Duyurular
Ana Sayfa / YAZILARIMIZ / Siyaset / Kitap Analizi / Beşikten Mezara Bir Kraliçe: Mary Stuart – Bölüm 2

Beşikten Mezara Bir Kraliçe: Mary Stuart – Bölüm 2

Yazan: Hatice Büşra Türk

Beşikten Mezara Bir Kraliçe: Mary Stuart – 2

Korkunç Bir Karışıklık – Temmuz’dan Noel’e Kadar 1566

VI. James doğduktan sonra Darnley hem kraliçe hem de saray ahalisi tarafından dışlanmıştı. Kraliçenin ordusunun başında olan Bothwell ise, sarayda hızlı bir yükseliş yaşamış ve Rizzio’nun olduğu konuma yükselmeyi başarmıştı. Öyle ki saray ahalisi Bothwell’e Rizzo’ya duyduğu hasmane duygulardan çok daha fazlasını duyuyordu. Çünkü Bothwell, kendisini ve kraliçesini koruyabilen ve mücadele etmeden pes etmeyecek bir adamdı.

Darnley’nin konumunun zayıflığının herkes farkındaydı. Kraliçenin sözünde durmaması ve kendisinin hem krallık hem de kocalık hakkına müdahale ediyor olması Darnley’i hem rencide ediyordu hem de onu intikam duygusuna sürüklüyordu. Bu sebeple Darnley, yabancı ülkelere diplomatik mektuplar yazıyor, Mary Stuart’ı dinine bağlı olmamakla suçluyor, II. Felipe’ye kendisini Katolisizmin gerçek koruyucusu olarak tanıtıyordu. VII. Henry’nin torunun oğlu olarak krallık hakkını talep ediyor ve yönetimde söz sahibi olmayı talep ediyordu. Temsili bir kral olmayı reddediyor, kendisine biçilen rolü oynamak istemiyordu. Bu isteksizlik Darnley’i İskoçya’yı terk etme düşüncesine itti.

Mary Stuart, Darnley’nin İskoçya’yı terk etmesini istemiyordu. James’in vaftiz töreninden önce babasının ülkeyi terk etmesi Mary’e zarar verebilirdi. Darnley’nin ayrılışının Rizzio’nun cinayetinden ardından gerçekleşiyor olması James’in gayrimeşru olduğu tezini doğrulayabilirdi. Darnley’nin İngiltere’ye gidip Elisabeth’e ya da Fransa’ya gidip Caterina de’ Medici’ye Mary’nin onurunu zedeleyecek şeyler söylemesi kraliçe için çok kötü olurdu. Bu yüzden Darnley ülkeyi terketmeden Mary, danışma konseyini toplayarak Caterina de’ Medici’ye diplomatik bir mektup yazdı ve suçu Darnley’e yükledi.

Mary, Darnley’nin olası kaçışına yönelik önlemini almıştı. Ancak yine de işini şansa bırakmadı. Darnley, kraliçenin Paris’e mektup gönderdiği gün saraya geldi. Mary Stuart, gururu kırılmış bu adama kocalık hakkını vererek kadınlık kartını yeniden oynadı. Darnley’i saraya alıp yumuşatan kraliçe, Darnley’i kabul salonunda Fransız elçisinin ve lordların önüne çıkarttı. Kraliçe herkesin gözleri önünde Darnley’e kendisini ve İskoçya’yı neden terk etmek istediğini sordu. Kendisinin yeniden kral olduğunu zanneden Darnley, kraliçenin onu bir kere daha kullandığını anladı ancak kraliçe aleyhine konuşma cesaretini gösteremedi. Ülkeden ayrılmak istemesinin Mary Stuart ile bir ilgisi olmadığını söylemekle yetindi. Mary’nin de istediği zaten Darnley’nin bunu söylemesiydi. Kraliçe memnuniyetini belirtti ve Darnley’de saraydan ayrıldı.

Stirling Sarayı’nda kalan Darnley’e kraliçenin sarayından küçük James’in vaftiz töreni için davetiye geldi. Ancak Darnley bunun kendini hatırlatmak için son kozu olduğunu biliyordu. Herkesin içinde onuru kırılan bu adam oğlunun vaftiz törenine gitmeyerek tepkisini göstermeye çalıştı.

Mary Stuart bu hamleye, Darnley’nin ihanet ettiği Rizzio’nun suikastçilerini affederek yanıt verdi. Bu katillerin ülkeye ayak bastıkları zaman kendisinden intikam alacaklarını bilen Darnley, Glasgow’a babasının yanına sığındı.

Bir Tutku Trajedisi: 1566 – 1567

Kraliçe’nin ne denli mutsuz olduğu ve Rizzio’nun yerini Bothwell’in aldığı görülen bir gerçeklikti. Bothwell, krallığın başmüzakerecisi ve ordunun başkomutanı olarak kraliçeye seyahatlerinde ve eğlence amaçlı gezilerinde eşlik ediyordu. Kraliçe Bothwell için güzel ve soylu bir kadını eş olarak seçmişti ve düğünlerinde de bizzat bulunmuştu. Bu evlilik kraliçenin Bothwell’e güvenini arttırmasını sağlamıştı. Ancak Bothwell kraliçenin hayatındaki erkeklerin tamamından farklıydı. Mary Stuart’ın tedbirsiz davranışlarının, onun Bothwell’in tecavüzüne uğraması sonucunu doğurduğunu kraliçenin yazdığı şu satırlardan çıkartılabilir:

Pour luy aussi j’ay jette mainte larme,
Premier qu’il fust de ce corps possesseur,
Duquel alors il n’avoit pas le cœur

Mary’nin yaşadığı tecavüze karşı ilk hissettikleri öfke, nefret ve intikam hissi olsa da kısa zaman içerisinde Bothwell’e aşık olduğu, Zweig’ın da kitapta sıkça bahsettiği, yine yazdığı pek çok şiirinden anlaşılmaktadır.
Trajikomik olan kısmı şudur ki kraliçe bir başkasının karısı iken, yine bir başkasının kocası olan Bothwell’e kendisini teslim etmiş ve her türlü zina suçunu ölümle cezalandıran kararnamesine bizzat kendisi karşı gelmiş, zina suçu işlemiştir.

Mary, bir kadın olarak doyumsuz ve kolay sıkılabilen Bothwell’in bir gün kendisini terk edebileceğini düşünüyordu. Bu yüzden ona başka hiçbir kadının vaad edemeyeceği bir şeyi, kraliyet tacını vermeye karar verdi. Teorik olarak bu imkansızdı çünkü kraliçenin kocası, kral Henry Darnley hala yaşıyordu. Bu durum yeni bir tertibin hazırlanmasına yol açtı.

Ekim ayında Craigmillar Sarayı’nda Mary Stuart’ın huzurunda Darnley’nin yazgısının üstü kapalı olarak belirlendiği bir toplantı yapıldı. Rizzio’nun sürgüne gönderilen katillerinin ülkeye dönüşüne karşılık, lordlar Mary Stuart’ı Darnley’den kurtarma sözü veriyorlardı. Önce kraliçeye Darnley’den boşanmasını teklif ettiler. Ancak kraliçe bu boşanmanın hem yasalara uygun hem de oğlu için emsal teşkil etmeyecek bir karar olmasını şart koşmuştu. Bunun üzerine Maitland kraliçeden bu işin çözümünü kendilerine bırakmasını istedi.

Bu tertibin içinde bulunan, sertlik yanlısı olan ve Darnley’nin tacını takmak için sabırsızlanan Bothwell nihayetinde planını hazırladı. Ancak planın en önemli parçası olan Darnley sarayda değildi. Bütün davetlere rağmen saraya gitmekten kaçınıyordu. Babasına ve kendisine bağlı adamları tarafından korunan Glasgow’da kalmayı tercih ediyordu. Eğer düşmanları kendisine karşı saldırıya geçecek olurlarsa limanda onu bekleyen bir gemi de hazır bekliyordu.

Darnley ocak ayının ilk günlerinde çiçek hastalığına yakalanmıştı ve bu da bir müddet daha Glasgow’da kalmasına neden olmuştu. Ancak bu durum Bothwell’in planlarını bozuyordu. Artık sabrı kalmayan Bothwell, Darnley’i gerçekte saraya getirebilecek tek kişiyi, kendisine her şeyiyle tabi olduğunu söyleyen kraliçeyi 22 Ocak’ta kocasının ziyaretine, Glasgow’a gönderdi. Böylece kraliçe bir kere daha kocasını kandıracak, ancak bu sefer onu sadece kendisine değil ölüme de çekecekti.

Ölüme Giden Yol: 22 Ocak – 9 Şubat 1567

Mary Stuart’ın Glasgow ziyareti Henry’nin babası tarafından şüpheli karşılanmış, Henry’de ilk başta daha sert durmaya çalışmışsa da kraliçenin tavrı onu kısa sürede yumuşatmıştır. Hasta yatağında kendisini affetmesi ve aşkı için yalvaran Darnley’nin hali Mary Stuart’ı da etkilemiştir. Glasgow’dan Bothwell’e yazdığı mektuplarda, Bothwell’e duyduğu aşktan başka hiçbir şeyin ona bunu yaptıramayacağını söylerken, Darnley için daha acısız bir ölüm şekli de bulmaya çalışmıştır. Yine de bu durum kraliçenin kontrolsüz ve vicdansız davrandığı gerçeğini değiştirmemektedir.
Darnley, beraberinde hasta nakil aracı getiren karısı Mary’e, Edinburgh’a dönmeye hazır olduğunu bildirdi. Ancak yolculukları herkesin olmasını beklediği gibi kraliçenin sarayı Holyrood’a ya da diğer saraylardan birisine yapılmadı. Tekinsiz bir mevkide bulunan gösterişsiz bir ev kralın hastalığı tamamen geçene kadar kral ve kraliçeye ev sahipliği yapacaktı. Ne tesadüftür ki bu ev Bothwell’in adamlarından birinin evine oldukça yakındı. Bu evde bütün ülkeyi, kraliçenin krala duyduğu aşk masalına inandırmak için yeni bir perde oynanıyordu.

9 Ocak gecesi Holyrood Sarayı’nda kraliçenin sadık hizmetçilerinden ikisinin evleneceği gerekçesiyle büyük bir şenlik düzenlenmişti. Holyrood’da şenlik devam ederken kralın olduğu evde büyük bir patlama yaşandı. Kralın kaldığı evin, kral ve hizmetçilerle beraber havaya uçurulduğunun haberini vermek için ulaklar Holyrood’a doğru hızla yol aldılar. Darnley’nin ve bir uşağın cesetleri evin bahçesinde bulundu. Bothwell olay yeri tespitini yapıp, cesetlerin tabuta koyulmasını emretti ve kraliçeye kocası İskoçya Kralı Henry Darnley’nin ölüm haberini verdi.

Quos Deus Perdre Vult… (Şubat – Nisan 1567)

Darnley’nin ölümünden sonra dünyanın dikkati saraya çevrilmişti. Kraliçenin tepkisi merak ediliyordu. Ancak ne sarayda ne de halkta gerçek anlamda bir matem havası yoktu. Darnley’nin cesedi apar topar, gösterişsiz bir törenle gömülmüştü. Saraydan yapılan açıklama ile suçluların kim olduğunu ihbar edecek olanlara 2000 Sterlin vaad ediliyordu. Ancak gerçekte bütün İskoçya biliyordu ki katillerin adını yüksek sesle söyleyecek olurlarsa alacakları tek bir şey vardı, o da 2000 Sterlin değil, sırtlarından yiyecekleri bir hançerdi. Bu yüzden insanlar kimliklerini açıklayarak hareket etmediler. Ancak duyurunun yapıldığı günün sabahında pazar meydanında, sarayın yakınlarında katilin kim olduğuna dair ilanlar asılmıştı. Bu ilanlarda Bothwell ve suç ortağı James Balfour’un, kraliçenin hizmetçileri olan Bastien ve David Rizzio’nun kardeşi olan Josef Rizzio’nun isimleri geçiyordu. Öteki listelerde başka isimlerde tekrar ediliyordu ama her listenin olmazsa olmaz iki ismi Bothwell ve Balfour’du.

Avrupa sarayları taç giymiş ve kutsanmış bir kral olan Darnley’nin katliamına karşı İskoçya kadar umursamaz yaklaşmamışlardı. Herkes katliamın arkasında Mary Stuart’ın olduğunu düşünüyordu. Öyle ki papa ve elçisi bile kraliçe hakkında öfkeli sözlerle konuşuyorlardı. Londra, Paris ve Madrid’de bu cinayet yankı uyandırmıştı. Herkesi kızdıran şeylerden bir tanesi Mary Stuart’ın bu cinayetin sorumluluğunu üstünden atmak için çabalamıyor olmasıydı. Nitekim Mary Stuart’ın Paris’teki sadık elçisi “Bu suçun başmüsebbibi olmak ve onu resmen emretmiş bulunmakla suçlanıyorsunuz. Bu cinayeti en sert biçimde ve hiç kimseyi düşünmeden yargılamadığınız takdirde sizin için hayatı ve her şeyi kaybetmek daha iyi olur” diye yazıyordu.

Tarihin tuhaf bir yazgısı vardı. Mary Stuart’ı en iyi anlayan insan baş düşmanı olan kuzeni kraliçe Elisabeth idi. Zamanında Elisabeth’in aşığı Robert Dudley’nin karısı Amy Robsart cinayete kurban gittiğinde suçluyu arayan bütün gözler Elisabeth’e dönmüştü, tıpkı şimdi Mary’e döndüğü gibi. Hatta o zamanlarda Mary’nin kendisi “Karısını öldüren at bakıcısıyla evlenmek istiyor” diyerek kuzeni ile alay etmişti. Elisabeth bu hazin tecrübesi ile yazdığı taziye mektubuna tavsiyelerini eklemeyi de ihmal etmemişti. Elisabeth o zamanlarda bir araştırma komisyonu kurulmasını emretmiş ve Dudley ile evlenmekten vazgeçmişti. Şimdi ise Mary Stuart’tan aynı şeyi yapmasını bekliyordu. Mektubunun son cümlesi olan “… hiçbir şey asil bir kraliçe olduğunuz kadar dürüst bir kadın olduğunuzu da dünyaya kanıtlamaktan sizi alıkoymasın.” bu cümle Elisabeth’in Mary’e gerçekten yardımcı olmak istediğini gösteriyordu. Ancak bu mektubun özelliklerinden en önemlisi Mary’nin Bothwell’i yargılamadığı müddetçe alnındaki kara lekeyi silemeyeceğinin deneyimli bir isim, yani Elisabeth, tarafından belirtiliyor olmasıydı.

Saraydaki bu sessizliğe karşı Darnley’nin babası olan Lennox kontu neden hala bir şey yapılmadığını kraliçeye soruyordu. Mary ise elinden gelenin en iyisini yapacağını, konuyu parlamentoya sunacağını söylemekle yetindi. Kontun ilanlardaki isimlerin yakalanması talebi üzerine kraliçe, ilanlardaki isimlerin birbirinden alakasız isimler olduğunu söyledi ve konttan yakalanmasını istediği isimleri söylemesini istedi. Bothwell’in yarattığı korku imparatorluğundan dolayı adını veremeyeceğini düşünüyordu kraliçe. Ancak Kont Lennox bunca zamandır boş durmamış ve kraliçe Elisabeth’in himayesi altına girmişti. Soruşturulmasını istediği isimleri açıkça yazdı ve en başta da Bothwell’in ismi yazılıydı.

Mary, Lennox kontunun bu hamleyi Elisabeth’in desteği ile yaptığını anlamıştı. Fransa Kraliçesi Caterina de’ Medici de, Mary Stuart’ı “namusu lekelenmiş” bir kadın olarak gördüğünü ve bu cinayet, saygın ve tarafsız bir mahkeme tarafından sorgulanıp suçlular cezalandırılmadıkça, İskoçya’nın Fransa’nın dostluğunu kaybedeceğini kesin bir dille bildirmişti.

Tüm bu zorlamalar karşısında sonuçsuz kalan araştırma safhasından mahkeme safhasına geçildi. Mary Stuart, Bothwell’in bir soylular mahkemesinde kendisini savunmasını kabul etti. Buna karşılık olarak Bothwell, kraliçenin kendisine bütün müstahkem mevkilerin komutanlığını vermesini sağladı. Ülkenin her tarafındaki silah ve mühimmat Bothwell’in eline geçmiş oluyordu. Sınırdaki askerlerini de Edinburgh’a getirtti ve onları savaşa giriyormuşçasına silahlandırdı. Bütün bunlar Lennox kontunun Bothwell’i şikayet etmek için Edinburgh’a gelmesi halinde sağ çıkamayacağını gösteriyordu. Bunu anlayan Lennox kontu kraliçe Elisabeth’e güvenliğinden endişe ettiğini ve kendisinin yardımına ihtiyacı olduğunu bildirdi. Elisabeth, Mary’e duruşmanın ertelenmesini ve adaletin tecelli etmesini istediği, kontun güvenliği için endişelendiğini bildirdiği bir mektup yazdı. Ancak bu mektubun Mary’e ulaşıp ulaşmadığı bilinmiyor çünkü mektup İngiliz elçisine ulaştığında kendisi kraliçenin uyuyor olduğu gerekçesiyle Bothwell’in adamları tarafından saraya alınmadı ve ardından mektubu Bothwell aldı.

Duruşma ertelenmeden kendi gününde gerçekleşti. Bothwell mahkemeye adamlarıyla birlikte geldi ve zaferiyle oradan çıktı. Kont Lennox’da mahkemeye bizzat gelmemiş, görevlendirdiği birisinin iddiasını okumasını sağlamıştı.
Mahkeme tarafından da suçsuz olduğu ilan edildikten sonra Bothwell lordları bir akşam yemeğinde topladı ve onların önüne bir sözleşme metni koydu. Bu metne göre lordlar Bothwell’i her türlü iftiraya karşı koruyor ve kraliçeye uygun bir koca olarak öneriyorlardı.

Çıkmaz Yol: Nisan – Haziran 1567

Mary Stuart, merhum kocasının matem süresi bitmeden Bothwell ile evlenmiş, ona kraliyet tacını vermişti. Bütün dünyanın katil gözüyle baktığı Bothwell’i Avrupa saraylarına bu kadar aceleci bir tavırla kral olarak kabul ettirmeye çalışması şüphesiz yanlış bir hareketti. Ancak kraliçe hamileydi ve bu çocuk merhum kocasından değildi. Bir kraliçe dünyaya gayrimeşru bir çocuk getiremezdi. Bothwell kraliçenin onurunu kurtarmak için bir tecavüz kurgusu hazırladı. Plana göre Bothwell, kraliçeyi saraydan kaçıracak ve tecavüz edecekti. Böylece kraliçenin onurunu kurtarmak için onunla evlenmek zorunda kalacaktı. Halk ve saraylar nezdinde evlilikte kraliçenin rızasıyla olmamış gibi görünecekti.

Bothwell lordlardan evlilik onayını aldıktan iki gün sonra kraliçe Stirling Sarayı’na gelerek oğlunu görmek istedi. Etraftaki söylentileri duyan veliahta bakmakla yükümlü olan Kont Mar, kraliçenin gelişini şüpheli buldu. Bothwell ne derse onu yaptığı bilinen bu kadının oğluna zarar verebileceğini düşünerek başka kadınlarında olduğu bir alanda onu görmesine izin verdi. Aslında bu ziyaret kraliçenin sahte kaçırılışını organize etmek içindi. Nitekim kraliçe saraya dönerken Bothwell’in kendisini kaçırdığına dair bir tiyatro oynandı. Ancak Kont Mar’ın düşüncesi ve tavrı da Mary Stuart’ın kendisini ne denli küçük düşürdüğünün önemli bir kanıtıdır.

Sahne alan bu kaçırma oyunun ardından protestan ve katolik mahkemeleri pek çok farklı sebepleri ileri sürerek Bothwell ile karısının boşanma davasını gerçekleştirdiler. Ne tuhaftır ki Elisabeth’in casusu kaçırma oyunu sahnelenmeden önce olacakları Londra’ya rapor etmişti. Aynı şekilde İspanya elçisi de Madrid’e bütün bunların bir oyun olduğunu bildirdi. Bothwell’den kurtulmak isteyenler ise bunun bir oyun olduğunu biliyor olmalarına rağmen oyunu ciddiye alarak olaya tepki gösterdiler ve kraliçeye bağlılıklarını bildirdiler.

Kraliçe Bothwell ile Fransa’nın dostluğumuz bozulur uyarısına ve kendi eşrafından kişilerin uyarılarına rağmen evlenmeyi kabul etti. Protestan papazın ise nikahı kıymak için bir şartı vardı: Katolik kraliçenin nikah töreninin protestan geleneklerine göre gerçekleştirmesini kabul ettiğini bildirmesi. Mary Stuart bu şartı da kabul ederek

Katolik Avrupa’nın desteğini, papanın teveccühünü, İspanya ve Fransa’nın desteğini kaybetmişti.
Daha da trajikomik olan ise evliliğin hemen ardından Bothwell ve Mary arasında başlayan sorunlardı. Fransız elçisinin Paris’e verdiği raporda kraliçenin kocasına bağırdığı, kendisini öldürmek için bıçak istediği, bunu duyanların ise kraliçenin kendisini öldürmesinden korktuğunu bildirmiştir.

Bothwell bütün çabalarına rağmen halkın ve soyluların teveccühünü kazanamadı. Sadece katolik papazlar değil, protestan papazlar da Bothwell’e karşı düşmanca bir tutum sergiliyorlardı. Bothwell’in Londra ve Paris’e yazdığı mektuplar dikkate alınmıyor ve kendisine cevap verilmiyordu. Mary Stuart, lordları yanına çağırıyordu ancak hiçbirisi Stirling Sarayı’ndan ayrılmıyordu. Çocuğunu geri istiyordu ancak vermiyorlardı.

Bothwell tüm bu davranışların arkasında kendisi için hazırlanan bir suikast planı olduğunu düşündü. Olabilecek saldırılara karşı koyabilmek için ülkenin dört bir yanından atlı süvariler ve piyade askerler topladı. 7 Haziran’da Bortwick Kalesi’ne kaçtı. Mary Stuart da tüm tebaasını 12 Haziran’da oraya gelmeye davet etti.
Bothwell’in Holyrood’tan çıkışı düşmanlarını cesaretlendirdi ve hiçbir direnişle karşılaşmadan Edinburgh’u aldılar. James Balfour şatoyu Bothwell’in düşmanlarına teslim etti. Bothwell yakalanmamak için kraliçeyi tek başına bırakarak kaçtı. İçeri giren lordlar kraliçeyi Bothwell’den vazgeçmesi için razı etmeye çalıştılar. Ancak başarılı olamadılar ve gece yarısı Mary Stuart erkek kılığına girerek atına atlayıp Bothwell ile birlikte yaşamak için Dunbar Kalesi’ne gitti.

Bothwell de, lordlar da kendilerince bir ordu oluşturdular ve Carberry Hill’de karşı karşıya geldiler. Lordların flaması kraliyet flaması karşısında dururken kraliçeye ya da kraliyete değil, Darnley’nin katiline karşı olduklarını belirtiyordu. Bothwell’in zayıf ordusu ve kraliçenin olduğu tarafa kılıç çekmek istemeyen ordulardaki isteksizliği gören Fransız elçisi aracı olmayı teklif etti ve çatışma başlamadan beyaz bayrak çekildi. Bothwell savaş yerine lordlar arasında ikili bir mücadele teklif etti. Kraliçe ise sadece lordların bu durumu kabullenmesini istiyordu. Bu istekler neticesinde Fransız elçi Du Croc, geri çekildi ve çatışma başladı.

Aslında yaşanan şey gerçek bir çatışma değildi. Asillerin birbirleri ile konuştuklarını gören askerler birbirlerini öldürmediler, sahada dolaşıp dağıldılar. Kraliçe’nin bütün hücum emirlerine rağmen gerçek bir hücum gerçekleşmedi ve Bothwell’in dağılan ordusunun farkında olan lordlar Bothwell ve kraliçenin geri çekilme yolunu kesmek için iki yüz atlı askeri ileri sürdüler. Mary Stuart, lordlara beyaz bayrak çekmiş bir haberci gönderdi ve süvari birliğinin komutanını görüşmek için çağırdı. Komutan, kraliçenin önünde diz çöktü, kraliçenin Bothwell’den ayrılmasını ve kendileri ile birlikte Edinburgh’a gelmesini şart koştu. Kraliçe bu şartları kabul ederse Bothwell’in özgür kalacağını söyledi. Bothwell’in öldürülmesinden korkan Mary Stuart, şartları kabul etti. Bothwell ile sarıldılar ve bu an Mary Stuart’ın hayatının aşkını gördüğü son andı.

Komutan kraliçeyi korumaya çalışsa da lordların askerleri kraliçenin etrafını sararak ağza alınmayacak hakaretler sarf ettiler. Mary Stuart, artık bir kraliçe değil, bir esir konumuna düşmüştü. Önceleri Bothwell’in demir yumruğu ile koruduğu kraliçe artık herkes için dokunulabilir konumdaydı. Kraliçeyi söz verdikleri gibi Holyrood Sarayı’na götürmek yerine kocasının öldürüldüğü Kirk o’Field’dan dolaştırarak, halkın bakışları arasında belediye başkanının evine götürdüler. Lordlar kraliçeye hala Bothwell ile olan evliliğini bitirmesini söylüyorlardı ancak Mary Stuart kabul etmiyordu. Lordlar artık onu bir kraliçe gibi Holyrood’a götüremeyeceklerine, onun yerine Loch Leven Kalesi’nin daha iyi olacağına karar verdiler.

Tahttan İndiriliş: 1567 Yazı

Mary Stuart, kendisine hak veren insanların olduğuna ve buradan kurtarılacağına inanıyordu. Mary’e bu uğurda en çok destek veren isim ise ezeli rakibi Elisabeth idi. Elisabeth’in bu tavrı sanki tutarsızlıkmış gibi görünüyor olabilir ancak Elisabeth gerçekçi bir kraliçe olarak bir başka kraliçeyi, bir başka kraliçenin kraliçelik haklarına dokunulamayacağı ilkesini ve aslında kendi davasını savunuyordu. Elisabeth, pek güvenmediği İngiliz lordlarının da kendisi için böyle bir esaret planı tezgahlayabileceğini düşünerek hareket ediyordu.
Elisabeth elçisine isyancıların Mary Stuart’a karşı aldığı bütün önlemlere sertçe karşı çıkma emrini şöyle bir mektupla verdi:

Kutsal kitabın hangi yerinde tebaanın kraliçelerini tahttan indirmelerine izin veriliyor? Hangi Hristiyan krallığın yazılı kanunda tebaanın hükümdarına el kaldırmak, onu hapse atmak ya da yargılamak vardır? Kuzenim Kral Darnley’nin öldürülmesini lordlar gibi biz de onaylamıyor, bunun şiddetle cezalandırılmasını biz de istiyoruz. Sevgili kuzenimin Bothwell ile evlenmesi bizi onlardan çok daha fazla üzmüştür. Ama biz lordların İskoçya kraliçesine karşı gösterdikleri davranış biçimini hoşgörü ile karşılayamayız ve buna izin veremeyiz. Tanrı’nın emrine göre lordlar onun tebaası, o da lordların hükümdarı olduğuna göre onu suçlamalarınıza yanıt vermeye zorlayamazsınız. Çünkü başın ayaklara itaat etmesi doğa yasalarına aykırıdır.

Ancak çoğu yıllarca Elisabeth ile işbirliği yapan bu lordlar bu sefer onun bu isteğini yerine getiremiyorlardı çünkü Rizzio olayından sonra kraliçe yeniden başa geldiği takdirde onun kendilerinden intikam alacağını biliyorlardı. Üstelik onu Bothwell’den ayrılmaya razı bile edememişlerdi ve Mary, onları gördüğü her fırsatta tehdit etmekten geri durmuyordu.

Ancak lordların Elisabeth’e direnebilmelerindeki en önemli gerekçe, Bothwell’in adamlarından olan James Balfour’un lordlarla işbirliği yapması ve II. François’nın Mary Stuart’a hediye etmiş olduğu, ardından Mary Stuart’ın da Bothwell’e verdiği gümüş kutu ve onun içindeki mektupların lordların eline geçmiş olmasıdır. Kutu mektupları olarak da bilinen bu mektuplar Mary Stuart’ın yazgısının belirlenmesinde çok önemli bir rol oynamıştır.
Lordlar bu kutu ile hem kendilerini suç ortağı haline getiren kanıtları yok etme fırsatını yakaladılar, hem de Mary Stuart’ı cinayete azmettirmekle suçlayacak kanıtları bulmuş oldular. Eğer Mary, tacını oğluna bırakmaya razı olmazsa onu kocasının öldürülmesine yardım etmekle ve zina suçu işlemekle itham edebilirlerdi. Elbette Elisabeth’in onlara bunu yapma şansı vermeyeceğini biliyorlardı. Bu yüzden bahsi geçen iddiaları kendileri seslendirmediler. İddiaların sözcülüğünü John Knox üstlendi.

Protestan papazlar, Knox’ın öncülüğünde her pazar ayininde seslerini daha çok yükseltiyorlar, diğer kadınlar gibi kraliçenin de zina ve cinayet suçlarını işleyemeyeceğini, bunların affedilemez olduğunu haykırıyorlardı. Papazların ayinleri halkın da daha çok galeyana gelmesini sağlıyordu.

John Knox’ın kraliçeye karşı dava açılması isteğini yerine getirmek için gerekli belgeler hazırlanmıştı. Mary Stuart “yasaları ihlal etmek” ve “Bothwell ve başkalarıyla yakışıksız davranışlarda bulunmak” suçuyla itham edilecekti. Eğer kraliçe tahtı bırakmamak için direnmeye devam ederse, o zaman mektuplar mahkeme huzurunda okunacak ve bütün dünyaya isyanın haklılığı kanıtlanacaktı. Suçu işlediği kraliçenin el yazısıyla ortaya konulduğunda ne Elisabeth, ne de başka bir Avrupa hükümdarı onu koruyamazdı.

Lord Melville, kraliçe ile görüşmeye yanında üç parşömen kağıt ile gitti. Bu kağıtları imzaladığı takdirde Mary Stuart, tacını taşımak için gücü ve isteğinin kalmadığı, bu tacın yükünün kendisinen alındığına memnun olacağını, oğlunun tacını almasını kabul ettiğini, yönetim hakkını üvey kardeşi Moray’e ya da yedek kral naibine devrettiğini bildirmiş olacaktı.

Kraliçe önce bir direniş gösterdi. Tahttan vazgeçeceğine canından vazgeçeceğini söyledi. Ancak Melville ona açık bir şekilde mektuplardan ve imzalamaması halinde olacaklardan bahsetti ve Mary bu kağıtları imzalamak zorunda kaldı. Ancak yine de lordlar mahkemede Mary’nin aleyhinde olan bu mektupları okudular ve Mary’de hayatı boyunca nerede olursa olsun kendisini hep İskoçya kraliçesi olarak gördü.

Küçük krala birkaç gün sonra taç giydirildi. Kutsamayı John Knox’ın yapmasıyla yeni kralın Roma’nın yolunda olmayacağı belli ediliyordu. Moray ülkeye geri dönmüş ve kız kardeşini ziyaret etmişti. Gerçekleri onun yüzüne vurduktan sonra onurunu kurtarmanın tek yolunun Bothwell’den uzak durması ve başka bir ülkeye gitmesinden geçtiğini ima etti. Mary Stuart, kardeşinin kendisine yardımcı olması umuduyla kral naibi olmasını istedi ve bu isteğini Moray’in istediği gibi şahitlerin huzurunda da belirtti. Mary’nin satın alabildiği tek umut, kardeşinin mektupları saklamasıydı.

Moray, yetkiyi alır almaz Mary’nin Bothwell’e yazdığı sonelerin ve mektupların parlamentoda okunmasına ve doğruluğunun teyit edilmesine karar verdi. Kraliçenin yakın dostlarının da içinde bulunduğu kalabalık bir ekip tarafından mektupların doğruluğu namusları ve şerefleri üzerine ettikleri bir yeminle teyit edildi. Kraliçenin meşru kocasının ölümüne bilerek ve fiilen katıldığı gerekçesiyle aldığı cezayı hak ettiği özellikle vurgulandı. Ayrıca mektupların birer kopyası bütün yabancı saraylara gönderildi. Her ne kadar Moray ve diğer lordlar Mary Stuart’ın bu suçlu başına artık bir taç takmayı istemeyeceğini düşünmüşlerse de Mary kutsal yağ ile yıkanmış başının asla lekelenemeyeceğine inanıyordu.

Özgürlüğe Veda: 1567 Yazından 1568 Yazına Kadar

Mary Stuart, Bothwell’den olan gayri meşru çocuğunu doğurdu, ancak onun ya da onların, ikiz oldukları da iddia ediliyor, nerede ve nasıl yaşadıkları hakkında kesin bir bilgi mevcut değil.
Bothwell ise oldukça uzun bir süre kendisinin peşine düşen Moray’den kaçmış, çeşitli badireler atlatmak pahasına ona yakalanmamayı başarmıştı. Son durağı olan Danimarka’da bir müddet rahat bir hayat sürdü ancak sonrasında gerçekte kim olduğu ortaya çıktı. Moray ve Elisabeth, Mary Stuart hakkında tanıklık etmesi için Bothwell’in teslim edilmesini istiyorlardı. Diğer Avrupa sarayları ise Danimarka ile Bothwell’i teslim etmemesi için gizli temaslarda bulunuyorlardı.

Mary Stuart, lohusa dönemini atlatır atlatmaz kaleden kaçmanın yollarını aramaya başlamıştı. Hayatı boyunca yaptığı en iyi şeylerden birini yaparak, kadınlığını kullanarak muhafızlarını kendine çekiyordu. Bu sayede 25 Mart’ta yaptığı ilk girişim, çamaşırcı kız kılığındaki Mary ile flört etmek isteyen kayıkçının kraliçenin peçesini açmasıyla beraber başarısızlıkla sonuçlandı. Mary, gölün karşısında kendisini bekleyen sadık gardiyanına ulaşamadı.
Tuhaftır ki Moray’in yönetiminden bir sene sonra kraliçenin taraftarları arttı. Moray’den nefret eden lordlar Mary’e yardım etmeye çalışıyorlardı. Stuartların amansız düşmanları Hamiltonlar ise kraliçeyi kurtararak kendilerinden birinin onunla evlenmesinin hesabını yapıyorlardı.

Mary, 2 Mayıs’ta filmlerde görülecek bir planla kaçmayı başardı. Bir hafta sonra altı bin kişilik bir ordu toplamıştı. İskoçya’daki her hükümdarın yaşadığı durumu Moray’de yaşıyordu. Kendisinin baskısından sıkılan lordlar isyan etmek istiyorlardı. Yabancı ülkelerde kaçırılıp kurtarılan kraliçenin konumunu sağlamlaştırıyorlardı. Elisabeth Mary Stuart’a tebriklerini gönderirken, İngiltere Kraliyet Başbakanı Cecil de Moray’e Mary Stuart’ın ve İskoçya’da ki Katolik Parti’nin faaliyetlerine son vermesi için baskı yapıyordu.

Moray, Mary Stuart’ın askerlerinden daha az sayıda ama daha iyi eğitimli savaşçıları kısa sürede topladı ve Glasgow’dan hareket etti. 13 Mayıs’ta Langside’da Moray ve Mary arasında kısa ama belirleyici bir savaş oldu. Üç buçuk saat sonra savaşı Moray’in kazandığını bulunduğu tepeden gören Mary, bütün zorlukları ve engelleri aşarak arkasına bakmadan kaçtı. Mary’nin sığınabileceği üç ülke vardı: Fransa, İspanya ve İngiltere. Kindar bir kadın olan Caterina de’ Medici’nin kendisi ile alay etmesini istemiyordu. İspanya kralı da bir protestan ile protestan geleneklerine göre evlendiği için onu affetmezdi. Geriye kalan tek seçeneği, sevgili kuzeni Elisabeth idi. Mary Stuart, yazgısının belirlendiği bu günlerde 25 yaşında bile değildi.

Bir Ağ Örülüyor: 16 Mayıs – 28 Nisan 1568

Elisabeth, gerçekten de Mary Stuart’ı kraliçelik şanına layık bir şekilde karşılamak istediğini herkese duyurmuştu. Ancak Mary ile işbirliği yapmanın İngiltere’yi büyük bir yükümlülük altına iteceğini gören Cecil, bu kararından vazgeçmesi için Elisabeth’ten yardım için uzattığı eli geri çekmesini istedi. Mary’i bu şekilde karşılamak, onun İngiltere krallığında iddia ettiği taht hakkını meşrulaştırmak demekti. Cecil, kraliçe Elisabeth’i tehlikenin büyüklüğüne ikna etmeyi başarmıştı. Kısa süre içerisinde Elisabeth, kendi lordları tarafından Mary’nin ağırlanmaya başladığını öğrendi ve kendi yönetiminden memnun olmayan lordların Mary’i bir alternatif olarak görebilecekleri düşüncesi onu yeniden taht kavgasına itmişti. Oysa ki Mary, Elisabeth’ten sadece sessiz ve huzurlu bir hayat yaşayabileceği bir yeri tahsis etmesini eğer bunu yapamayacaksa kendisini Fransa’ya göndermesini istiyordu.
Elisabeth ise çeşitli aracılar ve süslü sözcükler vasıtasıyla Mary Stuart’a kendisini kabul edemeyeceğini bildirmişti. Mary ise büyük bir heyecanla kendisini savunmaya ve aklamaya hazır olduğunu, ama bunu sadece aynı düzeyde gördüğü bir kişinin yani Elisabeth’in huzurunda yapacağını belirtiyordu. Hakkında ileri sürülmeye cüret edilen bu onur kırıcı iftiraları çürütmek ve kendi şikayetlerini bildirmek üzere daha fazla ayrıntıya gerek olmadan hemen Londra’ya kabulünü rica etti. Kraliçe Elisabeth’e sadece ona çok güvendiğini ve onun yargıçlığını kabul edeceğini bildirdi.

Ancak Elisabeth ona uzunca bir mektupla kendisinin onurunu kurtarmayı ne kadar çok istese de, onun davası uğuruna kendi saygınlığını yitirme riskini alamayacağını bildirdi. Elisabeth, Mary ile görüşmeyi tek bir şarta bağlıyordu. O şartta, hakkındaki suçlamalardan beraat edip aklanmasıydı.

Devam eden mektuplaşmalar sırasında Elisabeth Mary’e, mahkemenin kendisi ile ilgisi olmadığını, Moray ve öteki asiler aleyhine dava açılması gerektiğini söylüyordu. İnceleme sırasında Mary Stuart’ın onurunu lekeleyecek hiçbir şeyin kesinlikle söz konusu edilmeyeceğini vaad ediyordu. İnceleme nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Mary Stuart’ın kesinlikle kraliçe olarak kalacağını görüşmeleri yürüten temsilciye belirtiyordu.

Diğer yandan Cecil de, Moray’i incelemeye ve soruşturmaya ikna etmek için Mary’nin tekrar tahta çıkmasının kesinlikle söz konusu olmadığını belirtiyordu. Mary, Elisabeth’in niyetinin ne olduğunu anlayamasa da kendisi için iyi şeyler düşünülmediğinin farkındaydı. Gösterdiği dirençler sonucunda Londra, Mary’nin rahatını sağlayan olanaklarını azalttı, İskoçya’dan gelen ziyaretçileri kabul etmesini yasakladı, geziye çıkışlarında Mary’e 100 kadar atlı eşlik etmeye başladı ve en sonunda Mary Stuart, başka bir yere, Bolton Sarayı’ndaki çok gösterişli bir daireye nakledilecekti. Mary Stuart’a bu naklin gerekçesi olarak kraliçeye daha yakın olması, mektuplaşmaların kolay olması ve düşmanlar tarafından gelebilecek tehlikelere karşı Mary’nin daha iyi korunabilecek olması gösterilmişti.
Mary Stuart, dikkatsiz bir anında hayatının hatasını yaparak yapılması istenen yargılamayı kabul etti.

Ağ Daralıyor: Temmuz 1568 – Ocak 1569

Düzenlenen duruşmalarda Moray, yaşanan olayların sorumlusu olarak sadece Bothwell’i gördüğünü belirtti. Görünüşte kimse Mary Stuart’ı alenen suçlamıyordu ancak gizli bir şekilde kutu mektupları yargıç Norfolk’a ulaştırılmıştı.

Hayatının her anında Mary’nin dostu da düşmanı da olmayan Maitland, kraliçenin arkadaşı olan eşi vasıtasıyla mektupların kopyalarını Mary’e ulaştırmıştı. Mary nelerle suçlanacağından haberdardı. Elisabeth’in yargıcı olan Norfolk, Mary’nin aleyhine düşüncelerini belirtirken ani fikir değişiklikleriyle Mary’nin İskoçya kraliçesi olduğunu ve İngiltere üzerindeki veraset hakkından da vazgeçmemesi gerektiğini söylemeye başlamıştı. Elisabeth’in bu söylem değişikliğinin sebebini öğrenmesi hiç uzun sürmedi ve yargıç Norfolk’u huzuruna çağırarak Mary Stuart ile evlenme niyetini alaylı bir şekilde yüzüne vurmaktan geri durmadı. Elisabeth bu hamlesiyle yeniden Norfolk’un söylemlerinin Mary’nin aleyhinde olmasını sağladı.

10 Ocak’ta resmen ilan edilen karara göre Moray ve yandaşları hakkında kraliçenin şeref ve haysiyetini küçük düşüren hiçbir şey bulunamamıştı. Böylelikle İskoç lordlarının isyanı açıkça onaylanmıştı.

Karanlıkta Geçen Yıllar: 1569 – 1584

Mary, yıllar boyunca kuzeni Elisabeth tarafından şatafata boğulmuş, hiç kimsenin esaret olarak nitelendirmemesi özgürlük dışındaki her şeyin bol olduğu, yani kraliçelere layık diyebileceğimiz bir esareti yaşıyordu.
Bu esaret hayatı süresince Mary, Roma ve Madrid’e gitmesi de gelmesi de oldukça uzun süren mektuplar yazmayı ihmal etmedi. Mektupların neticesinde kendisinin kurtarılması amacıyla İngiltere’ye açılmış bir savaş bekliyordu Mary. Ancak onun yerine II. Felipe’nin üzüntülerini okuyordu mektubunda sadece. Kötü tertiplenmiş basit suikast planları düzenlemesi için Mary’e para gönderiyorlardı bazen, ancak hiçbirisi gerçekçi değildi.

Son Raunt: 1584 – 1585

Elisabeth’in politikaları başarı elde ediyordu. Fransa ile barışmıştı ve İspanya’da kendisi ile savaşı göze alamıyordu. Geriye ise tek bir düşmanı kalıyordu: Mary Stuart. Mary Stuart’ın İskoçya’daki bütün karşıtları çeşitli olaylar sonucunda ölmüştü. Mary’den kurtulmak isteyen tek kişi artık Elisabeth idi ve Mary’nin özgürlüğü için kendisine olan yalvarışlarına kulak tıkamaya devam ediyordu.

Mary bir yandan ergenlik çağına giren oğluyla iletişim kurmaya çalışıyordu. Ancak Mary, James’e ne gönderirse göndersin, onun için ne yaparsa yapsın, meşru kral olarak onu tanımadığı müddetçe aralarındaki ilişki resmiyetin ötesine geçemiyordu. James’in ise önemsediği şey İskoçya kralı olmak ve İngiltere üzerindeki veraset hakkını sağlama almaktı. Bu uğurda Mary’i Elisabeth’e, Elisabeth’i de Mary’e karşı kullanmaktan çekinmiyordu. Kendisine yarar sağlayacaksa protestan olarak kalmaya hazırdı, ancak daha iyi bir şey vaad edilirse katolik de olabilirdi. İngiltere kralı olabilmek için annesinden dokuz yaş büyük olan Elisabeth ile evlenmeyi bile düşünmüştü bu genç adam.

Elisabeth için ise anne ve oğulun anlaşması büyük bir tehlikeydi. Tam bir av tutkunu olan genç krala en iyi atlarını ve av köpeklerini gönderdi. Danışmanlarını satın aldı ve ona beş bin sterlin tutarında bir emekli maaşı önerdi. Ayrıca İngiltere verasetini de yem olarak sunuyordu. Para sıkıntısı çeken İskoçya krallığı için Elisabeth’in teklifleri etkili tekliflerdi. Mary her şeyden habersiz çabalamaya devam ederken Elisabeth VI. James ile birlik anlaşması imzalıyordu. İmzalanan anlaşmada ise Mary’nin serbest bırakılması gibi bir madde yoktu. Zaten av köpekleri geldiğinde Mary Stuart ile iletişimini de kesmişti James. Ardından kralın emri ile Mary’e kendisinin unvanının ve İskoçya kraliçesi olarak sahip olduğu bütün hakların kesin olarak elinden alındığı bildirildi.

Mary cevap olarak yazdığı mektupta vasiyetnamesinde sadece İskoçya krallık tacından değil, aynı zamanda İngiltere veraset hakkından da mahrum bırakılacağını yazdı. Elisabeth’e de hak ettiği dersi vermek için İngiltere üzerindeki veraset hakkını II. Felipe’ye vermeye karar verdi.

Reform karşıtı hareketler diplomatik bütün çözümleri tüketmişti, askeri çözüme ise henüz hazır değildi. Bu durum İspanya kralı dindar Philip’i suikast planına itiyordu. İspanya elçisi Mendoza, gönderdiği mektuplarda ve haberlerde İngiltere kraliçesinin öldürülmesinin saygıyla karşılanması gereken bir eylem olacağını söylüyor, Hollanda ordusu başkomutanı Alba dükü bu iş için onayını açıkça bildiriyor, her iki dünyanın kralı olan II. Felipe kraliçeyi öldürme planının üzerine kendi eliyle “Tanrı’nın bu işi kolaylaştırmasını diliyorum” diye yazıyordu.

Madrid’te gizli bir kabine toplantısında Elisabeth’in öldürülmesine ilişkin karar alınırken, Londra’da Cecil, Walsingham ve Leicester, Mary Stuart sorununa güç kullanarak son verilmesi konusunda anlaşıyorlardı.

Kavgaya Son Veriliyor: Eylül 1585 – Ağustos 1586

Reform hareketinin diğer öncüsü Oranje prensinin Haziran 1584’te bir katolik taraftar tarafından öldürülmesi, diğer hedefin Elisabeth olduğunu Londra’ya göstermişti. Giderek artan suikastler birbirini takip ediyordu. Londra, Elisabeth’in başına böyle bir şeyin gelmesi durumunda bundan Mary’nin sorumlu olacağını düşünüyordu.
Eylül 1584’te bütün protestan lordlar toplanarak Elisabeth’e karşı hazırlanacak suikast planına katılacak herkesi öldüreceklerine, bu insanları komploya teşvik eden ve “İngiltere tahtı üzerinde hak iddia eden herkesi” şahsen sorumlu tutacaklarına dair yemin ettiler. Ardından parlamento tarafından Majesteleri Kraliçenin Güvenliğine Dair Yasa çıkarıldı.

Alınan bu karar ile lordlar, Mary Stuart’ın yargılanmasına kraliçe olmasının engel olmayacağını ve Elisabeth ölse bile bunun Mary’e yarar sağlamayacağını göstermek istemişlerdir.

Diğer yandan Cecil ve işbirlikçileri suçsuz bir Mary Stuart değil, suçlu bir Mary Stuart istiyorlardı. Mary’nin başına eskisinden çok daha sıkı ve görevini zevkle yapan bir gardiyan getirdiler: Amyas Poulet. Sıkı bir protestan olan Poulet, Mary’nin her anını gözlemliyordu. Bir müddet sonra onu biraz serbest bırakarak takip etti. Bu sırada Mary, II. Felipe’nin Elisabeth’e suikast düzenlemek için kurduğu merkez ile de mektuplaşmaya devam ediyordu. Bu haberleşme ağı, Mary’nin sadık adamının bulduğu kişiler aracılığıyla gerçekleşiyordu. Ancak gerçekte bu adamlar Walsingham tarafından parası ödenen casuslardı. Bu sayede bütün planları herkesten önce Elisabeth öğrenmiş oluyordu.

Walsingham, bu planları engellemek yerine, kendi haline bırakılsa hayata geçmekten uzak olan bu planları bizzat kendi elleriyle geliştirdi ve Mary Stuart’ın ölümü ile sonuçlanacak olan Babington suikasti olarak bilinen suikast planına dönüşmesini sağladı. Zira Mary Stuart’ın ortadan kaldırılması için yapılan planın ilk aşamasında Elisabeth’e ispatlanabilir bir suikast gerçekleştirilmesi vardı. İkinci aşamada ise Mary Stuart’ın bu niyetinden bahsetmeye teşvik edilmesi gerekiyordu. Walsingham’ın adamları tarafından Mary’nin güvenilir olduğunu düşündüğü bir posta tekniği geliştirilmişti. Bu teknik sayesinde istenilen suikast planları yapılmıştı. Bütün bu planların sonucunda başarısız Babington suikasti gerçekleşti, halk Elisabeth’in kurtuluşunu sevinçle kutladı ve Mary Stuart’ı öldürmek için gerekli bahaneler oluşturuldu ve Mary av partisine gittiğini zannederken suikast hakkında sorguya alındı.

Elisabeth’e Karşı Elisabeth: Ağustos 1586 – Şubat 1587

Yazar kitabın bu bölümünde Elisabeth’in idam kararını verme konusunda yaşadığı zorluklardan bahsetmiş. Ancak bu bölümün en önemli kısmı bir kralın ya da kraliçenin kutsallığının ve yargılanamazlığının, idam cezasına çarptırılamazlığının yani aslında kısa dokunulmazlığının çiğnenmesidir. Dönemin Avrupa’sında hükümdarlar yetkilerini Tanrı’dan ve buyruklarından almaktaydılar. Onlar Tanrı’nın birer temsilcisiydi ve yaptıkları sorgulanamazdı. Ancak Elisabeth vereceği idam kararı ile yüzyıllardır süregelen bu olguyu değiştirmiş olacaktı. Öyle ki Mary idama mahkum edilmemiş olsaydı Stuartların torunu I. Charles idama mahkum edilmez, Charles idam edilmeseydi de XVI. Louis ile Marie Antoniette’in idamları gerçekleşmezdi diyor Zweig. Tarihin akışını değiştirecek başka şeyler yaşanabilirdi yine de ben bu kadar kesin konuşmak istemem ancak başta da söylediğimiz gibi Elisabeth’in aldığı bu karar ile büyük bir olguyu değiştirdiği gerçektir.

Elisabeth’te yapmaya çalıştıkları şeyin oldukça zor olduğunun farkındaydı. Mary’i normal bir mahkeme bir değil, Elisabeth’in kurduğu soylular mahkemesi yargıladı. Dava öncesinde emsal teşkil edecek örneklerin olup olmadığı detaylı bir şekilde araştırıldı ancak bulunan örnekler yetersizdi.

Elbette ki Mary ilk başta kraliçe olarak doğduğu gerekçesiyle Elisabeth’in kendisine özel kurdurduğu soylular mahkemesini kabul etmedi. Ancak daha sonra bu iddiasından vazgeçti ve ifade vermeyi kabul etti.
Mary’nin yargılamasında da pek çok hukuksal sorun vardı. Davadan önce asıl tanıklar aceleci denebilecek bir şekilde idam edildi. İdam edilen isimlerin baskı altında imzaladıkları belgeler asıllarından değil kopyalarından okunuyordu. Mary iddiaların söylendiği günkü duruşmada her şeyi inkar etse de, sonraki günlerde önüne çıkarılan diğer kanıtların ağırlığı altında eziliyordu. Mary’nin daha önceki savunmalarında da kullandığı argümanlar mahkeme tarafından kabul edilmedi ve suçun cezası daha önce parlamento tarafından belirlenen kararda olduğu belirtildiği üzere ölümdü. Mary’i bu idamdan kurtarabilecek tek bir kişi vardı: Elisabeth.

Elisabeth gerçekten idam kararını verip vermeme konusunu çok düşündü ve en sonunda kurmayları onun gizli rızasıyla sanki hiç haberi ve onayı yokmuşcasına Mary Stuart için bir idam tertiplediler.
Kitabın Değerlendirilmesi ve Sonuç Stefan Zweig’ın Mary Stuart’ı anlattığı biyografik çalışmasına baktığımızda klasik realizm ilkelerinin ve dönemin anlayışının yazar tarafından yadsındığını görmemiz mümkündür. Avrupa kraliyet ailelerinin arasında bu yazıda bahsettiklerimiz gibi pek çok akrabalık bağları bulunmaktadır. Ancak klasik dönemde bu tip bağlar günümüzde olduğu kadar değer görmemiştir. Bunun en önemli sebeplerinden birisi klasik realizmin “güç” ve “çıkar” temelli yaklaşımıdır.

Klasik dönemde Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde varlığını devam ettiren güçlü ailelere baktığımızda, kraliyet ailesinin bu ailelerin bazıları tarafından zor duruma düşürüldüğünü, bazıları tarafından desteklendiğini, yani kabaca ifade edecek olursak bir hükümdarın ülkesinde gerçekten egemen olabilmesi için aileler arasında en güçlü olduğunu kanıtlayabilecek bir otorite kurması gerektiğini görürüz.
Bu dönemde Avrupa’nın feodal bir yapıya sahip olduğunu, sahip olunan toprak oranının, para ve güç ile de doğru orantılı olduğunu, kraliyet ailesinin diğer feodal beyler arasından sıyrılmayı başarmış bir aile olduğunu ve yine Avrupa ülkelerindeki hanedanların görece kısa süre içerisinde başka ailelerle yer değiştirdiklerini unutmamak gerekir.

Realizmin güç denklemi içerisinde, günümüz uluslararası sisteminde toprak kavramının klasik dönemdeki gibi bir karşılığının olmamasının, fetih ve veraset gibi politikaların sürmüyor oluşunun önemli sebepleri: feodal sistemin çöküşü ve o dönemde milliyetçiliğin uluslar ve hanedanlar için aslında pek de bir önem arz etmiyor olduğu gerçeğidir.

Nitekim Mary Stuart’ın Fransa’dan ayrılmak zorunda kaldığı, İskoçya’ya geri döndüğü zamanda kendi toprakları için, kendi milletinden insanlarla, milliyet temelli bir yaklaşımla geliştirilmiş politikalarla hareket etmediğini, Fransa’daki lüks hayatı özlediğini, İngiltere Kraliçesi ve kuzeni olan Elizabeth ile daima mirası için üzeri örtülü bir şekilde de olsa mücadele ettiğini ancak bütün bunları İskoçya için değil, kendi soyluluğu ve kraliçeliği için yaptığını görmekteyiz. Zweig, kitapta da bu durumu vurgulamış ve Elizabeth’ten başka 15. ve 16. yüzyıl hükümdarlarının hiçbirisinin kendi halklarının sorunlarıyla ilgilenmediğini, sadece kendi iktidar hırsları için çabaladıklarını belirtmiştir.

Bu bağlamda değerlendirildiğinde Elizabeth yaşamının başında hayatın zorluklarıyla yüzleşmiş, realist, reformist ve ufku geniş bir kadın olarak yeni dünya akımlarını temsil ederken, Mary Stuart eski sistemin ve inancın ateşli bir savunucusu olmuştur. Elizabeth Rusya, İran gibi uzak ülkelere elçiler göndererek hayallerini, hedeflerini geniş tutmuştur. Elisabeth’in realist politikalarına verebileceğimiz örneklerden birisi de İngiltere’ye denizler üstünde hakimiyet alanı sağladıkları için korsanları desteklemiş olmasıdır. Mary Stuart’a baktığımızda ise soylu bir aileden geliyor olmanın kendisine tanıdığı hakları daima savunduğunu ve bu amacın ötesine geçecek hamleler yapmadığı için kurulan oyunun kaybedeni olduğunu görebiliriz. Mary asil bir şövalye gibi hareket ederek oyunu kazanabileceğini sanmıştı, oysaki Elisabeth’in böyle bir yöntemi de, niyeti de, isteği de olmamıştı. Elisabeth değişen dünyanın bir oyuncusuyken, Mary eski dünyada tutsak kalmış bir ruhtu sadece.

 

Dipnotlar

  •  Stefan Zweig, Mary Stuart, Can Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 2016, s.212
  • Zweig, a.g.e., s.213-221
  • (Fr.) Az göz yaşı dökmedim onun için, / Kazanmadan kalbimi, / Sahip olduğu için bedenime. (Ç.N.)
  • Zweig, a.g.e., s.233
  • Zweig, a.g.e., s.241
  • Zweig, a.g.e., s.258 – 277
  • (Lat.)  Tanrılar, yok etmek istediklerinin önce aklını alır. (Y.N.)
  • Zweig, a.g.e., s.282
  • Zweig, a.g.e., s.284
  • Zweig, a.g.e., s.285
  • Zweig, a.g.e., s.287
  • Zweig, a.g.e., s.288
  • Zweig, a.g.e., s.290
  • Zweig, a.g.e., s.313
  • Zweig, a.g.e., s.317-322
  • Zweig, a.g.e., s.323-326
  • Zweig, a.g.e., s.329
  • Zweig, a.g.e., s.332
  • Zweig, a.g.e., s.333-343
  • Zweig, a.g.e., s.349 – 356
  • Zweig, a.g.e., s.358-360
  • Zweig, a.g.e., s.371
  • Zweig, a.g.e., s.374 – 375
  • Zweig, a.g.e., s.385
  • Zweig, a.g.e., s.390
  • Zweig, a.g.e., s.404 – 405
  • Zweig, a.g.e., s.418
  • Zweig, a.g.e., s.418 – 420
  • Zweig, a.g.e., s.424 – 425
  • Zweig, a.g.e., s.427
  • Zweig, a.g.e., s.459
  • Zweig, a.g.e., s.96
  • Zweig, a.g.e., s.121
  • Zweig, a.g.e., s.122

 

Yazar Hakkında

Hatice Büşra Türk / TESA Araştırma Direktörü / Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir