Ana Sayfa / YAZILARIMIZ / Siyaset / Ana Hatlarıyla Soğuk Savaş (1945-1960)

Ana Hatlarıyla Soğuk Savaş (1945-1960)

oğuk savaşı doğuran faktörlerin bir kısmı Birinci Dünya Savaşının sonuçlarına kadar uzanmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarıysa İkinci Dünya Savaşı...

Yazan: Ertuğrul Gazi KEFİNSİZ

DÖNEMİ ŞEKİLLENDİREN FAKTÖRLER

Soğuk savaşı doğuran faktörlerin bir kısmı Birinci Dünya Savaşının sonuçlarına kadar uzanmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarıysa İkinci Dünya Savaşının sebepleri arasında zikredilmektedir. Bundan dolayı İkinci Dünya Savaşı’nın doğurmuş olduğu dünya konjonktürü iyi anlaşılmalıdır.

İkinci Dünya Savaşı, tarihin gördüğü en yıkıcı savaşlardan biri olmuştur. Ülkeler yanmış, yıkılmış ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olmuştur. Bu savaş tam bir “dünya” savaşı olmuştur. Savaşın tesirlerini hissetmeyen hiçbir ülke ve toplum kalmamıştır, dense hata edilmiş olmaz. Fakat ne var ki altı yıllık bu ıstıraplı dönemden sonra, dünyanın barışa hemen kavuşması söz konusu olmamıştır.[1]

Nazi Almanya’sının çöküşü ve bunun sonucunda çıkan  güç boşluğunun doldurulması gereksinimi, savaş ortaklığının dağılmasına neden olmuştur. Müttefiklerin amaçları çok farklıdır. Churchill, Sovyetler Birliği’nin Orta Avrupa’yı hegemonyası altına almasını önlemek peşindedir. Stalin, Sovyet askeri zaferleri ve Rus halkının çektiği acıların karşılığının toprak şeklinde ödenmesini istiyordu. Çatışan çıkarlar sonucu dünyanın iki    ucundaki iki dev, ABD ve Sovyetler Birliği Avrupa’nın merkezinde karşı karşıyaydılar.[2]                  Avrupa’nın savaş sonrası son durumunu Antony Best şu şekilde aktarmıştır: Polanyalı bir komünist, “Tüm Almanları sürmeliyiz” diye haykırdı, “çünkü ülkeler çok uluslu sınırlara göre değil milli sınırlara göre şekillenir.” Bu kadere mahkum olan yalnızca Almanlar değildi. Tarih,  Avrupa’nın Doğusunda, neredeyse bütün ülkelerdeki etnik ve dini azıklıkların sürülmesine tanıklık etmiştir.[3]

ABD ile Sovyetler birliğinin dünyaya hakim olma mücadelesinin öyküsü olarak nitelemek soğuk savaşı açıklayacak gerçekçi bir genelleme olacaktır. “Soğuk Savaş” olarak isimlendirdiğimiz bu yeni durum uzun yıllar boyunca devam etmiştir. Bugün bile tüm belirtilerinin ortadan kalktığını söyleyemeyiz.[4]

POTSDAM KONFERANSI

İkinci Dünya savaşının yarattığı konjonktür, otoriteler tarafından Yalta vePotsdam Konferansına dayandırılmıştır. Biz iki konferansın farkları üzerinde durmadan, Potsdam Konferansını temel alacağız.

Almanya’nın savaştan çekilmesi Avrupa’da bir güç boşluğu ve beraberinde de birçok problemi meydana getirmiştir. Bunun için üç devlet arasında 17 Temmuz-2 Ağustos 1945 tarihleri arasında Berlin yakınlarında Potsdam’da bir konferans gerçekleştirilmiştir. Başkan Roosevelt 12 Nisan 1945’te öldüğü için Potsdam’da Amerika’yı Truman Temsil etmiştir. Temmuz sonunda İngiltere’de yapılan seçimler sonucunda Muhafazakar Parti seçimi kaybetmiş, konferanstaki yerini İşçi Partisi lideri ve yeni başbakan ClementAttlee’ye bırakmıştır. Sovyetler Birliği’nin başında hala Stalin vardır.[5]Temmuz 1945’teki Potsdam Konferansı, tarihinin en büyük zaferlerinden sonra toplanmıştır. Ama bu kesin zafer aynı zamanda anlaşmaya varmayı da güç kılmıştır. Çünkü galip devletler Avrupa’yı yeniden kurmak istemektedir ve bunu her bir devlet kendi çıkarına göre arzu etmektedir.[6]Rıfat Uçarkol’un konferans hakkındaki görüşleri: “Konferansın başladığı ve çalışmaların sürdürüldüğü dönemde, Almanya’da karışık bir durum vardır. Bu ülke, daha önce müttefiklerin aldıkları kararlara göre dört farklı bölgeye ayrılmış her bir müttefik devlet (ABD, İngiltere, Sovyetler Birliği ve Fransa) bu bölgeleri işgal etmiştir. Ama bölgenin sınırları kesin olarak belirlenmemiştir. Bu ve Almanya’nın daha sonra karşılaşacağı sorunlar gelecekte yeni siyasi ve ekonomik sorunlar çıkaracaktır. Avrupa’nın kalan kısmının da Almanya’dan aşağı kalır yanı yoktu. Yani diğer ülkelerde de, çözüm bekleyen bir çok önemli sorun vardır. Bunlara çözüm getirecek olan müttefik devletler ise, olaylara bakış açılarında ve yaklaşımlarında farklılıklar bulunuyordu. Her biri kendi çıkarları doğrultusunda hareket edilmesini istiyor.”[7] Şeklinde belirtmiştir. Yani dünya bu dönemde büyük bir kaosa gebedir.

BİRLEŞİMİŞ MİLLETLER

Yirminci Yüzyıl’da uluslararası örgütlerin önemi anlaşılmış ve uygulanması yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Özellikle 1945 sonrası için bu durum daha doğrudur.[8]Birleşmiş Milletler şimdiye kadar şüphe götürmez ki kurulan en önemli uluslararası örgüttür. San Francisco Konferansı’yla (Nisan-Haziran1945) kurulan BM, 192 üye devletiyle gerçek manada uluslararası arenadaki tek örgüttür.[9]BM beş devletin (ABD, Sovyetler Birliği, Fransa, İngiltere ve Çin) yürütme organındaki( Güvenlik Konseyi) karar vericiliğine dayandırılmıştır. Örgüt kurulurken amaçlar, mihenk taşı sayılabilecek iki nokta üzerinde yoğunlaşmıştır. İlk olarak BM’nin sadece büyük devletlerin değil mümkün olduğu kadar devleti kapsayabilecek bir dünya örgütü haline gelmesinin yolları aranmıştır. İkinci olarak, BM’nin içinde, dünya barış ve güvenliğine karşı olası tehditlere karşı durmakta duraksamayacak kadar güçlü, az sayıda bir “Dünya Devletler Grubu” oluşturmaya çalışılmıştır.[10]

AVRUPA’DA SOVYET ÜSTÜNLÜĞÜ

Almanya harap, Fransa galip devletler tarafından büyük ölçüde dışlanmış ve Britanya artık Avrupa kıtasında başrolü oynayamayacak durumdadır. Aslında Sovyetler Birliği’nin de, yenilgiye uğramış Almanya’dan kalır yanı yoktu. Sovyetlerin savaştan sonra yeniden yapılanması için güvenlik garantilerine, para ve malzeme gibi maddi manevi yardımlara ihtiyaçları vardır. Özetle, savaş sonrası iki büyük güçten Amerika Birleşik Devletleri daha avantajlı durumdadır. Ama yine de Sovyetlerin Avrupa’da ki bazı sebeplerden dolayı üstünlüğü Amerika’yı dezavantajlı bir konuma getirmiştir.[11]

Ülkelerin durumları yukarıda bahsedildiği gibiyken gerek Avrupa olsun gerek Asya’da büyük otoriter zaaflar teşekkül etmiştir. Her iki kıtada da tek bir kuvvet vardı: Sovyet Rusya. Her ne kadar Birleşik Amerika’nın 1944 Haziran ayından itibaren Avrupa muharebe alanlarına yığdığı askeri kuvvetleri henüz geri çekilmemiş ise de, savaş esnasında Sovyet Rusya ile yapmış olduğu askeri işbirliği Birleşik Amerika’yı Sovyetlere olan münasebetlerinde birtakım ümit ve hayallere sevk etmiş ve bunun neticesi olarak da Avrupa’dan çekilerek tekrar kendi kıtasına kapanmaya hazırlanmaktadır. [12]

oğuk savaşı doğuran faktörlerin bir kısmı Birinci Dünya Savaşının sonuçlarına kadar uzanmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarıysa İkinci Dünya Savaşı...

Sovyet Rusya’nın 3 farklı bölgede aktif olduğunu görmekteyiz bu dönemde. Birincisi Avrupa, ikincisi Ortadoğu, sonuncusu Uzakdoğu veya Asya’dır.[13]Dış politika açısından, Stalin içte kendini korumak, dışarıda Sovyetler Birliğinin 1939 Alman- Sovyet Paktı’yla Doğu Avrupa’da elde ettiği kazanımları muhafaza etmek istiyordu. Stalin zayıf noktalardan deşmekte istiyordu; bu, kriz olmadan daha rahat yapılan bir şeydi. Stalin 1941’de Britanya Dışişleri Bakanı AnthonyEden’a aritmetiği cebire tercih ettiğini söyledi; yani açıklayacak olursak, o, teorik değil pratik bir yaklaşım istiyordu.[14]Birleşik Devletler iki savaş arası dönemde uyguladığı tecrit politikasını terk ederken, Stalin daha önceki kapitalist ülkeler arasındaki gerçekleşmesini umduğu “ölümcül mücadelenin” arkasından kalanı toparlamak üzere bir kenarda bekleme politikasını değiştirdi.[15]Almanya’nın bölünmesi soğuk savaşın en belirgin simgelerinden bir tanesiydi. Doğu Avrupa’nın kaderi, soğuk savaşın kökeni hakkında belirgin ipuçları vermektedir.

Komünizm, Doğu Avrupa’da sosyal ve siyasal hayatta gün geçtikçe kuvvetlenmeye başlamıştır bu dönemde. Eski sosyalist parti üyelerini tek çatı altında toplama amacıyla yeni “Sosyalist Birlik Partisi” kurulmuştur. Ancak liderler bu birleşmeye şiddetle karşı çıkmıştır. Başka yerlerde görülen modeller yenileniyordu. 1945’te komünistler yalnızca Bulgaristan ve Yugoslavya’da iktidarı elde edebilmişlerdi; diğer Doğu Avrupa ülkelerinde komünistler iktidara tek başlarına gelememiştir. Durum böyle olsa da bu hükümetler Sovyet kuklası gibi davranmaktan kendilerini alamamışlardır. Daha 1946’da bu tür bir komünist blok oluşmaya başlamıştır.[16]Stalin hiçbir zaman Roosevelt ve Churchill’in savaş zamanı yoldaşlığına geri dönmek için yaptığı çağrılara cevap vermedi. Stalin yalnızca “somut” gerçekler karşısında boyun eğecekti; ona göre diplomasi, kuvvetlerin kıyaslanmasını ortaya koymak için yapılan daha geniş ve kaçınılmaz olan kavganın bir evresinden başka bir şey değildi. Stalin’in ABD liderleri ile problemi, onların dış politika düşüncelerindeki ahlaklılık ve hukuka uygunluk prensiplerinin önemini anlamakta büyük zorluklar çekmesiydi. Stalin, hiçbir art niyet gütmeksizin, Amerikan liderlerinin görünüşte stratejik çıkarları olmadığı halde, Doğu Avrupa ülkelerinin iç işlerine neden çok fazla karışmak istediğini bir türlü anlayamamıştır. Amerika’nın, Avrupa’da somut bir çıkarı olmadığı halde ilkelerin üzerinde durmaları, Stalin’i başka gizli sebepler aramaya yöneltmiştir. Moskova’da Büyükelçi olan AverellHarrimann şöyle yazıyor: “Korkarım ki Stalin, bizim prensip olarak hür bir Polonya’yla ilgilenmememizi anlamamaktadır, hiçbir zaman da tam olarak anlayacak değildir. Stalin, bir realisttir …ve bizim soyut ilkelere olan inancımızı anlamak onun için çok zordur. Stalin için, başka gizli niyetlerimiz yoksa, bizim Rusya’nın güvenliği bakımından çok önemli gördüğü Polonya gibi bir ülkeyle ilgili Sovyet Politikasına neden karışmak istediğimizi anlamak çok güçtür…”[17] İlerleyen dönemde iki ayrı süper güç olarak karşı kaşıya gelecek olan devletlerin düşünceleri bu dönemde yukarıda bahsettiğimiz gibi şekillenmiştir.

Sovyetler birliği, 1947 yılının sonuna doğru yaklaşıldığında, Doğu Avrupa ülkelerinin çoğuyla hükümetler düzeyinde anlaşmalar gerçekleştirmiştir. Aynı yıl Sovyetlerin ideolojik birliğini sağlayan “Kominform”[18] kurulmuştur. 1949’un Ocak ayına gelindiğinde Sovyet modeline uygun bir uluslararası ekonomik örgüt olarak ortaya çıkan “Comecon”[19] Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomisini Sovyet ekonomisine bağladı. Böylece 1949 yılında Doğu Bloku tüm boyutlarıyla çıkmıştır.

BATILILARIN AVRUPA’DA DENGEYİ KURMALARI, TRUMAN DOKTRİNİ VE          MARSHALL PLANI

Batı Avrupa’da artan Sovyet nüfusu, Soğuk Savaş’ın gerekçelerini oluşturan şiddet ve ayrışmanın kaynağı olduğu gibi Sovyet yayılmacılığı sonucu doğan bir olaydır. Sovyetler Birliği’nin, savaş sonunda Kızıl Ordu’nun ele geçirdiği yerlerden öteye geçmesini engellemek temel hedefleriyle, Amerikan politikasının düz bir mantık izlediği kabul edilmiştir.[20] Komünizmin yaratmış  olduğu uluslararası tehlike,Amerika’yı sadece Avrupa gelişmelerinin içine değil milletlerarası ilişkiler düzeninin bütünü içine sürüklemekle kalmamış, milletlerarası politikanın küresel yapısı içinde, demokrasi ve hürriyetin korunmasında da büyük ağabey rolünü almaya yöneltmiştir.[21]Başkan Truman, 12 Mart 1947’de Kongreye doktrinin gerekliliğini şu şekilde: “Birleşik Devletlerin, silahlı azınlıklar veya dış baskılarla karşılaşan özgür ulusları destekleme politikasına inanıyorum.” İfade ederek, egemenliklerini korumaya çalışan uluslara askeri ve ekonomik yardım yaparak, komünizmi bir tehlike unsuru olmaktan çıkarmayı hedeflemiştir. Bu da “Truman Doktrini” adını aldı. Başkan bu bildirisinde, Türkiye ve Yunanistan’a yardım yapılması için kendisine yetki verilmesini istedi. Bununla Orta Doğu düzenini korumak istediğini belirtmiştir. Bu istek üzerine Hazırlanan “Yunanistan ve Türkiye’ye Yardım Kanunu” tasarısı, 22 Nisan’da senatoda, 9 Mayıs’ta da Temsilciler meclisinden kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Bu yardımlar kapsamında ABD, Türkiye’ye 100, Yunanistan’a ise 300 milyon dolarlık yardım yapılmıştır.[22]Bu girişim; Amerikan dış siyasetinin tarihsel geleneklerinin terk edilmesi anlamına da geliyordu.

Truman, 1947 yılından itibaren, yalnız Türkiye ve Yunanistan’a yardım yapmış olmuyor, Sovyetler Birliği’ni çevreleme politikasını hayata geçirmiş oluyordu. Bu politika, Sovyetlerin iç savaşlarla hüküm sürdüğü bütün devletlere yardım yapmak biçiminde özetlenebilir.[23]

Truman Doktrini belirli bir çatışma için evrensel kavramlarla üzeri kapatılmış bir cevaptı ama Batı Avrupa’daki Amerikan nüfusu, Marshall Planı’nın açıklanmasıyla, çok geçmeden yeni zirvelere ulaşmıştır. Dışişleri Bakanı George Marshall, 1947’de savaşın devam eden yıllarında en ünlü Amerikan politikası haline gelecek olan Marshall programını açıklamıştır. Resmi adı: “Avrupa Kalkınması Planı” olan program devam eden yıllar içerisinde neredeyse bütün Avrupa ülkelerine mali yardım götürmüş dense yanlış olmaz. Amerika’nın Batı Avrupa’ya bu kadar çok maddi destek yapmasının amacı, Avrupa’da bu dönemde yükselmekte olan sol siyasi partilere cevap vermektir. Ekonomik kalkınma sol siyasi partilere karşı en iyi panzehir olarak görülüyordu.[24]Marshall Planı ismini alan bu teklif görüşülmek üzere 27 Haziran 1947’de liderlerin önüne geldi. George Marshall bu programa Sovyetlerin uydularını da dahil ettiği için toplantıya Sovyetlerde katılmıştır. Ancak katkıda bulunmak için değil, sabote etmek için orada bulunmuşlardır ve başarılı olamamışlardır. Bu programa karşılık, karşı cepheden Molotov’un adını alan yeni ekonomik işbirliği sistemi hamlesi gelmiş olsa da komünist uyduların Sovyetlerin kontrolü altına daha fazla girmesinden başka bir şey değildir.[25]

NATO’NUN KURULUŞU

Amerikalılar 1949’da kurulan Kuzey Atlantik Anlaşma Örgütü’nün (NATO) altında Batı Avrupa’da bir üs yapı geliştirmişlerdir. Marshall yardımı yoluyla ve dolaylı olarak BrettonWoods[26] sistemince kurulmuş olan mali istikrar ile sağlanan ekonomik destek, bölgenin refahının artmasını ve Amerikan sistemi içerisinde kalmasını sağlamıştır.[27]NATO’nun kurulmasından hemen sonra oluşturulan savunma komitesi, 1949’da Paris’te yapmış olduğu toplantıda, Kuzey Atlantik Bölgesi’nin birleşik savunması için gerekli strateji kavramı, silah ve donatım üretimi ile ikmal programı hazırlanarak 1950 Washington toplantısında kabul edilmiştir. Öte yandan ittifakın en yüksek organı olan Kuzey Atlantik Konseyi’nin, 15-18 Eylül 1950’de New York toplantısında, bütün üyeler, “İttifak’a dahil bütün Avrupa ülkelerini savunabilmek için saldırıya, Doğu’da, mümkün olan en uzak noktada, karşı koymayı öngören bir savunma stratejisi oybirliğiyle kabul edilmiştir.[28]

Bir savunma sistemi olan NATO’nun kurulmasıyla, ilk defa olarak Sovyet yayılmasına ve tehdidine karşı etkili bir ittifak kurulmuştur. Ayrıca, Avrupa’da caydırıcı bir güç eksikliğini kapatarak denge sağlanmıştır. Bu şekilde de batı güvenlik sistemi ve Batı Blok’u doğmuştur.(a.g.e)

VARŞOVA PAKTI

NATO’nun kurulmasından 6 yıl sonra, 14 Mayıs 1955 yılında Sovyetler Birliği liderliğinde Varşova Paktı oluşturulmuştur. Pakta katılan devletler: “Çekoslovakya, Bulgaristan, Macaristan, Polonya, Romanya, Doğu Almanya ve Arnavutluk’ (1968 yılında üyelikten çekilecektir)” tan oluşmaktadır. [29]Bu gelişmeyle birlikte İkinci Dünya Savaş’ı sonunda Sovyet liderliğinde politik, ideolojik, ekonomik ve askeri açıdan bir “Doğu Blok’u” meydana gelmiş ve dünya yeni bir bloklaşma dönemine girilmiştir.[30]Varşova Paktı 1 Nisan 1991 yılında dağılarak Avrupa’nın iki kutuplu yapısının tarihe karışmasını sağlamıştır.[31]

KORE SAVAŞI

Kıssenger, Kore Savaş’ı öncesi Sovyetlerin çok karışık bir bölgeyi hedef almayı seçeceğini akıllarına getirmeyişlerini, diplomasi kitabında şu şekilde açıklamaktadır: “ sınırlandırma politikası, Avrupa adına isteksiz bir kongreye devredilmiş, Akdeniz’e yönelen bir Sovyet saldırısı korkusu, Yunan ve Türk programını yarattı ve Batı Avrupa’ya Sovyet saldırısı tehlikesi ise, “Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün” kurulmasına neden oldu. Bir Sovyet baskısının başka bir yerde ortaya çıkması olasılığı ancak sonradan akla geldi.”[32]ABD’de durumlar bu şekildeyken, 1945’te Japonlardan kurtulan Kore 38. Enlem boyunca ikiye ayrılmıştır. Ülkenin sanayi ağırlıklı bölgesi olan kuzey, Sovyetler Birliğine, tarım ağırlıklı bölgesi olan güney ise Amerikan işgali altındadır bu dönemde.[33]Böylece Kore’de, biri     Güney’de Birleşmiş Milletler kontrolü altında, bir diğeri ise Kuzey’de Sovyetler Birliği desteğinde olmak üzere, iki farklı yönetim kurulmuştur. [34]

Bundan sonra, aynı yıl(1948) içinde yine Birleşmiş Milletler kararı gereğince, iki büyük devlette Kore’yi boşaltacağını açıklamışlarıdır. Bu gelişmeler sürerken Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 12 Aralık 1948’de yeni bir karar almıştır. Bu karar şu şekildedir: Kore’nin tek meşru hükümeti Güney Kore Cumhuriyeti olduğunu bildirerek , üye devletlerini Güney Kore Cumhuriyetini tanımaya çağırmış ve onunla ilişkilere başlanmasını önermiştir.(a.g.e)Bu döneme gelindiğinde Kuzey’de de Güney’den farklı olmayarak tüm ülke üzerinde hakimiyet iddiasında bulunan bir yönetim mevcuttur. Her iki rejimde Kore siyasetinde köklü tarihsel grupları temsil ettiğinden,  bu dönemde bölgenin barut fıçısına benzediği söylenebilir. Sovyet ve Amerikan kuvvetlerinin Yarımadadan çekilmelerinin ardından, 25 Haziran 1950’de Kuzey Kore kuvvetleri Stalin’in bilgisi dahilinde ve Sovyetlerin maddi desteğiyle güneyi istila etmiştir.[35]Kore’nin başarılı bir şekilde işgali, dar Japon denizinin karşısında ki Japonya içinde bir şok etkisi yaratmıştır. Japonya, daima Kore’yi Kuzeydoğu Asya’nın stratejik noktası olarak görmüştür. Karşı konulmayacak olan bir komünist yayılmacılığı Asya’nın kıta olarak komünist olmasına olanaklar sağlarken Japonya’nın da batı taraftarı eğiliminin altını oyacaktır.[36]

Gerçekleşen saldırının karşısında Amerika hızlı bir şekilde Birleşmiş Milletleri harekete geçirmiştir. Güvenlik konseyi Birleşmiş Milletler Antlaşması hükümleri gereğince, Güney Kore’nin yardımına gönderilmek üzere, çeşitli milletlerin askerlerinden oluşan fakat esas maddiyatı Amerika’nın yüklendiği  bir Birleşmiş Milletler kuvveti teşkil etmiştir.[37]Kore Savaşı’nın başlangıcında, Birleşik Devletler, çok sayıda asker gönderen  Büyük Britanya ve Türkiye gibi NATO devletlerinin büyük desteğini görmüştür. Kore’nin kaderiyle ilgili olmayan bu ülkeler, sonradan kendi savunmalarında yararlanabilecekleri ortak eylem ilkesini desteklemişlerdir.[38]Çin’in de savaşa katılmasıyla, savaş BM-Çin savaşı durumuna gelmiştir. Güney Kore Çin saldırısına karşı hazırlıklı olmadığı için, Çin ordusu BM ordusunu püskürterek Güney Kore’yi işgal etmeye başlamıştır. Fakat bir karşı atak sonucunda 38. Enlemin kuzeyine çekilmek zorunda bırakılmışlardır. 1951 Nisanın da bırakışma görüşmeleri başlamıştır. Panmunjom’da ki bırakışma görüşmeleri çok uzun sürdü ve bırakışma ancak 1953’te gerçekleşebildi.[39]

Türkiye Birleşmiş Milletler Kuvvetine bir tugaylık bir kuvvetle katılmıştır. Milli Mücadele’den beri muharebe alanlarında aktif olarak bulunmamış hatta girmemiş olan Türk askeri, Kore Savaşında gerçekten kahramanlık öyküleri denilebilecek örnekler vermiştir. Kore’de vermiş olduğumuz şehitler, akan kan ve Türk kahramanlığı, Türkiye’nin 1951 yılında NATO’ya alınmasında çok mühim bir rol oynamıştır.[40]

ÜÇÜNCÜ BLOK’UN ORTAYA ÇIKIŞI

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen aynı zamanda bloklar arası ilişkilere etkiler yapan önemli gelişmelerden bir diğeri de Üçüncü Blok’un doğmasıdır. Bu da sömürgelerle meydana gelen bağımsızlık hareketinin bir sonucudur.[41]

VİETNAM SAVAŞI

1945 Cenevre Anlaşmaları ile Vietnam Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrıldıktan sonra, Amerika kuzeyde bulunan komünist Vietminh rejimine karşı güneyi korumak için yardım ve alakasını devam ettirmiştir. İşte bu alaka Güney Vietnam’ın komünistlerin kontrolü altına düşmesi ve uluslararası arenada komünizmin Güneydoğu Asya bölgesinde stratejik bir üstünlük sağlayacağı endişesi, Amerika’yı Vietnam çıkmazına çekmeye başlamıştır.[42]ABD Vietnam’da önemli bir sürece girmiştir. Yardım ve alakadan da ötede, doğrudan müdahaleye geçilme sürecidir. Bu durumu meydana getiren en önemli neden, Başkanın yakının da bulunan danışmanların (Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı gibi) Vietnam’ı siyasi bir sorun olmaktan çok askeri sorun olarak değerlendirmelerdir. Bunların düşünceleri gelişmiş silahların sayısını ve kullanımının artırılması zaferi kısa bir süre içerisinde getirecektir şeklindedir.  1963 yılının sonunda Vietnam’da 17.000 Amerikan danışman bulunmaktadır.[43]

Vietnam ile ilgili yapılan çalışmalarda gözden kaçan ancak önemsenmesi gereken bir hususta, bu  savaşın Amerikan savaşı olmaktan çok bir Hindiçin savaşı olmasıdır. Baktığımız zaman da, Amerika müdahale etmeden önce orada yerel halkla, sömürge sahibi Fransızlar arasında bir savaş söz konusuydu. 1973’te Amerikalılar çekildikten sonraki 20 yıl boyunca da savaş Hindiçin’i yıkmaya devam etti.  Böylelikle Vietnamlılar için, 1960’lar ve 1970’lerde ki savaş, bir sebebe göre de işgalciler karşısında vermiş oldukları bağımsızlık mücadeleleridir. Amerikalılar sadece kendilerinden önce gelen Çinlilerin, Fransızların ve daha öncesinden gelmiş olan Japonların izlerinden ilerlemiştir. Vietnam’ın bu son mücadelesinin sembolü bağımsızlıktır.[44]

Hindiçin’de Amerika’nın önceki ülke dışı çalışmalarının gösterdiği tüm örnekler parçalanmıştır. Amerika 20. Yüz yılda uluslararası deneyiminde ilk kez, Amerikan ulusunun değerleri ile başarıları arasında doğrudan doğruya ve nedensel ilişki yıpranmıştır. Kendi değerlerinin çok fazla evrensel uygulaması, Amerikalılar arasında bu değerlerin niçin Vietnam’a uygulandığını sorgulamalarına neden olmuştur. Amerika’nın ulusal deneyimlerinin farklılığına olan inanmışlık ile komünizmi çevrelemenin jeopolitiğinde doğal olarak bulunan ödünler ve belirsizlikler arasında büyük bir fark meydana gelmiştir. Vietnam potasında, Amerika’nın kendi farklılığa olan inancı, kendine döndü. Amerikan toplumu başkalarının yapabileceği gibi, politikalarının pratik eksikliklerini değil, Amerika’nın herhangi bir uluslararası rolü izleyecek kadar değerli olup olmadığını tartıştı. Vietnam tartışmasının bu yönü, Amerika’nın bünyesinde çok acı verici ve iyileşmesi çok zor yaralar açtı.[45]ABD Vietnam savaşı boyunca (1955-1973) komünistlerin Vietnam’da kontrolü ele geçirmesini engellemeye çalışmıştır; bu 58.000 Amerikalı ile 1 milyondan fazla Vietnamlının hayatına, 600 milyar dolara ve çevreleme politikasına desteğin altını oyan bir iç karışıklığa mal oldu. ABD, Güney Vietnam’da komünizmi çevrelemenin yanı sıra alınacak bir yenilginin uluslararası taahhütlerine olan güveni sarsmasından, bundan dolayıdır ki dünyanın başka yerlerinde çevrelemenin inandırıcılığını zayıflatmasından korkuyordu. Vietnam HoŞiMinh liderliğinde, Fransızların İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ülkeyi yeniden sömürgeleştirme çabalarına karşı başarılı bir mücadele verdi ve 1954’te Cenevre’de toplanan uluslararası bir konferans, ülkeyi başkenti Hanoi olan komünist Kuzey Vietnam ve başkenti Saygon olan komünist olmayan Güney Vietnam olarak ikiye bölünmüştür. Vietnam savaşı bu iki yönetim arasında bir iç savaş olarak başlamıştır ve Kuzey’in ülkeyi birleştirme çabalarına karşı koyan Güney Vietnam, ABD’nin desteğiyle, Cenevre’de kararlaştırılan birleşme referandumunun önünün kesmiştir.[46]

Son olarak, Nye, Küresel Çatışma kitabında, IrvingHowe’nin Amerika’nın Vietnam müdahalesini şu şekilde değerlendirmiştir: “ABD Vietnam’a yerel bir mücadelenin sonucunu tersine çevirmek için asker gönderdi, bu ise, Vietnamlılara ölüm ve acı şeklinde korkunç bir bedel ödetti. Sonuçta, ABD sonucu tersine çeviremedi; sadece mücadelenin sonuçlanmasını erteleyebildi. Amerikan müdahalesine karşı çıkan, ama gene de komünistlerin zaferini istemeyenlerimiz güç bir durumdaydı, zira sunabilecekleri mutlu bir son yoktu. Bir zamanlar olmuş olsa bile. Ne yazık ki bundan sonra da mutlu bir son mümkün değildir. Ve bizler, savaş yanlısı ve karşıtı çoğu Amerikalının körleştirici basitlikte açıklamalar istediği bir sırada, görece karmaşık bir argüman ileri sürmenin güçlüğünü yaşıyorduk.”[47]

ORTADOĞU’DA ÇATIŞMA

Ortadoğu genellikle jeopolitik durumuyla açıklanmıştır. İkinci dünya savaşından sonra bu durum daha da ön plana çıkmıştır. Stratejik önemi ve sahip olduğu yeraltı kaynakları nedeniyle dünya politikalarında üzerinde çok durulan bir bölgedir. Bundan dolayı savaştan sonra Ortadoğu gerek askeri gerekse siyasi yönlerden olağan üstü duyarlı bir bölge haline gelmiştir. Bölgede bulunan devletlerin hemen hemen hepsi, Türkiye dışında, tam bağımsızlıklarına ikinci dünya savaşından önce veya sonra sahip olmuştur. İkinci Dünya savaşından sonra bölgede yaşanan siyasi gelişmelerden belki de en önemlisi İsrail devletinin kurulması olmuştur. 1945’ten itibaren şiddetlenen Arap-İsrail çatışması, gerek Arap devletleri arasında, gerekse bunların diğer devletlerle olan ilişkilerinde esas rolü oynamıştır. 1945’te Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan, Irak, Suudi Arabistan ve Yemen, merkezi Kahire’de bulunan “Arap Birliği”ni kurdular. 1948’de İsrail devletinin kurulmasıyla Arap devletleri bu devlet ile mücadeleye başlamıştır. Bunun sonucu olarak 1948, 1956, 1967, 1974 Arp-İsrail savaşları olmuştur. İsrail sorununun çözümü, Arap devletlerin başlıca amacı olmakla devam etmiştir.[48]

Avrupa’da NATO’nun kurulmasıyla doğu batı çatışması Uzak Doğu’ya aktaran Sovyet politikası ile gerçekleşmiş olduğu halde, Ortadoğu çatışmaları için aynı şeyi söylemek mümkün değildir.  Ortadoğu hadiseleri ve gelişmeleri, Sovyet Rusya’nın kontrolü dışında gerçekleşmiştir. Ancak bu gelişmeler, Rusya’ya kadim devlet politikalarını uygulamaya olanaklar sunmuştur. Deli Petro’dan beri Ortadoğu’ya girmek için aradığı fırsatı bulmuştur.[49]Bir yandan Müslümanlar diğer yanda Yahudiler, kökeni tarihin derinliklerinde bulunan dinsel bir hakla Filistin’e sahip olmak istemektedirler. Bugün Müslümanlar, sayı ve zenginlikleri arttığından, daha etkin bir politika izlemelerine rağmen, güçlerine uygun ağırlığa sahip olamamaktadırlar.

SONUÇ

Almanya İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra teslim olduğunda, Avrupa’nın bölünme süreci zaten başlamıştır. Üç büyük devlet(ABD, Britanya ve Sovyetler) savaş sonrası Avrupa’nın ne olacağına ne Yalta’da ne de Potsdam’da bir çözüm getirememişlerdir. Süreç ilerledikçe parçalanma sadece Avrupa’da sınırlı kalmayarak dünyanın birçok bölgesinde baş göstermeye başlamış durumdadır. Eski düşman Almanya, FAC ve DAC olarak ikiye ayrılmıştır. Benzer bir durum, komünist Doğu Avrupa’yı komünist olmayan Batı Avrupa’dan ayıran “Demir Perde” ile tekrarlanmıştır. Bölünme her iki tarafın da ekonomik bütünleşme, askeri propaganda ve siyasi işbirliği önlemleri, Avrupa kıtasını 45 yıl boyunca iki ayrı kutba ayıracak dönemi başlatmıştır. Her Blok’ta kendi askeri örgütünü (NATO ve Varşova Paktı)kurmuştur. Soğuk savaş hiçbir zaman sıcak savaşa dönüşmemiştir. Fakat mümkün olan diğer bütün yolları kullanmaya çalışan bir topyekün savaş haline gelmiştir.[50]

Almanya’nın 1945’te teslim olmasından 1961’de Berlin duvarının inşası arasında ki dönem Avrupa Soğuk Savaşının dramatik başlangıcına ve çevresinde yaratmış olduğu istikrarsızlığa tanık olmuştur.

Yazar Hakkında

 

 

Ertuğrul Gazi Kefinsiz / TESAD Yazı Direktörü

Karabük Üniversitesi

Uluslararası ilişkiler 

Başvurular

Roberts, J. M. Yirminci Yüzyıl Tarihi, Çev.: Sinem Gül, Dost Yayınevi, 2003, Ankara

Uçarkol, Rıfat, Siyasi Tarih (1789-2001), D&R Yayınları, 2008, İstanbul

McNeill, H. William, Dünya Tarihi, Çev.: Alaeddin Şenel, İmge Kitapevi, 2008, Ankara, 872oseph

Nye, S. Joseph; Welch, A. David, Küresel Çatışmayı Ve İş Birliğini Anlamak, Çev.: Renan Akman, İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, İstanbul

Best, Antony; Hanhımakı, M. Jussi; Maıolo, Joseph; Schulze, Kırsten, 20. Yüzyılın  Uluslararası Tarihi, Çev.:Taciser Ulaş Belge, Siyasal Kitapevi,2015, Ankara

Heywood, Adrew, Küresel Siyaset, Çev.: Nasuh Uslu; Haluk Özdemir, 2014, Ankara

Kıssenger, Henry, Diplomasi, Çev.: İbrahim H. Kurt, İş Bankası Kültür Yayınları, 2016, İstanbul

Lee, J. Stephen,  Avrupa Tarihinden Kesitler 1789-1980, Çev.: Savaş Aktur, Dost Yayınevi, 2014, Ankara

Sander, Oral, Siyasi Tarih 1918-1994, İmge Kitapevi, 2015, Ankara

Armaoğlu, Fahir, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi 1789-1914, Timaş, 2016, İstanbul

 

[1]Fahir Armaoğlu, 20. YY Siyasi Tarihi, Timaş, 2016, s.376

[2]Henry Kissenger, Diplomasi, İş Bankası Yayınları, 2016, s.404

[3]Antony Best, 20. Yüzyılın Uluslararası Tarihi, Siyasal Kitapevi, 2015, s.226

[4][4] Oral Sander, Siyasi Tarih 2.c, İmge Kitapevi, 2015, s.201

[5] Fahir Armaoğlu, 20. YY Siyasi Tarihi, Timaş, 2016, s.363-364

[6] Oral Sander, Siyasi Tarih 2.c, İmge Kitapevi, 2015, s.213

[7] Rıfat Uçarkol, Siyasi Tarih(1789-2001), D&R Yayınları, 2008, s.818

[8] Oral Sander, Siyasi Tarih 2.c, İmge Kitapevi, 2015, s.204

[9] Andrew Heywood, Küresel Siyaset, Adres Yayınları, 2014, s.516

[10] Oral Sander, Siyasi Tarih 2.c, İmge Kitapevi, 2015, s.205

[11](Best, Avrupa’da İlk Soğuk Savaş, 2015)

[12](Armaoğlu, Rus Emperyalizminin Canlanması “Avrupa’da Rus Üstünlüğü” , 2016)

[13] Fahir Armaoğlu, 20. YY Siyasi Tarihi, Timaş, 2016, s.379

[14] Joseph S. Nye, David A. Welch, Küresel Çatışmayı Ve İşbirliğini Anlamak, İş Bankası Yayınları, 2015, s.197-198

[15]Stephen J. Lee, Avrupa Tarihinde Kesitler (1789-1980), Dost, 2014, s.3.11

[16] J. M. Roberts, Yirminci Yüzyıl Tarihi, Dost Yayınları, 2003, s.406

[17] Henry Kissenger, Diplomasi, İş Bankası Yayınları, 2016, s.408

[18]Kominform: Komünist İstihbarat Bürosu 1947’de kurulmuş ve 1956’da feshedilmiştir.

[19]Comencon: Karşılıklı Ekonomik Yardım Konseyi, Komünist dünyadaki ekonomik strateji ve ticaretin eşgüdümünü sağlamak amacıyla 1949 yılında kurulmuştur.

[20]Antony Best, 20. Yüzyılın Uluslararası Tarihi, Siyasal Kitapevi, 2015, s.251

[21] Fahir Armaoğlu, 20. YY Siyasi Tarihi, Timaş, 2016, s.396

[22] Rıfat Uçarkol, Siyasi Tarih(1789-2001), D&R Yayınları, 2008, s.866

[23] Oral Sander, Siyasi Tarih 2.c, İmge Kitapevi, 2015, s.258

[24]Antony Best, 20. Yüzyılın Uluslararası Tarihi, Siyasal Kitapevi, 2015, s.254

[25] Fahir Armaoğlu, 20. YY Siyasi Tarihi, Timaş, 2016, s.399

[26] Temmuz 1944’te Birleşmiş Milletler Para ve Finans konferansında ortaya çıkan iktisadi sistemdir. Finansal işlemlerde uyulması gereken işlemleri belirler.

[27]Jeremy Black, Savaş Ve Dünya, Dost Yayınları, 2009, s.457

[28] Rıfat Uçarkol, Siyasi Tarih(1789-2001), D&R Yayınları, 2008, s.870-871

[29] Oral Sander, Siyasi Tarih 2.c, İmge Kitapevi, 2015, s.271-271

[30] Rıfat Uçarkol, Siyasi Tarih(1789-2001), D&R Yayınları, 2008, s.864

[31] Oral Sander, Siyasi Tarih 2.c, İmge Kitapevi, 2015, s.273

[32] Henry Kissenger, Diplomasi, İş Bankası Yayınları, 2016, s.455

[33] J. M. Roberts, Yirminci Yüzyıl Tarihi, Dost Yayınları, 2003, s.437

[34] Rıfat Uçarkol, Siyasi Tarih(1789-2001), D&R Yayınları, 2008, s.873

[35] J. M. Roberts, Yirminci Yüzyıl Tarihi, Dost Yayınları, 2003, s.437

[36] Henry Kissenger, Diplomasi, İş Bankası Yayınları, 2016, s.457

[37] Fahir Armaoğlu, 20. YY Siyasi Tarihi, Timaş, 2016, s.409

[38] Henry Kissenger, Diplomasi, İş Bankası Yayınları, 2016, s.459

[39] Oral Sander, Siyasi Tarih 2.c, İmge Kitapevi, 2015, s.281-282

[40] Fahir Armaoğlu, 20. YY Siyasi Tarihi, Timaş, 2016, s.409

[41] Rıfat Uçarkol, Siyasi Tarih(1789-2001), D&R Yayınları, 2008, s.882

[42] Fahir Armaoğlu, 20. YY Siyasi Tarihi, Timaş, 2016, s.559

[43] Oral Sander, Siyasi Tarih 2.c, İmge Kitapevi, 2015, s.525

[44]Antony Best, 20. Yüzyılın Uluslararası Tarihi, Siyasal Kitapevi, 2015, s.325

[45] Henry Kissenger, Diplomasi, İş Bankası Yayınları, 2016, s.599-600

[46] Joseph S. Nye, David A. Welch, Küresel Çatışmayı Ve İşbirliğini Anlamak, İş Bankası Yayınları, 2015, s.213-214

[47] (a.g.e)-IrvingHowe Ve Michael Walzer, “WereWeWrongAbout Vietnam?”

[48] Rıfat Uçarkol, Siyasi Tarih(1789-2001), D&R Yayınları, 2008, s.895

[49] Fahir Armaoğlu, 20. YY Siyasi Tarihi, Timaş, 2016, s.435

[50]Antony Best, 20. Yüzyılın Uluslararası Tarihi, Siyasal Kitapevi, 2015, s.271

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir