Duyurular
Ana Sayfa / YAZILARIMIZ / Siyaset / Araştırma Yazıları / Aristotales ve Devlet Teorileri

Aristotales ve Devlet Teorileri

Yazan: Yunus Berkay DOĞAN

Giriş

İnsanoğlunun bireyselden toplu yaşama geçişi uzun bir serüvenin parçasıdır. İnsanlık tarihinin avcılık ve toplayıcılık evresinden yerleşik hayata geçmesi binlerce yıllık şehirlerin ve devletlerin tarih sahnesinde yerini almasının ilk adımı olmuştur. Milattan önce 8. Yüzyılda, tarımla beraber, Çatalhöyük (Konya) ve Göbeklitepe (Urfa) civarlarında yerleşik hayat görülmeye başlamıştır ve ilk şehir devletleri ortaya çıkmıştır. İnsanların tarım faaliyetlerinden elde ettiği mahsullerin zamanla tüketim ihtiyacından fazla olması ile birlikte fazla olan bu ürünlerin ticareti ve muhafaza edilmesinin gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu gereklilik ise devletin ortaya çıkışını tetikleyen önemli nedenlerdendir. Bir örnek üzerinden yürüyecek olursak, 3 tane elma tüketimine ihtiyacı olan bir insan topraktan 20 tane elma alınca bu elmaların muhafazası elzem olmuştur. Buna ek olarak, elinde fazla mahsul olan bir çiftçi karnını doyuracak kadar üründen fazlasını elde ettiğinden dolayı boş zaman elde etmiş ve daha spesifik ve farklı işlere yönelmiştir. Spesifik işlerle uğraşan insan bu noktada ustalık kazanmaya başlamıştır ve toplumda belirli bir kesimin ustalaşması hiyerarşinin oluşmasına neden olmuştur. Bu noktada hiyerarşik olarak bölgenin önde gelenleri belirli elma karşılığında diğer elmaları koruyacağını vaat etmiştir; aslında bugün ki literatürde biz buna vergi diyoruz. Böylelikle, hiyerarşik olarak bölgenin önde gelen şahsı devletin başındaki insan tanımını almaya başlamıştır. Bu özet gelişmelerle birlikte insanlık ilerledikçe, devletlerin oluşumunu ortaya çıkaran daha güçlü etmeneler ortaya çıkmıştır. Aristo’ya göre devletin kurulma nedenini oluşturan 3 tane devlet teorisi vardır. Aristo bu devlet teorilerini belirli başlıklar altında incelemiştir. Bunlardan birincisi gönüllülük teorisidir ve bu teoride kendi içinde 3 başlığa ayrılmaktadır: Sosyal sözleşme teorisi, otomatik teori ve hidrolik teoridir. İkinci teori ise çatışma teorisidir. Bu teori de kendi içinde iki başlığa ayrılmaktadır: Ekonomik Çatışma teorisi ve Fetih teorisidir. Üçüncü ve son teori ise Kıtlık teorisidir.

1. Gönüllülük Teorisi

Gönüllülük teorisi belirli insanların kendiliğinden, gerçekçi ve gönüllü olarak bireysel egemenliklerinden vazgeçerek ve Devlet olarak adlandırılmayı hak eden daha büyük bir siyasi kurum oluşturmak için diğer topluluklarla birleşmeyi öne sürer. Gönüllülük teorisinin bilinen en önemli başlığı Jean Jacques Rousseau, John Locke ve Thommas Hobbes ile bağlantılı olan sosyal sözleşme teorisidir. Sosyal sözleşme teorisi otoritenin nedenlerini ortaya koyan ve buna istinaden doğada bağımsız halde bulunan bireyi Devlet’in otoritesine duyduğu ihtiyacı belirtir. Bu teori insanların toplumsal yaşamdan önceki ve sonraki yaşamı arasındaki yaşam biçimine değinmektedir. Thomas Hobbes’a göre Devletin yokluğunda insanlar birbirine zalimce yaklaşmak istiyor. Ayrıca tüm insanların birbirine öldürebilecek yeteneğe sahip olduğunu ve bunun sürekli bir güvensizlik yaratma durumunu sahip olduğu belirtiyor. Bunlara istinaden insanların kendisini koruması için hukuk kurallarının gözetildiği bir devlete ihtiyacı olduğunu ve bu devletin başında ise herkesin boyun eğeceği bir otorite bulunması gerektiğini belirtiyor. Bireylerin gücünü kısıtlamak ve kargaşayı ortadan kaldırmak için tek başarılı yolun yetkiyi tek bir adama vermek olduğunu savunuyor. Kısacası mutlak monarşiden yana bir tavır takınıyor. John Locke doğada ki bireysel yaşama Thomas Hobbes gibi dehşet verici olarak bakmıyor. İnsanların zenginliklerinin, iyi yaşam koşullarının ve özgürlüklerinin korunması gerektiğini belirtiyor. Olağanüstü yetki karşısında kralın insanlara zulüm edebileceğini ve yasaların devre dışı kalabileceğini belirtiyor. Jean-Jack Rousseau insanların tamamen özgür olarak doğduğunu ve doğada özgür olarak bulunduklarını ancak toplulukların artması ve medeniyetlerin oluşmasıyla birlikte ekonomik ve sosyal olarak birtakım kısıtlamaların olması gerektiğini ortaya koymuştur.[1][2][3]

Modern anlamada Devletin kurulmasını gerektiren bir diğer önemli başlık ise otomatik teoridir. Bu teoriye göre tarım otomatik olarak üretim fazlalığını ortaya çıkardı ve buradan doğan boş süre ile birlikte insanların farklı alanlarda uzmanlaşarak farkı iş bölümlerinin oluşmasının önü açıldı. Çömlekçiler, dokumacılar, demirciler ve taşçılar ortaya çıktı. Mesleki uzmanlaşmanın haricinde bağımsız toplulukların bir devlet içinde birbirine olan uyumunu arttırdı. Bu uyumun gerekliliğiyle birlikte devlete olan ihtiyaç ortaya çıktı. Gönüllülük teorisin son başlığı ise hidrolik teoridir. Hidrolik teori Dünya’nın kurak ve yarı kurak bölgelerindeki köylerde, çiftçilerin bireysel olarak küçük ölçekli sulama yapmaları yerine birleşik bir politik yapı altında büyük ölçekli bir sulamayı teşvik eder. Bu teorinin kabulleri son zamanlarda birtakım çelişkilerle karşı karşıyadır. Hidrolik teorinin örnek verdiği Mezopotamya, Çin ve Meksika, teorinin aksine, arkeolojik çalışmalar, büyük ölçekli sulamadan önce tam gelişmiş ülkelerin ortaya çıktığını kanıtlamaktadır. Böylece bu teorinin kabul ettiği gibi sulama Devlet’in büyüme nedeni olarak görülmemelidir.

 2. Çatışma Teorisi

Çatışma Teorisi Devlet’in genişlemesi ve savaş üzerine kurulu bir teoridir. Bu teori devletin büyümesi ve genişlemesini öngörmektedir. Siyasal evrimin özerk köylerden devlete doğru adım adım geçtiğini öngören bir mekanizmadır. Devletin köklerine baktığımızda savaş yeni bir tanım değildir Herakleitos 250 yıl önce ‘savaş her şeyin babasıdır.’ İfadesini kullanmıştır. Bu teorinin alt başlıklarından biri olan Ekonomik Çatışma teorisi Fredrich Engels’e göre Devlet özel mülkiyeti koruma ihtiyacından dolayı ortaya çıkmıştır. Tarımsal hayatla beraber ihtiyaç fazlası ürüne sahip olan insanların bunu koruma ihtiyacı ile karşı karşıya kalması ile beraber oluşan hiyerarşik düzende bunu korumayı vaat eden ve karşılığında vergi alan kurumun adına Devlet denmektedir. Devlet vatandaşın özel mülkü için savaşmayı vaat etmekte ve onun güvenliğini koruma rolünü üstlenmektedir. Bu teoride ki çatışma kısmı aslında vatandaşın gönüllü olarak değil de zorunlu olarak bu yapının altında bulunmasıdır. Bir vatandaşın özel mülkiyetini kendi koruma seçeneğini seçme şansı yoktur. Bir diğer teori ise Fetih teorisidir. Bu teoriye göre fetihlerin sonucunda yaşanan bölgenin yerli insanlarının yaşandığı yer değişimi bir baskının parçasıdır. Bu teori Charles Tilly tarafından ‘war made the state and the state made the war’ şeklinde özetlenmiştir.

 3. Kıtlık Teorisi

Bu teori Çatışma Teori ’sinin üstüne inşa edilerek yeni bakış açısı geliştirilmiştir. Bu teoriye göre insanların tarıma adapte olmasıyla birlikte gelen yerleşik hayat nüfusun artmasını sağlamıştır; artan nüfusla beraber daha geniş alanlara ihtiyaç duyulmuştur. Sınırlarına sığmayan insanlar tarım alanına ve daha fazla besine ihtiyacı arttırmıştır. Tarım alanı için de çevresel koşulların daha iyi olduğu alanlar aranmıştır ve bu durum fetih yapmayı gerektirmiştir. İnsanlar topraklarını genişleterek var olmak ya da imha olmak arasında seçim yapmışlardır. [4]

 4. Teorilerin Günümüz ile İlişkisi ve Sonuç Yerine

Bugün Dünya’da yaşanan birçok olay kimi zaman insanoğluna, Devlet’e olan ihtiyacın gerekliliğini daha da şiddetle gösterirken kimi zaman da Devlet’in attığı adımlara karşı savunma mekanizması geliştirilmesine ve toplulukların isyan söylemleri geliştirmesine zemin hazırlamıştır. Yıllardır Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’nun birçok bölgesinde yaşanan savaşlara ve insanlık suçlarına baktığımız zaman Çatışma Teorisi ve Kıtlık Teorisi’nin bu noktalarda iç içe geçtiğini gözlemleyebiliriz. Ortadoğu topraklarına sınırları dahi bulunmayan Rusya ve ABD gibi devletlerin kendi söylemlerine göre bu bölgede ki mülkiyeti ve insanları korumak için attığı korumacı adımlar karşılığında vergi değil insan canları ödenmektedir. Kıtlık Teorisi sınırlarına sığmayan ve besin ihtiyacı olan nüfusu fethe zorlarken günümüz dünyasının süper güçleri daha fazla doymak için bu adım atmaya çalışmaktadırlar.Özel mülkiyetin korunması amacıyla adımlarını büyüten devletler bu noktada halktan aldıkları vergiler ile bu adımların karşılığını beklemektedir ancak günümüz dünyasında birçok insan tarafından bu vergilerin boyutu ile istenen ücretin örtüşmediği ve haksızlık yapıldığı tartışılmaktadır. İnsanlar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren doğaya bağlı kalmak ya da bir devletin çatısı altında yaşamak arasında seçim yapmak zorunda kalsaydılar, seçimleri ne yönde olurdu?

Kaynakça:

Diamond, J. M. (2017). Guns, germs, andsteel: Thefates of humansocieties. New York: W.W. Norton &Company

Carneiro, R. L. (1977). A Theory of theorigin of thestate. Menlo Park, CA: Instituteforhumanstudies

Teacher, Law. (November 2013). TheSocialContractTheories of Thomas Hobbesand John Locke. Retrieved from https://www.lawteacher.net/free-law-essays/contract-law/the-social-contract-theories-of-thomas-hobbes-and-john-locke.php?vref=1

Dipnotlar

[1]Diamond, J. M. (2017). Guns, germs, andsteel: Thefates of humansocieties. New York: W.W. Norton &Company.

[2]Carneiro, R. L. (1977). A Theory of theorigin of thestate. Menlo Park, CA: Instituteforhumanstudies

[3]Teacher, Law. (November 2013). TheSocialContractTheories of Thomas Hobbesand John Locke. Retrieved from https://www.lawteacher.net/free-law-essays/contract-law/the-social-contract-theories-of-thomas-hobbes-and-john-locke.php?vref=1

[4]Carneiro, R. L. (1977). A Theory of theorigin of thestate. Menlo Park, CA: Instituteforhumanstudies

 

Yazar Hakkında

Yunus Berkay Doğan / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

Sabancı Üniversitesi 

Siyaset Bilimi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir