ALMAN AYDINLANMASI

1) Aydınlanmaya Genel Bir Bakış

Aydınlanma, İngiliz Devrimi ile başlayıp Fransız Devrimi ile sona ulaşmış görünür. Gerçek ise aydınlanmanın farklı tiplerinde süregelen değişim ve yapılardır. Bu değişimi gerçekleştirecek olan ise kesinlikle Aydınlanma Filozoflarıdır. Aydınlanmanın kelime olarak içinde neler taşındığında önem vardır. Aydınlanmanın temel ilkeleri olan akılcılık (Rationalism), din eleştirisi, metafizik eleştirisi, ilerlemecilik, devlet, siyaset, birey gibi alanlarda büyük tartışmalar yapılmıştır ve aydınlanma çok farklı yollardan okunmuştur. Aydınlanmanın fikirleri arasında reformcu yaklaşım, aydınlar despotizmi (Filozof Kral) ve liberal düzeni de saymadan geçemeyiz, liberal düzende ise yurttaşlığın öncülü olan mülk kavramı da aydınlanmanın konularından biri olarak aydınlanma çalışmalarında karşımıza çıkacaktır.[1] İlerde inceleyeceğimiz üzere Wolff, Thomasius, Leibniz ile başlamış Kant, Fichte, Scheilling çok farklı yaklaşımlar geliştirmiş; Schopenhauer ve Heiddegger farklı düşünce kapıları açmışlardır bu yolda. Bu dönemde Aydınlanmayı insanın ergin olma durumu olarak tanımlamak ve sunmakta yanlış olmayacaktır. Dönem koşulları, savaşlar, hemen devamında düşünürlerin yaşadığı dönem ve o dönemin siyasi, toplumsal, düşünsel, ekonomik olayların fikir biliminin aydınlanma yönünde gelişmesine katkı sağlamıştır. Genellikle Kant, Fichte, Scheilling, Schopenhauer, Heiddegger üzerinden gideceğimiz bu çalışmada Alman İdealizmi’nden aydınlanmasına düşünce, devlet, ben kavramlarını tartışıp karşılaştıracağız.

1.1) Aydınlanmanın Genel İlkeleri

1.1.1) Akılcılık

Aydınlanma mantığına göre insan, aklı yalnızca kendinde bulur. Akıl artan bir duyudur. İnsanların kendi aklını tanıması onların birçok özelliklerinden kaynaklanır. Kültürleri, çevreleri insanın kendi için en yararlı olan seçimi yapmaya yöneltir, bunu direkt olarak yapan ise akıldır. Akıl ben demektir, benin en üst seviyesidir.

1.1.2) Din Eleştirisi

Aydınlanma düşünürleri açıkçası dinle aralarını iyi tutmamışlardır. Reformist bir Hıristiyanlık ya da ateizm yolunu seçmişlerdir. Burada önemli bir nokta ise dine neden karşı olduklarıdır. Bunu açıklamak zor olmakla beraber basit bir deyişle kolaydır. Din (Kilise), Orta Çağ’dan beri hatta Orta Çağ’ın gerisinden bu yana kendini insan aklının yerine koymuş, insan yerine kendisi karar vermiştir. Kilise vicdani ve düşünce bağımlılığının yanı sıra siyasette de önemli roller almıştır.

1.1.3) Metafizik

Aydınlanma gerçek ve bilgi konularında empirik yaklaşımı esas olarak kabul etmiştir. Metafiziği dinin bir kalıntısı olarak görmüşlerdir. Bu yüzden de metafizik eleştirisi de kaçınılmaz olmuştur. Onların kahramanı bilimdi.

1.1.4) İlerlemecilik

Aydınlanmanın akılcılığı bizi nasıl onun bilimciliğine götürüyorsa bilimci yapısı da ilerleme fikrine götürüyor. Burada ilerleme, uygarlıklar bazında ilerleme olarak karşımıza çıkacaktır.

1.1.5) Liberalizm-Birey

Aydınlanma düşünürleri erdemli bir insanın bu dünyada yokluk içinde yaşamasına karşıdır. Birey erdemliyse özgür olmalıdır. Erdemlilik bireyin sahip olabileceği bir şeydir; fakat özgür düşünce (özgürlük) bireyin sahip olmak zorunda olduğu hakkıdır. Locke’un üçlemesi olan ”hayat, özgürlük, milliyet” in sonuncusunu ”mutluluğu arama” olarak değiştirir aydınlanma filozofları. Temel olan bireyin mutluluğudur.

1.1.6) Devlet, Siyaset, Ahlak

Bu üç başlık içinde aydınlanmacı filozofların belli başlı fikirleri ve tartışmaları vardır. Bu araştırmanın da öncelediği gibi belli filozoflar üzerinden Alman Aydınlanması’nı belli şekillerde açıklayacağız. Fichte’nin organik devlet yapısı, Kant’ın uluslararası üstü devleti gibi.

1.2)Aydınlanma Dönemi Siyasi Yapı

1740-1880 arası bir dönemin siyasi yapısını ayrıntılı anlatmak burada mümkün olmayacaktır; fakat siyasi durumları genel bir çerçeve etrafında sunmak yerinde bir konu olur.

1740-1789 arası dönemde Avrupa’da derin bir siyasi yapı mevcuttu, derinden kasıt 49 yıl sonra gerçekleşecek olan Fransız Devrimi’nin hazırlık dönemi olacaktı. İngiltere, Amerika’daki kolonileri ile uğraşıyordu. Fransa’yı 7 yıl savaşları çok zorlamıştı. İngiltere bu savaştan deniz gücü pekişmiş olarak çıkacaktı. Fransa, İngiltere ile savaştan yeni çıkmıştı ve Amerika’daki kolonilerin isyanına inanılmaz bir maddi yardım sağlıyordu. Bunu yapmasının bir sebebi de İngiltere’ye olan ”intikam” duygusuydu. 1789 yılına gelindiğinde siyasi ve ekonomik baskı inanılmaz bir hal almış şekilde halktan devlete yansıyacaktı. II. Frederick ile yükselen Prusya kendine avantaj sağlasa da bu Frederick’in ölümü ile son bulacaktı.  Avrupa, 1789’dan 1815’e kadar olan dönemde Avrupa Ahengi’ni görecekti (1800-1815). Milliyetçilik, liberalizm gibi düşünce akımları imparatorlukları tehdit edecekti. Napolyon kendi ülkesinde çıkan bu fikirleri savaşlarla tüm Avrupa’ya yayacaktı. Asıl amacı da milletleri imparatorluklara karşı uyandırmaktı ve kendi kontrolünde bir Avrupa için bu gerekliydi.[2]

1815-1880 işte tam bu dönem Avrupa’nın dağıldığı kısım, milli birliklerin özellikle İtalyan ve Alman birliklerinin sağlandığı dönemdi. Neredeyse 100 yıldır kıtada olan bu akım, inanılmaz bir şekilde Avrupa’da güç dengesi ve güç geçişini oluşturacaktı. Bu ortamda oluşan devlet, düşünce, birey fikirlerini ele alacağımız Alman Aydınlanması’nda Romantiklerin katkısının küçümsenemeyeceği ”milletin” aydınlanması bizi farklı boyutlara ve fikirlere götürecek.

2) Alman Aydınlanması

2.1) Alman Aydınlanması’na Genel Bir Bakış

Alman Aydınlanması bize orijinal veriler sunmakla birlikte aydınlanma düşüncesine katkılar yapmıştır ve aynı zamanda kendi karşıtını yaratmıştır. (Aufklarüng x Sturm und Drang) Alman Aydınlanması, aydınlanma felsefesinin bitişi olarak görülebilir; ama aynı zamanda aydınlanma felsefesinin sınırlarını genişleten yine Alman Aydınlanması’dır.

Aydınlanmanın sınırlaması Kantçı bilgi ve etik demekken bu fikrin aşılması Sturm und Drang romantizmi, Alman İdealizm’ini, Alman idealist tarih felsefesini hatırlatacaktır. Almanya aydınlanmayı 30 yıl savaşlarının etkisinde yaşamaya başladı, küçük devletlerin oluşturduğu siyasi yapı aydınlanmayı yeşertecek ya da yaşatacak yetiye sahip değildi. Kant devrimin yukarıdan geleceğini düşünüyordu. Frederick döneminde toplumsal gruplarda bir canlanma oldu, ifade özgürlüğünün burada rolü büyüktü. Alman Aydınlanması gerçek olanın akılcı olmasıyla ilişkili olacaktı.

2.2) Christian Thomasius, Christian Wolff ve Leibniz

Leibniz Alman Aydınlanması’nın temelini oluşturan filozofların başında gelir. Ona göre dünyanın, varlıkların temelinde monadlar vardır. Monadlar kendi kendilerine hareket edebilir ve düşünebilirler. Monadların özü ise kuvvetleri olduğu için görünmezlerdir. Monadları maddecilerden ayıran ise kendi kendilerine hareket edebilmeleridir. Monadların her birinin edimi, geçmişin sonu geleceğin belirleyicisidir.

 Leibniz ve arkasından gelen Wolff ve Thomasius,  Spinoza’nın Heretizmine karşıydı. Kendi felsefesi Spinoza’ya cevaptı aslında. Wolff ve Thomasius’un her ikisinin de kaynağı hem metafizik hem de din sorununa bir çıkış noktası aramaktı.  Thomasius ve Wolff felsefenin pratik yarar amacı gütmesini savunuyorlardı.[3] Thomasius ile aydınlanmayı bağdaştıran nokta ise insanın aklının kötülüğü kaldırabilecek olmasıydı. Wolff ise Almanların hocasıydı ve felsefeyi ikiye bölmüştü. Teorik felsefe ve pratik felsefe; teorik felsefe ontolojik bir yaklaşımda iken pratik felsefe siyaset, hukuk gibi alanlara sahip olacaktı. Leibniz ise Wolff üzerinde çok etkili olacaktı, Kant ise Wolff’tan etkilenerek karşımıza çıkacaktı. Wolff’un Leibniz’den etkilendiği bu temel noktalar ise, uyum ideası, süreklilik ilkesi ve akıl yasası idi.

2.3) Aydınlanma Üzerine (Immanuel Kant)

Kant aydınlanmayı insanın kendi suçundan dolayı düşmüş olduğu ergin olmama durumundan kurtulması olarak tanımlar. ”Sapare Aude”[4] aydınlanmanın ana temasıydı. İnsanlar birçok sebepten ötürü bütün yaşamları boyunca kendi rızalarıyla erginlikten yoksun olmuşlardır. Bunun sebepleri korku ve tembellik olarak gösterilebilir. İnsanları bağlayan diğer bir konu ise dogmalar ve kurallardı. Bu iki kavramı korkuya da bağlayabiliriz. Dogmalar din, itaat ise kurallar şeklinde gözüküp itaat ve din için de toplumsal statü, dönemin toplumsal koşulları, siyasi koşulları şeklinde birçok sebep saymak mümkündür. Korkular, dogmalar, kurallar insanı ergin olmaktan alıkoymuş mudur? Evet koymuştur. Kant’a göre aydınlanma için özgürlükten başka bir şey gerekmez. Aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden kitlenin önünde apaçık olarak kullanmak özgürlüktür. Toplumda belli sınıfların ise aklı özgür kullanması tehlikelidir: askerler, bürokratik hiyerarşi sahibi gibi kimseler aklı kullanmakta özgür olsalar da başka kararlara itaat etmek zorundadırlar. İnsan aydınlanmadan bu yana dine ve sisteme bağlılığın ötesine geçmeye çalışmaktadır. Günümüzde bile aydınlanmanın bu mücadelesi devam etmektedir. Yöneticiler ise insanların onurlandırdığı kimselerden öteye geçememektedir.

3) Alman İdealizmi

Alman İdealizmi Kant’tan çıkma bir şekilde Fichte, Scheilling, Schopenhauer gibi isimler üzerinden temsil edilecekti. Kant’a göre koşulsuz buyruğa ve ahlak yasasına duyulan inanç, bizi agnostisizmden, materyalizm ve determinizmden kurtarır. Hatta Kant nihai gerçekliği bilmemizi sağlayan şeyin ahlak yasasına beslediğimiz inanç olduğunu vurgular. Kant’ın ahlak yasası özgürlük ve ideal düzenin ana noktasıdır, ana fikridir. Alman İdealistlerine göre ideal ilke, klasik akıl ile pratik aklı birleştirip kategorileri düzenleyerek bilgimize bilgi kazandırırız. Alman İdealizmine göre bu yüzden felsefe her şeyi açıklamaya yeteneği olan bir bilim olmalıdır.

3.1) Fichte

Kant’a göre gerçekten var olan şeyleri bilmemiz mümkün olmayabiliyordu; fakat Fichte var olan şeyle bu şeyin bilinmezliği arasındaki uyumsuzluğuna katılmıyordu. Fichte’ye göre bir nesne hakkında var olduğunu belirtmemiz onun hakkında bir şeyler bildiğimizi belli eder.[5] Fichte bu konuda hocasının tam tersi görüşü benimseyecektir. ”Var olan her ne ise bilinebilir olandır.”. Fichte metafiziğinde ise Kant felsefesinden yola çıkar, Kant felsefesinde neyin tanımlanmaya muhtaç duyduğunu ve tanımlama sürecinde hangi yönteme ihtiyaç duyulduğu sorularını sorar.

İdealist olarak Fichte realizm karşıtıdır. Düşünce varlıktan üretilemez. Düşünce varlığın içinde değildir. Fichte’ye göre insanın asıl özü ahlakidir. Determinizm insanın değer ve onuruna aykırıdır. Fichte doğrudan ahlaki olarak insanın özgürlüğünü dile getirir ve onun felsefesi özgürlük fanatizmidir.[6] Bir bakıma Fichte’ye göre iyi, yapmak ve yaratmak iken kötü, tembellik ve işsizliktir. Felsefesinde kullanacağı üç kavramı ya da olguyu unutmamak gerekir: ”özgür, etkin, mutlak ben.”

Akıl pratik niteliktedir ve etkin ben olarak ben olmayana üstündür. Fichte mutlak beni artık düşünmek olarak değil eylemek olarak görüyordu.

Fichte’nin asıl amacı tüm Alman İdealistlerinde olduğu gibi bir sisteme varma isteğiydi. Kant’ın düşüncelerini ilerletip sisteme oturtma amacı vardı. Kant’ın bu noktadaki Kritisizm felsefesi (Doğru ve yanlış bilim yollarını ayırıp eleştirmek isteyen bir öğreti) yerine sistematizm geçmeli diye düşünmekteydi Fichte. Tabi ki bu durumda Fichte felsefeye bilinçten başlayarak ilerleyecekti. Fichte bilinçten bahsederken genel bilinci ele alıyordu. Kant’ta ise bu ”Transzendentale Apperzeption”[7] diye geçen ”aşkın ben” idi. Empirik özel ben ile kendimizin subjektif dünyasını yaşıyorken aşkın ben ile hepimiz için geçerliliği olan objektif bir dünya tasarımı yapmaktaydı.

Bilinç etkin bir şeydir ve ‘düşünüyorum’dan ziyade ‘eyliyorum’ çerçevesinde bakan Fichte bununla birlikte felsefesini teorik felsefeden pratik felsefeye kaydırmış oluyordu. Fichte için diyalektik aslında düşünme yöntemlerinden biri olacaktı.

Fichte devlet hakkında da birkaç görüş öne sürecekti ve bunlar içinde önemli olanlardan bir tanesi ”organik” devlet tanımıydı.  Fichte aslında modern devletin tanımını yapıyordu. Tıpkı bir insanın vücudundaki organların işbirliği gibi devletin de organları olduğu ve bunlarında kendi aralarında işbirliği içinde olduğunu savunmaktaydı. İnsanın bir organın çökmesi demek hastalık demekti. Devletin bir kurumunun çökmesi demek kriz ve sistemin çökmesi olarak adlandırılabilecekti. İnsan vücudu ve devlet arası bağ tartışmaya değer ve hala tartışılan bir konu olacaktı.[8]

3.2) Scheilling

Scheilling ömrü boyunca birçok araştırma yapmış ve araştırmalarının doğrultularını birçok kez değiştirmiştir. Kendi ile çelişkiye düşmekten hiç korkmamıştır. Scheilling’in felsefesini 5 kısma[9] ayırabiliriz.

  • Doğa Felsefesi

  • Transsendental İdealizm Felsefesi

  • İdentite Felsefesi

  • Özgürlük Felsefesi

  • Din ve Mitoloji Felsefesi

Her felsefesini tek tek açıklamak bu yazıda mümkün olmayacağı için Scheilling’in genel fikirlerinden bahsetmekte yarar görüyorum. Scheilling asıl özgün başarısını doğa felsefesi ve sanat felsefesi ile gerçekleştirmiştir. Scheilling, Kant ve Fichte’nin teoloji kavramındaki duraksamaları açıp yalnız organik doğayı değil bütün doğayı teolojik bir yapı olarak görmüştür.

Fichte bahsettiği doğayı yani ben olmayan kavramını ben koyup yaratıyordu. Scheilling ise bu yaratılışı benin dışına çıkarmakla objektif doğaya aktarmaktaydı. Fichte ile Scheilling birbirlerine ters yönde felsefe geliştirmekteydi. Fichte benin içine girerken Scheilling benin dışına doğru uzanıyordu.

Scheilling’in İdentik felsefesinde ise bir durum vardır. İki ayrı şey aslında özce aynı olabilirler, doğa ile tin identik türlerdendir.

Scheilling, Fichte’nin yaptığı teorik ve pratik teorilerin yanına bir yenisini daha eklemiştir. Bu ise ”estetik bilinç” idi. Scheilling’e göre felsefe, sujenin doğayı nasıl tasarladığı ile ilgilenmeliydi. Doğadaki yaratıcılık sanatçının yaratmasıyla ilişkilendirilebilirdi; çünkü estetik durum ve bilinç, sanatçıda var olan bir olguydu. Filozoflar da aslında bir sanatçıydı. Estetik bilince sahiptir filozoflar da. Fichte ve Scheilling’in ayrıldığı nokta işte burasıydı. Fichte’de benin temel niteliği eylemken Scheilling’te estetikti.

Scheilling sanatçı gücü profilini tarih felsefesi içinde kullanır. Tarih doğadan başkadır. Doğanın nasıl belli bir amaca doğru geliştiği araştırılıyorsa tarih felsefesi de insan hayatındaki gelişmeyi ve ilerlemeyi konusu ve amacı olarak ele alır.

Scheilling, Kant ve Fichte’den belirli noktalarla ayrılmaktadır. Fichte ve Kant ahlaki görüşler üzerinde dururken Scheilling estetik üzerinde durmaktaydı. Fichte’de olduğu gibi ben, doğa ile birleşik değildi; doğa, benden ayrı bir kavramdı. Scheilling özdeşlik felsefesi ve objektif idealizm ile Alman idealizmine bir romantik olarak çok farklı bir boyut katmıştır.

4) Düşünce, Akıl ve Birey

Düşünürler birçok konuda fikirlerini ve araştırmalarını ilerletmişlerdir. Fichte’den Scheilling’e, Schopenhauer’den Heiddegger’e… Şimdi sıra düşünce, akıl, birey konularında aslında her aydınlanmanın ana konusu olan başlığın Alman düşünürlerdeki oluşumuna bakacağız.

”Akıl insandaki en yüksek şeydir…

Eğer akıl insana kıyasla Tanrısal ise o zaman ona uygun hayat da insan hayatına kıyasla Tanrısaldır.”[10]

4.1) Schopenhauer

İnsanın düşünme yetisi önemli ve büyük bir yetidir, en yücesi ve en üstünüdür özelliklerin. Schopenhauer ise tam olarak bu durumu insanlara anlatmak isteyecekti. Onun önem verdiği en önemli şey kendi kendine düşünmeyi öğrenmek ve uygulamaktı. Kendi kendine düşünmek Kant’ın ergin olma durumuyla uyum içinde bir teori olarak karşımıza çıkacaktır. Schopenhauer’e göre insan azıcık düşündüğü şeyi bilir. Bilmek düşünmeyi getirir. Okumak tek bir düşünceyi sağlamaz. Doğasına uygun yere götürür insanı.

”Forever reading, never to be read.”[11]

Hakikat ve hayat insanın kendi düşüncelerinin tercihindedir. Buna devlet düzeni de (yöneticilerin seçilerek onurlandırılması), toplum yaşam ve düzeni de, kişisel kararlar da dahil birçok şey tercih ve düşünme meselesidir.

Schopenhauer için düşünen insan değerlidir. Okumuş insan ise sistematiktir, belli kalıpların içindedir. Düşünen insan için kendi bulduğu bilgiler tabii uzvu gibidir. Bu bulduğu bilgilerin yazıldığını okuyarak gördüğünde ise haklı bir gurur yaşayacaktır. Peki asıl soru şu: düşüncelerin bittiği yerde mi okumalıyız?

Burada kararların olgunluğuna gideriz. Düşünceler her zaman gelmez onların bir gelme zamanı vardır gelmeyi bekledikleri. Düşünemediğimiz zamanları okuyarak ikame edebiliriz. Schopenhauer çok okuyup çevresini görmeyen ve unutan insanlara Kitap Filozofu gözüyle bakmaktadır. Onların düşünceleri ikinci eldir diye de devam etmektedir. Düşünürleri ikiye ayırır bu noktada:

  • Kendileri için düşünenler (Lichtenberg)

  • Doğrudan başkaları için düşünenler (Herder)

Burada Seneca’dan alıntı yapmak güzel olacaktır: ”Alteri vivas oportet, si vis tibi vivere.” (Eğer kendin için yaşamak istiyorsan başkası için yaşamalısın.). Tersine çevirirsek eğer: ”Tibi cogites oportet, si omnibus cogitasse volueris.” (Eğer herkes için düşünmeyi istiyorsan, kendin için düşünmelisin.).

Son olarak Schopenhauer’e göre büyük zihin dışarıdan bir müdahaleye maruz kalırsa ya da ilgisi başka yere kayarsa üstünlük ve ayrıcalığını kaybeder. ”Never interrupt!”[12]

4.2) Heiddegger

Heidegger’e göre akıl düşünce ile açılır ve düşünce nedir dediğimizde en çok düşünce uyandıran karşımıza gelir ve bunu sorgulayıp en çok düşünce uyandıran nedir diye sorduğumuzda henüz düşünemediğimiz olduğunu anlatır. Bu durum bilinmezliğin düşünceye çağırmasıdır aynı zamanda. Düşünemediğimiz şey bize sırt çevirendir. İnsan kendisini sırt çevirene doğru götürür, bu yüzden insan işaretçidir.[13]

Peki bize düşünmeyi emreden nedir?

Bizi düşünmeye çağıran özümüzdür. Bilmediğimiz ve en çok merak uyandıran bize sırt çeviren özümüz.

4.3) Kant

”Kendini Yönlendirmesi”[14] kavramı üzerinde düşünmeliyiz. Birey ve düşünce için Kant aklı ikiye böler: pratik yön ve teorik yön. ‘Saf Aklın Eleştirisi’ eserinde de akıl ve düşünce konularında belli şeylere değinmiştir. Saf Aklın eleştirisi aklında özgürce kullanımına bir çağrıdır tıpkı insanın ergin olma durumu gibi. Saf aklın eleştirisinde birçok aklın ve düşüncenin özgür düşünceyle ortaya çıkacağı ve bunun anarşi sorununu doğurabileceği üzerinde durmuştur Kant ve bu sorunu da ”Akıl Mahkemeleri’nin”[15] çözeceğini düşünmüştür. Saf aklın eleştirisinde ele aldığı önemli bir noktada teorik aklın bilgi edinme işlevini anlatırken ortaya çıkardığı Transandental yöntemdir.

Kant’a göre düşünme özgürlüğü sivil zorlamaya karşıdır. Düşünme özgürlüğü elimizden alınamaz, kendi kendimize düşünüp karar verme ”ergin olma”[16] yetisine sahibizdir. Düşünce özgürlüğünü vicdan cebrinin karşısına koymak gerekir. Akıl kendisinin verdiği yasalar dışında hiçbir yasaya tabi değildir. İlk başta da söylediğimiz gibi bu cümle anarşi kavramını ortaya çıkarabilecek bir cümle yapısına sahip ve bu yüzden aklın mahkemesi kavramı öne çıkmaktadır.

Düşünce, birey ve akıl aslında özgürlükçü bir üçlü ve dolayısı ile birbirlerine bağlı ve birbirleri olmadan bir anlam taşımayan olgulardır. Düşünce bireyin kendisini temsil ederken akıl düşünceyi oluşturmakla görevli hale gelir.

 Kant, Schopenhauer ve Heiddegger gibi filozofların düşünce, akıl, birey olgularına nasıl yaklaştığını incelemeye çalıştık, genel bir çerçeve çizdik.

5) Sonuç

Aydınlanma ve Alman Aydınlanması özellikle Kant, Fichte, Scheilling, Schopenhauer, Heiddegger üzerinden gitti. Bunun en önemli sebebi benim aklımda oturttuğum modern sistemin ve bunun içinde devlet, düşünce, insan yapılarını anlaşılabilir kılmaktı. Özellikle Alman idealizmi ve Alman romantizmi; yurttaşlık, milliyetçilik, liberalizm, devlet-birey gibi konularda modern dönemin temellerini oluşturmuşlardır. Alman aydınlanması, aydınlanmayı çok farklı bir boyuta sokmuş ve geniş bir ufuk açmıştır. Belki de Aydınlanmanın aydınlatılmasının başlangıcı Alman aydınlanmasıdır ve günümüzde bile etkilerini göstermektedir.

Sonucu uzatmaktan çok zevk almıyorum; ama bir öneride bulunmak istiyorum. Modern sistemin analizinde gerek yurttaşlık gerek milliyetçilik gerek düşünce yapısı gerek devlet gibi konularda romantiklerin ve idealistlerin fikirlerini göz ardı etmemek gerekir. Schopenhauer’in dediği gibi bu konularda düşünün sonra okuyun, düşünemediğiniz zaman okumayla bu boşluğu ikame edin.

Atilla Arda Beşen

KAYNAKÇA

Kitaplar

  • Lucien Goldmann Aydınlanma Düşüncesi Doruk Yayınları Şubat 1999 Çeviren Emre Arslan Bilim ve Politika Dizisi 2

  • Say Yayınları Düşüncenin Çağırısı 2015 Basım

  • Martin Heiddegger Düşüncenin Çağırdığı

  • Macit Gökberk Felsefe Tarihi Ankara Yayınevi 1967 sf. 391-449

  • Siyaset Felsefesi Tarihi Doğu Batı Yayınları sf. 309-326

  • Batı’da Siyasal Düşünceler Sokrates’ten Jakobenlere Editör: Mehmet Ali Ağaoğulları İletişim Yayınları 4. baskı sf. 515-539

  • Immanuel Kant What is Englihtenment ? Penguin Books 2009

  • Immanuel Kant Perpetual Peace A Philosophical Sketch Penguin Books 2009

  • Immanuel Kant Saf Aklın Eleştirisi

  • E.R. Bridge and Rodger Bullen The Great Powers and The European States System

  • Ahmet Cevizci Felsefe Tarihi Say Yayınları

  • Napaloen and Europe Chapter 7 Nationalism

  • Umut Özkırımlı Milliyetçilik Kuramları

  • Immanuel Kant Saf Aklın Eleştirisi

  • Gottfried Leibniz Monadoloji Haziran 2011 Pinhan Yayınları

  • Ahmet Çiğdem Aydınlanma Düşüncesi İletişim Yayınları 2013

  • Beck, Lewis White Early German Philosopy, Kant and His Predeccors, The Belknap Press 1969

Makaleler

  • Yrd. Doç. Dr. Savaş Yıldırım, Melis Engineri Aydınlanma Çağı Felsefesi

  • Immanuel Kant Aydınlanma Nedir ?

  • Immanuel Kant Ebedi Barış Üzerine Felsefi Deneme Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları

[1] Mehmet Ali Ağaoğulları Batı’da Siyasal Düşünceler 515-539

Bkz. Yrd. Doç. Dr. Savaş Yıldırım, Melis Engineri Aydınlanma Çağı Felsefesi

[2] Bkz. Norman Rİch Great Power Diplomacy 1814-1914

Bkz. Roy Bridge and Roger Bullen The Great Powers and The European States System 1814-1914

[3] Ahmet Çiğdem Aydınlanma Düşüncesi Alman Aydınlanması 2013

[4] Sapare Aude: Kendi aklını kullanacak cesareti göster. Immanuel Kant What is the Enlightenment ?

[5] Ahmet Cevizci Felsefe Tarihi Alman İdealizmi Fichte

[6] Macit Gökberk Felsefe Tarihi Alman İdealizmi Fichte.

[7] Macit Gökberk Felsefe Tarihi Alman İdealizmi Fichte ve Kant

[8]Umut Özkırımlı Milliyetçilik Kuramları sf. 38 Doğu Batı Yayınları

[9] Macit Gökberk Felsefe Tarihi Alman İdealizmi Scheilling

[10] Aristotales, Nikomakhos’a Etik (X. Kitap 1177b-1178a)

[11] Pope (Dunciad III, 194.)

[12] Asla Müdahale Etme ya da Kesintiye Uğratma

[13] Düşüncenin Çağırısı Say Yayınları

[14] Düşüncenin Çağırısı Say Yayınları Kişinin Düşünerek Yönünü Tayin Etmesi Ne Anlama Gelir ? Immanuel Kant

[15] Siyaset Felsefesi Tarihi Immanuel Kant sf. 311

[16] Immanuel Kant Aydınlanma Nedir

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial