AB YENİ YILDA MUTLU OLABİLECEK Mİ?

İsveç’in 1991-­94 yılları arasında başbakanlık ve 2006­-14 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı görevlerini yapan Carl Bildt’in Al Jazeera’ya yazdığı yazısında “Avrupa’nın gelecekte çok farklı bir biçimde olacağını” iddia ediyor.

Avrupa Birliği yeni yıl için hazırlıklarını sürdürürken, yeni yılda çok çetin politik zorluklar ile karşı karşıya kalabilir ve geçmişte kullanılan stratejiler gelecekte yeterli olmayabilir.

Bunun anlamı Avrupa Birliği’nin zorlukları kontrol etmekte tecrübesinin olmaması tabi ki de değil. Örnek olarak 2015’in yaz aylarında geniş bir kitle tarafından AB’yi çok derinden sarsacağı düşünülen “Euro Krizi” , zor geçen zirvelerden sonra çözüme ulaşmıştı. Kriz sonucunda Yunanistan ekonomik olarak ciddi zorluklarla mücadele etmeye devam edecek olsa da , “Avrupa Birliği ve Euro Bölgesinde” kalmayı başarmıştı.

Her ne kadar krizin aşılması AB’nin ekonomik ve siyasal düzeni kontrol etme kabiliyetini güçlendirmiş olsa da, güncel gelişmeler AB’den daha önce hiç olmadığı kadar çok ilgi gerektiriyor ve bu durum sadece Avrupa’nın güncel karşılaştığı sorunlardan kaynaklanmıyor. AB, liderlerinin hayal ettiği ” Yüzük Dostluğundan” çok uzakta bulunuyor. Özellikle Rusya’nın Doğu Ukrayna’daki agresifliği ve Radikal İslam Terörü ile AB “Ateş Çemberine” dönüşmüş bulunuyor.

Açık toplum ve katı hukuk kuralları gibi değerlerden ilham alınarak oluşturulan “Avrupa Birliği Fikri, komşularında yaşanan istikrarsızlık ve tansiyonlardan dolayı büyük bir zarar almışa benziyor. Diğer bir taraftan ise Orta Doğu’daki çatışmalardan kaynaklanan mülteci akımı özellikle Suriye’den­ Avrupa’nın tarihinde karşı karşıya kaldığı önemli sorunlardan birisi olarak göze çarpıyor. Her ne kadar evsiz kalan mültecilerin küçük bölümü artık Avrupa’ya girmeye çalışsa da Avrupa’daki mülteci sayısı bir milyondan fazla olduğu düşünülüyor ve Avrupa nüfusunun sadece 0,2’sini oluşturuyor.

Kısa bir süre zarfında özellikle bir kaç ülkeye yoğun bir şekilde mülteci akımı gerçekleşmesiyle beraber, Şengen sistemi içindeki bazı ülkeler sınır kontrollerine tekrardan başlamıştı.

2016 yılında her ne kadar Avrupalı ülkelerin sınır kontrolleri konusunda ve mültecilerin ülkelere oransal dağılımı konusunda anlaşacağı bekleniyorsa da mültecileri Avrupa toplumuna entegre etme politikası ve yabancı karşıtı partilerin tutumları gibi uzun dönemsel politikaların hayata geçirilmesi Avrupa’yı gelecekte çok daha zorlayacak gibi gözüküyor.

Mülteci krizi ve daha sonraki uyum mücadeleleri gibi sorunlar olmasa bile, AB’yi bekleyen çok önemli bir sorun daha var: “Zorlu Ajanda”. “Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı” ve “Dijital Tek Market” süreçleri Avrupa’nın uluslararası alandaki mücadelesinde merkezi bir rol oynuyor.

Bunlar yetmezmiş gibi, 2003 yılındaki olumlu hava ile gelişmiş olan stratejinin yerine geçecek olan yeni “küresel dış ve güvenlik stratejilerinin” haziran ayında yürürlüğe girmesi gerekiyor.

Bu zorlu ajandaya uyabilmek için AB, ” eş zamanlı olarak çok taraflı iş birliğini” tarihinde hiç olmadığı kadar iyi biçimde hayata geçirmesi gerekiyor. Fakat İngiltere’nin son zamanlardaki ayrılma tartışmaları göz önünde bulundurulduğunda, iş birliği çok zor gözüküyor.

İngiltere Başbakanı David Cameron şubat ayında gerçekleşecek görüşmelerde Avrupalı mevkidaşları ile olası bir anlaşma için mücadele edeceği beklense de, sonucu İngiltere halkı Cameron’un 2017 yılında yapılmasına söz verdiği referandumda belirleyecek. İngiltere’deki kamuoyu yoklamaları ise Avrupa Birliği’nden çıkmanın pek taraftar bulamadığını gösteriyor.

Referandumlar doğası gereği tahmin etmesi zordur. 3 Aralık’ta Danimarka Avrupa Birliği’nin hukuk ve politik yasalarını benimsenip benimsenmeyeceği belirlemek amacıyla referandum yaptı.

”Hayır” sonucunun çıkacağına çok düşük bir ihtimal verilmesine rağmen referandumdan %53’lük bir hayır sonucu çıktı. Paris saldırısı ve mülteci krizinin sonuçta önemli rol oynadığı tahmin ediliyor.

Aynı biçimde, İngiltere’de de referanduma kadarki süreçte çıkabilecek herhangi bir kriz referandum sonucuna çok büyük etkide bulunabilir.

Referandumun sonucu kesin olmamak ile beraber AB üyeliğine karşı bir oy Avrupa için yıkıcı olabilir. AB’nin jeopolitik gücünün ciddi derecede azalmış olduğu bir süreçte, İngiltere’nin ayrılmasıyla beraber birlik karşıtı güçlerin diğer ülkelerde de güç kazanmaları hiç şaşırtıcı olmayacaktır.

Yarım asırdan fazla bir süredir genişleme sonrasında AB, ani bir küçülme sürecine girebilir. İngiltere’den çıkacak sonucun AB’nin son dönemde karşılaştığı diğer sorunlarla birleşmesi durumunda Avrupalı liderlerin çok fazla politik oksijen tüketeceği kesin duruyor.

Sonuç ne olursa olsun, kesin olan bir şey var: Bir ya da iki yıl içinde, AB çok farklı olacak. Ya İngiltere’nin çıkmasıyla beraber birlik çatlayabilir ve AB karşılaştığı neredeyse her türlü sorunda tökezleyebilir. Ya da İngiltere’nin de dâhil olduğu dinç bir birlik mülteci ve sınır konularında beraber hareket edebilir ve “Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı” ve “Dijital Tek Market “ konularında da başarıya ulaşabilir.

Avrupa’nın yeni yılda mutlu olup olmayacağı gelecek on yılda Avrupa’nın mutlu olup olmayacağını da belirleyebilir. Kısacası, bu süreçte Avrupa’nın “kendi kaderini kendi belirleyecektir” demek yanlış olmayacaktır.

KAYNAK: http://www.aljazeera.com/indepth/opinion/2015/12/happy-year-europe-eu-eurozone-151228120308893.html

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial