatı çıkarıldığında cari açık sorununun büyük ölçüde ortadan kalktığı görülmektedir. 2014 yılı itibariyle, toplam elektrik üretiminin %48,1’i doğalgazdan, %29,2‟si kömürden, %16,1‟i hidrolik kaynaklardan, %3,3’ü rüzgârdan, %1,9‟u sıvı yakıt ve asfaltitten, %1,4‟ü atık ve jeotermalden karşılanmış. Dolayısıyla Türkiye’de ithal edilen enerji hammaddelerinin neredeyse yarısına yakını elektrik üretiminde kullanılmaktadır.

Burada kısaca nükleer enerjiden bahsetmekte fayda var.

Nükleer enerji nükleer reaktörlerde atom çekirdeğinin parçalanması veya çekirdek kaynaşması esnasında açığa çıkan enerjidir. Nükleer yakıtlar ise uranyum ve toryumdur. Bu maddelerden çok yüksek oranlarda elektrik enerjisi üretilmektedir. Örneğin bir gram uranyumdan elde edilen enerji dört ton maden kömüründen elde edilen enerjiye denktir. Nükleer enerjide en büyük sorun radyasyon tehlikesidir. Günümüzde dünyada 31 ülkede 442 ünite ile elektrik üretimi nükleer santrallerden sağlanmaktadır. Nükleer enerji ilk olarak II. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere‘de kullanılmıştır. 80 milyon nüfusa sahip olan Fransa ‘da 58 tane nükleer reaktör bulunmakta ve tüketilen elektriğin %76,34′ünü nükleer enerjiden sağlanmaktadır. Nükleer enerji elektrik elde etmenin yanında tıpta ve sanayide kullanılan izotopların üretilmesinde, gemi ve denizaltının hareket ettirilmesinde kullanılmaktadır.

 

Ülkeler Ünite Sayısı (2016) Üretilen Elektrik Enerjisi (milyar kWh, 2015)
ABD 99 797,2
Fransa 58 416,8
Japonya 43
Rusya 35 195,2
Çin 31 130,6
Güney Kore 25 157,2
Hindistan 21 34,6
Kanada 19 100,9

Tükettiği elektriğin %77’ye yakınını nükleer santrallerden sağlayan Fransa örneğinde olduğu gibi, ülkemizin elektrik üretiminde nükleer santralleri hayata geçirmesi elzemdir. Böylece cari açığın en büyük sorunu ortadan kaldırılmış olacaktır.

Dış ticaret açığı verdiğimiz ülkeleri iki grupta sınıflandırmak mümkün. Enerji ithal ettiğimiz ülkeler ve teknoloji ithal ettiğimiz ülkeler. En büyük açıkları bu iki kategoride veriyoruz.

2016

İthalat             İhracat           Fark

Çin                                 25 440 726      2 328 505   23 112 221

Rusya Federasyonu       15 162 363      1 733 035   13 429 328

Almanya                        21 474 093    14 000 020     7 474 073

Güney Kore                     6 384 163         518 829     5 865 335

Hindistan                         5 757 172         650 319     5 106 853

ABD                              10 867 787      6 623 447     4 244 340

***bin USD

 

Yukarıdaki tabloya göz attığımızda Çin mallarının fiyat avantajı nedeniyle rekabette zorlandığımızı açıkça görmekteyiz. Bu ülkelerle dış ticaret açığımızın iki temel kalemi enerji ve teknolojik ürünlerdir.

Almanya için birkaç şey söylemek istiyorum. Almanya, küresel ekonomik krizden en fazla fayda ile çıkmış, AB’nin içindeki siyasi ve ekonomik ağırlığı artmıştır. Almanya’nın başarısındaki en önemli pay 2003-2005 yılları arasında Harz Reformları olarak isimlendirilen, çalışma pazarının esnekleştirilmesine yönelik reformlardır. Bu esneklik, küresel kriz ortamında ihracata dayalı bir ekonomiye sahip Almanya için, teknolojik üstünlüğü ile beraber önemli bir avantaj sağlamıştır. Almanya’nın cari dengesi 2000 yılında -33.8 Milyar USD açığa sahip iken, 2008 yılında 210.9 Milyar USD fazlaya dönmüş, küresel ekonomik krize rağmen 2015 yılını ise 284 Milyar USD fazla ile tamamlamıştır.

Bir diğer konu, 6 Nisan 2012’de açıklanan Yeni Teşvik Paketiyle, sanayi üretimi için gerekli ara malların yurtiçinde üretilmesine yönelik önemli teşvikler getirilmişti. Bunu net görebilmek için aşağıdaki tabloyu oluşturdum.

Tablodan, tam olmasa da kısmi bir iyileşmenin olduğunu söyleyebiliriz.

  • İkinci önemli neden düşük tasarruf oranları.

Aşağıda IMF’nin Türkiye tasarruf oranları tahminlerini görebilirsiniz.

Yıllar Tasarrufların milli gelire oranı
2016 15,42
2017 14,95
2018 14,64
2019 14,55
2020 14,59
2021 14,56

Mahfi Eğilmez hocanın sitesinden alıntıladığım tabloda gelişmekte olan ülkelere Türkiye’nin karşılaştırması var. Burada durumun iç açıcı olmadığını söylemek mümkün.

Özellikle BES sistemi konusunda yapılan yasal düzenlemelerin tasarruf oranına önümüzdeki yıllarda pozitif etkisinin olacağı düşünülmektedir.

  • Dış borçların faiz ödemeleri cari açığı artırıcı etki yapmaktadır. Dış borç stoğu içinde kamu payının düşük olması ve dış borç faiz ödemelerinin cari açık içindeki payında görülen azalma cari açığın sürdürülebilir olmasını sağlamaktadır.

Aşağıdaki tabloda son on yılın cari açık ve faiz ödeme rakamlarını göstermeye çalıştım.

  • Cari açığın nedenlerinden biri de doğrudan yatırımlardan ve portföy yatırımlarından elde edilen kârların yurtdışına transferi.

Aşağıda son 10 yılın kar transfer rakamlarını bulacaksınız.

  • Cari açığın artış nedenlerinden biri de genişletici para ve maliye politikalarının uygulanmasıdır. Bu politikalar genelde kamunun bütçe açığı vermesine, yurtiçi faiz oranlarında yükselmeye, bu durumun ülkeye daha fazla sermayenin girmesine ve dolayısıyla döviz kurunun düşmesine, bu düşmenin de ihracatı azaltmasına ve ithalatın artmasına sebebiyet vermesi nihayetinde dış ticaret açığı ve cari açığa neden olmaktadır.

Buradan çok önemli üç sonuç çıkmaktadır.

– Enerji ithalatına bağımlılığı azaltacak önlemlerin alınması ki bu nükleer santrallerin hayata geçirilmesi ile olacaktır.

– Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz üzere yüksek teknoloji ürünlerinin üretimine acilen yönlenilmesi, bu konuda teşvik ve uygulamalar konusunda acilen yasal düzenlemelerin yapılması

– Aramalı üretimin yerli kullanım ile artırılarak özel sektör dış borçlanmasının önüne geçilmesi ve dolayısıyla faiz ödemelerinin düşürülmesi olacaktır.

Yazar Hakkında 

Özcan Kuzulu 

Finans, Finansal Analiz ve Ticari Krediler Uzmanı
Finans Doktorant, Çukurova Üniversitesi

 

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial