Ana Sayfa / YAZILARIMIZ / Tarih / Asya Hun İmparatorluğu

Asya Hun İmparatorluğu

Yazan: Berk Çetin

Giriş

Asya Hun İmparatorluğu bilindiği şekliyle Orta Asya’da Türkler tarafından kurulan ilk devlettir. Bu yazıda, Kadim Türk tarihinde Türklerin bilinen ilk Başbuğu Tou-Man’dan ve Çini dize getirip onluk sistemi oluşturan, Türk tarihinin ilk teşkilatlı ve disiplinli ordusunu hayata geçiren Mete’den oğlu Ki-ok’a;  yıkıcı Çin politikasına karşı devlet kavramı, atalarının mirası, töre-dil ve bağımsızlığı için Çin’i ve abisi Ho-Han-Yeh’i karşısına alan Kavimler Göçünün temelini oluşturacak Güney Hunlarını Güney bölgesine yerleştiren ve Milliyetçiliği ilk defa devlet politikası haline getiren Çi-çi Han’a; aynı  zamanda, Asya Hun İmparatorluğu’nun tarih sahnesine çıkışında ve devlet geleneğinin yerleşmesinde önemli bir rolü olan Tanhular’dan söz edilecektir.

Hunların Tarih Sahnesine Çıkışı

Tarihte Türklerin ilk kurduğu devlet olan Asya Hun İmparatorluğu aynı zamanda Orta Asya tarihinin ilk büyük imparatorluğudur. Hunlar, teşkilatlı ve güçlü bir devlet olarak varlıklarını devam ettirmişlerdir. Hun Devleti’nin ne zaman kurulduğu kesin olarak tespit edilememiştir. Bununla birlikte Hunların tarihleri efsanevi Çin kayıtlarına göre M.Ö. 2255’lere kadar götürülebilmektedir. Tarihin erken dönemlerinde Çinliler, kendi kabuğunun dışına çıkamayan ve kendi devletlerinden başka devlet bir devletin varlığını tanımayan bir millet idiler. Onlara göre Çin, bir “Orta Devlet” idi. [1] Bu devletin etrafı da barbar ve düşman kavimlerle çevriliydi. Bu nedenle Çinliler, uzun süre ülkelerinin kuzeyinde bulunan kavimleri birbirinden ayırmaya bile lüzum görmemişler, hepsini “Jung, Ti, İ, Man, Hu” gibi genel isimlerle anmışlardır.

Hunların adı kaynaklarda şu şekilde geçmiştir: Yen-yün, Hsien-yün, Hu-chu, Jung-ti, Kuei-fang gibi isimlerle Çin kaynaklarında transkripte edilirken, M.Ö. 318 yılında bir anlaşma dolayısıyla en bilinen Hsiung-nu transkripsiyonu ilk defa kullanılmış ve standart haline gelen bu kullanım bir daha değişmemiştir. Hsiung-nu kelimesinin Hun adının tam karşılığı olduğu görüşü ise M.S. 311’de Soğda bir metinde yer alan ifadelerden ileri gelmektedir. [2]

İlk Tanhu:  T’ou-man (Teoman)

Hunların tarihi açısından önemli bir gelişme olarak, M.Ö. 221’de ilk defa bir Hun hükümdarının adı tarihi kaynaklarda kendisine yer bulmuştu. Bu hükümdarın adı T’ou-man idi. Tahta ne zaman geçtiği hakkında bir bulguya rastlanmasa da,  M.Ö. 221 yılında tahta çıkan hükümdarın T’ou-man olduğu ifade edilir. T’ou-man M.Ö. 209 yılına, yani ölümüne değin tahtta kalacaktır. T’ou-man zamanında Çinliler Hunları yenerek Çin’in Kuzey Batısından Türkleri çıkarmışlardı. Buradan ayrılan Hunlar, Ötüken ve Moğolistan coğrafyasına geleceklerdi.  Bu durum bölgede yaşayan Hunların nüfusunun artmasına ve güçlenmelerine neden olacaktı. Esasında bu hamle ile Çinliler, gelecekte oluşacak büyük imparatorluğun temellerini de atmış bulunuyorlardı.

Mo-tu (Mete)’nun Tahta Çıkışı Hunların Yükselişi  (MÖ 209-174)

M.Ö. 209 yılında Mo-tu tahta çıktı. Onun tahta geçişi kaynaklarda anekdotal bir biçimde abartılmıştır. Babasının en büyük oğlu olan Mo-tu tahtın en büyük varisiydi. Ancak üvey annesinin de tahrikleriyle başka bir oğlunu tahta geçirmek için onu Yüe-chih’lara rehin olarak yolladı. Arkasından kendisi Yüe-chih’lara saldırdı. Amacı Mo-tu’yu Yüe-chih’lara öldürtmekti. Böylece Mo-tu kolayca ortadan kaldırılacak, kendi kamuoyuna hesap verebilecekti.[3] Ama Yüe-chih’lar Mo-tu’yu öldürmeden Mo-tu kaçmayı başarmıştı ve ülkesine dönmüştü. Babası oğlunun Yüe-chih’lardan kurtulmasına şaşırmıştı ve oğlundan 10.000 kişilik süvari okçu birliğine kumanda etmesini istemişti. Mo-tu emrine aldığı bu orduyu sıkı bir disiplin ve teşkilatlı bir şekilde eğitti. Aynı süreçte ıslıklı oku icat etti. Mo-tu ıslıklı oku hangi hedefe atarsa, ordusu da Mo-tu’nun attığı hedefe doğru isabet alacaktı. İlk önce en sevdiği atına ok attı ve sonra da sevdiği karısına ok attı. Ok atmayanların hepsini öldürdü. Daha sonra babasının atına okla isabet aldığında ise, diğerleri de oklarını yöneltmişlerdi. Böylece M.Ö. 209 yılında tarihin ilk disiplinli ordusu kurulmuştu. Ayrıca bu tarih Kara Kuvvetleri Komutanlığının kuruluş tarihi olarak da bilinir.

Bundan sonra Mo’tu tasarladığı ihtilali gerçekleştirip babasını öldürecek ve tahta geçecek idi. Takip eden süreçte babasıyla beraber kendisine komplo kuran devlet adamları da Mo-tu’nun gazabına uğrayacaktı.

Mo’tu iç işlerini bu yöntemlerle hallettikten sonra dış gelişmelerle de ilgilenmeye başladı. Hunların doğu sınırında olan Tung-hu’lar(Tunguz) çok güçlüydüler. Mo’tu tahta geçtiğinde, Tunguzlar, yeni imparatora güçlerini göstermek ve baskı altına almak istediler. İlk önce Tung-hu’lar Mo’tu nun en değerli atını istediler, daha sonra da kadınlarından birisini istediler ve Mo’tu istediklerini verdi. Mo’tu’nun korktuğunu sanan Tung-hu’lar daha da görgüsüzleşerek iki ülke arasındaki ıssız bir bölgeyi de talep ettiler. Mo’tu bu isteğe aşırı sinirlenip tepki gösterdi ve Tung-hu’lara saldırıp onları yendi. Aynı süreçte Hükümdarlarını da öldürdü, çok sayıda hayvan ve esir elde etti.

Buradan anladığımız üzere kendi sahip olduğu şeyler istendiğinde sesini çıkarmayan Mo’tu devletin, milletin olan topraklar istendiğinde talepleri çok sert karşılamış ve toprağa kıymet verdiğini gözler önüne sermişti. Bu saldırıdan hemen sonra Mo’tu batıdaki Yüe-chih’lara yöneldi ve onları da mağlup etti.

Mo’tun daha sonra Çin topraklarına yöneldi, 3 yıl kadar sürdüğü anlaşılan (M.Ö. 201-199) bu savaşlarda Ma-i, Tai-yuan bölgelerini zapt etti. Han sülalesinin kurucusu İmparator Kao-ti (M.Ö. 206-195)’nin 320 bin kişilik ordusunu, Pai-teng’de bozkır usulü sahte ric’at gösterisi (Turan taktiği) ile çember içine aldı. İmparator, bozkır bölgelerinin Hun devletine terki, yiyecek ve ipek verilmesi ve yıllık vergi şartları ile kendini ve ordusunu kurtarmaya muvaffak oldu. [4] Mo’tun, Baykal gölü kıyılarından İrtiş yatağına kadar olan bozkırları ve daha batıdaki Ting-ling’ler bazı Ogur kolları ile meskun araziyi, Kuzey Türkistan’ı zaptetti ve oradaki Yüe-chih’ların komşusu Wu-sun’ları himayesine aldı. [5] Mo’tun Asya da yaşayan Türk soyundan gelen tüm toplulukları kendi himayesinde bir çatı altında toplamıştı. İmparatorluk sınırları artık kuzeyde Baykal gölü ve Ob ve İrtiş nehirlerine, batıda Aral gölüne, güneyde Çin’de Wei ırmağı-Tibet yaylası-Karakurum dağlarına ulaştığı bu tarihlerde Hunlara tabi olanlar arasında; Moğollar, Tibetliler, Tunguzlar ve Çinliler de vardı. Mo’tun tarafından Çin hükümetine gönderilen mektupta anlaşıldığına göre, yalnız İç Asya ‘da Türk devletine bağlı kavim ve şehir devletçiklerinin sayısı 26 idi.[6]  

Ki-Ok’un Tanhu Olması (M.Ö. 174-160)

M.Ö. 174 yılında ölen Mo’tu, geride geleceği parlak, devasa bir devlet bıraktı. Bu sırada Hun Devleti, gücünün ve kudretinin doruk noktasında bulunuyordu. Mo’tu’nun yerini alan oğlu Ki-ok (Çince Lau-schang), Çin’i baskı altında tutma ve bu devlet ile ticarî ilişkileri devam ettirme şeklinde olan babasının politikasını aynen korumaya gayret etti. Bu gaye ile M.Ö. 161 yılında, büyük bir ordunun başında Çin’in merkezine kadar ilerledi. İmparatorun sarayını yıkarak, Hun baskısının azalmadığını gösterdi. Bundan sonra Çin ile ilişkilerini barış temeline oturtan Ki-ok, bir Çinli prenses ile evlendi ve Hun ekonomisinin eksiği olan maddeleri, hediye adı altında Çin’den temin etmeye devam etti. [7] Sonrasında Ki-ok yönünü İpek Yolu üzerinde bulunan Yüe-chih’lara çevirdi onlara sağlam bir darbe vurarak Yüe-chih’ların gücünü tamamen bertaraf etti ve Yüe-chih’ları göç etmeye mecbur bıraktı.

Orta Asya’dan göç etmek zorunda kalan Yüe-chih’lar bugün ki Pakistan, Afganistan, Kuzey Hindistan bölgelerine geldiler ve buradaki Grek kolonilerine son verip Kuşan adında bir devlet kurdular. İpek yolu ise Hunlara kaldı.

Yıkıcı Çin Politikası

Çin, Hunlara sadece zayıf düştüklerinde değil, güçlü oldukları zaman da tehlike arz etmekteydi. Çin hükümdarları genellikle barış zamanlarında Tanhulara yolladıkları prensesler aracılığıyla ajanlık yapıyordu. Bu ajanlar, Hun beyleri ve Hun toplulukları arasında sinsice nifak tohumları ekiyorlardı. [8] Bu etkileşimler nedeniyle yavaş yavaş Çin toplumu Hunlara ipek yollayarak zevke ve lükse düşkünlüğe alıştırmaya başladı. Bu durum da göçebe akıcı hayat tarzına tamamen aykırı idi. Lüks hayat Hunların mücadeleci ve savaşçılık yeteneklerini köreltiyordu. Bir baka deyişle, dışarıdan çökertilemeyen Hunlar içten çökertilmekteydi.

Hunlar Arasında Bölünme

Hunlar artık eskisi gibi değildi. Akınları duraklamış, zengin toprakların düşman istilasına uğraması nedeniyle devlet geliri azalmış, o zamana kadar Çin’den gelen hediyeler ve maddi destek de kesilmişti. Başbuğları birbirine düşüren Çin propagandası ise durumu daha da derinleştiriyordu. İktisadi darlık ve askeri güçsüzlük karşısında maddi yardım temin etme düşüncesine yol açarak Tanhu Ho-han-yeh(M.Ö. 58-31)’in (Hūhánxié) [9] Çin himayesini isteme meyli durumu büsbütün ortalığı karıştırdı. Sol Bilge éliği (Sol kanat Kralı)olan Çi-çi (Hotuvusu/Yabgu Kağan) kardeşinin tanhuluğunu tanımadı. Bu rest, Hun devlet meclisi(Toy)’nde ağır münakaşalara yol açtı. Ho-han-yeh’in teklifi; istiklalinin feda edilmesini “gülünç ve utanç verici” bir davranış sayan ve kendilerinin ülkenin devralındığı atalara karşı hürmetsizlik kabul eden Çi-çi taraftarlarınca reddedildi. Tanhu’nun fikrinde direnmesi Hunları ikiye ayırdı. [10] Bu iki kardeş ayrı görüşleri yüzünden taht mücadelesine başladı ve Çin’in de desteğini alan Ho-han-yeh bu mücadeleyi kazandı ve sonucunda Hun devleti doğu ve batı olarak ikiye ayrıldı. Sonrasında Çi-çi onu destekleyen beyleri ve boyları da alıp Batı ya çekildi.

Çi-çi, Tanrı dağlarının kuzeyinde oturan Wu-sunların direnişini kırdı. Tarbagatay bölgesindeki Ogurları, İrtiş kaynak havzasındaki Ting-lingleri ve Kırgızları itaat altına aldı. Bundan sonra Çu-Talas havzasına yerleşen Çi-çi, burada kendisine, etrafı surlarla çevrili yeni bir başkent kurdu. (M.Ö. 41) [11] Çin Çi-çi’nin başkenti üzerine, Ho-han-yeh kuvvetleriyle destekli 70 bin kişilik bir kuvvet gönderdi. Bu ordu, Çi-çi’yi başkentinde kuşattı. Çi-çi hazırlıksız yakalanmıştı ve Hunlar kale savunmasına alışkın değildiler. Çi-çi Çin ve kardeşine karşı burada bağımsızlıkları için mücadele etti ve [başta Çi-çi olmak üzere tiginler, hatunlar ve saray mensuplarından 1518 kişi, devlet ve istiklal uğruna hayatlarını kaybettiler.][12] Böylece Batı Hun devletinin varlığı tamamen sona ermişti. Başbuğ Çi-çi kaybetmişti ama tarihe adını yazdırmıştı. Milliyetçiliği ilk defa devlet politikası haline getiren kişi olmuştu. Çi-çi’nin ölümünden sonra ardında kalanlar dağınık bir şekilde Güney Batıda yaşamaya devam etti burada sessiz kaldılar. Süreç boyunca dillerini ve törelerini yaşatmaya devam ettiler. Zamanla güçlendiler ve Kavimler Göçü’nü başlatacak unsurlardan birisi oldular. Yüzyıllar sonra Balamir adlı bir Başbuğ çıktı ve Kavimler Göçüne öncülük etti.

Başbuğ Çi-çi aslında Kavimler Göçüne öncülük edecek Başbuğ Balamir ve Avrupa’yı savaşlarıyla dize getirecek olan Tanrının Kırbacı Atilla’nın yolunu daha yüzyıllar öncesinden çizmişti.

Sonuç

Asya Hun devletinin Çin ve diğer kavimlerle olan mücadelesi diğer kurulacak Türk devletlerine bir emsal olacak şekilde bir ilerleme göstermişti. Ancak bu takipçi devletler, yazılı bir metin halinde nesilden nesile aktarılamadığı için tüm Çin entrikalarını kavrayamamışlardı. Kurulan devletler Çin’in düzenbaz ve sahtekar olduğunu bilecektir. Ancak Çin yine bir yolunu bulacaktır. Mete’nin devlet politikası diğer Tanhulara da yansımış olup, bu devletler Mete’nin izinden gitmeye devam etmişlerdir. İlerleyen zamanlarda Çin yeni bir yıkıcı politika bulacaktır ve Tanhulara Çinli prenses gönderecektir. Gönderilen bu prensesler ajanlık yapıp Çin’e bilgi aktarımında bulunacaktır.  Yapılan bilgi akışı sayesinde Çinliler, Hunların askeri yapılanmalarını öğrenecek ve askerlerini aynı Hunlular gibi giydirip pusatlandıracaktı.

Hunların bölgedeki diğer askeri güç odaklarına kıyasla askeri avantajları şunlardı; Üzengi adı verilen aparatı bulmuşlardı ve bu sayede at üstünde çok rahat bir şekilde hareket edebiliyorlardı. Süvari birlikleri genellikle hafif süvari oldukları için Çin süvarileri Hunların atlı birlikleri karşısında yavaş kalıyordu. Aynı şekilde Hunlar göçebe bir toplum oldukları için Boylar halinde Bozkırlarda yaşardı ve Bozkırlar saldırıya çok açıktı. Bu nedenle de herkes savaşçı büyüyüp yetişirdi.  Takip eden süreçte, Hunlar iktisadi ve ekonomik sıkıntılar çekmeye başlayınca Ho-han-yeh gibi bazı insanlar kurtuluşu Çin himayesinde arayacaktı ancak onunla çok farklı şekilde düşünen Çi-çi Han gibileri de süreç esnasında rol üstlenecekti. Tüm bunların sonucunda Hunlar ikiye ayrılıp bölünmüş ve Çin böylelikle meşhur “Böl, Parçala, Yok Et” politikasını gerçekleştirmişti.

 

DİPNOTLAR

 

[1] Hasan Celal Güzel, Türkler Ansiklopedisi I.Cilt, Yeni Türkiye Yayınları, s.1047

[2] Ahmet Taşağıl, Kök Tengrinin Çocukları, Bilge Kültür Sanat, 10. Baskı, s.51

[3] Taşağıl, a.g.e., s.56

[4] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Basın Evi, Basım 41,  s.60

[5]  Eberhard, Çin Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1987, s.89

[6] İbrahim Kafesoğlu, a.g.e., s. 61

[7] Güzel, a.g.e., s.1073

[8]  Güzel, a.g.e.,  s.1073

[9]  Bazı Türk hakanları hakkındaki bilgiler ağırlıklı olarak Çin kaynaklarından elde edildiğinden, bu isimlerin Türkçe karşılıklarını bulmak problem yaratabilmektedir. Bu noktada Çince isimlerle, eski Türk anıtlarındaki isimlerin karşılaştırması yoluyla daha sağlıklı isimlendirmeler yapılabilir.

[10]  Kafesoğlu, a.g.e., s.64

[11] Güzel, a.g.e., s. 107

[12] Güzel, a.g.e., s.1074

 

KAYNAKÇA     

Eberhard, Çin Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1987

Güzel, Hasan Celal: Türkler Ansiklopedisi I.Cilt, Yeni Türkiye Yayınları

Kafesoğlu, İbrahim: Türk Milli Kültürü, Ötüken Basın Evi, Basım 41

Taşağıl, Ahmet: Kök Tengrinin Çocukları, Bilge Kültür Sanat, 10. Baskı

 

Yazar Hakkında:

Berk Çetin / TESA Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Karabük Üniversitesi

Tarih Bölümü Öğrencisi

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir