Bütün Yönleriyle Ege’de Efe ve Zeybek Kültürü (Eşkiyalık Kavramı)

 

 Yazan: Eray Konya

          Giriş

Pek çok halk edebiyatı ürününe konu edilen Efelik kavramı ve bu kavramın etrafında şekillenen anlatılar zamana ve zemine göre değişkenlik göstermiştir. Öz itibariyle kervan yolu kesmek, devlet otoritesine karşı silah kuşanarak Batı Anadolu’da kanun dışı faaliyetlerde bulunmak gibi bazı temel özellikler akseden Egeli bu yerel şöhretler, diğer yandan da halkla iyi geçinebilmenin yollarını aramışlar, bu çerçevede yaptıklarıyla yörelerinde tutunabilmişlerdir. Efe ve Zeybekler, bir diğer deyişle Eşkiyalar, imparatorluk yetkilileri tarafından zaman zaman cezalandırılmış, bazen de varılan uzlaşının tarafı olmuştur. Devlet-Efe sürtüşmesi etki alanları itibariyle geniş halk kitlelerinin ilgisini çekmiş bu nedenle de bölge insanının bilincinde yer edinmiştir.

Çalışma süresince Efelerin yardımcıları Zeybekleri anlatırken, daha popüler ve resmi ismiyle Eşkiyalık sözcüğü kullanılacaktır. Bu noktada eşkiyalık ve efe tanımları dahilinde şekillenen yapı tarihsel, edebi ve kültürel özellikleriyle detaylı bir şekilde ele alınacaktır.

 

       1)Eşkıya, Efe ve Zeybek Kavramları

Eşkıya sözcüğü Arapça kökenli olup “Saki” kelimesinin çoğul halidir. Temel anlamıyla  kriminolojik bir bağlamda kullanılır ve daha çok dağa çıkan, yol kesip haraç toplayan kişilere atıf yapar. [1] Eşkiyaları anmak için Osmanlı belgelerinde daha çok “Şaki” kelimesi tercih edilirdi. Bunun yanı sıra resmi vesikalarda Celali, Harami ve Haydut sözcüklerine de rastlanıyordu. [2]

Eşkiyalık olgusunun Osmanlı İmparatorluğu’nun içte ve dışta güç kaybetmeye başlamasına paralel olarak ortaya çıktığı varsayılabilir. Eşkiyalığı tarihlendirirken klasik dönemde Anadolu’da görülen Celal İsyanları öncül kabul edilir.[3] Osmanlı tarihçilerinin Celali İsyanları bağlamında örnek verdiği isimlerden ilki, adına türküler yazılan meşhur tarihi karakter Köroğlu Ruşen’dir. İlerleyen dönemlerde Köroğlu, mazlumu ezen Bolu Beyine karşı verdiği mücadele nedeniyle halk tarafından destanlaştırılmıştır.[4] Bu noktada eşkiyaların mutlak otoriteye karşı başkaldıran bir profil olarak silah çattığı fikrine varılabilir.

Eşkiyalığın sebepleri bahse konu edildiğinde, süreci daha çok iktisadi temelli açıklamak mümkündür. Artan fakirlik, vergilere yapılan zamlar, kırda ortaya çıkan başıboşluk Batı Anadolu’da bir takım aksaklıklar görülmesine yol açmıştı. Bu yeni konjonktür de, eşkiyaları yaratmıştı. Yanısıra, 16. yüzyılda sefere giden sipahilerin boşladığı araziler üzerinde oluşan asayişsizliği fırsat bilen eşkiyalar Anadolu topraklarında etkinlik gösterir hale gelmişlerdi. Daha sonraki dönemde eşkiyalık adeta bir gelir kapısı olarak görülmeye başlandı ve kısa yoldan zengin olmak, erken yaşta ün yapmak gibi istekler eşkiyalığa olan eğilimi arttırdı.

Rejimin merkez doğmasına göre Ege’li eşkiyalar; halk nazarında bilinen adlarıyla Efe ve Zeybekler, ülke çapındaki otorite karşıtlığının taşradaki yansımasıydı. Batı Anadolu’da tuz kaçaklığı ve silah kaçakçılığı gibi bazı illegal alışverişlerin yönetiminde rol oynayan zeybekler ve onların reisleri efelere karşılık olarak İç Anadolu’da “Seymen” kelimesi görülmekteydi.[5]

Anadolunun bir başka halkı olan Rumlardan mürettep Rum eşkiyalar ise “İzbandut” adıyla bilinirdi. [6] İzmir, Afyon, Kuşadası, Manisa gibi yörelerde köy kahveleri açan Efeler, uzun süre bu kahveler işletmişlerdi. Bunun yanında kervan ve kervan sahiplerini korumak karşılığında halktan ücretler almak da göre tanımları dahilindeydi. Zamanla bu ücretler artınca halktan merkeze şikayetler gitmiş, bunun üzerine efe ve zeybeklerin ücret almalarını engellemek maksadıyla çeşitli fermanlar yayınlanmıştı. Ancak yeniçerilerin bu gruplarla olan ortaklığı nedeniyle engelleme girişimlerinden müspet sonuç elde edilememişti. [7] Bu kapsamda, 1838 tarihinde bir karar daha alınarak dimağlara olumsuz mahiyette kazınan efe ve zeybeklere mahsus kıyafetlerin giyilmesi yasaklanmıştır. [8] Buna karşılık süreç esnasında kılık değiştirerek eşkiyalık faaliyetlerine devam eden efeler söz konusu olmaya başlamıştır. [9]

1826 yılında Yeniçeri Ocaklarının topa tutulması ve yeniçerilerin bulundukları yerde öldürülmeleri neticesinde Yeniçeri Ocağı tamamen kaldırılmıştı. Bu gelişme üzerine zeybek ve efeler ortaklarını kaybetmişlerdi. Gelir kaynaklarının yok olması üzerine de dağa çıkan efelerin sayısı artmıştı. [10]

Eşkiya hareketliliğinin devletin zayıflığına işaret ettiği üzerinde hemfikir olunabilecek bir görüştür. Ancak bazen de devlet, bu hareketleri lehine kullanmayı bilmiştir. Bu noktada Yeniçeri Ocağı’nın boşluğunu doldurmak amacıyla batılı manada kurulan “Asakir-i Mansure-i Muhammediyye” ordusuna zeybek ve efelerin de alınması gündeme geldi. Bu sayede rejim, haydut olarak nitelediği efeleri hem kontrol edecek, hem de silahlı bir güç olarak orduya katabilecekti. Alınan kararı takiben İzmir’de teşkilatlanan ordu birliklerine efe ve zeybeklerin intibakı sağlandı. [11]

 

2) Eşkiyalık Teamülleri

İlk kez Batı Anadolu bölgesinde kendisine yer bulan eşkiyalık kavramı, sıklıkla Zeybek ve Efe kültürüyle ilişkilendirildi. Hatta devletin nazarında, bu 3 tanım arasında pratikte hiçbir fark yoktu.

Efeler eşkıya çetelerinin lideri olup, kızanları ve zeybekleri tarafından seçilerek göreve gelirlerdi.[12] Kızanlar hiyerarşi itibariyle astları oldukları liderlerinin sözünden çıkmaz, efelerine kayıtsız bağlılık gösterirlerdi. Gerektiğinde köprübaşlarını tutar, geçitleri tespit ederlerdi. Bu noktada dağlarda dolaşmanın zor olması nedeniyle yaşı 35-40 yaşlarını görmüş efelerin yaşlı kabul edildiğini ve kızanları tarafından terk edildiğini de belirtmek gerekir. [13] Aynı bağlamda, eşkiyalık hareketleri mevsimsel değişiklik arz ederek, yazları artan eşkıya sayısı sayısı kış aylarında yolların ve geçitlerin kapanması nedeniyle azalma trendi gösterirdi. [14]

Eşkiyalığın devletle yaptığı düze inme ve kır serdarlığı [15] törenleri şaşalı geçerdi. Köy halkları üzerinde ciddi bir karizma edinen efelerin statüsü köylerde yaşayan çocukları etkilerdi. Bu nedenle Çakırcalı Ahmet Efe-Çakırcalı Mehmet Efe örneğinden de anlaşılabileceği gibi baba-oğul efeler görülmüştür. Eşkiyalar bölgede tutunabilmek için halkla iyi geçinmeye çalışırlardı. Halkın kullanması için köprü yaptırmak, zenginden alıp fakire vermek gibi eylemlerle, devlet babanın küçük bir simülasyonu gibi görev üstlenirlerdi.

Bazende halk, devlet otoritesinin bir uzantısı olarak gördüğü eşkiyalara sorun çözmesi için gelirdi. Malları çalınanlar, mahsülleri elinden alınanlar, kızı dağa kaldırılanlar Çakırcalı gibi efelerden yardım talep ediyordu. [16]

Bu paralelde, Çakırcalı Efe’ye atfedilen bir hikaye şöyledir;

           “…Bir gün kılınan bir öğle namazının ardından zengin bir adam, Çakırcalı’ya gelerek “karısıyla baş edemediğini, lafını dinletemediğini” söyleyince ve kendisinden “karısını korkutup onun için terbiye etmesini” isteyince Çakırcalı çok sinirlenmiş ve kızanlarına adamı yere yatırmalarını emretmişti. “Ülen kerata, bir karıyı idare edemedin mi? Deyyus, ben senin karının kâhyası mıyım, pezevenk!” diyerek adamı uzun süre dövmüştü…” [17]

İstiklal Harbi yıllarında çıkardığı isyan nedeniyle Milli Kuvvetler’i epeyice uğraştıran Egeli yerel bir şöhret olan Demirci Mehmet Efe ile anılan bir başka anlatı şöyle rivayet olunur;

    “Demirci Eğridir’de çınarların altına bağdaş kurup da etrafında istediği gibi hareket görmeyince, birden gürler: «- Ulen, bu kasabaya bizim geldiğimiz galiba duyulmadı, asın şu dallara beş on kişi!» Koşuşan zeybekler, sokakta ilk rastladıkları delikanlıyı hemen ipe çekmişlerdi.” [18]

 

       3) Efe ve Zeybeklerle Mücadele

         3.1) Zeybek Takibi ve Düze İnmek

Eşkiyalıkla mücadele başlangıçta “İl Erleri” aracılığıyla sürdürülmüştü. Devlet, eşkiyaları tutuklayıp ceza vermek için daha önce kendisini kanıtlamış, karizma sahibi paşaları ve yerel güçleri kullanıyordu. [19]

        Bu süreç esnasında Çerkez ve Arnavut gönüllülerden de ayrıca faydalanılmaktaydı [20] Bu bağlamda verilebilecek bir örnek olan Çerkez Ethem, Milli Mücadele döneminde çıkan iç isyanlar süresince istifade edilen bir isimdi.  Ethem, asi Ahmet Anzavur ile çarpışarak onu yenilgiye uğratmıştı.[21] Tarihin garip bir cilvesidir ki, daha önce ittihatçı idareciler tarafından bir başka eşkiya olan Çakırca’lıyı izlemek üzere görevlendirilmiş Anzavur Ahmet, bu kez de Egeli diğer bir yerel şöhret tarafından milli kuvvetlere isyan ettiği gerekçesiyle takip edilmişti.

İleriki dönemde Jandarma Teşkilatının kurulmasıyla eşkıya ile mücadele profesyonel bir kimlik kazandı. Öte yandan, güç dengesindeki bu profesyonelleşme eşkiyalığı ortadan kaldıracak vurucu etkiyi sağlamadı. Zira yeni kurulan teşkilatın silah noksanlığı söz konuydu. Sultan Aziz [Abdülaziz] devrinde envantere giren Henry Martini tüfekler depolarda bekletildiğinden jandarmalar tophane yapımı “Kapaklı” adlı muaddel tüfekleri kuşanmıştı. Eşkiyalar ise sahile gelen silah kaçakçılarından aldığı Martinileri kullanıyordu.

Kullanımdaki bu 2 silah arasında belirgin bir menzil, ateş gücü ve kalibre farkı vardı. Bu durum Efelerle mücadeleyi zorlaştırmaktaydı. Takip eden süreçte Jandarma Henry Martini tüfekleri kuşandı ancak bu kez de eşkiyalar 1898 yılında üretimine başlanan, devrin en iyi silahı olan meşhur piyade taarruz tüfeği Mavzer’e [Mauser Gewehr 98] geçiş yaptılar. [22] Devletin kır yapılanmasında vukua gelen bu noksaniyetler, zeybeklerle mücadeleyi güç kılmaktaydı. Bu noktada merkez yönetim, takip müfrezeleriyle takip edilen ancak bir türlü ele geçirilemeyen eşkiyaları affetme yoluna gitmek zorunda kaldı. [23] Devlet taşradaki kolluk güçlerinin zayıflığı nedeniyle bileğini bükemediği eşkiyaları sıklıkla affetmiş, ve bu kişilerle uzlaşma zemini yaratmaya çalışmıştır.

Sultan Hamid (II.Abdülhamid) devrinde dağa çıkan eşkiyalar, istibdat yıllarında ittihatçılar için birer hürriyet timsaliydiler. Bu çerçevede meşrutiyetin ihyasını takiben çıkarılmak istenen genel af, eşkiyaları da kapsayacak şekilde genişletilmişti. [24] Eşzamanlı olarak eşkiyalardan silah bırakmaları istendi. Bu girişimlerin neticesinde Egeli birçok efe dağdan indi. Cemiyet, salıverilen eşkiyalara yönelik ödül töreni düzenleyerek bir daha silah çatmamaları için yemin ettirdi. [25]

Eşkiyalara mahsus çıkarılan özel affın bir türlü yeri saptanamayan efelere iletilmesi için, efeler üzerinde nazı geçen bölgenin ileri gelenlerinden istifade ediliyordu.  Bu noktada görev alan tanınmış Levanten aileler vardı. Whitaller ve Forbesler bu konuda örnek olarak gösterilebilir.[26] Daha sonraki süreçte, Milli Mücadele döneminde Efe ve Zeybek çetelerini bir araya getirerek Kurtuluş fikri ekseninde örgütlemek isteyen bölge ileri gelenlerinden birisi de, Galip Hoca takma adıyla faaliyet gösteren Celal Bayar’dı. [27]

Bu çerçevede bir girişim olarak 1916-1918 yılları arasında 2 yıl süreyle Fenerbahçe kulübünün başkanlığını yapmış olan Doktor Nazım, 1907 yılının sonlarında Çakırcalı ile görüşmek için beldesine gitmişti. Ancak görüşmeler süresince Çakırcalı padişah karşıtı İttihatçıların yolundan gitmeyerek, İttihatçılığı reddetmişti. Çakırcalı, “Padişah peygamber vekilidir ona dil uzatılmaz.” Sözünü, görüşünü desteklemek gayesiyle Doktor Nazım’a iletmişti. [28]

Devlet, affetmesi karşılığında eşkiyalardan bir takım isteklerde bulunurdu. Örneğin, affedilen efelerin silah taşıması yasaklanırdı. Ancak silahsız savunmasız kaldığını düşünen zeybekler, halk arasındaki hasımlarından çekinerek silah bırakmaya yanaşmazlardı.[29]  Bazen zeybekler pişmanlık duyarak, bizatihi kendileri af için başvuruda bulunurlardı. Eşkiyalar süreç boyunca bir şekilde zarar verdikleri insanları kendilerine düşman edindikleri ve uzun yıllar dağlarda jandarmalardan saklanmaktan yorularak resmi otoriteye sığınırlardı. [30]

Af töreninde merkezin çıkardığı af belgesi yüksek sesle okunur ve ilgili efeye teslim edilirdi. Bu ritüelin ardından efe belgeyi öper ve başına koyardı. Takiben de halka yemek dağıtılır, şerbet ve kahve gibi içeceklerden ikram edilirdi.[31] Af, bir bakıma devletin eşkiyaları kendi sistemine intibak ettirmesiydi. Böylelikle, kendisine imtiyaz veren tek mekanizmanın devlet olduğunu fark eden efeler, rejimin büyüklüğünü anlıyorlardı.[32] Eşkiyaların pasifize edilerek devlet otoritesine tabi kılındığı bu sürece “Düze İnmek” denirdi. Devlet, bir tür ileri karakol olarak eşkiyaları kullanır, onlara alanlarında geniş bir hareket serbestisi sağlayarak kendinde tutardı. [33] Fakat afla serbest kalan eşkıyaların birçoğunun tekrar suç işlediği veya dağa çıktığı görülmekteydi. Aynı paralelde, 1901 yılında İzmir’deki hapishaneden 95 eşkiyanın serbest bırakılması merkeze halktan şikayet yağmasına neden olmuştu [34]

Meşru devlet nizamına başkaldırmak olarak da adlandırılabilecek eşkiyalık suçunun cezası üst perdeden verilirdi. Bu cezalar çoğunlukla idamdı. [35] Yalnız yol kesmekle sınırlı kalan eşkiyaların el ve kolları çaprazlama kesilirken, bu suçların yanı sıra adam öldüren eşkiyalar ise idam cezasına çarptırılırdı. Yine tevbe edinceye kadar mahpus tutulmak da öncelikli cezalar arasındaydı. [36]

         İttihatçıların [İttihat ve Terakki Cemiyeti bünyesindeki subay, bürokrat ve siyasetçiler] mahiyetinde görev alan subaylar, Makedon dağlarında komitacılık faaliyetleriyle pişmiş, arazi üzerinde sürdürülen asimetrik savaş koşullarına aşina askerlerdi.

Geçmişten gelen bu deneyimler ittihatçıların eşkiyalarla mücadelesinde faydalı etkiler uyandırdı. Bilhassa 1909 yılında Çakırcalı Mehmet’in öldürülmesi bahse konu alanda bir kırılma noktası teşkil etti. [37]  Devletin verdiği güçle karizma edinerek düze inen, kır serdarlığı yapan eşkiyaları, yine devlet cezalandırıyordu. Ayrıca bu süreçte hasım olan eşkiyaların bir kısmı devlet saflarına çekilerek çetelerin birbirine kırdırılması sağlanıyordu. Devletin görevlendirdiği ve devlet için hizmet eden kır serdarlarının yine devlet tarafından ortadan kaldırılması; “Kahpe Osmanlı,” “Kancık Osmanlı” gibi eşkiyaların güvensizlik psikolojisini özetleyen sözlerin ortaya çıkmasına neden oldu. [38]

      4) Edebiyatta Eşkıya ve Efe İmgesi

İmparatorluğun geç döneminde yitirilen Rumeli toprakları sonrası son kale Anadolu, cumhuriyetin ilanıyla birlikte gündeme alınmaya başlamış, devlet eliyle yapılan yatırımların yanı sıra, edebiyatta da köy kavramına ve köylerin sorunlarına yönelik yapıtlar ortaya konmaya başlamıştı. Bu noktada, kır yaşamının bir parçası olan eşkiyalara değinmemek olanaksızdı. Cumhuriyet yarattığı eşit vatandaş prensibi, Anadolu insanının tahsil yapmasının önünü açtı. Bu sayede özellikle köy enstitülerinde eğitim alan yazarlar, doğdukları coğrafyanın sorunlarını kaleme alma olanağı buldular. Talip Apaydın, Abbas Sayar, Fakir Baykurt, Necati Cumalı gibi kır yaşamını konu edinen pastoral içerikli eserler ortaya koyan yazarların bir kısmı köy enstitülerinde yetişmiş yazarlardı. [39] Bu bağlamda Köy konusunu ilk kez Bizim Köy adlı eseriyle ele alan Mahmut Makal’ın yazarların ilgisini köy gerçeğine çektiği sıkça dile getirilmektedir. “Ordaki Köy” imgesi, içselleştirilerek “Bizim Köy” oldu. [40]

Birer ideolog olmamakla birlikte, sıklıkla meşru rejimle sürtüşen eşkiyaların öykülerini halk edebiyatı ürünleri aracılığıyla öğrenmemiz mümkün olmaktadır. Ayrıca belirtilmelidir ki, folklörde kendisine karşılık bulan eşkıya tiplemesiyle devlet kroniklerindeki eşkıya tipolojisi bütünüyle zıttır. Eşkiyalık ve Efe olgusunun masaya yatırılması halinde sadece birincil kayıtlar olan resmi devlet belgelerinin değerlendirilmeye tabii tutulması sağlıklı sonuca varmada yetersiz kalacaktır. Halk nazarındaki ve devlet algısındaki bu tezatın aşılmasında devrin tanıklıkları, halk söylence, türkü ve hikayeleri başvurulması elzem olan yan kaynaklardır. [41]

Tıpkı eşkiyalık üzerinde ortaya çıkan devlet ve halk görüşlerindeki ikilik gibi, Türk Edebiyatında da eşkiyaları yücelten ve halk adına öc alan kişiler olarak gösteren romantik versiyonun zıddı olarak; eşkiyaları meşru devlete karşı koyan, halka zarar veren bir eksende kaleme alan ikincil bir bakış açısı söz konusuydu. [42]

Türk Edebiyatında Eşkiyalar, kırın hakimi ağalara karşı duran, yoksul halkın hakkını arayan modern bir Robin Hood uyarlaması olarak karşımıza çıkar. Bu algıda yazarların ele aldığı eserlerde halkın sahiplendiği eşkiya profilinin kurgusal yazınsal eserler üzerine monte edildiği görülür. Bu açıdan bakıldığında eşkiyalar Anadolu folklöründeki zulmü dindiren mitik öğelerdir. Öyle ki, çoğu noktada halktan insanları da öldüren, gerektiğinde kız kaçıran eşkiyalar müspet bir dille öç almakla görevlendirilir. Yaşar Kemal’in İnce Memet’inde olduğu şekliyle köylü tutunacak dal aradığında Efeler bir kahraman edasıyla ortaya atılır. Öte yandan, efelerin sıkı sıkıya bağlı olduğu öç alma fikrinin ağalığı ve mütegallibeyi sonlandıramayacağı açıktır. Nitekim, sistemi devirmek yerine mevcut idareciyi ortadan kaldırmakla yetinen mücadele anlayışı, 1920 ve 1930’lu yıllarda cumhuriyet aydınlanmasının toprak rejimi üzerindeki en büyük mücadelesinin kurgusal alandaki izdüşümü olacaktır.

Her ne kadar eşkiyalar menkıbeler eksenli bir kutsiyet halesi etrafında sarmalansalar da bazıları gerçek figürlerdir. Yaşar Kemal’in İnce Memet’i bu konuda bir örnektir. [43] Kendisini ortaya atan bir serdengeçti, yörenin hakim gücü konumunda bulunan kişiye meydan okur. Rest çekilen kişi bazen Şeyh, bazen Devlet ancak çoğunluklu Ağa’dır. Köylüler, güçlerinin yetmediği yapılarla müdahale eden efelerle kendilerini özdeşleştirerek, efelere yarenlik ederler. [44]

Yaşar Kemal eşkiyaların romantize edilmiş hallerini yansıtmada önemli birer örnektir. 1950’li yılların bu popüler konusunda yaşamış bir prototip olarak kendisine yer bulan isimlerden bir diğeri meşhur Ege eşkiyası Çakırcalı Mehmet Efe’dir (1872–1911) Yaşar Kemal’in 1972 tarihli Çakırcalı Efe romanı gerçek bir kişiliğin üzerine inşa edilen bir hikayeyi konu almaktadır. Bu sayede kollektif şuuraltı açığa çıkarılarak gerçeklik yeniden inşa edilmekteydi.

Halk, öz itibariyle erdemden çok fazla nasiplenmemiş bu sosyal haydutlara kutsiyet atfetmiş ve sosyal özlemlerini dindiren eşkiyalar adına türkü ve methiyeler dizmiştir. Bu noktada şiddete başvururken ölçülü olma durumu, köylünün bu aykırı haydut imgelerini bağrına basmasının temel nedenlerinden birisidir. [45]

Ünlü yazar Yaşar Kemal’e halkı temsilen romantik bir üslup kazandırılan kitaplarıyla ilgili olarak; “Bütün romanlarınızda istediğiniz nedir?” diye sorulduğunda tereddütsüz ve tek kelimeyle “direnç” der:

“Ortadirek insanlığın direncidir. İnsan gücüdür. Yılmayan insan. O korkunç salgınlardan, kırımlardan, yokluklardan, kıtlıklardan, açlıklardan buraya kadar insanlığı getiren, insan direncidir; benim hayran kaldığım, destanını yazmak istediğim odur. Onun alegorisidir Ortadirek.” [46]

Yaşar Kemal’in sosyal haydut tiplemeleri yalnızca Çakırcalı ile sınırlı değildir. Üç Anadolu Efsanesi adlı yapıtı bir başka halka kahramanı olan Köroğlu’nu konu edinir. Buradaki başkahramanın temel motivasyonu da halk adına öç alma ve yörede ünlenme gayesidir. [47]

Türk Edebiyatında eşkiyaları sosyal bir haydut imgesiyle konu edinen çalışmaların aksine, Kemal Tahir gibi bazı isimlerin dahil olduğu, ikinci bir bakış açısı daha vardır. Bu perspektifte eşkiyalar toplumun birer sorunu olarak ele alınır. Kemal Tahir kır sorununa eğilen meşhur romanı Rahmet Yolları Kesti’de, eşkiyalığı dibinde ahlaksızlar barındıran bir toplumun dışavurumu olarak yoğurarak Yaşar Kemal’den ayrılır. Toplumun tabanında tortulanmış barbarane davranış kodları bu karakterlerle cismaneleşir. Bunun içindir ki, özü soygun yapmak ve adam öldürmek olan bu nakıs karakterlere içten içe bir hayranlık beslenir. [48]

Kemal Tahir “devlet”in antitezi olarak eşkiyaları kitaplarında uyarlarken, Sebahattin Ali de Sol görüş ekseninde, devletçi çizginin dışına taşmıştır. Ali, klasik sol romantizmi çizgisindeki uyarlamaları ile eşkiyaları yeniden biçimlendirmiştir.

Sebahattin Ali Çakıcı’nın İlk Kurşunu adlı eseriyle Çakırcalı portresini içinde yoğrulduğu düzene yorar. Çakırcalı kendi gibi eşkıya olan babası Çakırcalı Ahmet Efe’nin intikamını almak ister ve bu nedenle dağa çıkar. [49]

Sol tandanslı bu yaklaşıma göre toplumdaki adaletsizlik ve eşitsizlikler Çakırcalı’yı var etmişti. Söz konusu eserdeki kahraman Efe, kırın zorbalarıyla çok ilgilenmez. Asli hedefi Sultan Hamid’tir.  Ancak süreç esnasındaki faaliyetleriyle halk tarafından kabullenme gereksinimi de duyar.

 

     Sonuç

Eşkiyalar imparatorluğun giderek güçten düştüğü dönemde yaşanan iktisadi problemlerin bir ürünü olarak hareket alanı bulmuşlardı. Zaman içerisinde önü kesilemeyen eşkiyaların artan etkinliği, hem devlet ve eşkiyalar arasında, hem de diğer yerel şöhretler arasında çekişmeye sahne oldu. Başlangıçta profesyonel bir yapıdan yoksun bir şekilde sürdürülen eşkiyaların pasifize edilmesi çalışmaları, efelerin nüfus alanlarını genişletmeleri üzerine jandarma teşkilatı aracılığıyla yürütülmeye başlanmıştı. II. Abdülhamid döneminden sonra ittihatçıların balkan dağlarından miras kalan komitacılık birikimleri Ege kırsalında yaşayan eşkiyalara karşı yürütülen mücadelede milat oldu ve bu sürecin ardından eşkiyaların hakimiyet alanları giderek daraldı. Ancak Birinci Dünya Savaşı sonrasında imparatorluğun çökmesi taşrada da güç dengesini sarsarak eşkiyalık faaliyetlerinin milli mücadele dönemini etkileyecek ölçüde artmasına neden oldu.

Tüm süreç boyunca halkla irtibat halinde olan eşkiyaların yaşadıkları, birer menkıbe gibi halk edebiyatına yansıdı ve özellikle köy enstitüsü kökenli yazarlar tarafından kaleme alındı. Edebi alanda da eşkıya algısı, tıpkı halk ve devlet nazarındaki eşkıya algısının zıt olması gibi, bir tezat oluşturdu.

Sonuç itibariyle eşkiyalık, bugün tüm Türkiye’de ortadan kalkmış, tarihsel bir kavramdır. Ancak türkü, destan ve resmi belgelerde eşkiyalar hala yaşamakta ve anılmaktadır.

 

 DİPNOTLAR

[1] Emine Erdoğan, XVI. Yüzyılda Canik (Samsun) Sancağında Eşkiyalık Faaliyetleri, Samsun Belediyesi Hizmet Birimleri, s. 55

[2] Volkan Ertürk, XVI. Yüzyılın İkinci Yarısında Vize Sancağında Eşkiyalık Faaliyetleri (1553-1574), Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, Cilt:10, Sayı:12, 2012, s. 98

[3] Erdoğan, a.g.e., s. 55

[4] Efkan Uzun, Osmanlı Örneklemi Üzerinden Sosyal Eşkıyalığa Bir Bakış, TSA Yıl:10, Sayı:3, 2006, s. 39

[5] Umut Soysal, 19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu Merkezi İdaresi Nezdinde “Efe ve Zeybekler” Üzerinden Yaratılmaya Çalışan “Eşkıya” Algısı, Türk Tarihinde Efe ve Zeybek Kültürü Sempozyumu, 6-7 Eylül, 2012, İzmir, s.3

[6] Zekeriya Türkmen, XX. Yüzyılın Başlarında Jandarmanın Çakırcalı Eşkiyasını Takip Harekatı, Jandarma Okullar Komutanlığı Matbaası, Ankara, 2003, s. 3

[7] Ercan Uyanık-Ali Özçelik, Zeybek Kültüründe Yüze Çıkma ve Kır Serdarlığı, Acta Turcica, Yıl:VI, Sayı: 2, Temmuz 2014, s. 12-13

[8] Soysal, a.g.e., s.1

[9] Erdoğan, a.g.e., s. 61

[10] Soysal, a.g.e., s.2

[11] Uyanık-Özçelik, a.g.e., s. 13

[12] Türkmen, a.g.e., s. 3

[13] Uyanık-Özçelik, a.g.e., s.7

[14] Ertürk, a.g.e., s. 99

[15] Kır Serdarlığı: Eşkiyalığın önünü kesmede güçlükler yaşayan resmi otoritenin eşkiyaları affettikten sonra bölgedeki nüfuslarından faydalanmak için bu kişilere atadığı statüdür.

[16] Uyanık-Özçelik, a.g.e., s.16

[17] Uyanık-Özçelik, a.g.e., s.18

[18] Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam İkinci Cilt 1919-1922, Remzi Kitabevi, 1975, s.18

[19] Ertürk, a.g.e., s. 99

[20] Uyanık-Özçelik, a.g.e., s. 7

[21] Nurgün Koç, Milli Mücadele’de Batı Anadolu’da Çıkarılan İç İsyanlar ve Çerkez Ethem Güçleri Tarafından Bastırılması, Sosyal Bilimler:Yeni Bir Başlangıç, Uluslararası Beşeri Bilimler ve Kültürel Çalışmalar Konferansı, Çek Cumhuriyeti, 2016, s. 248

[22] Türkmen, a.g.e., s. 5

[23] Uyanık-Özçelik, a.g.e., s. 1

[24] Uyanık-Özçelik, a.g.e.,  s. 6

[25] Uyanık-Özçelik, a.g.e.,  s. 6

[26] Uyanık-Özçelik, a.g.e., s.6

[27] Uyanık-Özçelik, a.g.e., s.6

[28] Uyanık-Özçelik, a.g.e., s. 9

[29] Uyanık-Özçelik, a.g.e., s.8

[30] Uyanık-Özçelik, a.g.e., s.7

[31] Uyanık-Özçelik, a.g.e., s.1

[32] Uyanık-Özçelik, a.g.e., s. 12

[33]Uyanık-Özçelik,  a.g.e.,  s. 9

[34]  Uyanık-Özçelik, a.g.e., s.10

[35] Mustafa Avcı, Osmanlı Uygulamasında İnfazı Özellik Gösteren Hapis Türleri: Kalebentlik, Kürek ve Prangabentlik, www. e-sosder, Sayı:1

[36] Erdoğan, a.g.e., s.56

[37] Uyanık-Özçelik, a.g.e., s. 25

[38] Uyanık-Özçelik, a.g.e.,  s. 19

[39] Çankaya, a.g.e, s. 473

[40] Erol Çankaya, Köy Edebiyatı ve Türk Edebiyatında Köye “İçeriden” Bakış Doğuşu, Etkileri, Sonuçları, Turkish Studies, Volume 8/4, 2013, s. 473

[41] Gökhan Topluk, Kemal Tahir ve Yaşar Kemal Örnekleri Üzerinden Eşkıyalık Yazımına Bir Bakış, Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Volume:5, 2017,  s. 62

[42] Türkan Gözütok, Eşkiyalık ve Çakırcalı Mehmet Efe’nin Türk Edebiyatında İzdüşümü, Türkbiliğ/Türkoloji Araştırmaları Dergisi, Sayı:21, 2011, s. 49

[43] Topluk, a.g.e., s. 68

[44] Topluk, a.g.e., s. 66

[45] Refika Altıkulaç Demirdağ, Köy Romanlarında Eşkıyalık ve Kahraman Olma Arzusu, Turkish Studies,  Volume:11, İssue: 15, 2016, s. 36

[46] Topluk, a.g.e., s. 67

[47] Demirdağ, a.g.e., s. 35

[48] Topluk, a.g.e., s. 69

[49] Gözütok, a.g.e, s. 58

 

KAYNAKÇA

 Avcı, Mustafa: Osmanlı Uygulamasında İnfazı Özellik Gösteren Hapis Türleri: Kalebentlik, Kürek ve Prangabentlik, www. e-sosder, Sayı:1

Aydemir, Şevket Süreyya: Tek Adam İkinci Cilt 1919-1922, Remzi Kitabevi, 1975

Çankaya, Erol: Köy Edebiyatı ve Türk Edebiyatında Köye “İçeriden” Bakış Doğuşu, Etkileri, Sonuçları, Turkish Studies, Volume 8/4, 2013

Demirdağ, Refika Altıkulaç: Köy Romanlarında Eşkıyalık ve Kahraman Olma Arzusu, Turkish Studies,  Volume:11, İssue: 15, 2016

Erdoğan, Emine: XVI. Yüzyılda Canik (Samsun) Sancağında Eşkiyalık Faaliyetleri, Samsun Belediyesi Hizmet Birimleri

Ertürk, Volkan: XVI. Yüzyılın İkinci Yarısında Vize Sancağında Eşkiyalık Faaliyetleri (1553-1574), Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, Cilt:10, Sayı:12, 2012

Gözütok, Türkan : Eşkiyalık ve Çakırcalı Mehmet Efe’nin Türk Edebiyatında İzdüşümü,Türkbiliğ/Türkoloji Araştırmaları Dergisi, Sayı:21, 2011

Koç, Nurgün: Milli Mücadele’de Batı Anadolu’da Çıkarılan İç İsyanlar ve Çerkez Ethem Güçleri Tarafından Bastırılması, Sosyal Bilimler: Yeni Bir Başlangıç, Uluslararası Beşeri Bilimler ve Kültürel Çalışmalar Konferansı, Çek Cumhuriyeti, 2016

Umut, Soysal: 19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu Merkezi İdaresi Nezdinde “Efe ve Zeybekler” Üzerinden Yaratılmaya Çalışan “Eşkıya” Algısı, Türk Tarihinde Efe ve Zeybek Kültürü Sempozyumu, 6-7 Eylül, 2012, İzmir

Uyanık Ercan-Özçelik Ali: Zeybek Kültüründe Yüze Çıkma ve Kır Serdarlığı, Acta Turcica, Yıl:VI, Sayı:2

Uzun, Efkan: Osmanlı Örneklemi Üzerinden Sosyal Eşkıyalığa Bir Bakış, TSA Yıl:10, Sayı:3,

2006

Türkmen, Zekeriya: XX. Yüzyılın Başlarında Jandarmanın Çakırcalı Eşkiyasını Takip Harekatı, Jandarma Okullar Komutanlığı Matbaası, Ankara, 2003

Topluk, Gökhan: Kemal Tahir ve Yaşar Kemal Örnekleri Üzerinden Eşkıyalık Yazımına Bir Bakış, Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Volume:5, 2017

 

Yazar Hakkında

Eray KONYA / TESA Tarih Masası Direktörü / Çevirmeni

İstanbul Üniversitesi

İnkılap Tarihi Enstitüsü / Yüksek Lisans

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial