Duyurular
Ana Sayfa / YAZILARIMIZ / Siyaset / Araştırma Yazıları / Çar Büyük 1. (Deli) Petro (1672-1725)

Çar Büyük 1. (Deli) Petro (1672-1725)

Yazan: Ceren ERCAN

BÜYÜK (DELİ) PETRO (1672 – 1725)

Onun hayalleri… Yoksa bir düş müydü       

Bu gördüğü? Bir hiç miydi yoksa

Bütün hayatımız, boş bir düş gibi,

Alaya alması mı göğün yeryüzünü

 

Ve Yevgeni, büyülenmiş gibi,

Sanki mermere çivilenmiş gibi,

Başaramıyor inmeyi! Çevresini kuşatmakta

Sular ve yok hiçbir şey sulardan başka!

Ve dönmüş sırtını ona,

Sarsılmayan yüksekliğinde,

Yücesinde başkaldıran Neva’nın

İleriye uzanmış eliyle duruyor

Bir put bronz atının üstünde.

                           Bakır Atlı, Puşkin

Tahta Çıkış

Çar I. Aleksey’in 1676’daki ölümünden sonra Marya Miloslavski’den olan Fyodor tahta geçmişti. İskorbüt hastalığından muzdarip olan Çar boyarlar tarafından kolayca kontrol edilebiliyordu. Kısa bir süre sonra öldüğünde üvey kardeşi Petro henüz on yaşındayken boyarlar tarafından çar ilan edildi. Bu durum Miloslavskilerde hoşnutsuzluk yarattı. Streltsı’lerin (Osmanlıdaki yeniçerilere karşılık gelir) çıkardığı bir isyanda Miloslavskiler, aralarına ajanlarını sokarak, on beş yaşındaki hasta kardeş İvan’ın tahta çıkmasını sağlamaya çalıştılar. 1682’de V. İvan ve Petro tahta ortak lider ve Miloslavskilerden olan Sofya naip olarak ilan edildi.  

1689’da Petro, Sofya’nın streltsı’yla birlik olup kendisini öldürmeyi planladıklarını öğrendiğinde nihayet iktidarı Sofya’dan devralma şansını elde etti. Tabii ki Sofya’nın tahtı kaybetmesinde, Kırım Seferi’ndeki başarısızlığı ve büyük ailelerin desteklerini Petro’ya yöneltmesi de büyük etkenlerdi.

Tahta çıktıktan sonra askerleriyle fazlaca vakit geçiren Petro gemilere merak saldı. 1688’de Moskova yakınlarındaki bir ambarda küçük bir yelkenli bulmuş, Moskova’nın kuzeyindeki Pleşçeyevo Gölü’ne açılmak üzere tamir ettirmişti.[1] Gemi tutkusu iyice artan Çar, bir donanma kurulmasına karar verdi. Elbette bunu sadece tutkusundan yapmıyordu. Türklerle yapacağı savaşta farklı bir yol izlemek ve sıcak denizlere inmek istiyordu.

Değişen Rusya

Petro inşasında bizzat çalıştığı filosunu ilk kez Karadeniz’deki en stratejik noktalardan olan Azak Kale’sini kuşatmak için kullandı. İlk kuşatama başarısız olsa da 1696’daki ikinci kuşatmada kaleyi ele geçirdiler. Osmanlı, Rusların bir tehdit haline geldiğini bu savaşla anladı. Petro bu zaferi Avrupa tarzı bir merasimle kutladı.

Rönesans ve Reform hareketlerinden sonra Avrupa’nın bir hayli gerisinde kaldıklarının farkında olan Petro, hem gelişmeleri yakından gözlemlemek hem de Osmanlılara karşı birleşmek niyetiyle genç Rus soylularından oluşan bir heyeti Avrupa’ya göndermeye karar verdi. Aslında kendisi de bir diplomat kılığında onların arasındaydı. 1697’de başlayan ve 18 ay süren “Büyük Tur”, Avrupa’nın başşehirlerine yönelik ve Osmanlı Türklerine karşı bir pakt oluşturma girişimiydi.[2] Streltsı’nın çıkardığı ayaklanmalar Petro’yu seyahatini yarıda kesmeye mecbur etti. Moskova’ya döndüğünde kapsamlı soruşturmalar yürüterek strelsı’yı ve isyanı körükleyen boyarları ağır bir şekilde cezalandırdı.

Petro, 18 aylık seyahati boyunca Avrupa’yı yakından gözlemleme fırsatı bulmuştu. Avrupa’dan döndüğünde bu gözlemlerine dayanan bazı reformları uygulamaya soktu. Boyarlara tıraş olmalarını emretti; hatta bazılarını kendi elleriyle tıraş etti. Bunu takip eden yıllarda “Macar” ve “Fransız” kıyafeti uygulamasını başlattı. Boyarlar kaftan ve kalpak yerine ceket ve diz boyunda pantolon giyecek; aristokrat kadınlar yüksek topuklu ayakkabı giyip ve saçlarını açıkta bırakacaklardı. Kıyafet reformu daha sonra halk tarafından da uygulanması zorunlu hale getirildi.

Petro, vergilendirme konusunda da bir dizi yeniliğe girişti. Halkın, devlete dileklerini ve diğer meseleleri para karşılığı alacakları resmi damgalı kağıtlarla iletmelerini emrederek yeni bir vergilendirme çeşidinin uygulanması emrini verdi.[3] Hollanda’da uygulanan şehircilik düzenlemesini esas alarak  Özerk Yönetim Kanunu’nu ilan etti. Kanun, isteyen şehirlere ve o şehirlerin ileri gelenlerine ve ekonomik hayatındaki etkin ticaret ve meslek erbabına kendi şehirlerini, Rusya merkez idaresinin bölge veya şehir idareciliğine bağlı olmaksızın, kendi oluşturacakları konsülleri aracılığı ile yönetme hakkı tanındı.[4] Böylece merkezi temsil eden memurların görevi kötüye kullanmasının önüne geçilecek ve iki katına çıkarılan vergilerle devlet hazinesinin büyümesi sağlanacak; boyarların devlet üzerindeki etkisi azaltılacaktı.  

Petro, modern savaş tekniklerinden yoksun olan ordusunu baştan yaratmaya niyetliydi. Bunun için Alman kökenli Rus General Adam Weyde ile çalışmaya başladı. Öncelikle Avrupa modellerine göre eğitim ve talim yapacak bir piyade ordusu kurulacaktı.[5] Ordudaki subayların çoğu yeni savaş tekniklerini bilmediğinden bir süreliğine Avrupalı paralı askerlerle çalışıldı. Şimdiye kadar boyar dumasına danışmadan kararlar alan Çar, generaller aristokrat ailelere mensup olduğundan, askeri konularda boyarların fikirlerini göz önünde bulundurmak durumunda kalıyordu. Ancak soyluların hiç hoşuna gitmese de köylü sınıfından oluşan orduya saray mensuplarını dâhil etmekten de geri durmadı.

Rusya Sahneye Çıkıyor

1700 yılına gelindiğinde Çar I. Petro, reformlara devam ederken bir yandan da Baltık Denizi’ne inme planlarını hayata geçirmeye başladı. Bu doğrultuda Vestfalya’dan sonra Baltık Denizi’ne hakim olan İsveç’e karşı Danimarka, Prusya ve Polonya’la ittifak kurdu ve Narva’yı kuşatma altına aldı. Genç İsveç Kralı XII. Charles, İngiltere ve Hollanda’nın filo desteği ile kısa sürede Danimarka’yı bozguna uğrattı ve Travendal Barışı’yla saf dışı bıraktı. Sonrasında Narva’ya ilerleyerek Rus ordusunu da etkisiz hale getirdi. Petro bu savaştan sonra ordusunu tamamen yenilemek zorunda kaldı.  

1703’te İngrai’nin İsveç’ten alınmasından sonra, Neva Nehri’nin Baltık Denizi’ne döküldüğü noktaya yakın bulunan Nyeskans’a kale inşa ettirmek amacıyla giden Petro, buraya bir şehir inşa ettirmeye karar verdi. Bu bataklıklarla dolu olan yere, Aziz Petrus’tan esinlenilerek Petersburg ismi konuldu. Bataklıkların kurutulması için Hollanda’da geliştirilen bir yöntem kullanıldı. Araziler sulak olduğundan tahta yerine taş kullanılması uygun görüldü. Hatta Petro, şehrin inşasını hızlandırmak için limana gelen gemilerin, şehre gelen arabaların ve sivillerin belli bir miktar taş getirmesini zorunlu kıldı ve diğer şehirlerde taş kullanımı yasakladı. Taş ustaları ve marangozların da başka şehirlerde çalışmalarını yasakladı. Şehrin, Avrupa seyahatinde hayran kaldığı Viyana’ya benzetilmesini istedi ve binaların barok tarzında inşa edilmesi için İtalya’dan mimarlar getirtti. Petro 1710’larda, İsveç Savaşı’nın en hararetli olduğu zamanlarda bile şehir planının detayları ile uğraştı.[6] Petersburg, Rusya’nın Batı’ya açılan kapısı olacak ve 200 yıl başkentliğini üstlenecekti.

1709 yılında Rusya’nın koruması altında bulunan Ukrayna, İsveç tarafından işgal edildi.  Petro bu işgale karşı savaş açtı ve İsveç’i yenilgiye uğrattı. XII. Charles bu yenilgiden sonra Osmanlı’ya sığındı. “Poltava Savaşı’nı” takiben Petro, Baltık bölgesinde ülke sınırlarını güvenceye almak ve Baltık Denizi’nde Rus hâkimiyetini kurmak için girişimlerde bulundu: Bölgede İsveç Krallığının yönetimine karşı olan yerel soylularla iş birliği yaparak 1710’da Baltık bölgesindeki Estonya ve Litvanya’yı Rusya’ya kattı.[7]

1711’de Petro, Osmanlı’ya savaş açtı ve Prut Nehri civarında karşılaştılar. Baltacı, Osmanlı ordusunun büyük ateş gücü ve Kırım ordusunun yardımıyla Rus ordusunu kuşatmış, yenilmek üzere olan Rusya, ordunun başında bulunan Mareşal Şeremetev’i Baltacı Mehmet Paşa’ya yollayarak barış teklifinde bulunmuştu.[8] Baltacı yeniçerilerin savaştan kaçmasından çekindiği için bu teklifi kabul ederek Prut Anlaşması’nı imzaladı. Anlaşmaya göre Azak Türklere geri verilecekti. Bazılarına göre barış teklifini götüren Petro’nun eşi Katerina’dır ve Baltacı, Katerina ile ilişki yaşadığından barışı kabul etmiştir.

1716’da Petro, yaklaşık iki yıl sürecek ikinci bir Avrupa seyahatine çıktı. Avrupa, Hollanda ve Fransa’yı ziyaret ettiği bu geziden döndüğünde devleti baştan yaratan bir dizi reform getirdi. Öncelikle belli görev ve sorumlulukları kolej adı verilen bakanlıklara aktardı ve 9 departman ilan etti. Bunlar, Dışişleri, Devlet Gelirleri, Adalet, Devlet Maliyesi, Ordu, Donanma, Ticaret, Devlet Harcamaları, Madenler ve İşletmeler departmanları idi.[9]

1719 ve 1721 tarihli kanunlarla Rusya’da serflerin satışını engellemeye çalıştı ve eğer bu mümkün değilse serflerin tek tek değil, ailelerinden ayrılmamaları için diğer bütün aile fertleriyle birlikte yer ve el değiştirmelerini öngördü.[10] Ancak Petro dönemi, genel seferberlik halinin serfliği yaygınlaştırdığı ve serflerin kötü koşullarda yaşamasına sebep olduğu yönünde eleştirilmiştir.

Petro, döneminde 200’den fazla işletme kurarak ülke ekonomisini önemli ölçüde ileri taşıdı. 1725’te demir ve kömür üretimi İngiltere’yle eşit düzeye ulaşmıştı. Ancak bu gelişmelerin arka planında fabrikalarda yaşamları her geçen gün zorlaşan köylüler vardı. Açılan kanallar ve askeri seferberlik sayesinde dış ticaret dört kat arttı fakat bu halkın yaşamına olumlu bir değişiklik getirmedi.[11]

1720’de Petro, çar dahil herkesin Senato’ya sözlü yasa yapma ve emir vermesini yasaklayan Genel Düzenleme’yi ilan etti. 1721’de Ruhani Düzenleme Kanunu’nu çıkararak kilisenin devlet üzerindeki baskısını önlemeyi amaçladı. Merkeziyetçiliği güçlendiren bunlar gibi pek çok adımdan sonra nihayet kendisini imparator ilan etti. Merkeziyetçiliğine gölge düşüren Aristokratları sınırlamak için 1722’de Derece Tablosu uygulamasını getirdi. Aristokratlar ayrıcalıklı bir sınıf olmaktan çıktı; ayrıcalıklarını devlete hizmet ederek ve kendilerini eğitim  yolu veya hizmet yolu ile yetiştirerek kazanmak zorunda kalan bir sınıf haline geldi.[12]

Petro, bir ülkenin gelişmesinde eğitimin önemini fark ederek bu alanda da pek çok yatırım yapmıştı: Modern tarzda eğitim veren topçu, asker ve bürokrat, mühendislik, matematik ve madencilik okulları açtı. 1728’de ise matematik, fizik, tarih, hukuk gibi alanlarda ders verilecek olan Bilimler Akademisi’ni kurdu. Pek çok boyarı eğitim almak üzere Avrupa’ya gönderdi.  

Petro, geniş geniş görüşlü bir hükümdar olarak yaptığı reformlarla Rusya’yı, Batı medeniyetlerinin modern yaşam tarzıyla tanıştırarak sıradan bir Doğu ülkesi olmaktan çıkarmış ve onu bir imparatorluğa dönüştürmüştür. Rusya’ya yenilik geleneğini kazandırarak bugün bir dünya gücü olmasının önünü açmıştır. Donanmanın yapımında bizzat çalışacak kadar alçak gönüllü, idari ve askeri işlere ilgi duymadığı gerekçesiyle oğlunu öldürtecek kadar acımasız, Avrupa’yı kılık değiştirerek gezecek kadar zeki olan bu lider Rusya’da ve Batı’da Büyük Petro; Osmanlı’da ise Deli Petro olarak anılmıştır. Osmanlılar “deli” kelimesini elbette küçültücü bir sıfat olarak kullanmamış; bu kelimeyle Petro’nun hayret verici kişiliğini vurgulamışlardır.

Dipnotlar

[1] Paul BUSHKOVITCH, Büyük Petro, İletişim Yayınları, İstanbul 2018, s.98

[2] Kezban ACAR, Orta Çağ’dan Sovyet Devrimi’ne Rusya, İletişim Yayınları, İstanbul 2017, s.144

[3] Bushkovitch, a.g.e, s.105

[4] Acar, a.g.e, s.146

[5] Bushkovitch, a.g.e, s.109

[6] Orlando FIGES, Nataşa’nın Dansı Rusya’nın Kültürel Tarihi, İnkılap Kitabevi, İstanbul 2009, s.31

[7] Acar, a.g.e, s.152

[8] https://www.sadecegercek.net/2015/02/birinci-petro-kimdir.html

[9] Acar, a.g.e, s.147

[10] A.g.e, s.155

[11] A.g.e, s.160

[12] A.g.e, s.164

Kaynakça

Yazar Hakkında

Ceren Ercan

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir