Duyurular
Ana Sayfa / MAKALE ÇEVİRİLERİ / Bu Hayali Adalar Sadece Haritalar Üzerinde Mevcut

Bu Hayali Adalar Sadece Haritalar Üzerinde Mevcut

İngilizce aslından çeviren: Atilla Arda Beşen

Kral Arthur’un Avalon’u gibi bazı adalar saf bir efsane konumundaydı diğer adalar ise ya hata ya da aldatmacaydı.

GPS ve Google Haritalar’ın, haritalarda mevcut olmayan yerleri içerebileceğine inanmak gerçekten zor. Ancak yazar Malachy Tallack, haritaların nerede olduğumuzu anlamanın bir yolu olduğu kadar “aklın kartografisi” olduğunu öne sürüyor. Keşfedilmemiş Adalar adlı yeni kitabında, Tallack, hayali yerlere, efsanevi adalara, haritacıların hatalarına, seraplara ve açıkça aldatmaca olan şeylere doğru yolculuğa çıkıyor.

National Geographic, bir Yunan adasında (gerçek olan) Tallack tarafından bilgilendirildiğinde, bazı adaların neden yaşam ve ölüm arasındaki çizgiyi bulanıklaştırdığını açıkladı; haritalar üzerinde nasıl hareket etmişlerdi ve nasıl bir keşfedilmemiş dünyada yaşıyorduk?

İnsanların hayal kurduğu sürece adalar icat ettiklerini yazıyorsunuz bize örneklerle açıklayabilir misiniz?

Ufka bakan kıyıda durup, uzaklarda bir yerlerde göremeyeceğimiz yerler olduğunu hayal etmek bizim için doğal bir şey. Pek çok kültürün, kendi kültürel geleneklerinin önemli parçaları olan yerleri vardır. En iyi bilinenlerden biri, Maori halkının sadece kendi coğrafi kökenleri değil, aynı zamanda onların ruhani kökenini de yansıtan (doğdukları ve ölecekleri yer olduklarına inandıkları) Hawaiki’dir.

Tüm kültürlerde yaşam ve ölüm arasındaki sınırları bulanıklaştıran bu tür adalar var olmuş olarak görünüyor. Eski Yunanlılar, bazı yönlerden Hristiyan Cenneti fikrine benzeyen Mübarek Adalar adında bir yer düşünmüşlerdi, ancak bu cennet seçilmiş birkaç kişinin öldüklerinde gidecekleri dünya üzerinde bir cennetti. Bu fikir daha sonra Kelt mitolojisine geçti. En ünlü örnek Kral Arthur’un hayatının sonuna geldiği iddia edilen Avalon’dur.

Hakkında yazdığınız bir diğer kategori ise ”eski adalardı.” Bunlar tam olarak nedir ? Bir adanın ortadan kaybolması nasıl olabilir?

Bu kitaptaki bütün adalar, sanırım eski adalar, sanki bir noktaya inanılmış ama artık haritada bulunmayan yerlerdi. En yaygın sebep, denizcilerin hata yapmasıydı. Her zaman bir ada görmeyi düşünürlerdi oysaki bu bir mucize olurdu, yanlış yerde bulunuyorlardı hatta şartlar o kadar kötüydü ki düşündükleri şey kesinlikle bu değildi. Okyanuslar bu var olmayan adalar tarafından doldurulmuştu.

Bir adayı keşfe çıkmak, hayali bir adayı keşfe çıkmaktan daha kolaydır, çünkü geri dönüp gerçekten orada olup olmadığının kontrol edilmesi gerekir. Keşif Çağı’nda, kaşifler, daha fazla keşif için fazladan para biriktirme umudunun da etkisiyle, zengin müşterilerinden sonra isimlerini söyledikleri adaları icat etmeye de heveslilerdi.

Thule adasını örnek alalım. Yunan kaşif Pytheas tarafından keşfedildi ve kuzeyde neyin yer aldığına dair Yunan düşüncesinin bir parçası haline geldi. Daha sonra, Shetland Adaları’nın Thule olduğuna inanan Romalılar tarafından absorbe edildi. Sonrasında ise insanlar İzlanda ya da Norveç’in Thule adaları olduğuna inanmaya başladı. Sonunda Thule bir yer olarak değil Kuzeylilik düşüncesi olarak anılmaya başlandı ve bu yer uzak ve olağanüstü bir yerdeydi. Harita kartografisinden ziyade zihnin kartografyasının bir parçası haline geldi Thule.

Bazı insanlar Kuzey Amerika’ya ilk ayak basanın Norveçliler değil İrlandalılar olduğunu tartışıyor. Bunun bir gerçekliği var mıdır?

Bu bir teori tabi ki olabilir. Hakkında söylenenler çok değişkenlik görterse de bunu St. Brendan’ın yaptığına inanılmakta. Buradaki fikir, İrlanda’dan denizlere doğru yola çıkması ve Kuzey Atlantik’teki sayısız yere seyahat etmesi. Öykülerden bazıları iblisler, ejderhalar ve deniz yılanları hakkında ve açık bir şekilde fantastik hikayeler; ama gerçekçi görünen başka parçalar var. Volkan olabilecek duman ve ateş adaları hakkında konuşuyorlar. Diğer kısımlar buzdağlarına işaret ediyor gibi görünüyor. Ama bir keşişin Kuzey Amerika’ya gidişi ve gelişi boyunca oluşturduğu bu kadar düşünce bana göre olağanüstü bir olasılık gibi geliyor.

Hy-Brasil adasının “Haritacılıkla beraber başladığını ve daha sonra halk bilimi (folklor) içine geri gittiğini” söylüyorsunuz. Bu fikri bizim için biraz açabilir misiniz ?

Hy-Brasil bir şekilde keşfedilmemiş adaların en ünlüsü ve karmaşık olanlarından bir tanesidir. Brezilya ülkesiyle hiçbir ilgisi yok. Bu adanın İrlanda mitolojik geleneğinin bir parçası olduğu uzun zamandır düşünülmüştü. Kuşkusuz Kelt ve İrlanda geleneğinde bazen görülebilen ve bazen ortadan kaybolan sayısız ada vardır. Hy-Brasil’in bunlardan biri olduğu düşünülüyordu.
Son zamanlarda yapılan yeni çalışmalar bize 19. yüzyıla kadar Hy-Brasil adasının İrlanda mitolojisinde görünmediğini yüzler ce yıl önce bir harita üzerinde bulunduğunu göstermiştir. O zamanlar Brasil adında birçok yer vardı. İsim, çok değerli olan ve kaşiflerin aradığı şeylerden biri olan bir çeşit kırmızı boyaya aitti. İrlanda’nın güneybatı sahilindeki haritalarda ortaya çıkan Hy-Brasil, aslında Avrupalı denizciler arasında yayılan Kuzey Amerika kıtasının söylentilerinden gelmiş olabilir. Daha sonra, beklediğinizden tam tersi olan İrlanda mitolojik geleneği içine çekildi.

Kitabın en sevdiğim hikayesi Prenses Caraboo ve Javasu Adası. Bize biraz özetleyebilir misin?

Bu da benim favorim. Bu garip bir hikaye ve garip bir ada çünkü bu yerlerin çoğunun aksine, bu ada hiçbir haritada hiç görünmedi. Hikaye, 19. yüzyılın başlarında İngiltere’nin güneyinde, bir kadının bir kapıda ortaya çıktığı, süslenmiş ve biraz tuhaf davrandığı zaman başlar.

Kimse o kadının kim olduğunu anlayamamıştı ve İngilizce bilmiyordu doğal olarak kimse ne dediğini anlayamamıştı. Kadın kendisine bakan ve kim olduğunu bulmaya çalışan Samuel Worrall’ın ailesi tarafından yanlarına alınmıştı. Sonunda, ne söylediğini anlayabileceğini söyleyen bir adam buldular. Kadın kendisine Caraboo adını veren kadının Uzak Doğu’daki Javasu adasından geldiğini ve bir prenses olduğunu söyledi. akat bunun böyle olmadığı ortaya çıktı. Aslında, zor bir hayat süren Devon’dan Mary Wilcox adlı bir kadındı. Muhtemelen zihinsel sağlık sorunları vardı ve esasında dünyadan soyutlanmıştı.

Ama o, İngiltere’nin her yerinden varlıklı insanları cezbediyordu, çünkü o zamanlar, İngilizler, Orient’in cazibesine takıntılıydı. O zamanlar gazete hikayeleri vardı; ve onun portresi yapılmıştı. Bu onun çöküşüne dönüştü çünkü biri onu gazetede tanıdı ve düşündüğü kişi olmadığını anlayacaktı.

O genellikle bir oıyuncu olarak tasvir edilir. Ama gerçek aldatmaca, kadının ne dediğini anlamaya çalışan ve Javasu ile bu sözde prenses Caraboo’nun hayatı hakkındaki tüm detayları icat eden adamda gizliydi.

Sonunda, ABD’ye sınır dışı edildi. Bir süre için, şöhretinden kurtulmayı başardı, ama sonunda İngiltere’ye döndü ve yoksulluk içinde yaşadı. Bristol’de işaretsiz bir mezarın içine gömüldü. Ama birkaç yıl önce, onun hakkında bir film yaptılar.

Edgar Allan Poe tek romanı olan Nantucket’in Arthur Gordon Pym Anlatısı kurgusal adaların en tanınmış hikayelerinden biri olan ve “hayalet adalar arasında açıklanamaz olan” Auroras’ları barındırıyor. Bunun sebebi nedir?

Birçok hayalet ada bir kez görüldü ve bir daha da görülmedi. Bir denizci bir ada gördüğünü düşündü ve daha sonrasında yanlış olabileceği düşünüldü. Auroras bu küfü parçaladı çünkü onlar sadece tek bir sefer görülmemişti, Falkland Adaları ve Güney Georgia arasında yedi veya sekiz kez görülmüştü. Auroras’ı gören gemilerden biri, adaları bulmak ve araştırmak için oraya giden bir İspanyol araştırma gemisi idi. Bu sebeple çok tuhaftır ki, o zamandan beri onları kimse bulamadı. Tamamen ortadan kaybolmuş görünüyorlar.

Bunun en iyi açıklaması, tüm bu denizciler ve gemilerin, çok yetenekli İspanyol yer ölçmenleri de dahil olmak üzere, bu bölgedeki potansiyel olarak buzdağlarının neden olduğu koşulların yanlış değerlendirilmiş olmalarıdır. Açıklamaların hiçbirinin yeterince yeterli olmadığı birkaç yerden biri Auroralar ve kimse Aurora’lara ne olduğunu tam anlamıyla bilmiyor.

Bazı adalar, kartografik hatanın değil, dolandırıcılık ve sahtekarlığın sonucudur. Bize bir hayalet adanın Birleşik Devletler ve İngiltere arasındaki barış anlaşmasıyla birlikte nasıl yıkıldığını anlatabilir misin?

Paris Antlaşması 1783’te hazırlandığında, büyük bir kısmı yeni ülke, ABD ve komşuları arasındaki sınırları sonlandırıyordu. Bu sınırların çoğu oldukça basitti. Fakat kuzeyde, Büyük Göller çevresinde, coğrafi ve politik açıdan daha karmaşıktı. Anlaşma, sınırı Royale ve Philippeaux adalarının kuzeyinde yer aldığı Superior Gölü’nün içinden geçerek sınır olarak konumlandırıyor.

Ne yazık ki, birkaç yıl sonra Isle Philippeaux’un gerçekte var olmadığı tespit edildi. Yani, ABD’yi bir ülke olarak yaratan bu orijinal anlaşmada, var olmayan bir yer vardı. Isle Philippeaux, Superior Gölü’nün içinde yer alan diğer adalarla birlikte, daha zengin bir Fransız politikacıdan sonra daha fazla para kazanma niyetiyle bir rahip tarafından icat edilmişti.
Los Jardines olarak bilinen adalar inatçı bir şekilde hiç var olmamalarına rağmen 400 yıl boyunca haritalar üzerinde yer edindiler. O dönemde bu adalar durumlardan etkilenmedi, öyle değil mi?

Auroras gibi, Los Jardines ya da Los Buenos Jardines’in böyle uzun bir süre nasıl var olduklarını açıklamak zor. İlk olarak 1529’da Yeni Gine’den uzak olmayan Batı Pasifik’te Alvaro de Saavedra Ceron tarafından bildirildi. Los Buenos Jardines adını verdiği 10 alçak ada ve atolü anlattı, bu adalar uzun bir süre haritada kaldı.

İki yüz yıl sonra, kuzeye doğru hareket ettiler, ancak bunun neden olduğuyla ilgili iyi bir açıklama yok. Belki de bir haritacı bir hata yaptı ya da bir denizci onları başka yerlerde görmeye karar verdi. 1973’e kadar, Uluslararası Hidrografik Organizasyon nihayetinde onları grafiklerden çıkarmadı.

Bugün, kaşiflerin çoğunun bilgi eksikliğini hayal etmek bizim için çok zor. 18’inci yüzyılın ortalarına kadar boylamı ölçmenin doğru bir yolu yoktu, bu yüzden nerede oldukları konusunda her zaman emin değildiler. Pasifik Okyanusunda, özellikle, birçok ada haritalarda ortaya çıktı ancak daha sonra kaldırılması gerekiyordu.

20. yüzyılı “keşfedilmemiş bir zaman” olarak adlandırıyorsunuz. Bize Sandy Adası’nın hikayesini anlatabilir misiniz ve neden bazı yerlerin gizemli yerler olarak kalmasının önemli olduğuna inanıyorsunuz?

Sandy Island, 2012’nin sonlarında keşfedilmemiş en yeni adadır. Avustralya’daki bir araştırma gemisi, seyir grafiği ve gemilerde sahip oldukları sistemler arasındaki farklılıkları fark etmiş, bazıları ise Avustralya ile Yeni Kaledonya arasındaki bölgede Sandy Adasını göstermiş ve bazıları hiç bu adayı görmemiş. Kendi kendilerine bir göz atmaya karar verdiler, ancak ne yukarıda ne de yüzeyin altında böyle bir ada bulunmadığını gördüler; fakat Sandy Island, her türlü grafikte ve hatta Google Haritalar’da ve Google Earth’te bile yer aldı.

Dijital navigasyonun mükemmel olduğunu, hiçbir hata olmadığını, ancak olabileceğini ve bunun en ünlü örnek olduğunu varsayıyoruz. Dünya çapında yaygın olarak bildirildi ve insanlar hem yaptıkları hem de varolmayan bir ada fikri hakkında oldukça heyecanlandılar.

Nedeni, sanırım, Keşif Çağı’nın sona yaklaşmasıyla, her zaman sahip olduğumuz dünya hakkındaki gizem duygusunu kaybetmemiz. Harita üzerinde görünen, ancak aslında orada olmayan tüm kuralları bozmak için bir yer bulmak heyecan verici bir fikirdi. Sandy Island, orada hala gizemli yerler olmak için derin arzumuzla konuşuyor gibi görünüyor. Yapmaya çalıştığım şey, coğrafyanın gizemini yeniden yaratması.

Bu röportaj uzunluk ve netlik açısından düzenlenmiştir.

Röportaj Yapılan: Malachy Tallack
Simon Worrall
Kaynak: https://news.nationalgeographic.com/2017/12/undiscovered-islands-malachy-tallack-avalon-thule/

Çevirmen Hakkında


Atilla Arda Beşen / TESA Siyaset Masası Direktörü / Çevirmeni 

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Mezunu

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir